05/05/2021 | Yazar: Kaos GL

Lubunyalar için Dayanıklılık Geliştirme Rehberi’nden lubunyalardan lubunyalara mektuplar: “Yaşadığım iyi ve kötü her olayın geçici olduğunu kendime hatırlatıyorum: Anılar yapışkan değil kaygan olmalı, kayıp gitmeli ki yenilerine yer açılsın.”

Mektubun var lubunya: Caddeler nasıl da genişliyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Lubunyalar için Dayanıklılık Geliştirme Rehberi, geride bıraktığımız Ekim ayında dijital ortamda yayınlanmıştı.

Nazlı Mayuk’un yayına hazırladığı, Deniz Nihan Aktan’ın düzeltisini ve Gözde Gürel’in tasarımıyla birlikte illüstrasyonlarını yaptığı Rehber’in bir bölümünde lubunyalardan lubunyalara mektuplar yer alıyor. Bu hafta, sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde “Birbirimizin sesini duyalım ve başa çıkma yöntemlerimizden ilham alalım” diyerek bu mektuplara yer verdik. Rehberden son mektup için sizi şöyle alalım…

Caddeler nasıl da genişliyor!

“Dayanıklılık, güçlenmeye çalışmaya başladığımdan beri üzerine sıkça düşündüğüm ve anlamı benim için günden güne değişen bir kavram. Güçlenme Pratikleri’nin son gününde Nayuk bizi, dayanıklılığı dirayet, direnç ve esneklikle birlikte düşünmeye davet etti. İşte böylece dayanıklılık kavramı tüm ağırlığıyla yine aklıma düştü. Şimdiye kadar benimle birlikte hangi şekillere girdi hatırlamaya çalıştım. Önceden bazı acı verici ve rahatsız edici hisleri görmezden gelirdim. Ağlamak istiyorsam kahkaha atar, bağırmak istiyorsam şarkı söylerdim. Böylece dayanıklı olduğumu sanırdım. İçimde çok fazla his biriktiğini ve gülerek veya şarkı söyleyerek bunları içimden atamadığımı fark ettiğimde dayanıklılık geliştirmek benim için daha farklı bir anlam kazandı. O yüzden yeni güçlenme yöntemleri aramaya başladım.

Güçlenme Pratikleri etkinliğine katılmakta da motivasyonum bu arayış oldu. Güçlenme, iyileşme üzerine düşünüp eyleyen aktivistleri farklı güçlenme pratikleriyle tanıştırma amacıyla düzenlenmiş ilgi çekici üç günlük bir etkinlikti. ‘Nasıl ola ki hikaye anlatarak, dans ederek güçlenelim’ dedim içimden. Merak ettim. Üç gün sürecek bu yolculuğun ilk günü yol arkadaşlarımla tanıştım. Birbirinden farklı hikayeler var oluşlar, bir ekranda buluştuk. Bizleri bu cam zeminde birleştiren, şiddetsiz ve özgür bir yaşam için düşünüp eyleyişimiz olmuştu. İkinci gün Ebru Celkan’la yaptığımız hikaye anlatıcılığı atölyesindeki perspektif çalışmasında bizim için etkisi büyük olan bir anıyı hem kendi bakışımızdan, hem karşı tarafın bakışından hem de tarafsız üçüncü bir kişinin bakışından kaleme aldık. Benim hikayemde karşı tarafın sesi çok gür çıkıyordu, benimki de çok cılız. Benim için travmatik bir deneyim olan bu anıyı kendi bakışımdan kaleme dökerken o anı yaşarken çıkaramadığım seslerin, ulaşamadığım düşüncelerin nasıl da içimde yankılandığına şahit oldum. Karşı taraf o kadar çok bağırmıştı ki ben o zaman içimde ‘hayır öyle değil böyle’ diyen sesleri duyamamıştım. Bu çalışma sayesinde karşı tarafın gerçekliklerinin bastırdığı kendi gerçekliklerim su yüzüne çıktı. O anki hislerimi, düşüncelerimi tanıdım. İsimlerini öğrendim. İsmini bilmediğimi tespit edemez, tespit edemediğimi değiştiremezdim. Bu çalışmada da gördüm ki dayanıklılık dirayetle birlikte daha da anlam kazanıyor. Dirayet, tanımak, bilmek demek.

