04/10/2010 | Yazar: Barış Sulu

Transeksüelliği hasta ilan etmeyi durdurun kampanyası için geçen sene olduğu gibi bu sene de Ankara’da ve İstanbul’da etkinlikler düzenlenecek. &nb

Transeksüelliği hasta ilan etmeyi durdurun kampanyası için geçen sene olduğu gibi bu sene de Ankara’da ve İstanbul’da etkinlikler düzenlenecek.
 
Ankara’da Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği 23 Ekim Cumartesi günü Konur Sokak’ta stand açacak ve transeksüelliğin hastalık olarak ilan edilmesine “dur” diyecek.
 
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör ve Kemal Ördek sorularımızı yanıtladı.
 
‘Transeksüellik hastalık olmaktan çıksın’ diyoruz, peki sağlık hizmetlerine erişimde bunun sonucunda ne gibi sorunlar olabilir?
 
Aras Güngör: Öncelikle hastalık kavramı, hasta olanla sağlıklı olan arasında bir iktidar ilişkisi yaratır, bu nedenle transeksüelliğin hastalık kategorisinde olması aynı zamanda transfobiyi besleyen bir anlayıştır. transeksüelliğin hastalıktan çıkartılması Türkiye’de mevcut sosyal güvenlik yasaları kapsamında çok olumlu sonuçlar getirmeyecektir. Hastalık listesinden çıkmasıyla hormon tedavisi, emeklilik gibi durumlarda ciddi değişiklikler olacaktır, ancak bizim öncelikli talebimiz transeksüelliğin hastalık kategorisinden çıkartılması ve mevcut iktidar ilişkisini ortadan kaldıracak başka şekilde haklarımızı geriletmeden düzenlenmesidir.
 
Kemal Ördek: STOP Trans Pathologization Kampanyası ile ilgili uluslararası alanda ilk tartışmalar yapılmaya başlandığında, bu gibi endişeler de trans hakları savunucuları tarafından dile getirilmişti. Ancak yine de 2009 senesi 17 Ekim'inde dünyanın her kıtasında 140 farklı şehirde çeşitli eylemlilikler örgütlendi. Bu gibi endişeler noktasında söylenmesi gereken, trans kimliklerin Dünya Sağlık Örgütü ya da Amerikan Psikiyatrlar Birliği nezdinde hangi kategoride değerlendirildiğinin öncelikle değerlendirilmesi gerektiğidir. Transeksüalite, zihinsel bozukluk olarak kategorize edilmiş durumda ve hormon ya da cinsiyet geçişi operasyonları ile ilgili herhangi bir söylem uluslararası anlamda dillendirilmemekte; hatta çoğu şehirde bu kampanyalar sürecinde devletin geçiş sürecindekilere bedava hizmet vermesi talebi de dillendirilmiştir. Kısaca, bu iki talep arasında bir çelişki mevcut değildir; sadece ruhsal hastalık kategorisinden çıkarılması, psikolojik ya da psikiyatrik onur kırıcı uygulamalara son verilmesi talebi gündeme taşınmaktadır ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılması talep edilerek. Trans bireylerin geçiş sürecinde yaşadıkları hak ihlalleri düşünüldüğünde son derece önemli bir taleptir bu.
 
Trans ameliyatları çok önemli bir konu ve ülkemizde çok da bilinen bir alan değil, ameliyatlara etkisi nasıl olur bu istek?
 
A.G.: Şu anda heyet raporu ve mahkeme kararınız varsa ameliyatları devlet karşılıyor, ancak transekseüllerin bu bürokratik süreçlerden geçmeleri ve ana akım psikiyatrinin dayatmaları nedeniyle oldukça zor, yapılacak değişiklikler, ameliyatlar konusunda hakların geriye yürümemesi çok önemli.

K.Ö.: Transkimlik geçiş operasyonları noktasında olumsuz değil olumlu etkisi olur diye düşünüyorum bu isteğin. Sebebi de şu; bir trans bireyin ruhsal ya da zihinsel açıdan kendisinin karşı cinsiyetten olduğunu "kanıtlaması" talep edilmektedir resmi zorunluluk olarak. Yani, "erkek" bedeninde ise "kadın" olduğunu, "kadın" bedeninde ise "erkek" olduğunu sözleri, tavırlar ve davranışları ile ispatlamak zorundadır kişi ki hukuki sürece başlayabilsin psikiyatr onayı ile. Bu da alışılagelmiş toplumsal cinsiyet normlarının yeniden inşası dışında bir işe yaramamaktadır. Bir trans bireyin cinsiyet geçişi operasyonunu gerçekleştirmesi için kendisinin "karşı" cinsiyetten olduğunu ispatlamak zorunda olması kadar aşağılayıcı bir şey olmasa gerek. Bu kampanyanın özneleri buna karşı çıkıyorlar.
 
