22/04/2022 | Yazar: Canan Coşkan

Cinsel suçlar işleyen bazı natrans kadınlar var, değil mi? Öyleyse tüm natrans kadınların tuvalete girmelerine izin verilmemeli mi? Trans kadınların kadınlar ve çocuklar için bir tehdit olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmuyor.

Neden trans karşıtı bütün argümanlar balondan ibaret? - II Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

22 Kasım 2022’de Current Affairs’te yayınlanan “Why All The Anti-Trans Arguments Are Bogus” başlıklı söyleşiyi Canan Coşkan, KaosGL.org için Türkçeleştirdi. Söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. İlk bölümü okumayanlar için link: Neden trans karşıtı bütün argümanlar balondan ibaret? - I

ROBINSON   

Sana erkek ve kadın gibi kavramların tanımlarını ve kadın olmanın ne anlama geldiğini, erkek olmanın ne anlama geldiğini sormak istiyorum. Toplumsal cinsiyeti eleştirenlerin —ya da artık onlara her ne isim vermek istiyorsak— tartıştıkları “hah yakaladım işte”lerden biri, mantıklı olan tek kategorilerin biyolojik erkek ve biyolojik kadın kategorileri olduğu yönünde. Ve eğer bunları kullanmıyorsak, o zaman başka herhangi bir tanım tutarsız oluyor ya da kalıpyargılaşmış feminenlik mefhumlarına dayanıyor. Sana Lionel Shriver ve Helen Joyce'dan iki kısa pasaj okumak istiyorum. Helen Joyce: “Trans kadınların kadın olduğu mantrasında, o durumda kadın kelimesinin ne anlama geldiği sorusunu gündeme getiren ve yanıtsız bırakan bir kısır döngü var.” Lionel Shriver: “Bir spektrum oluşturmak için erkek ya da kadın olmanın ne demek olduğunu anlamak gerekir…. Bize trans kadının erkek olarak doğmuş olabileceği ama kendini kadın gibi hissettiği söylendi. Sapık olmak istemem ama kadın olmanın nasıl bir his olduğu hakkında hiçbir fikrim yok ve ben de kadınım.” Ve trans hareketinin, kadın olmanın, giymeyi seçtiğiniz kıyafetler, rimeller, topuklu ayakkabılar ve benzeri şeylerle çok ilgisi olduğunu düşündüğünü belirtiyor. Ve yine bu, Germaine Greer gibi insanların söylediği bazı şeylere kıyasla daha orta düzeyli bile kalıyor.

SERANO    

Peki… Nereden başlasam… Günümüzde “trans kadınlar kadındır” türünden bir mantraya sahibiz. Kitabımı yazarken çoğu insanın aşina olduğu ve aynı amaca hizmet eden “Ben bir erkeğin vücuduna hapsolmuş bir kadınım” veya “Bir kadının vücuduna hapsolmuş bir erkeğim” mantraları vardı. Aslında, bundan bir adım uzaklaşıp şunu söyleyeyim: Transların bir nevi hezeyanlı olduklarına, aşırı basit toplumsal cinsiyet mefhumlarıyla sıklıkla çok kalıpyargılı toplumsal cinsiyet fikirlerine sahip olduklarına ve bu toplumsal cinsiyet klişelerini yerine getirmeye çalıştığımıza yönelik bir varsayım bulunuyor. Ve aslında durum bunun tam tersi.

