08/02/2021 | Yazar: Özde Çakmak

Queer As Folk ve Doctor Who yazarı Russell T. Davis için 1980’li yıllarda gey olmak yeni özgürlüklerin tadını çıkarırken AIDS korkusuyla da yaşamak anlamına geliyordu. Davies şimdi bu deneyimlerini son TV dramasına aktardı.

Russell T. Davis It’s A Sin hakkında konuşuyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Özde Çakmak, Ian Youngs’ın BBC’de yayınlanan yazısını KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

18 yaşındaki Davis 1981’de Oxford’a gittiğinde, güney Galler’deki memleketinden bazı arkadaşları oyuncu olmak için Londra’ya taşındılar.

Davis Worcester College’ın yankılanan koridorlarında İngilizce çalışırken, onlar Pink Palace’ta hiç durmadan ev partileri yaparlardı. Daha çok eğlenirlerdi.

“Swansea’deki yerel gençlik tiyatromuzdan çoğu arkadaşım oyuncu olmak için uzaklara gitti, Pink Palaca (Pembe Saray) denilen bir dairede yaşadılar, gece gündüz partilediler,” diye hatırlıyor Davis.

“Pek çok hafta sonu ortadan kaybolur ve Pink Palace’ı ziyaret ederdim. O trende oturur ve akşamdan kalma halimle tekrar trene binerdim.”

Davis şimdi Queer As Folk, Doctor Who, Cucumber, A Very English Scandal ve Years and Years gibi programlar sayesinde İngiltere’nin en sevilen TV dramatistlerinden biri.

Ama partileri, Pink Palace’ı ve orada yaşayan insanları sevgiyle anımsıyor. Öyle ki onları yeni Channel 4 programının tam kalbine yerleştirdi.

It’s A Sin en iyi, en özgürleşmiş, en hedonistik hayatlarını yaşamak için ebeveynlerinin kuşağının zincirlerinden kurtulmaya çalışan bir grup genç gey arkadaş etrafında dönüyor.

Pink Palace’ın TV versiyonunda hayat çılgınca. (Özellikle epik bir montaja William Tell Overture’un disco remiksi eşlik ediyor.) Partiler elbette dramatik etki için abartılmıştır, öyle değil mi?

“Ah Tanrım, hayır,” diye yanıtlıyor Davis. “O partileri 18 yaşına bastığımız yaz Swansea’de vermeye başladık. O yaz herkesin anne babası tatile gitti. Üç hafta süren bir parti yaptık. Üç hafta!”

“Bir o eve bir bu eve gittik. Ekrana koyduklarım yaptıklarımızın yanında devede kulak. Hiçbir şey!”

“Özgür olmakla ilgili”

“Elbette, her zaman bu şekilde yaşayamazsınız. Ama işte 40 yıl sonra ben o Pink Palace’ı hatırlıyor ve ona bayılıyorum, yani bu inanılmazdı. İnanılmaz bir yerdi.

“Ve elbette bu yalnızca kimle kafayı çektiğiniz ile ilgili değil. Yalnızca kiminle yattığınızla ilgili değil. Bu özgür olmakla ilgili. Açık ve gey olmak ya da o dairede cinselliğiniz neyse onunla ilgili. Kendini bulmak ve bu konuda kesinle açık ve yüksek sesli olmakla ilgili.

“Yani bu aslında çok önemliydi. Partiler en önemsiz şeydi ve yaşanan hayat çok daha önemliydi.”

Davis’in pembe gözlükleri aracılığıyla güzel günler ekranda gösterilirken, ufukta siyah bir bulut belirir.

Pink Palace’ta büyük ölçüde gey erkekleri öldürdüğü düşünülen gizemli bir hastalık hakkında fısıltılar dolaşmaktadır. Daire sakinleri – özellikle de Years and Years adlı pop grubun lideri olarak bilinen Olly Alexander tarafından canlandırılan ana karakter Ritchie – ilk başta inkar ederler.

Bu hastalık AIDS idi. Davis AIDS hikayesinin diğer bazı dramaların dışarıda bıraktığı kısmını doldurmak istediğini söylüyor.

“Bu hepimizin bu fikirle dalga geçtiği ikinci bölüm,” diyor yazar. Fragman olarak kullanılan bir sahnede, Ritchie gey erkekleri etkileyen bir hastalık fikriyle dalga geçiyor (“Peki ya biseksüeller? Onlar yalnızca iki güne bir mi hastalanıyorlar?”) ve bu fikrin arkasındaki teorilerden bazılarını yayınlıyor – bizlere tehlikeli dezenformasyonun internetle gelmediğini hatırlatıyor.

“Ritchie HIV’in Rusya’da yaratıldığını, bir laboratuvarda oluşturulduğunu, Tanrı tarafından gönderildiğini düşünüyor ve bütün o hikayelere inanıyor,” diyor Davis. “1980’li yıllarda internet olmadan da oradaydılar. Kafayı oynatmıştık. İnsan ırkı kendi zekasıyla öylesine bir savaş içinde ki.”