Türkiye, Ankara ayağındaki etkinliklerin içeriği nasıl olacak?
A.G.: Geçen yıl yaptığımız etkinlikler gibi stand açacağız, bu bizim için oldukça önemli çünkü gün boyu Ankara’nın en işlek caddesinde olduğumuzda insanların tepkileri, soruları fikirleri bizim için çok öğretici oluyor, ayrıca yalnızca geceleri yaşadığı zannedilen transekseüllerin gündüzleri de dışarıda olması aslında hiçbirimizin diğerinden çok da farklı olmadığı algısını güçlendirmesi açısından önemli. Kampanya için hazırladığımız broşürleri dağıtacağız, bunun dışında basın açıklaması olacak.

K.Ö.: Türkiye ayağındaki etkinlik hem Ankara hem de İstanbul'da örgütlenecek.  Ankara'da Pembe Hayat Derneği olarak Konur Sokak'ta gün boyu stand açarak, trans kimliğin hastalıklar listesinden çıkarılması gerektiğini dile getiren bildiriler dağıtacağız ve kamoyunu bilgilendireceğiz. Trans kimliğin ve transeksüellerin ruhsal açıdan hasta olduğunu dile getirmenin, halihazırda transfobik olan bir topluma sahip Türkiye'dek yansımalarının nefret cinayetlerine de uzandığını belirtip talebimizi dile getireceğiz. Ayrıca, yasa yapıcılara Pembe Hayat Derneği'nin 22-28 Kasım 2010 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleştireceği Trans Bireylere Karşı Nefret Cinayetlerine Karşı Buluşma tarihine dek trans bireylerin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı yetkililerden taleplerimizi içeren belge için imza toplamaya 23 Ekim'deki etkinlikte başlayacağız. 23 Ekim akşamında da konunun içeriği ile ilgili basın açıklamamızı gerçekleştireceğiz.
 
Bir dahaki DSM’nin görüşüldüğü 2012 yılına kadar dünyanın birçok ülkesinde aynı günde eylemler olacak, sizce işe yarayacak mı, yani şu an nasıl görünüyor durum?
 
A.G.: Kampanyalar başarıya ulaşmasa bile toplumun diğer kesimlerinde yarattığı etki benim için kampanyanın başarılı olduğu anlamına geliyor.
 
K.Ö.: Uluslararası psikoloji ve psikiyatri uzmanları arasındaki genel eğilim, 2012'de transeksüalitenin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılması yönünde. Biliyorsunuz, Fransa Hükümeti Sağlık Bakanlığı 2010 yılı içerisinde bu talepleri meşru gördüklerini ve trans kimliğin ruhsal hastalıklar listesinden çıkarıldığını açıklayan bir açıklama yaparak bu konuda dünya ülkeleri arasında ilk sırayı almış oldu. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü içerisinde ön çalışma yapan çalışma grupları da transvestisizm, mazoşizm gibi durumların ruhsal bozukluk kategorisinden çıkarılması gerektiğine işaret ettiler bu sene içerisinde. Görülen o ki, 2 yıl içerisinde yoğunlaştırılacak bu kampanya çalışmaları sayesinde başarıya ulaşılacaktır.
 
Not: DSM mental bozuklukları sınıflandırma sistemi Amerikan Psikiyatri birliği tarafından ilk kez 1952 yılında yayımlanmıştır. Mental bozuklukların tanımlanması ile ilgili karşılaşılan sorunlar ve yapılan araştırmalar sonucunda artan bilgiler ışığında bozuklukları en doğru biçimde tanımlayan kriterler belirlenmiş ve güncelleştirilmiştir. DSM-IV bu çabaların son ürünü olarak 1994 yılında yayımlanmıştır. DSM-IV halen ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından kullanılmakta, sigorta şirketlerinin ödemelerinde ve hukuki durumlarda temel alınmaktadır. 2012 yılında DSM-V görüşülecek ve yayımlanacaktır.

Etiketler: yaşam, dünyadan
Nefret