25/10/2014 | Yazar: Yıldız Tar

Türkiye’de medya, siyaset, sermaye üçgeninden bir türlü kurtulamadık. Kaos GL’nin çıkışı müthiş bir şeydi!

"Kaos GL militanlığın dozunu iyi ayarladı" Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Usta gazeteci Tuğrul Eryılmaz, Türkiye’de medyanın macerasını ve Kaos GL’nin 20. yayın yılını değerlendirdi: Türkiye’de medya, siyaset, sermaye üçgeninden bir türlü kurtulamadık. Kaos GL’nin çıkışı müthiş bir şeydi! Yıllar içerisinde de militanlığın dozunu iyi ayarladı.
 
Kaos GL Dergisi’nin 20. yıl özel sayısı için gazeteci Tuğrul Eryılmaz ile söyleştik:
 
Deneyimli bir gazeteci olarak Türkiye’deki medyanın değişik dönemlerine şahit oldun. Birçok yerde çalıştın. Onlardan birisi de darbenin hemen ardından çıkan Nokta dergisiydi. Nokta nasıl bir dergiydi ve Tuğrul Eryılmaz neden Nokta’daydı?
Benim Nokta’yla ilişkin 1981-82’de başladı. Ben daha öncesinde bayağı bir süre İngiltere’de sürttüm. Buraya geldim. TRT için sınava girdim. Güya adımız gazeteciydi ama nihayetinde devlet memuruyduk o dönem. TRT’de kıyametler kopuyordu o dönem. Kendimi üniversiteye zor attım. Ankara Siyasal’da asistan oldum. Orada da devlet memurusun. Tam o zamanlarda darbe patladı. Ne yapalım, edelim derken İstanbul’dan teklif geldi. “Biz burada Nokta diye bir dergi çıkardık, magazin dergisi gibi. Bunu biz siyasi dergi yapalım” dediler. Kalktık, geldik. Durum çok sıkışıktı ve siyaset yapmak gerekiyordu. Nokta dergisini Newsweek gibi siyasi bir haber dergisi yapmaya koyulduk. 
 
Darbe döneminde siyasi bir dergi çıkartmak zor olsa gerek?
Bizi heyecanlandıran aslında tam olarak darbe döneminde siyasi bir dergi çıkartmaktı. O kadar sıkışmış durumda kalıyorsun ki. Her şey 5 generalin ağzında, kıyametler kopuyor… Her grubun darbeyle ilgili acı hatıraları var. Acıklı durumlar sadece Kürtlerin, komünistlerin ve Müslümanların başına gelmedi. O dönemde transseksüelleri hatta geyleri şehir dışına sürdüler. O kadar çaresizsin ki. Deneyelim, dedik. Nokta’yla birlikte gazetecilik yapabilme şansını bir kez daha yakaladık. Bir yandan sesi duyulmayanların sesini duyurmak gibi bir çabamız vardı. Öte yandan, çok siyasi muhalefet yapamayınca toplumsal muhalefet yapalım, dedik. Tabi başlarda çok tepki topladık. Magazin solcusu dediler en basiti. Ama insanlar o baskı dönemlerinde bizim gedikler açarak okuyucuya ulaşma çabamızı fark etmemişlerdi.
 
Ben de Nokta’da 3 yıl çalıştım. İnsan genç olunca; bir yerde çok kaldığı zaman sisteme daha kolay yenileceği yanılsamasında oluyor. Ben de oradan “Yeni Gündem”e geçtim. Yeni Gündem daha hardcore solcu bir yayındı. Devamında da birçok yerde çalıştım. Bu kadar çok ana akımda çalışan ama kendisine marjinal denen adam çok az bulunur. Bu övgü mü yergi mi bilemeyeceğim ama bunu becerdim. 
 
