15/06/2010 | Yazar: Kaos GL

Trans Onur Haftasının son gününde Trans Onur Yürüyüşü gerçekleştirildi.

Trans Onur Haftası Sona Erdi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Trans Onur Haftasının son gününde Trans Onur Yürüyüşü gerçekleştirildi. Stonewall ayaklanmasıyla başlayan gökkuşağı direnişinin her yıl dünyada düzenlenen LGBTT Onur Yürüyüşü Türkiye de ilk kez Trans Onur Yürüyüşü olarak bu topraklardaki LGBTT’lere yönelik baskı ve şiddete karşı direnişin simgesi olan Ülker Sokaktan başlatıldı ve Taksim Tramvay Durağında açılan gökkuşağı bayrağı ve “Suskun Değil Sokakta, Saklı Değil Örgütlü; Nefrete Karşı Yürüyoruz” pankartıyla Tünel Meydanına kadar yüründü ve yürüyüş basın açıklaması ile sonlandırıldı.
Berfin Özdemir’in okuduğu basın açıklamasında şöyle denilmekte:
Erkek egemen heteroseksist kapitalist sistemin sırf cinsel yönelimlerinden ve cinsiyet kimliklerinden dolayı bizlere iş vermeyerek, açlığa yoksulluğa terk edilmesini, iş vermediği gibi bir de travesti, transseksüelleri seks işçiliği yapmak zorunda bırakılıyor.

EHP Genel Başkan Yardımcısı Elif KARAN yaptığı konuşmasında; “Bu gün buraya erkek egemen heteroseksist kapitalist düzenin karşınsında olduğumuzu haykırmaya geldik. Ne kardeşlerimizi öldürmenize, ne bizi işsiz bırakmanıza, ne bizi “genel ahlak” yapısına uymuyor diyerek dışlamanıza daha fazla izin vermeyeceğiz.” dedi.

İlk kez gerçekleştirilen Trans Onur Haftası İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, Kadın Kapısı, EHP’li LGBTT’ler, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, Çukurova Eşcinsel İnisiyatifi, Sosyalist Kadın Meclisleri, Yeşiller Partisi, Devrimci Anarşist Faaliyet ile birlikte örgütlendi.

Fotoğraflar: Büşra Erinkurt & Burak Karacan

13 Haziran 2010 tarihinde BirGün gazetesinde EHP’li LGBTT’lerden Hilmi Kağan ve İstanbul Sivil Toplım girişimi’nden Demet Demir ile yayınlanmış röportaj:
Cinsel yönelimlerine ve cinsiyet kimliklerine siyasetçilerden toplumun çeşitli katmanlarına kadar haksız yere “hastalık” etiketi yapıştırılan eşcinseller ve transseksüeller, bu nedenle maruz kaldıkları, cinayetlere kadar varan şiddete ve baskılara “Dur” demek için Türkiye’de bir ilke imza atarak “Trans onur haftası” düzenlediler ve bu hafta kapsamında 13 Haziran 2010 tarihinde Taksim’de büyük bir miting hazırlığına giriştiler.
 
Emekçi Hareket Partisi (EHP), LGBTT’liler ve İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi başta olmak üzere, on sosyalist siyasi parti ve örgütün de destek verdiği bu haftayı, amaçlarını, toplum içinde insan gibi yaşamak istediklerini, karşılaştıkları baskıları, sokağa çıkmalarının bile para cezasına neden olmasını, istihdam alanları kimliklerinden dolayı yüzlerine kapatılan eşcinsel ve transseksüellerin nasıl seks işçiliğine zorlandıklarını EHP’li LGBTT’lilerin sözcüsü Hilmi Kaan ve İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi’nin kurucusu ve Kadın Kapısı temsilcisi Demet Demir ile konuştuk.

Trans haftası projesi nasıl oluştu?

