11/02/2015 | Yazar: Yıldız Tar

SPoD LGBTİ’den Sezen Yalçın siyasi temsile ilişkin sorularımızı ve yerel seçimler sürecindeki tartışma ve eleştirileri yanıtlıyor.

"LGBTİ haklarının anaakımlaşma yoluyla kazanılması, LGBTİ kimliğinin dışında farklı kimlikleri sebebiyle de ezilen kişileri ya da grupları dışarıda bıraktığı gerekçesiyle son derece sert biçimde eleştiriliyor. Ama burada atlanan önemli bir nokta var; anaakımlaşma aslında temel haklar kapsamında LGBTİ haklarının anaakımlaşmasına işaret ediyor. LGBTİ haklarının sağlandığı hangi ülkede temel olarak çizdiğimiz insan haklarından önce mülteci LGBTİ’lere ilişkin bir kazanım olmuş mesela? Ya da başka bir örnek üzerinden düşünürsek; LGBTİ’lerin siyasete katılmasının, seks işçiliği yapan transların hayatlarını iyileştirmemesi mümkün mü? Bu mücadelelerden biri diğerinin neden altını oysun ki?"
 
“Siyasetin O Biçimi” dosyası kapsamında söyleşilerimize Sosyal Politikalar Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Derneği’nden (SPoD) Sezen Yalçın ile devam ediyoruz. Bir önceki söyleşide Kaos GL’den Ezgi Koçak’ın temsil politikasının tehlikelerine ilişkin ifadelerini ve temsiliyet meselesini bu sefer de Yalçın ile konuşuyoruz.
 
Yerel seçimler sürecindeki çalışmalarını, LGBTİ aktivistlerinin belediye meclis adayı olmasını ve belediye başkanlarının SPoD’un hazırladığı “LGBTİ Dostu Yerel Yönetimler Protokolü”nü imzalama sürecini aktaran Yalçın, LGBTİ toplumu içerisinde tartışmalar yaratan anaakımlaşma, temsil politikasının açmazları, LGBTİ hareketinin ırkçılık, kapitalizm ve ataerki karşıtı çizgisinden saptığı eleştirilerini uzun uzun yanıtlıyor.
 
Sözü fazla uzatmadan sizleri Yalçın ile gerçekleştirdiğimiz uzun, yer yer sert ve de keyifli söyleşiyle baş başa bırakalım…
 
“Siyaset tartışmak için bir araya geldik”
 
Yerel seçimler öncesinde kurulan ve bugüne kadar çalışmalarını sürdüren “Siyasi Temsil ve Katılım Platformu”ndan biraz bahseder misin? Neden kuruldu, neler yaptı şimdiye kadar?
Yerel seçimler öncesinde SPoD’un yürüttüğü çalışmalar çok ses getirdi, çok duyuldu ama aslında zaten SPoD’un kurulduğu günden beri açmak istediği alanların en önemlilerinden biri buydu. Siyasete katılım ve LGBTİ haklarının siyasi mücadele içine yedirilmesi meselesi her zaman temel gündemlerimizden biri oldu. Bu amaçla ilk “Siyaset Okulu”nu herhangi bir kaynak bulmayı beklemeden hayata geçirdik. Amacımız gündemde var olan siyasi tartışmaları hareketin içinde de yürütebilmekti. LGBTİ mücadelesinin içinde yer alan birçok kişi farklı siyasetlerin öznesi ve çeşitli toplumsal muhalefetin farklı alanlarında LGBTİ meselesini gündemleştiriyorlar fakat bağımsız bir LGBTİ politikası yürütmenin ve LGBTİ’ler olarak siyaseti, katılımcılığı, demokrasiyi veya anayasayı tartışmak üzere bir araya gelmenin ve bunu görünür kılmanın çok önemli ve gerekli olduğunu düşündük. Bu amaçla yola çıktık.
 
LGBTİ’lerin siyasi anlamda da görünürlüğü meselesini Gezi’ye indirgediğimiz zaman yıllardır Onur Haftası ve yürüyüşlerinin sağladığı katkı göz ardı edilmiş oluyor ve bu söylemden kaçınmanın önemli olduğunu düşünüyorum, ama Gezi’nin sağladığı alanla birlikte hareketin içinde olmayan, kendini aktivizmin içinde görmeyen insanların LGBT Blok deneyiminin parçası olduğunu da hep birlikte gördük. Birden alan oldukça genişledi ve park içinde LGBTİ meselesine dair politik sözümüzü nereden kuracağımıza ilişkin ufak çaplı toplantılara başladık. Ne yazık ki bu toplantıların başlamasından kısa bir süre sonra  park elimizden alındı. Devamında, park fiilen bizim olmasa da parkın yarattığı hava ortadaydı. Önümüzde de yerel seçimler vardı. Oturup bir arada konuşma ihtiyacımız çok belirgindi. LGBTİ Siyasi Temsil ve Katılım Platformu bu ihtiyaçtan doğdu.
 