Her transın birbiriyle aynı olduğunu ve her bir natransın böyle olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Ben bu argümanı savunmuyorum. Söylemek istediğim şu ki —“ben” ifadeleriyle konuşursak, benim için— toplumsal cinsiyeti, birlikte büyüdüğüm her çocukla aynı şekilde görerek başladım. Ben X Kuşağı’ndanım. Hepimize toplumsal cinsiyeti belirli bir şekilde görmemiz öğretildi. Bu, bedenlere dair kalıpyargıları içeriyordu, yapmanız gereken şeyleri, büyüdüğünüzde ne olacağınızı, tüm o öğrenilmiş fikirleri, kaçınılmaz olması gereken şeyleri içeriyordu. Ama trans olduğum için, açıklanamaz bir şekilde bu gerçekten güçlü duygulara, her şeyden önce, oğlan olmamla ilgili bir sorun olduğu düşüncesine sahiptim. Ama daha da önemlisi, kız olmam gerektiği gibi bir o kadar açıklanamaz bir duyguya sahiptim. Ve bu beni gerçekten korkuttu. Ve bana hiçbir anlam ifade etmedi. Ve çoğu transın kendilerinin ilk büyük eleştirmenleri olduğunu düşünüyorum, öyle değil mi? O düşüncelerden çok şüphe duydum. O düşüncelerden kurtulmaya çalıştım. Ve toplumsal cinsiyet hakkında giderek daha fazla şey öğrenmenin, daha fazla cinsel çeşitlilik öğrenmenin birçok aşamasından geçtim; o kadar ki, trans olarak açıldığımda seni temin ederim toplumsal cinsiyeti ortalama bir natranstan yaklaşık bin kat daha fazla sorgulamışımdır. Natransların kendi toplumsal cinsiyetlerini sorgulamadıkları anlamında söylemiyorum a gelmiyor —bunu yapıyorlar. Sadece hayatımın büyük bir kısmını sorgulamak, araştırma yapmak ve farklı insanlarla tanışmakla geçirdiğimi söylüyorum. Yolculuğumun bir kısmı başka kuirlerle ve diğer translarla tanışmayı kapsadı. Her transın toplumsal cinsiyet konusunda mükemmel bir uzman olduğunu söylemiyorum. Ama demek istediğim şu ki, genel olarak toplumsal cinsiyeti düşünmeye ve sorgulamaya ortalama bir natranstan çok daha fazla zaman ayırıyoruz. Bu yüzden sadece, toplumsal cinsiyet konusunda basit mefhumlarımız olduğu fikrini yırtıp atmak istiyorum.

Trans kadınlar kadın mıdır ya da trans kadın bir erkeğin vücuduna hapsolmuş bir kadın mıdır sorusuna geri dönersek, trans perspektiften, bu ifadeler çok bariz bir şekilde, cidden karmaşık bir şeyi, anlayamayabilecek insanlara çok basitçe açıklama girişimleri oluyor. Geçiş sürecimin ilk dönemlerinde tüm bu şeyle karşılaştım. Bir erkeğin vücuduna hapsolmuş bir kadın olmak ne anlama gelir? —ki ben kendimi asla böyle görmedim ama başka insanların kuracakları cümlelere vermek zorunda kaldığım cevap buydu. Büyürken, diğer kızların ne hissettiğini veya diğer oğlanların ne hissettiklerini bilmiyordum. Bunlara dair hiçbir fikrim yoktu; ben sadece yaşadıklarımı biliyordum. Yani ben bir trans kadın olduğumu söylediğimde, bunun nedeni kadın olmayı arzulamam ya da kadın olmakla ilgili kalıpyargılaşmış mefhumlara sahip olmam ya da kadınların gerçekte ne hissettikleri konusunda kaba bir varsayımda bulunmam değil. Kendim dışındaki kimsenin içinde ne hissettiği hakkında hiçbir fikrim yok. Gerçekten güçlü duyguları olan bazı insanlar var. Ve sen buna duygular diyebilirsin —bense durumun bundan biraz daha karmaşık olduğunu söyleyebilirim. Bunu genellikle bilişsel çelişkiye benzer olarak tanımlıyorum; vücudunun mevcut halinde olmadığı belirli bir şekilde olması gerektiğini anlamak ve bunu çözmeye çalışmak.

Bu, senin soruna ve az önce okuduğun pasajlara geri dönmenin dolambaçlı bir yoluydu. Bence toplumsal cinsiyet gerçekten karmaşık. Sorun, transların trans kadınlarla natrans kadınlar arasındaki farkı tanımamaları veya kabul etmemeleri değil; sorun, Helen Joyce gibi trans karşıtı konumlanan insanların birçok benzerliğimizi tanımayı reddetmeleri. Dünya üzerine yürüdüğüm ve insanların beni kadın olarak geçer gördüğü hayatımın her günü cinsiyetçilik yaşadım. İnsanların beni cinsel olarak nesneleştirmelerini deneyimledim. Benim yerime konuşan erkeklere tanık oldum. Kadın olmanın nasıl bir şey olduğuna dair çok iyi bir duyumsamam var. Bir kadın olarak deneyimlerimi evrensel görmüyorum ya da başka herhangi bir kadının kadın olma deneyimleri gibi görmüyorum. Ve bu yüzden, kendimizi gerçekten kalıpyargısal kadınlar olarak gördüğümüze dair o fikirleri uydurmaları cidden ikiyüzlülük. Bu çok sorunlu çünkü erkekliğe ya da kadınlığa dair kalıpyargısal ideallere göre yaşıyor gibi görünen insanların ezici çoğunluğu natranslardan oluşuyor. Bu toplumsal cinsiyet klişelerine gerçekten kendini adamışa benzeyen pek çok natrans bulunuyor.