Hilmi Kaan: Son bir yılda baktığımız zaman, zaten travesti transseksüellerin yaşamın tüm alanlarında ezilmeleri, baskılar, şiddetler ötekileştirilmeleri her zaman gündemdeydi. Nefret cinayetlerinin artması başta olmak üzere artık sokağa çıkmayı bile engelleyen para cezaları, öldürmeye kadar varan şiddetin faillerinin bulunamaması ve ya çok az cezalarla kurtulmaları, son olarak da bir ay önce Ankara’da 5 transseksüelin polis tarafından sabaha kadar gözaltında işkence görmesi  bizi harekete geçiren en önemli etkenlerdir.

Bu Türkiye’de bir ilk mi?
H.K: Evet. Dünyada bir kaç örneği var  ama Türkiye’de ilk kez düzenleniyor. Çok önemli bir hafta.

Hangi tarz etkinlikler yapacaksınız?
H.K: 10 Haziran’da bir basın açıklamasıyla başladı, ardından bir sokak şenliği gerçekleştirdik. “Şiddet” ve “yaşama hakkı” başlıklı panellerimiz olacak. Şiddet başlıklı panelde lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel erkek ve kadınlar maruz kaldıkları şiddeti ve ayrımcılığı anlatacak; ardından da ‘Yaşam hakkı’ diye ikinci bir panel düzenleyeceğiz. Orada da LGBTT'lilerin örgütlenmesi, istihdam sorunu, sağlık hakları,  seks işçiliği yapma zorunlulukları,  kentsel dönüşüm adı altında Tarlabaşı’nda gündeme  gelen tahliyeleri kapsayan bir çok sorunu masaya yatıracağız. 13 Haziran 2010 Pazar günü Taksim’de çok büyük bir yürüyüşümüz olacak.

Siz EHP olarak transseksüellerin ve eşcinsellerin hareketine sahip çıkan sosyalist bir örgütsünüz; bu birliktelik nasıl pekişti?
H.K: 
Bizim partimiz politik hattı gereği hem kadın, hem gençlik, hem öğrenci alt örgütlerini de içinde barındırıyor. Ve bunların hepsi ait oldukları toplumsal sınıflardan ötürü değil, temel olarak  ezme ve ezilme ilişkisi sonucu oluşmuş alt örgütlenmelerdir. Yani kadın örgütümüzün tanımlaması erkek egemen kapitalist sisteme karşı mücadele etmektir, gençlik örgütünün var olmasının nedeni onların yaş itibariyle genç olması değil, gerontokrasiye (ihtiyarların iktidarı) karşı mücadele etmek. LGBTT’liler örgütüne gelince, EHP 2004 yılında kuruldu, LGBTT ise 2008 yılında kuruldu ve 2008 yılında ‘Biz bir şeyler yapmak istiyoruz, eylemlerde pankart açmak istiyoruz’ denilince bizim parti de ‘Pankart açacağınıza kendi örgütünüzü kurun ezme ve ezilme ilişkisine karşı mücadelenizi verin’ dedi ve böylece partimizin LGBTT örgütü kurulmuş oldu. Hangi ayaklar üzerinde duruyor diye konuşacak olursak, biz bir yandan kadın örgütünün, feminist hareketin yaptığı gibi erkek egemen sisteme karşı mücadele ederken, bir taraftan da heteroseksüel kapitalist sistemin bize dayattığı baskıya karşı mücadele ediyoruz. Yani bizim ezilmemizin bir nedeni de kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikten geliyor.  Biz LGBTT toplumu olarak sadece LGBTT mücadelesi yürüttüğümüzde sadece bu alanda bazı kazanımlarımız elbette olabilir ama ben bir eşcinsel olarak ezilmemekle birlikte işçi olarak çalıştığım fabrikada eziliyorsam, öğrenci olarak harç zamlarına, paralı eğitime karşı mücadele etmek zorunda kalıyorsam bir kadın veya erkek olarak kapitalist erkek egemen sisteme karşı mücadele etmek zorunda kalacaksam tek başıma LGBTT olarak bir mücadele yürütmemin bir anlamı yok.