Bir süredir, tam olarak tanımadığım, nereden geldiğini bilmediğim ama bana rahatsızlık veren hisleri eskisi gibi içimde bir yerlere ötelemektense onları tanımaya, bilmeye çalışıyorum. Gerek okuyarak gerek bana en çok zarar veren insanların davranışlarını gözlemleyerek bana kimlerin neden, nasıl, ne zaman, ne hissettirdiğini anlamaya yaklaşıyorum. Böylelikle istemediğim hislerin nereden, nasıl, neden geldiğini ve bu sayede onlarla nasıl ilişkileneceğimi de öğreneceğimi umuyorum. Ama tüm acı veren hisleri ve bu hisleri yaratan sebepleri tek başıma tanımlamak benim için çok zor.

Bu duyguları ve bu duyguları oluşturan sebepleri isimlendirip sesli söylemeye başlayalı çok olmadı. Başta, bundan önce içimde taşıdığım yükleri artık sırtımda taşıyor gibi hissettim. Sanki tanıdığım, dışarı çıkardığım duyguları bilmediğim bir yere doğru götürüyordum. Fakat koşullar değişmeden aynı yükleri taşımak için direnç göstermek, bedenimin uzun süre taşıyamayacağı kadar ağır yükleri bir bilinmeze götürmeye çalışmak demekti. Gerçekten de öyle oldu.

Önceden sürekli gülen, her şeyin dalga geçilecek tarafını bulan, hayatla muziplikleri sayesinde baş edebilen biriyken; tüm bunlarla ismen tanıştığımda üzerine ağırlık çökmüş, konuşmaya, gülmeye, yürümeye hali kalmamış bir insana dönüştüm. Bu süreçte gerçekten birilerinden yardım almam gerektiğini hissettim. Gerek kabul gördüğüm arkadaş gruplarıyla gerek terapilerle kendimi güçlendirmeye çalıştım. Ama hiçbir teselli, hiçbir arkadaş sohbeti beni iyi hissettirmiyordu. “Düzelir, yaparsın” gibi ifadelerle yüklü bu tesellilerle genellikle ulaşabileceğimden bile emin olmadığım ileriki güzel zamanlara atıf yapılıyordu. Ya da deneyimlerimi anlattığımda benim için en kötü olan olayların olumlu bakabileceğim tarafları önüme sunuluyordu. Oysa ben gerçekten kötü şeyler yaşamıştım ve benim gerçekliğimde bunların hiç de iyi bakılacak tarafı yoktu.

Düşündüm, geçmişteki şiddet ve ayrımcılık deneyimlerimi anlayabilecek ve bana yardım edebilecek insanlarla tanışmalıyım dedim. Onlarca güzel kadınla tanıştım ve dahil oldukları feminist kadın örgütüne dahil oldum. Ama orada da mutlu olmadım. Çünkü bana hiç de güçlü olmadığım bir zamanda ‘sen güçlü bir kadınsın’ dediler. Oysa değildim. Sırtıma bir de ‘güçlülük’ yükü yüklenmişti. Benim yerime yanında çalışabileceğim insanlarla konuştular, benim tanışmaya cesaret edemediğim insanlarla beni tanıştırdılar. Kısaca hep benim adıma konuştular.

Fark ettim ki şimdiye kadar edindiğim çoğu olumsuz duygu/deneyim birilerinin benim adıma konuşmasından kaynaklanıyordu. Kimisi ‘yapamazsın, gidemezsin, giyemezsin’ gibi olumsuz, kimisi de ‘sen güçlü bir kadınsın, ben de senin gibiydim, zamanla düzelecek, daha iyi hissedeceksin’ gibi olumlu yargılamalardı ama yine de hepsi benim adıma yapılan konuşmalardı. Hepsinde benliğimin silikleştiğini, diğerleri için iyi ya da kötü bazı temsillere dönüştüğümü hissediyordum. Sonra bu deneyimleri anlayabileceklerini düşündüğüm, bir şekilde tanıştığım kuir feminist insanlarla paylaştım. Benim kadar zor tecrübeleri olmuş, benim kadar yorgun düştükleri de olmuştu ve onlar da kendi güçlenme pratiklerini arıyor veya buldularsa geliştirmeye çalışıyorlardı. Hiç benim adıma konuşmadılar; aksine hepimiz bir araya gelip kendimiz adına konuştuk. Hüzünlü de olsa, umutsuz da olsa, çok mutluluk verici de olsa paylaşmak istediğimiz her duyguyu rıza alarak birbirimizle paylaştık ve bu hepimize iyi geldi. Bunu artık her hafta yapıyoruz. Yaklaşık 4-5 kişi düzenli katılım gösteriyor. Ve gerçekten büyük bir hüzünle de olsa birimiz kendini dışa vurduğun da öylece sessiz kalıp o hüznü paylaşmak bile çok ama çok iyi ve neden olduğunu tam olarak anlamadığım bir şekilde güçlendirici hissettiriyor. Belki yalnız olmadığımızı hissettiğimiz için, belki çok acı veren bir şeyi sesli söylediğimizde yükü hafiflediği için, belki yargılanmadan, sözümüz kesilmeden uzunca dinlenmeye, birilerinin duymak istediği sözleri bulmaya çalışmadan konuşmaya ihtiyacımız olduğu için. Çok büyük ihtimalle de tüm bunlar için. Şimdi, oluşturduğumuz kadın ve na-ikililere yönelik ‘Küfe’ isimli bu öz yardım grubu ve destek gruplarıyla ilgili daha fazla kafa yoruyor, edindiğimiz bilgi ve deneyimleri başka insanlara aktarmak istiyoruz.