Bu süreç bana kalırsa büyükşehirlerdeki LGBTİ derneklerinin LGBTİ mücadelesindeki baskın rolünün kırılmasını da sağladı.  Platformu oluşturan ilk toplantı SPoD’un çağrısıyla yapıldı, “Gelin birlikte siyaseti tartışalım, ne yapıyoruz, nerede duruyoruz” diye sorduk çağrımızda. . Ben şu anda hareket içinde birlikte yürüdüğüm bir sürü insanla ilk defa bu toplantılarda karşılaştım.  Buna paralel olarak Gezi sonrasında kurulan bir çok örgütlenme de oldu.
 
Tartışmalara çok temel sorularla başladık:  Gezi sürecinde LGBTİ’lerin örgütlü mücadelesinin uzun vadede bir çok siyasi etkisi olacak ve bütün bunlar da beraberinde çeşitli tartışmaları doğuracak ama önümüzde bizi siyasi takvim olarak sıkıştıran bir yerel seçim dönemi var. ‘Neyiz, nerede duruyoruz ve ne yapmalıyız?’ sorularına birlikte cevap aramak istedik.
 
Yerel seçimlere ilişkin SPoD’un bir hareket planı ve çalışma takvimi elbette vardı. Ama siyasete katılım dediğimiz şeyin bir örgütün masa başında oturup söylem geliştirerek, açıklamalar yazarak sağlayabileceği bir şey olmadığının farkındaydık, dolayısıyla hareketi oluşturan diğer örgütleri ve bireysel aktivistleri de sürece katkı vermeye davet ettik. . Zaten kurulan siyasi söylemler ya da taleplerin farklı örgütlerden desteği olmadığı zaman o söz çok zayıf kalır. Dolayısıyla toplantıların düzenli hale gelmesiyle birlikte insanlardaki tartışma, çatışma ve aynı zamanda yol alma şevkiyle biz SPoD Siyaset Okulu çağrısı yaptığımızda bu siyasi tartışmaları Türkiye’nin içine girdiği yerel seçim gündemine yedirmek ve orada bir alan açmak istedik. Diğer yanıyla yerel seçimler, belediyeler ve bu anlamda temsiliyet birçoğumuza uzak kavramlardı. Kadın hareketi için bile oldukça yeni bir mücadele alanı yerel siyaset ve yerel yönetimler. Biz de öncelikle neler yapabileceğimizi tartışarak başladık işe.
 
“Söz birliği kurmadan deneyim paylaşımı”
 
Sonrasında iki farklı hat oluştu değil mi? Protokol metni ve bu metnin belediye başkanlarının imzasına açılması bir hat idi, belediye meclis adaylıklarını açıklayan LGBTİ aktivistlerinin desteklenmesi ise ikincisi?
 
Evet, bunlara ek olarak farklı illerden LGBTİ örgütlerinin katıldığı SPoD Siyaset okulu da hem çok önemli bir tartışma fırsatı sundu, hem de iller arası bir örgütlenme alanı sağladı. Nasıl İstanbul’da aktivizme değmemiş birçok insanı Gezi sürecinde tanıdıysak; ben de kişisel olarak Gezi sonrasında oluşan İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki birçok LGBTİ örgütünü Siyaset Okulu üzerinden tanıdım. Özellikle altını çizmek istediğim bir nokta da şu; siyaset okulunda ve sonrasında sürdürdüğümüz tartışmalarda amaç bir söz birliği kurmak değildi. Örneğin Dersim, Diyarbakır, Mersin, Antep’teki arkadaşların deneyimini dinlerken İstanbul için de birçok fikir geliştirdik. Dolayısıyla sadece hareketin görece daha “deneyimli” olduğu illerden, örgütlenmelerin yeni oluştuğu illere doğru bir bilgi akışı olmadı. Daha eşit bir yerden, yatay bir deneyim paylaşımı oldu.
 
SPoD’un hazırlayıp Belediye Başkan adaylarına imzalattığı LGBTİ dostu Belediyecilik protokolü de hem adaylardan beklentilerin açıkça ifade edilmesi hem de seçim kampanyamızla ilgili görünürlüğün artması açısından önemliydi. Seçimler öncesinde partilere ya da adaylara çeşitli konularla protokoller imzalatmak çok yeni bir fikir değil belki ama yaptığımız işi bunu radikal kılan şey, bir belediye başkan adayının içinde LGBTİ eşitliği geçen bir metne imzası koymasını sağlamamızdı. Türkiye’den 40 belediye başkan adayı bu protokole imza attı ve biz bu isimleri düzenli olarak kamuoyuyla paylaştık.
 
