01/09/2022 | Yazar: Kaos GL

“Yakın Geçmişten Olası Geleceğe Barışı Yeşertmek” raporundan: Homofobi ve transfobiye karşı yürütülen mücadele ile barış mücadelesinin ortaklığına vurgu yapıyorduk”

“Orduların birbirlerine yönelttiği silahlarla LGBTİ+’lara yönelen silahlar arasında bir ayrım yok” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Diyarbakır, 1 Eylül 2012

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü.

Almanya’nın 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı'nı başlattığı tarihi unutmamak ve barışın önemini hatırlamak için kutlanan bugün dünya yeni savaşlar eşiğinde.

Tüm bunlara rağmen küresel barış ve haklarımız için daha güçlü bir sesle mücadeleye devam ettiğimizi hatırlatmak için 1 Eylül oldukça önemli bir gün.

1 Eylül’de KaosGL.org okurları için KeSKeSoR Amed LGBTİ+ Oluşumu ve Barış için Kültürel Araştırmalar Derneği’nin ortak araştırması “Yakın Geçmişten Olası Geleceğe Barışı Yeşertmek” raporundan bir parça seçtik:

“1 Mayıs 2012’de İstasyon (5 Haziran) Meydanında gökkuşağı bayraklarını ilk kez açmamızla KeSKeSoR adı altında yürüttüğümüz mücadeleyi görünür kılmaya başladık.

“1 Eylül 2012’de Dünya Barış Günü için düzenlenen mitinge “Herkes için Barış” çağrısıyla katıldık. Bu mitingde 4 Temmuz 2012’de bir namus cinayetiyle yitirdiğimiz Roşin Çiçek için alandaydık. Alana çıktığımızda Diyarbakır’da yaşayan LGBTİ+’lar olarak Roşin Çiçek’i katleden zihniyet ile Kürtlere karşı yürütülen savaş politikalarını ve düşman hukukunu bir ve aynı gördüğümüzü göstermeye çalıştık.

“Zamanla Kürt LGBTİ+’larla özdeşleşen “Deng bide Aştiyê” sloganıyla, homofobi ve transfobiye karşı yürütülen mücadele ile barış mücadelesinin ortaklığına vurgu yapıyorduk, çünkü bizim için orduların birbirlerine yönelttiği silahlarla LGBTİ+’lara yönelen silahlar arasında bir ayrım yoktu.

“Bu politikamızdan doğru Diyarbakır’da verdiğimiz mücadele çoklu ve kesişimsel bir mücadeleye denk düşüyor: Kürt toplumu içinde LGBTİ+ olmak ve Türkiye LGBTİ+ hareketi içinde Kürt olmak. Kürt LGBTİ+ olmanın ve özellikle Diyarbakır’da yaşıyor olmanın ise elbette farklı yansımaları olabiliyor.”


Etiketler: insan hakları, yaşam
nefret