Başka insanlara saygıyla davrandığın ve onlara zarar vermediğin veya hayatlarını etkilemediğin sürece, bu bence sorun değil. Senin kendi toplumsal cinsiyetine yönelik anlayışın beni ilgilendirmiyor. Nasıl giyindiğin beni ilgilendirmiyor. Çoğu trans —her trans demeyeceğim— tüm transların aynı deneyime sahip olmadığını tanıdığımız noktaya ulaştı. Ve bazı translar kendilerini böyle görüyor. Ve başka insanlar kendilerini diğer şekilde kavramsallaştırabilirler. Ancak hepimiz, toplumsal cinsiyetlerimizi doğumda bize atanmış olan toplumsal cinsiyetten farklı bir şekilde anlama deneyimine sahip insanlar şemsiyesi altına giriyoruz. Translar tüm bu farklı yönlerden çok çeşitlilik sergiliyor. Hepimizin gerçekten kalıpyargılaşmış maskülen erkekler ve feminen kadınlar olmaya çalıştığımızı söyleyen biri, cidden hiçbir transı tanımıyor. Az önce Caitlyn Jenner ile ya da her kimse onunla birkaç röportaj görmüşlerdir. Ve diğer herkes hakkında bu varsayımı yapmışlardır.

ROBINSON   

Sanırım hayatlarını, kendilerini düzeltebilecek herhangi biriyle konuşmaktan kaçınmak için her türlü çabayı göstererek geçiriyorlar. Mesela Abigail Shrier'in kitabı —şok eden şeylerden biri, "kızlarımızı baştan çıkaran trans çılgınlığı" alt başlığı. Bu ikna unsuru iğrenç çünkü feminizm namına kadınlara ve kızlara kendilerinden nefret etmelerinin veya kadın olmanın ne demek olduğunun öğretildiği fikrini ortaya atıyor. Shrier sadece trans çocukların ebeveynleriyle konuşuyor. Ve konuştuğu tüm ebeveynler paranoya sergiliyorlar ve "Ah, biliyor musun, kızım artık kız olmak istemiyor, bu çok acıklı. Onu okuldan alıp eyaletin öbür ucuna taşınmak ve tüm bu zararı ona vermek zorunda kaldım” diyorlar. Bu ebeveynler de kulağa genellikle korkunç, rezil insanlar gibi geliyor. Ve yani aslında, belki çocukla konuşsan, çocuk sana farklı bir hikaye anlatacak. Ancak bir karşı argüman sağlayabilecek herkesin kasıtlı olarak dışlanması söz konusu. Senin blog yazılarındaki titizliği ve bunların her skimsonik ikna unsuruna yanıt veren verilerle ve olgularla dolu olduğunu fark ettim. Bunlara yanıt verdiklerini hiç görmüyorum. Bunu yaptığını veya var olduğunu kabul ettiklerini asla görmedim.