Açık eşcinsel ve trans kimlikleriyle aday olan aktivistlerin kampanyalarını desteklerken, gelinen bu aşamanın örgütlü bir mücadelenin sonucu olduğunu sürekli vurguladık. Onların adaylık kampanyalarının görünürlüğü, LGBTİ hareketinin yereldeki taleplerinin görünürlüğü anlamını da taşıyordu. Protokol ve adaylık kampanyaları dışında önemli bir başka çalışmamız da Siyaset Okulu’nda yürütülen atölye çalışmalarının bir çıktısı olan “LGBTİ Dostu Kentler Talep Ediyoruz” metniydi. Yerel seçimler öncesinde siyasi partiler ve adaylarla ilişkilenirken bizlere önemli bir hareket noktası oluşturdu bu metin.
 
Fotoğraf: Yerel seçimlerde İstanbul ilçelerinden CHP ve HDP belediye meclis adayı LGBTİ aktivistleri
 
“Protokolü imzalayan belediye başkanlarının çalışmalarını takip ettik”
 
Burada bir parantez açayım adaylara geçmeden, protokol metni imzalandı ve 4 aday seçildi. Seçilen belediye başkanlarının çalışmaları ne durumda? Protokole uygun davranıyorlar mı? Protokol fiiliyatta görünürlük dışında işe yaradı mı?
 
Protokolü imzalayan Belediye Başkan Adaylarının çalışmalarını dernek olarak takip edeceğimizi daha imzalama aşamasında beyan etmiştik.  Seçimler sonrasında seçilmiş adaylarla ilişkileri düzenli olarak sürdürdük ve bu devamlılık somut kazanımlar için çok önemliydi.  Şunu da eklemekte fayda var; LGBTİ Dostu Belediyelerin hayata geçirilmesinde bu ilçelerden LGBT aktivisti arkadaşlarımızın aday olmasının da çok önemli bir katkısı var. Örneğin Mersin Akdeniz Belediye Başkanı Yüksel Mutlu’nun protokolü imzalamasının ardından orada bulunan Mersin 7 Renk LGBTİ aktivisti ve Belediye Meclis Üyesi Adayı Tuna Şahin’in çabaları çok önemliydi. Tuna bu talepleri sürekli olarak Akdeniz Belediyesinde gündemde tuttu ve ardından Kent Konseyi’nde göreve getirildi. Çalışmaya başladı. Kadın Meclisi’nde İstanbul’daki LGBTİ dostu belediyeler için de durum benzer şekilde ilerledi, Sedef ve Boysan’ın adaylık süreci ve ardından seçilememiş de olsalar Beşiktaş ve Şişli Belediyelerini bir mücadele alanı olarak tutmaları ve parti içinde de aktif hale gelmelerinin bu iki ilçede başlatılan LGBTİ eşitliği politikalarına doğrudan katkısı oldu. Kadıköy Belediyesi’nde de olumlu adımlar atılmaya başlandı fakat orada da CHP listelerinden aday gösterilmiş bir arkadaşımız olsaydı, seçilemese bile atanmış bir pozisyonda hareketin içinden bir aktivist olsaydı şimdi farklı bir noktada  olabilirdik.
 
Bu izleme çalışmaları bizim için de öğrenme süreci oldu. Belediyelerden neleri bekleyebiliriz? Türkiye’de siyasetin inanılmaz hantal yapısı içinde hak ve özgürlükler alanında kazanım sağlamak için ne gibi adımlar atılabilir? gibi soruların cevaplarını aradık bir yandan da. Ben kendi adıma çok şey öğrendim. Somut olarak iki önemli adım atıldı bana kalırsa. Bir tanesi Şişli Belediyesi Sağlık Müdürlüğü’ndeki LGBTİ’lere eşit sağlık hizmeti.  Seçimlerden sonra SPoD olarak Şişli ve Beşiktaş Belediyeleriyle teması koparmadık ve talepleri yinelemeye devam ettik. Bu temasın sürüyor olması da karşı tarafın, bir baskı grubuyla karşı karşıya olduğunu anlamasını sağladı.  Bu yüzden de hayata geçirilen LGBTİ eşitlikçi uygulamaları salt Belediye Başkanlarının demokrat oluşuyla ya da iyi niyetleriyle açıklamayı sorunlu buluyorum. Biz bu görüşmelerde aktardığımız talepleri ve karşı tarafın tavrını sosyal medya üzerinden LGBTİ camiasının da bilgisine sunduk ve izleme çalışmalarını bu şekilde genişlettik. Şişli’deki sağlık talebinin gayet yerelden gelen bir talep olduğunu da söyleyelim, Belediye Başkanı Protokolü imzalayıp haydi görünür bir iş yapayım demesiyle olmadı.
 