Davis Ritchie’nin o klip yüzünden adının AIDS inkarcısına çıktığını duymuş. “Hayır, mesele şu ki, hepimiz öyleydik diye düşünüyorsun. O bunu söyleyen herkesi temsil ediyor.

“Aktivistler, bu oyunun ilerisinde olan kişiler, publarda bilgi bırakmaya çalıştılar. Broşür bırakırlardı ve mülk sahipleri onları dışarı atardı. Gey mülk sahipleri onların insanları korkutmaya çalıştığını, cinsel ilişkiyi durdurmaya çalıştıklarını, bunun gey karşıtı bir hareket olduğunu düşünerek onları gey publardan atardı.

“O yüzden bu gerçekten güçlü bir şeydi. Bu nedenle ikinci bölümü yazacağım için heyecanlıyım çünkü o bölümün asıl konusu bu, inkar. Ve sonra hepsi de çabucak bunun gerçek olduğunu öğrendiler.”

Ritchie doğrudan Davis üzerine kurulu değil fakat yazar karakterin HIV ve AIDS hakkında gelişen farkındalığının “Onunla ne kadar çok ilgilendiğini” gösterdiğini söylüyor. “İlk başta hiç ilgilenmiyordum.”

“Ufukta tuhaf bir dedikodu gibi başladı. Amerikalı bir şey gibi başladı. Çok uzak hissediyorduk. Kapınızın önüne gelene kadar, sevdiğiniz insanları sizden alana kadar yakınlaştıkça yakınlaşmış gibi geliyordu.

“Sonunda, tek kelimeyle söylemek gerekirse – ‘80lerin ortalarında ya da sonlarında olmalı – bilirsin biri ona yakalandı ve öldü.”

Beş bölümden oluşan drama aynı zamanda cahillik, korku ve utancın yetkililer ve daha geniş toplum arasında, özellikle ilk günlerde, tepkiyi nasıl büyük ölçüde tahakküm altına aldığını aktarıyor.

Dünya şimdi çok farklı bir virüs türüyle uğraşıyor. It’s A Sin Covid-19 pandemisinden önce çekilse de, Davis ürpertici yankıları olduğunu söylüyor.

“Kişisel koruyucu donanım, izolasyon ve mesafe sahneleri, paranoya ve korku sahneleri, aşırı tepki ve tepkisizlik sahneleri koyduğumuzu görmek sahiden tuhaf,” diyor. “Tarih tekerrür ediyor. Aynı şeyi tekrar yaşıyoruz. Aynısını daha sonra da yaşayacağız.”

It’s A Sin terzi Savile Row rolünde Neil Patrick Harris’in, muhafazakar milletvekili rolünde Stephen Fry’ın ve Ritchie’nin annesi olarak Keeley Hawes’ın muhteşem yardımcı performanslarını içeriyor. Aynı zamanda 2005 yılında Doctor Who’yu dirilten ve yeniden icat eden erkek olarak Davis’in payına zekice selam çakıyor.

Şimdi kendisine “bol bol gey drama” yazma izni vermiş. Gey topluluğu şimdi 80’li yıllarda olduğundan “biraz daha fazla sese sahip.” Ama bu sesin çantada keklik görülmemesi gerektiğini söylüyor.

Davis İçişleri Bakanı Priti Patel’in 2013’te eşcinsel evliliğe karşı oy kullanmasına atıf yaparak, “Her gey drama ile birlikte, sahip olduğumuz hakların kağıt üzerinde olduğuna ve her an kaybedilebileceğine kesinlikle daha fazla ikna oluyorum,” diyor.

“O yüzden bana herhangi bir yasayı, sahip olduğumuz herhangi bir özgürlüğü, herhangi bir serbestiyeti gevşetebileceğimizi söylemeyin. Her zaman mutlaka tetikte olmamız gerek.”

“Anılar gidiyor”

Davis LGBT topluluğuna bir ses vermeye devam edecek – bu ses, Ritchie örneğinde olduğu gibi, ilk başta yanıltıcı olsa bile.

It’s A Sin’i yazmasının bir diğer nedeni de, AIDS’ten ölen o arkadaşlarını hatırlamaktı. Çoğu çocuk sahibi değildi, yaşlı akrabaları da artık birer birer ölüyor.

“Ebeveynlerin gittiği ve dolayısıyla anıların da gittiği bir aşamaya ulaşıyoruz,” diyor.

“Bunun şimdi neden anlatılması gerektiğinin sebeplerinden biri de bu. Tarihe geçmeden önce, hala hafızalardayken. Onu bir an muhafaza etmek, orada tutmak ve selamlamak için küçük güzel bir şans.”

It’s A Sin 22 Ocak’ta Channel 4’da başladı, daha sonra All4’da erişilebilir olacak.


Etiketler: kültür sanat, yaşam, dünyadan