SERANO 

Evet. Bu kitapların hiçbirinde atıflanmadığımdan eminim. Gördüğüm kitapların sadece birinde benden alıntı yapan tek kişi, toplumsal cinsiyet kimliğinin popülerliğini Whipping Girl (Türkçesi Kırbaçlayan Kız) kitabıma bağlayan Kathleen Stock idi. Tabii ki, toplumsal cinsiyet kimliği 1950'lerden beri var. Geçiş yaptığımda, trans olmanın resmi teşhisine “toplumsal cinsiyet kimliği bozukluğu” deniyordu. Kitabımda, özellikle cinsiyetin öneminden bahsediyorum. Bu yüzden kitapta kendimi bir trans kadından ziyade bir transseksüel kadın olarak tanımlıyorum. Cinsiyetin gerçekten önemli olan yönlerinden bahsediyorum. Bilerek mi yanlış okundum, yoksa gerçekten tam okunmadım mı bilmiyorum. Belki de sadece, trans mevzularının gerçekleştiğini düşündükleri o dönemin sonlarına [2000-2009] denk düşen popüler bir kitaptı. Ondan önce trans mevzuları yoktu ve sonra birdenbire trans mevzuları patlak verdi. Ve bunu açıklamak zorundalar. Bilmiyorum. Ama evet, en başta da söylediğin gibi, “hah yakaladım işte” satırları olsun istiyorlar ancak kendi savlarını desteklemeyen gerçeklerle ve karşı-olgusal verilerle fiilen ilgilenmek istemiyorlar.

ROBINSON    

Tekrar tekrar ortaya çıkan tüm bu ortak ikna unsurlarının üzerinden geçecek kadar zamanımız yok. Geçişlerine dair pişmanlık yaşayanlar hakkında üretilen, tersine geçiş yapmışlarla ilgili olan bir argüman var. Tersine geçiş yapanların profillerini çıkarıyorlar. Elbette tersine geçiş yapanlar var. Ama bu argümanın devamında, bunun bir istisnadan ziyade norm olduğuna insanları örtük bir şekilde ikna etmeye yönelik bir çaba oluyor. Sözüm ona diğer trans kızların etrafında dolanan genç kızların ortada bir sosyal bulaş varmışçasına etkilendikleri o deliliğe neden olduğu öne sürülen şeylerden biri olan “erken başlangıçlı cinsiyet disforisi”nden bahsettin. Bu argümanları çok özenli bir şekilde gözden geçirdin ve çürüttün. Ben de bunun üzerine bazı makaleler kaleme aldım. Olgular, bilim ve rasyonellik namına yapılan argümanlara cidden baktığımızda ve bunları mercek altına aldığımızda mantığın inanılmaz derecede zayıf olduğunu görüyoruz. Kendi içinde çelişen tüm verileri kasten dışarıda tutuyorlar. Erken başlangıçlı cinsiyet disforisi, sadece ebeveynlerle konuştukları o çalışmaya dayanıyor ve belki de trans olan ufak çocukların, birbirlerini birer trende dönüştürdükleri için değil, karşılıklı destek için birlikte sosyal gruplar oluşturdukları olgusunu göz önünde bulundurmadılar bile, değil mi? Yakından incelediğimizde cidden salt içeriksiz şeylerden ibaret. Ama kendini pek özenli donattığından bu, sözde bilim oluyor. Dawkins'in tanıtım yazısının tamamı bundan ibaret. Bir dergide bir şey yayınlamak tamamen bundan ibaret. Bu bilim illüzyonu oluyor.

SERANO

Çoğu zaman trans karşıtı aktivizmi, aşı karşıtı harekete çok benzer olarak betimliyorum. Aşı karşıtı hareket içinde, bilim bize aksini söylese de, tüm o farklı kaynakları aktarabilen ve aşıların neden kötü olduğuna dair tüm o farklı argümanları savunan bazı insanlar bulunuyor. Öte yandan, bu şeyin enjekte edilmesinin iğrenç veya bulaşıcı olduğunu düşünen bazı insanlar da var. Aşı söz konusu olduğunda, vücudun verebildiği kötü tepkiler [ateş, vücut ağrıları] bulunuyor çünkü bu, aslında gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz potansiyel virüsle savaşmakta olan bağışıklık sistemine işaret ediyor. Haliyle bazı insanlar alıntı yapabilecekleri olgular veya belgelerle karşımıza çıkar, bazıları ise bu şekilde karcımıza çıkmaz. Bazıları, Bill Gates'in aşılara mikroçip koymasıyla ilgili bir parça yem atmak ister.