Yanılmıyorsam bu sağlık dediğin mesele Şişli Belediyesi’nde LGBTİ’lere ücretsiz ve anonim cinsel sağlık testleri yapılması değil mi? Daha kapsamlı bir sağlık hakkına erişim hamlesi değil?
 
Evet test meselesi. Poliklinik içerisinde LGBTİ’lere yönelik test uygulaması sürüyor. LGBTİ’lere yönelik dememin sebebi, poliklinikte hizmet verenlerin SpoD’un vermiş olduğu sağlık çalışanlarına yönelik LGBTİ hakları eğitiminden geçmiş sağlıkçılar olması. Yoksa cinsel sağlık taraması heteroseksüeller için de çok elzem bir şey. Ayrıca polikliniğin çalışma saatleri de genişletilerek, özellikle geceleri işe çıkan trans seks işçilerinin hizmete erişiminin kolaylaştırılması sağlandı. Bu arada Lambdaistanbul’un önayak olmasıyla her perşembe topluca Şişli Belediyesine bağlı polikliniğe test olmaya gidiliyor. SPoD olarak yerel yönetimlere dönük taleplerimizi iletirken kurmaya çalıştığımız şey tam da buydu LGBTİ’lerin somut ihtiyaçlarına dönük çalışmaları başlatmak ve bunu hareketi oluşturan diğer yapıların da sahiplenmesi ve takipçisi olmasını sağlamak. Meselenin bir metnin imzalatılmasından çok daha öte kazanımlar olduğunu gösteren bir örnek bence bu.
 
Beşiktaş Belediyesi’nde de LGBTİ mücadelesine dair 20 Kasım, Onur Haftası gibi önemli günlerdeki destek adımlar ileriki dönemde atılacak somut adımlara işaret bana kalırsa. Bir kez görünürlük ile ilgili çalışmalar başladı mı geri adım atılmasının zor olduğunu diye düşünüyorum. Belediye bünyesinde LGBTİ dernekleriyle Belediye arasındaki iletişimi sağlamak ve işbirliklerini güçlendirmek amacıyla kurulan Eşitlik Birimi de bu anlamda önemli bir sembolik adım bence.
 
Yine Beşiktaş Belediyesi’nde homofobi ve transfobiye karşı bir eğitim çalışması oldu değil mi?
 
Evet. Belediye Başkanı ve Başkan yardımcılarının da katıldığı bir eğitimdi. Bu arada biz LGBTİ farkındalığı eğitimlerine 2014 yerel seçimlerinden önce Kadıköy Belediyesinde başlamıştık.
 
Fotoğraf: CHP’li Beşiktaş Belediyesi’nin protokolü imzalaması
 
“LGBT haklarını öncelik olarak tanımlayan hiçbir siyasi parti yok”
 
Adaylıklar meselesine geri dönersek; yerel seçimlerde özellikle adaylıklar üzerinden ciddi tartışmalar ve ayrılıklar oldu. Özellikle yerel seçim çalışmalarına ilişkin birtakım eleştiriler geldi. Bunlardan birisi siyasi temsil çalışmasının LGBTİ hareketinin bugüne kadar getirdiği, taşıdığı gelenek ve politik hattın dışında, karşısında olduğu eleştirileri. Sence öyle mi? Hareketin ırkçılık, cinsiyetçilik karşıtlığı gibi değerlerinden farklı bir politik hat ve ilkeler bütünü mü inşa ediliyor bu süreçte?
 
Bu meseleyi değerlendirirken adaylıklardan bir adım önceye bakmak gerekiyor. CHP, HDP ile ve hatta AKP ve MHP ile hareketin ilişkilenmesinin başlangıç noktası yerel seçimler olmadı. Anayasa kampanyası bunun önemli bir adımıydı. Çok daha öncesinden ise Kürt siyasi hareketi ile daha bireysel ittifaklar kuruldu. Anayasa meselesinin en önemli getirilerinden biri Kürt siyasi hareketindeki destek tabanını genişletmek ve aynı zamanda CHP ile bireysel ittifakı güçlendirmek oldu. Mesele LGBTİ’lere yönelik ayrımcılık ve şiddetle mücadeleyse bunu bütün siyasi partilerin gündemine taşımak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Bu da siyasi partilerle eşit ilişkilenerek muhataplık kurmayı gerektiriyor.  Yerel seçimlerle ilgili bahsettiğim baskı grubu oluşturma çabası, genel anlamda siyasi partilerle görüşmelerde de  var olan bir durum, ve siyasi partilerden bağımsız bir tavır koymadan mümkün olabilecek bir şey değil.
 