Şu sıra hayatımın büyük çoğunluğunu geçirdiğim ve çoğu kötü anımı yaşadığım aile evinde yaşıyorum. Pandemi koşulları, arkadaş çevremi değiştirmem ve sonrasında kendime yeni bir alan yaratamamam nedenleriyle İstanbul’dan bu küçük ilçeye geldim. Burada esnek olmaya çok ihtiyaç duyuyorum. Esnekliği hayatımda yeni yeni deneyimliyorum. Uzun süre olumsuzluklara direnç göstermek sanırım beni biraz katılaştırdı. Mutluluk sanki kafama konmuş bir kuş ve ben azıcık kımıldasam uçup gidecek diye korkuyorum. Güçlenme Pratikleri’nin son etkinliği olan dans atölyesi de esneklikle oldukça ilgiliydi. Alexa Rani ile 5 ritim dansını yaparken önce bedenimizi esnetip, adeta geçirgenleştirip iyi-kötü tüm hisleri kabul ettik. Sonra tüm vücudumuzu durmaksızın titreterek adeta içimizde biriken büyük küçük her şeyi parçalayıp etrafa saçtık. İyi-kötü birçok anının görünmez duvarlar ördüğü odamda oradan oraya salınırken hareket halindeki vücudumla o duvarları esnettiğimi, kendime ve yeni anılara alan açtığımı hissettim. Bedenimden yükselen ritimle birlikte içimden ‘olduğun yeri değiştiremiyorsan, orada hareket etme biçimini değiştir’ diyen bir ses yükseldi. Benim için esnekliği gerçekten eyleme döktüğüm önemli bir deneyim oldu. Dayanıklılık tanımıma esneklik eklenmeseydi, büyük olasılıkla yaşadığım yerdeki kötü anıların canlandırdığı kötü duyguları eskisi gibi komple sırtıma yüklenecektim.

Şimdi ise biraz esneyerek, yani, kötü anılarımın olduğu odamda dans ederek, sınırlarımı ihlal eden atanmış aileme gerekli uzaklığı koruyarak, şiddet dolu sözler duyduğum sokaklarda bunların artık eskimiş, değişmeye yüz tutmuş ezberler olduğunu kendime hatırlatarak yoluma devam ediyorum. Yaşadığım iyi ve kötü her olayın geçici olduğunu kendime hatırlatıyorum:

Anılar yapışkan değil kaygan olmalı, kayıp gitmeli ki yenilerine yer açılsın.

Yaşadığım yerde bir süreliğine yaşadığımı, yeryüzünde tamamen özgür, şiddetsiz hiçbir alan olmadığını, bu özgür ve şiddetsiz alanı olduğumuz yerde bazen taş gibi sert, bazen su gibi akışkan davranarak bizim yaratacağımızı kendime hatırlatıyorum.

Yaratma cesaretini göstermeye, zafere değil sefere talip olmaya varım. Bu motivasyona ulaşmak benim için uzun bir süreçti ve kendi adıma bu umut sürekli değil. Dayanıklılık tüm bu anlattıklarımın sonunda bana göre dirayet, direnç ve esneklikten ayrı düşünülemez bir hal alıyor. Dayanıklılığı, direnci, dirayeti, esnekliği türlü hallerde deneyimliyoruz. Sürekli şiddet zemininin üstünde kendi alternatif zeminlerimizden (bu 3 günlük buluşma gibi), yazılarımızdan, resimlerimizden, müziğimizden, sohbetlerimizden, birlikteliğimizden güç alarak yola devam ediyoruz: ‘Caddeler nasıl da genişliyor’.

Sevgiler”

Mavi tohum

Lubunyalar için Dayanıklılık Geliştirme Rehberi’ne buradan ulaşabilirsiniz.


Etiketler: yaşam
Bayram