Trans karşıtı hareketin buna çok benzediğini düşünüyorum. Translara sadece kötü tepki veren ya da transları suni ya da ahlaksız olarak gören bazı insanlar bulunuyor. Ve tek istedikleri bunun bitmesi. Ve bu uğurda bulabilecekleri herhangi bir argümanı alıntılayacaklardır. Ve bazı insanlar, bu görüşleri sorgulayan esas bilimi ve araştırmaları gerçekten dikkate almasa ve iyi bir şekilde desteklenmiş olmasa da, bu argümanları onlar için sağlayacaktır. Yani ben duruma böyle bakıyorum. Çok amaçlı bir çarpıtma bilgi kampanyası. Çok uzun zamandır bu konular hakkında yazan bir trans aktivist olarak, bunu yangın musluğuna ağzını dayamaya benzetiyorum. Çok fazla çarpıtma bilgi bulunuyor. Bu çarpıtma bilgiler dışarıda bir yerlere erişecek ve ne kadar uğraşırsan uğraş bir şeyler yapacak. Buna karşı ben ve diğer birçok trans mücadeleye devam etse de, bu çok iç karartıcı…

ROBINSON  

Evet, bu iç karartıcı. Son yıllarda bu yeni ikna unsurlarının ileri sürülmesinde cidden büyük bir başarı elde edildi. Demek istediğim, trans gençlerin tıbbi bakım ihtiyaçlarını yasaklamak ve transların spor liglerinde bulunmasını yasaklamak için Cumhuriyetçilerin ülke çapında getirdiği bütün o yasalar söz konusu. Ve sonra tüm o tuvalet mevzusu. Bunlar cidden endişe verici. New York Times'daki Helen Joyce kitabı gibi şeyler hakkında olumlu değerlendirmeler görmek ve Guardian'da —ki bunlar liberal yayınlar— buna benzer şeyler görmek cidden ama cidden endişe veriyor.

Seninle olan röportajımızı transfobi ve bunu nasıl anlamamız gerektiği üzerine konuşarak bitirmek isterim. Bu konu üzerine yazdıklarının oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum. Bence "fobi" kelimesini duyunca insanların aklına genellikle korku geliyor ve herkes "Eh, korkmuyorum. Bu yüzden ben bir transfobik olamam” diye düşünüyor. Senin yazdıklarını okurken öğrendiğim şeylerden biri, transfobiyi insanların yaşamlarına ve deneyimlerine nasıl değer verildiğine dair bir tür çifte standart olarak kavramanın daha iyi olduğu. Daha önce de belirttiğin üzere, hikayenin veya tartışmanın diğer yarısı her zaman dışarıda bırakılıyor. Mesela, J.K. Rowling'in argümanı, “kendini kadın hisseden herhangi bir erkeğe tuvaletlerin ve soyunma odalarının kapılarını açtığınız zaman, içeri girmek isteyen tüm erkeklere kapıyı açmış olursunuz” şeklinde ve natrans kadınların tuvaletlerdeki güvenliğine pek özen gösterdiğini ama kendi toplumsal cinsiyetlerine ters olan tuvaleti kullanmaya zorlanan trans kadınların güvenliğine özen göstermediğini düşündürtüyor.

Ve aynısı tıbbi bakım ihtiyaçlarına yönelik tartışmalarda da karşımıza çıkıyor. Bir kadının İngiltere’de NHS tarafından sözüm ona geçişe zorlandığı şu büyük meşhur vaka var mesela. Bize yazan bir trans yazar ise İngiltere'de NHS ile deneyimlerinden bahsediyordu. Büyük bir hukuki dava söz konusu. O meşhur vaka insanların tıbbi bakıma zorlanmasının bir örneği olarak gösteriliyor. Ama bize yazmış olan yazar tam tersi bir deneyim yaşamıştı. İhtiyaç duyduğu bakımı alamadı. Her aşamada cesareti kırılıyordu. Dolayısıyla bu tür bir hikaye, bakıma ihtiyaç duyan ve tüm yaşamları boyunca bakımla ilgili engellerle karşılaşan bütün transları dışarıda bırakıyor. Yani istisnai vakalara ve sürekli, hapishaneye gönderilmiş ve hapiste birine saldırmış bir trans örneği bulmaya odaklanan ama diyelim ki bir trans kadının erkeklerin olduğu bir hapishaneye konmasını ve saldırıya uğrama riskini göz önünde bulundurmayan bir vurgu söz konusu. Transfobinin esası, trans yaşamlarının sanki hiçbir önemi yokmuş gibi görmezden gelmekten, transların söylediği her şeyi yok sayabilmekten ibaret.