Adaylıklar tartışmasına geri dönersek, ben o dönemki tartışmaları gerçekten çok hırpalayıcı ve bir kısmını da oldukça sığ buldum. Kurumsal siyaset ve siyasi yapılar LGBTİ hak ve özgürlüklerinin kazanımıyla ilgili mücadele verilen cephelerden sadece bir tanesi. “Ana akım siyasetle düşüp kalkmalar” gibi söylemlerle verilen emekleri değersizleştirmeye çabalayan arkadaşlar aslında adayların da, bizim de ısrarla söylediğimiz, “LGBTİ hareketi Gezi’yle ya da Yerel seçimlerle siyasallaşmadı” sözünün de altını oyuyorlar.  LGBTİ hareketi içinden gelen adaylar da, yerel seçimleri LGBTİ mücadelesinin ilerletilmesi için bir fırsat olarak kullanan biz aktivistler de Gezi’yle ya da seçimlerle siyasallaşmadık.
 
Neticede şu anda Türkiye’de LGBTİ haklarını öncelik olarak tanımlayan hiçbir siyasi parti yok. Ve bizler homofobik transfobik şiddet ve ayrımcılıkla mücadelenin bir ucundan tutuyorsak, yasalarda ve uygulamalarda değişiklik talep ediyoruz demektir. Kurumsal siyasi yapılarla ilişkilenmeden bu değişikliği nereden başlatmayı planlıyoruz acaba?
 
İkinci önemli mesele ise Gezi sürecinde LGBTİ’lerin tepeye çıkan görünürlüğü hem harekette hem de genel olarak toplumda “LGBTİ’ler doğasında alternatif, muhalif, anarşist vs. dir” gibi bir algı yaratmış olması Hareket içinde yer alan, örgütlenmeye inanan birçok kişinin kendisini böyle tanımlaması çok normal. Ama biz eğer salt kendimizi tanımladığımız biçimde bir hareket tahayyül ediyorsak bu aslında LGBTİ’lerin özgürleşmesini önüne koyan bir toplumsal hareketten ziyade küçük çaplı dayanışma gruplarına benzer bir yapılanmaya denk gelir. Biz eğer muhalif, anarşist ya da liberal olsun olmasın eşcinsel, biseksüel ve transların bu ülkede temel haklarının sağlanmasından, insanca muamele görmesinden, okulda, evde, hastanede, barda ayrımcılığa, şiddete uğramamasının mücadelesini veriyorsak bu daraltıcı yaklaşım bunu karşılamaz. Dolayısıyla kimseyi bir partiden değil de diğerinden aday olduğu için kahramanlaştırmanın ya da yaftalamanın hiç bir anlamı yok. Aday olan arkadaşlarımız kendi hayatlarında önemli ve fedakarca bir adım attılar bence ve bu bir siyasi tercihtir. Adaylar LGBTİ mücadelesini siyasi olarak nerede daha iyi taşıyacaklarıyla ilgili kendi özgür iradeleriyle birtakım seçimler yaptılar. Bu noktada CHP’yi ya da HDP’yi eleştirmekle bu partiler içerisinde siyaset yapmayı tercih eden aktivistleri eleştirmek fazlasıyla birbirine karıştı diye düşünüyorum.
 
Fotoğraf: HDP Kadıköy yerel seçim mitingi
 
“Eleştirilmek istenen her şeyin faturası aktivistlere kesiliyor”
 
Şeytanın avukatlığı”na devam ediyorum: LGBTİ’lerin gökyüzündeki yıldızlar kadar çeşitli olduğu bir gerçek. Ama az önceki sorum LGBTİ hareketinin içinde kimlerin olduğu, kişilerin kimlikleri, kişisel özellikleri, gözlerinin üzerindeki kaşlarına ilişkin bir soru değildi. Soru LGBTİ hareketinin ürettiği söz ve daha önemlisi pratikle ilgili bir soru. Irkçılığa karşı da mücadele eden, ekoloji mücadelesini de sürdüren hareketten bir kopma ve anaakım siyasetle ilişkilenme dışında; orada boğulma ve onun gibi olma tehlikesine dikkat çeken bir soruydu…
 