Sokak dergisi vardı tabi bir yıl çıkartabildiğimiz. Sonrasında batırdık zaten. Bizim Sokak dergisinde yapmaya çalıştığımız o zaman çok alışılmadık bir şeydi. Azınlıkları bir bütün olarak ele almaya çalışıyorduk. Ama tabi bir laf vardır ya, “Misafir, misafiri sevmez; ev sahibi hiçbirini sevmez”, işte bizde de azınlıkların hiçbiri birbirini sevmiyordu. Neden Çingenelerden bahsettikten hemen sonra geylerden bahsediyorduk? Ne yapmaya çalışıyorduk? Çok tepki aldık. Bu satışlara da yansıdı. 89’da çıkardık, 90’da batırdık. 
 
Devamında Hasan Cemaller ile birlikte Cumhuriyet ve sonrasında da Radikal maceran var. Radikal’in ilk çıktığında sesi duyulmayanların sesini duyurma amacıyla çıktığı söyleniyor. 90’ların Radikal’i hakikaten radikal miydi?
Radikal ilk çıktığında tam olarak bu sebeple çıktı. Bir deneydi aslında. Ve tuttu da. Başka türlü bir muhalefet ve medya düşüyle çıktık yola. Ama biz Türkiye’de medya, siyaset, sermaye üçgeninden bir türlü kurtulamadık. Zengin gazeteciler ile birlikte bütün medyanın içine ettik. Gazeteci zengin olsun tamam ama, sen 10 kişiye 5 bin lira maaş verip geri kalan 100 kişiyi 500 liradan çalıştırırsan olmuyor. Çok para insanları bozuyor. Onun içine girdik. Belli bir grup iyi beslendi. Özellikle genç kadın ve erkek muhabirler çok az parayla yaşamaya çalışıyor. 
 
Peki, Radikal ne oldu da bu hale geldi? Radikal’in Radikal olma hali nerede kırıldı?
Özellikle AKP iktidarı medya üzerinde çok ağır baskı kurdu. Sanırım ona dayanmak çok riskli geldi. Siyasal iklim tuhaf bir şekilde değişti. Fethullahçılar ve AKP kavgasına kapıldık en basiti. Toplumsal katmanların, grupların varlıklarını ve mücadelelerini unuttuk. “Her şeyi Atatürk’le açıklayamazsınız. Her şeyi dinle açıklayamazsınız” derken başımıza neler geldi. Her şeyi Gülen ve AKP ile açıklamaya çalışan bir yayıncılık anlayışı hakim. Dinci olacaksınız ama hangisinden olacaksınız noktasına gelindi. Bana deli diyorlar ama o kadar da salak değilim. Bir iki yıl daha para kazanmak, çalışmak isterdim. Ama, yüreğin ve beynin izin vermiyor. Kimileri şimdilerde konuşmama çok kızıyor. “Bu da yaptı yaptı, şimdi özeleştiri verip kurtulacak” diyorlar. Ama napayım yani, özeleştiri vermesem daha mı iyi? Birileri gibi yediğim haltları mı savunayım. O haltları en az yiyenlerden biriyim bir yandan. Sistem açısından çok defolu biriyim. Beni orada tutarlar mıydı? 
 
Defolardan bahsetmişken, ‘94 yılında defolu bir yayıncılığın güzide temsilcisi Kaos GL dergisi ilk kez çıktı. Eşcinsellerin sesi olma iddiasındaydı. Eşcinsel bir gazeteci olarak, Kaos GL ilk çıktığında ne hissettin?
İlk olarak şunu söylemem gerek ki ben hiçbir zaman kendi kişisel konumumu, kimliğimi mesleğimin önüne koymadım. Eşcinsellerin kurması benim için önemli değildi o zaman. Gazeteci olduğun zaman milliyetini, dinini, mezhebini ve hatta becerebiliyorsanız cinsiyetinizi arkanıza atacaksınız. Tecavüze uğramış kadınla, şiddete uğramış, dışlanmış geyle bağ kurabiliyorsanız bu iş olur. Beni sadece Kürtler ilgilendiriyor ya da eşcinseller ilgilendiriyor dediğiniz anda gazetecilik biter. Olmaz. 
 