SERANO 

Evet. Bu yılın başlarında, birkaç farklı noktaya değinen “Translar, Tuvaletler ve Cinsel Saldırganlar: Veriler Ne Diyor” başlıklı bir deneme yazısı yazdım. Trans karşıtı aktivistlerin ısrarla öne sürdüğü iki temel strateji bulunuyor. Birincisi, çocukların trans olmaya itildiği. Bu başlı başına bir mevzu. Diğeri de, transların tuvaletlerde sözüm ona potansiyel cinsel saldırganlar oldukları iddia ediliyor. İki hafta önce, trans kadınların lezbiyenleri kendileriyle sekse zorladıklarını öne süren korkunç bir BBC yazısı vardı. Bu, tekrar tekrar ortaya çıkan bir ortak nokta. Ve en aşırı trans karşıtı aktivistlerden bazıları, aslen hiçbir temeli olmayan bir şekilde translardan açıkça çocuk okşayıcılar ve pedofiller olarak bahsediyor.

Yani bu cinsel saldırganlık şeyi de senin bahsettiğin J.K. Rowling alıntısı gibi. Denememde, trans kadınların ve trans kapsayıcı tuvalet politikalarının birilerine zarar verdiğine yönelik hiçbir işaret olmadığını gösteren birkaç farklı görgül çalışmayı sunuyorum. Ve sadece bunlarla sınırlı değil; aynı zamanda translar için uygun tuvalete girebildiğimizde bile tuvaletlerde aslında kıyas götürmeyecek seviyede tacizle karşı karşıya kaldığımızı gösteren başka araştırmalar da bulunuyor. Muhtemelen translardan veya trans cinsel saldırganlardan çok daha fazla natrans kadın cinsel saldırgan oluyor ama bunlar rakamlara yansımıyor. Cinsel suçlar işleyen bazı natrans kadınlar var, değil mi? Öyleyse tüm natrans kadınların tuvalete girmelerine izin verilmemeli mi? Trans kadınların kadınlar ve çocuklar için bir tehdit olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmuyor.

Ama bu, ahlaki panik yaratmak için oynanan çok klasik bir numara. Sivil Haklar ve ayrıştırma dönemlerinde ortaya çıktı. 60'lar ve 70'ler sırasında, [gey hakları karşıtı aktivist] Anita Bryant'ın, öğrencileri kendi saflarına çeken gey ve lezbiyenlerin öğretmenler olmalarına karşı çıkmasıyla gündeme geldi. Göçmenler ve Yahudiler gibi başka gruplara karşı kullanıldı. Bu çok standart bir numara. O sebeple kesinlikle buna değinmek istedim.

Transfobi üzerine nasıl düşünülmesi gerektiğine dair sorduğun diğer soruya geri dönersem, aktivist dilin bazen ters tepebileceğine veya yanlış yorumlanabileceğine kesinlikle katılıyorum. Şunu kastediyorum: Cinsiyetçilik veya ırkçılık hakkında geçiştirici bir anlayıştan daha fazlasına sahip olan herhangi biri, bunun “Kadınlardan kelimenin tam anlamıyla nefret ediyorum” veya  “Irkçı olamam çünkü Siyah bir arkadaşım var” gibi bir şeyden daha karmaşık olduğunu anlıyor, değil mi? Bundan daha girift bir durum söz konusu. Bu marjinalleştirme biçimleri kültürün tamamında sistemik oluyor ve bazen dilin içine gömülü oluyor. Bunlar bazen başka insanlara dair bilinç dışı algılarımıza veya insanlara yansıttığımız kalıpyargılara gömülü oluyor. Karmaşık fenomenler oluyor. Yani J.K. Rowling’in söylediği şeyin transfobik olduğunu belirttiğinde, insanlar bunu büyük mevzu haline getiriyor. Ve bu sonsuz derecede faydasız oluyor.