Bunun biraz tuzak bir soru olduğunu düşünüyorum. Zira hiçbir aday “ırkçılıkla mücadele ya da ekolojik mücadele bizi ilgilendirmez biz sadece yatak odalarımızda ne olduğuyla ilgileniriz” gibi bir argümanla ortalara çıkmadı. LGBTİ hak ve özgürlüklerini kimsenin açıklıkla ve içini doğru düzgün doldurarak gündemine almadığı bir siyasi ortamda, LGBTİ hareketinin çıkardığı adayların bu meseleyi en öne koymasından doğal ne olabilir ki? Anaakım söylemin marjinalize ettiği grupların sürekli tabi tutulduğu bu samimiyet ve politik doğruculuk testine LGBTİ’ler de sıklıkla maruz kalıyor, fakat asıl can sıkıcı olanı bunun hareketin içinden geliyor olması. Her fırsatta "Kürtler nerede, feministler nerede, çevreciler nerede," diye soran bir üst perde ses vardır ya, onun gibi... “CHP’de siyaset yapan LGBTİ’ler nerede?” ya da “HDP içindeki LGBTİ aktivistleri buna ne diyecek bakalım?” gibi eleştirmek istedikleri ne varsa faturasını bu partilerin içinde bin bir zorlukla mücadeleyi sürdüren aktivistlere kesenler en can sıkanı, en zararlısı bence. Hareketin kendi bağımsız sözünü HDP veya CHP’den ayrı olarak güçlü biçimde ortaya koyması tam da sözünü ettiğin siyasi partilerin söylemi içinde boğulmamak için önemli olduğunu düşünüyorum.
 
Aslında biraz da neyi önceleyip neyi öncelemediğimiz meselesine de girmek istiyorum. Hareket ve onun parçası olan bizler, neleri kazanım olarak görüyoruz? Nasıl oluyor da hareket içerisinden bazılarının çok önemli bir kazanım olarak gördüğü şeyleri, kendini hareketin içinde tanımlayan başkaları taviz ya da mücadelenin zayıflaması olarak görebiliyor.  LGBTİ bireyler ya da LGBTİ toplumu hiçbir şekilde homojen değil ve eşcinsel, biseksüel, trans olma hallerini çok daha ağırlaştıran bir sürü aidiyetlerle iç içe bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla mültecilik, seks işçiliği, mahpus olma gibi bu farklı durumlar üzerinden kodlarken bir taraf için kazanım olan diğer taraf için kayıpmış gibi bir noktaya geliniyor, ama yaşadığımız yer gerçekten Batı Avrupa ya da Kuzey Amerika değil. Dolayısıyla bu kazanımlar ya da gelinen aşama sadece bir grup LGBTİ için kazanım, geride kalanlar için kayıp falan değil.
 
“LGBTİ hak ve özgürlük mücadelesinin ana akımlaşma evresinde olması kazanımdır”
 
Hangi kazanımlardan ya da tartışmalardan bahsediyorsun? Somutlamak için soruyorum.
 
Kazanımdan kastettiğim LGBTİ hakları ve varoluş mücadelesinin ana akımlaşma evresinde olması. …  Bunun ötesinde şimdilik küçük sayılabilecek kazanımlarımız var,  anayasa sürecinde LGBTİ meselesinin kilitleyen konulardan birisi olması mesela Çok önemliydi bence bu. Etnik kimlik ile birlikte cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin Anayasa uzlaşma komisyonunun takılı kaldığı iki nokta olması.
 
Diğer taraftan az önce bahsettiğimiz yerelde yeni yeni başlamakta olan çalışmalar var ki, seçimlerin üzerinden henüz bir sene bile geçmemiş olduğunu düşünecek olursak, oldukça iyi bir başlangıç olduğunu görebiliriz. . Bunlara ek olarak, siyasi yapılarla kurulan ve giderek güçlenen temasın bir sonucu olarak, siyasetin geneli için söylemek mümkün olmasa da; muhalif siyasetin içinde homofobik ya da transfobik  söylemlerin siyasi bedelleri olduğu bir dönemde olduğumuzu söylemek mümkün.
 
Bu kazanım tartışmasını da açmam gerekirse; LGBTİ haklarının anaakımlaşma yoluyla kazanılması, LGBTİ kimliğinin dışında farklı kimlikleri sebebiyle de ezilen kişileri ya da grupları dışarıda bıraktığı gerekçesiyle son derece sert biçimde eleştiriliyor. Ama burada atlanan önemli bir nokta var; anaakımlaşma aslında temel haklar kapsamında LGBTİ haklarının anaakımlaşmasına işaret ediyor. LGBTİ haklarının sağlandığı hangi ülkede temel olarak çizdiğimiz insan haklarından önce mülteci LGBTİ’lere ilişkin bir kazanım olmuş mesela? Ya da başka bir örnek üzerinden düşünürsek; LGBTİ’lerin siyasete katılmasının, seks işçiliği yapan transların hayatlarını iyileştirmemesi mümkün mü? Bu mücadelelerden biri diğerinin neden altını oysun ki?
 