Soruya dönersek; Kaos GL’nin çıkması müthiş bir şeydi! Yıllarca tercih dedik ama cinsel yöneliminden dolayı ezilmiş, ötekileştirilmiş bir grubun bu şekilde ortaya çıkması muhteşem bir şey. Nokta’dayken Duygu Asena ile bizim feminizm konusunda çok hoş sohbetlerimiz olurdu. Kadın hareketi bu kadar güçlenmeseydi, o Amazon kadınlar yolu açmasaydı; LGBTİ hareketi de bu kadar ortaya çıkamazdı. Feministlerin sayıları çok değildir ama Türkiye’deki birçok grup Amazonca ortaya çıkan feminist kadınlara çok şey borçludur. 
 
Yine bir başka mesele de şudur ki; bir siyasi ya da toplumsal hareketin önünü açarken, rehberlik yaparken çok dikkatli olmak lazım. Bireysel şımarıklıklardan uzak durmakta fayda var. Biz solcular çok yaptık bu hatayı. “Biz yapalım, toplum anlar” Hayır efendim. O iş öyle olmuyor. Eğer bu toplumla bir derdin yoksa, dönüştürmek gibi bir niyetin yoksa git Bodrum’da komün kur yaşa. Ama dert o değil ki… 
 
Şimdi bütün tehditlere, baskılara ve nankörlüklere rağmen 20 yıldır basılı olarak 10 yıldır da haber portalı olarak çıkan bir yayın organının emekçilerine dönük çok eleştirel olmak çok zor. Ama Kaos GL’nin çok ciddi bir işlev gördüğünü düşünüyorum. İçindeki her şeyle birebir uyuşmuyorum tabi. Ama zaten hayattaki herhangi bir şeyle birebir eşleşmek ne kadar sıkıcı bir şey olurdu? 
 
Genel anlamıyla; “Biz buradayız” diyor, bir derdi var Kaos GL’nin ve gayet demokratça ilerliyor. Heteroseksüellerle bir derdi yok Kaos GL’nin. Görüyorsunuz bunu çok açıkça. Ama heteroseksist olmakla bir dertleri var. Kaos GL, militanlığın dozunu iyi ayarladı diye düşünüyorum. Hiç girip çalışamadım, fazla katkım da olmadı ama izleyen birisi olarak, bir gazeteci olarak baktığım zaman, “Böyle bir şey bize çok lazım” diyorsunuz. Topluma yalakalık yapmadan, toplumla birlikte bal gibi de yaşanılır. Böylesi bir hat militanlığın dozunun iyi ayarlandığı bir hat bana kalırsa. Bunun en iyi örneklerinden birisi ise HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın “Yeni Yaşam Çağrısı”dır bana kalırsa. Kaos GL’nin mücadelesinin etkilerini soruyorsun ya; işte karşılığını buldu! Çok somut olarak o çağrıdaki dil, Kaos GL’nin mücadelesinin de sonucudur. 
 
Peki, Kaos GL dergisinin ve devamında haber portalının yayına başlaması medyada nasıl yankılandı? Neler konuşuldu?
Medyada o kadar çok homofobik adam vardır ki… Ama özellikle son zamanlarda rahatsızlık duyduklarını fark ediyorsun, hafif kıpırdanmaları görüyorsun. Ama artık kimse alenen “LGBTİ haberlerini görmeyelim” diyemiyor. Buna cesaret edemiyor. Bu bir kazanımdır. Bu değişimi de biz zorladık her yerde olduğu gibi. Açık kadın ve gey düşmanlığı düştü. Alenen kolay değil ama tıpkı kadınlar gibi geylerin de medya içerisindeki karar verici konumlarda olmaması tesadüf değil. LGBTİ gazetecilerin de ana akımda çalışmalarının önünü açabilecek bir mücadele lazım bize. Örneğin, bir tecavüz vakasına gönderen editör erkekse “Bir mahalleliyle konuş” der. Arkasında başka bir şey arar.
 
*Bu söyleşi Kaos GL ve Pembe Hayat Dernekleri'nin yürüttüğü ve Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı’nın finansal olarak desteklediği Nefret Etme Projesi kapsamında gerçekleştirilmiştir

Etiketler: medya
Bayram