Faydalı olan ise transfobinin sistemik ve çoğu zaman bilinç dışı olduğunu teslim etmek. Çoğu zaman trans topluluklarda, kökenleri bir manada heteronormativite terimine dayanan natrans normativite hakkında konuşuruz. Heteronormativite, gey, lezbiyen ve biseksüel insanlardan nefret ettiğiniz anlamına gelmiyor; heteroseksüel olmanın norm olduğu ve ideal olarak görüldüğü bir toplumda yaşadığımız anlamına geliyor. Ve insanlar bu ideale uygun yaşamazlarsa, daha aşağı, kusurlu veya bir nevi başarısızlığa uğramış gibi görülüyorlar. Yani onlardan nefret etmek değil, onları küçük görmek ya da onları daha eksik, daha az meşru görmek söz konusu. Hemcins evliliklerin olmaması gerektiği fikri, bu evliliğin benim heteroseksüel evliliğim kadar meşru olmadığı fikrine dayanıyor. Söz konusu fikir bundan ibaret. Natrans normativitedeyse, ideal olan, tüm insanların natrans olması gerektiği ve bundan ötürü, bu ideal sebebiyle, trans olmak kötü bir sonuç olarak görülüyor.

Yani tamamen trans karşıtı olmayan veya ideolojik olarak translara karşı olmayan bazı insanlar var. Transların var olduklarını kabul ettikleri için onlara trans şüpheci veya trans kuşkucu diyebilirim. Bize tahammül gösterilmesi gerektiğini ve diyelim ki yasa dışı veya benzeri durumlarda bırakılmamamız gerektiğini düşünüyorlar. Fakat çok şüpheciler çünkü dünyaya dair çok natrans normatif bir görüşe sahip oluyorlar. Buradaki fikir şu: İnsanların trans olmamalarını sağlamak için mümkün olan her şey yapılmalı. Ama buradaki zararı ve bunun translara ne yaptığını kabul etmiyorlar. Veya transların bakış açılarının otomatik olarak şüpheli olduğunu varsayıyorlar; halbuki natrans norm öylece kabul edilmiş oluyor. Heteronormatif insanlar translardan tamamen nefret etmeseler de bu fikirler süregiden dinamikleri açıklıyor. Helen Joyce'un ya da Helen Joyce'a New York Times'da iyi bir değerlendirmede bulunan kişilerin translardan cidden nefret ettiklerine inanmak için hiçbir nedenim yok. Belki etmiyorlardır. Ancak, translardan açıkça nefret eden ve transları açıkça toplumdan dışlamak isteyen insanların kullandıkları ikna unsurlarının aynılarının birçoğunu iletiyorlar. Ve insanların trans karşıtı veya transfobik olduğunu söylemenin hepsinin aynı ideolojik konumdan geldiklerini söylemek anlamına gelmediğinin farkına varmak daha çok anlam taşıyor. Farkında olsunlar ya da olmasınlar, yaptıkları şeyler transların hayatlarını olumsuz etkiliyor işte.

ROBINSON  

Bu ırkçılığa benziyor. İnsanlar, “Kimseden nefret etmiyorum” diyor. Tamam, nefret etmiyorsun ama seninkinden farklı olan ırksal gruplardan insanlara karşı aynı miktarda empatiye sahip misin? Yaşamlarına ve deneyimlerine eşit derecede değer veriyor musun? Yoksa onlardan şüpheleniyor musun? İspat etme yükünü örtük bir biçimde onların sırtına mı atıyorsun ki sana kendilerinin bir tehdit olmadıklarını göstermek zorunda kalsınlar? Tüm bu endişe trollüğünde kesinlikle durum bundan ibaret oluyor. Ah, genç kızlar için yürekten endişeliyiz ama onlarla konuşmayacağız.

Dr. Serano, bu söyleşiye katıldığın için çok teşekkürler. Seninle uzun zamandır konuşmak istiyordum. Çürütülecek çok fazla berbat argüman bulunuyor. Ve sen bunları biliyorsun; hemen hemen hepsi hakkında derinlemesine yazdın. Yani insanlar web sitene ve Medium sayfana bakabilirler. Müziğini dinleyebilir ve kitaplarını satın alabilirler. Biraz önce bahsettiğin yangın musluğundan gelen fışkırmayı durdurmak için daha fazla çalışmanıza erişmek isterlerse sizi sosyal medyada takip edebilirler. Sohbet için çok teşekkür ederim.

SERANO 

Teşekkürler Nathan. Muhteşem oldu.


Etiketler: insan hakları, kadın, yaşam, dünyadan, medya okulu
bülten