“Bazen kendimizi fazla önemsiyoruz”
 
Aşamalı bir mücadele biçiminden mi bahsediyorsun? Örneğin Anayasa’nın eşitlik maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ifadelerinin eklenmesi çok daha temel ve herkesi keser mi demek istiyorsun?
 
Evet bir bakıma öyle. Tabi ki içinde yaşadığımız coğrafya bu durumdayken, eşit yurttaşlığın sağlanmasının var olan adaletsizlikleri tamamen ortadan kaldırmayacağı ortada olmakla birlikte bu eşitlik maddesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer alması diğer mağduriyetlerin çözülmesinde çok önemli bir aşamaya denk düşüyor. Durum bu değilmiş gibi meseleyi uçlaştırarak tartışmanın gerçekten sahici ve samimi bir eleştiri olmadığını, hırpalamaya ve yapılan işleri baltalamaya dönük eleştiriler olduğunu düşünüyorum. Çünkü aslında bu biraz da hareket içinde görünür olanların kendini fazla önemsemesinden de kaynaklanıyor. Biz topyekun kendimizi biraz fazla önemsiyoruz bence. Durum böyle oldukça, herhangi bir sebepten ötürü derneklerin kapısını çalma imkanı olmayan eşcinsellere ve transların meselelerine bakmadığımızda toplumun bizi koymak istediği o marjinal hareket olmaktan öteye gidemeyiz gibi geliyor.
 
Fotoğraf: HDP Kongresi
 
“Siyasi partilere tabanlarına açıklamak zorunda kalacakları bir gündem yaratıyoruz”
 
Diğer eleştiri noktası ise temsil meselesine dönüktü. Siyasi temsil denen meselenin, kişilerin aday olmasının görünürlük dışında herhangi bir kapıyı açmayacağı söylendi. Somut örnekler verdin ama genel anlamıyla temsil ediliyor olmak hangi kapıları açıyor, hangi kapıları kapatıyor?
 
Bir önceki sorudan hareketle, aslında bence eleştirilerin bir kısmı tartışmaların önünü açması açısından verimli. Tartışacağız, çatışacağız ki değiştirmeye dönüştürmeye yönelik bir dinamik ortaya çıksın ve bu dinamik hareketin siyasetine yakın olsun. Ama ben burada etik bir sorunun da ortaya çıktığını düşünüyorum. Aslında tarafsız ve nötr olmak çoğu zaman oldukça taraflı olmayı da beraberinde getiriyor. Siyaseten yakın olduğum aday meselesinden birazcık geriye çıkıp adaylığını koyan insanların aslında koskoca bir ülkeye cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle açıldıklarını ve bir şeyleri göze aldığını akılda tutarak eleştiriler yapmak gerekiyor. Köşe yazıları, derneklerin örgütlerin web sayfaları ya da kişisel facebook hesaplarımızda çalakalem haber yaparken ya da yazarken bunu akılda tutmak gerekiyor. Bunu temel ilkeyi yok saydığımız sürece geçtim siyaseti, bireysel bir dayanışma ve hukukun dahi ortada kalmayacağını düşünüyorum.
 
Siyasi temsil ve katılım elbette LGBTİ hareketinin açmaya çalıştığı alanı tam olarak karşılamıyor. Bizim yapmaya çalıştığımız şey siyasi partilerin ne kadar “Batılı”, ne kadar “aydın” ne kadar “demokrat” ya da çoğulcu olduklarını göstermek için bir makyaj sağlamaktan çok, onlara sonrasında kendi tabanlarına açıklamakla yükümlü oldukları bir gündem dayatmak bana kalırsa. Resme bu taraftan baktığımızda araçsallaştırılanın LGBTİ hareketi değil siyasi partiler olduğunu düşünüyorum.  Ve bu sadece bir başlangıç. Meclis’te kadın temsilini arttırmak için çalışmalar yürütülüyor ve yetersiz de olsa kadın vekiller var. Peki Meclis’ten kadın haklarına yönelik olumlu tek bir adım geliyor mu?  Hayır. Biz ne platformu kurduğumuzda ne de Siyaset Okulu aracılığıyla kişileri aday olmak için cesaretlendirdiğimizde ertesi gün LGBTİ haklarının sağlandığı bir ülkeye uyanmayacağımızı  biliyorduk. Öte yandan Anayasasında tanınmadığın, birtakım “bilim insanları” tarafından düzeltilmeye çalışıldığın, hasta yaftası yediğin bir ülkenin Meclis kürsüsünden seçilmiş sıfatıyla söz almanın ve açık eşcinsel/trans kimliğinle konuşmanın, bir şeyleri değiştirme ihtimalini de bu kadar göz ardı etmemek lazım diye düşünüyorum
 
Siyasi partilerden bağımsız olarak LGBTİ hareketinin getirmiş olduğu özgürlükçülüğün anaakımlaşma ile birlikte törpülenebileceğini konuşmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ama bir yandan da dediğim gibi hiçbir şekilde tanınmayan bir grubun yasama organı içinde çatır çatır “Ben de buyum” diyerek var olmasının çok değerli bir kazanım olacağı inancındayım. Böyle bir aşamaya geldikten sonra, LGBTİ hareketi ve dernekler içinde siyasi ayrışmaların olmasını da umut ediyorum. Birileri diğerini anaakım olmakla eleştirebilir, birileri anaakım olmayı sahiplenir, birileri daha radikal bir çizgiye evrilir… Umarım bunun olacağı günü hep birlikte görürüz ve herkes LGBTİ’lerin eşit bireyler olarak tanındığı bir ülkede farklı siyasi hatlardan LGBTİ mücadelesini sürdürmeye devam eder.
 
LGBTİ’lerin siyasete katılımıyla ilgili olarak dikkat çekmeye çalıştığımız önemli bir mesele de  siyasi partilerin genel söylemleri içinde LGBTİ haklarının yutulması riski. Örgütlerin bağımsız sözünü üretebilmesi bu noktada önemli. Siyasi partiler içinde LGBTİ haklarının eriyip gitmesi önemli bir tehlike. Örgütler olarak bu konuda kafa yormamız gerektiği fikrindeyim. Bağımsız ve güçlü bir LGBTİ politik hattı olmadığı durumda ne vekiller soru önergeleri sunacak ne de siyasi partiler LGBTİ hak ve özgürlükleri ile ilgili komisyonlar kuracaklar. Siyasi temsilin beraberinde getireceği risklerin, örgütlü LGBTİ mücadelesinin, siyasi partilerin söylemlerinden bağımsız kalmasıyla bertaraf edileceğini düşünüyorum.
 
“Bir LGBTİ Meclisi neden olmasın?”
 
Genel seçimler meselesine de girmiş olduk. Buradan devam edelim. Muhtemelen genel seçimlerle ilgili çalışmalarınız da olacak. Kesin değildir ama ne yapmayı planlıyorsunuz?
 
Yerel seçimler sürecinde yaptığımız çalışmalarda gerçekten çok şey öğrendik. Ortada doğru düzgün bir kaynak çalışma ya da üretilmiş bir siyasi söylem yokken gözü kapalı atladık biraz. Genel seçimlerde de bu deneyimle birlikte hareket edeceğiz. Mümkün olduğunca hareketin bileşenlerinin bir araya gelebileceği zeminleri yaratmak istiyoruz. Örneğin  kendi gündemlerini tartışarak ilerleyen, ve bunu siyasi partilerin gündemine sokan bütün Türkiye’den aktivistlerin bir araya gelebileceği bir LGBTİ Meclisimiz neden olmasın? LGBTİ’lerin siyaset içindeki görünürlüğü belli bir noktaya geldiğinde, şimdi değil belki 10 yıl sonra, hareketin önceliklerini kendi önceliği olarak görmeyen, örgütlü LGBTİ hareketiyle ilişkilenmeyi hiç bir şekilde düşünmeyen eşcinsel, biseksüel ve translar bir ekilde ortaya çıkabilir ve bunun karşısında siyasi partiler de çıkıp “gey aday gösterdik daha ne istiyorsunuz” diyebilir. O gey aday da militarizmi sonuna kadar savunabilir. Bunlar yakın vadede olmasa da uzun vadede mümkün olan olasılıklar, dolayısıyla hareketin partilerden bağımsız siyasi iradesini güçlü biçimde ortaya koyabilmesi için emek vermeyi önümüze koyduk. LGBTİ örgütlerini her türlü siyasi meselede uzlaştırmamız mümkün olmadığı gibi bu yapmayı istediğimiz bir şey de değil. Kendi içimizdeki çok sesliliği korumak önemli ama kurumsal merkezi siyaset denen devasa yapı karşısında asgari zeminde ortaklıklarımızı ifade edebilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.
 
Yine bu sürece hazırlanırken yine bir Siyaset Okulu düzenleyeceğiz.  Siyasi partilerle teması sürdürmek ve genel seçimler sürecinde de LGBTİ hak ve özgürlüklerinin sağlanması konusunda sorumluluklarını hatırlatmaya devam etmek niyetindeyiz.
 
*“Siyasetin O Biçimi”nde yarın: Kaos GL’den Murat Köylü ile söyleşi
 

Etiketler: yaşam, siyaset
Bayram