Diğer örgütlerin sizin bu seçiminize karşı tutumu ne oldu?
H.K:
Bu örgütten örgüte değişiyor tabii ki. Toplumun geri kalanına göre en azından sol partilerin örgütlerinin biraz daha olumlu olması beklenir elbette. Çok olumlu yaklaşan, bu konuda birşeyler yapmak isteyen örgütler var tabii, bize bunu defalarca ilettiler.  Zaten Trans haftasının yürüyüşüne diğer örgütler, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri de katılacaklar. Hem LGBTT hareketine katılanların, hem de bu konu hakkında bir şeyler söylemek isteyenlerin, sosyalist hareketin birleştiği  bir miting havasında geçen bir eylem yapmayı düşünüyoruz 13 Haziran günü. Ama bununla birlikte geçmişte tartışmalar yaşandığına da şahit olduk.
 
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da sizlere bu şekilde yaklaşmıştı. Eşcinselliği hastalık olarak tarif etmişti. Siyasi aktörleri de kapsayan bu önyargıyı nasıl kırmayı düşünüyorsunuz?
Demet Demir: Kavaf’a biz zaten cevabımızı verdik çünkü bu söyleme ilk tepki gösteren de biz olduk. Muhafazakâr bir görüşten geldikleri için ve kitlelerden oy toplamak uğruna da yapılmış bir tür hakarettir. Yani kendi siyasi menfaati için bizi harcamayı uygun görmüştür ve hiç düşünmeden etiket yapıştırmıştır. Ama tabii burada düşünmediği bir şey de var: Onu dinleyen insanlar bir eşcinsel ya da transseksüel öldürme konusunda daha da cesaretlenerek ‘Zaten bunlar hasta’ sözünün arkasına sığınacak. Yani burada Kavaf’ın sözleri olabilecek cinayetleri azmettirme niteliği taşıyor. Daha iki hafta önce bir arkadaşımız daha öldürüldü. O yüzden çok tehlikeli sözler ve biz zaten kendisi hakkında bu konuda suç duyurusunda bulunduk. Önyargıyı kırmak meselesine gelince, bizim zaten Trans haftasını gerçekleştirme amaçlarımızdan bir tanesi de  toplum ile daha da yakınlaşıp senelerdir var olan bu önyargıyı yıkabilmektir. Ve bu tarz etkinlikler düzenleyerek halkın bizi başkalarının sözleriyle değil, bizimle doğrudan konuşarak tanımasını hedefliyoruz.

Dünden bugüne LGBTT hareketinde mücadele anlamında bir ilerleme kaydedildiğini düşünüyor musunuz?
D.D: Meydana gelen ve artan cinayetler haricinde iyi gelişmeler de var. Derneklerimiz açılmaya başladı, halkın önceki senelere nazaran bize daha sıcak yaklaşmaya başladığını düşünüyoruz. Mesela dünkü etkinlikte yanımıza gelip fotoğraf çektirdiler, bizimle sohbet ettiler,en önemlisi desteklediler bunun da bir ilerleme olduğunu düşünüyoruz. Ancak tabii ki devletin bakış açısının daha da beter bir durum aldığını söyleyebilirim. Çünkü gitgide artan para cezalarıyla çoğu arkadaşımız artık evden çıkamaz hale geldi. Ama tabii ki bunu kırmak için de mücadeleyi daha artıracağız.

LGBTT’liler olarak varmak istediğiniz nokta nedir?

D.D: Diğer ülkelerde kazanılmış haklar var, oradaki hakların aynısının bize tanınmasını istiyoruz öncellikle. Mesela eşcinsellerin ve transseksüellerin bu kimliklerinden dolayı işten atılmamasını, iş bulabilmesini istiyoruz. Bu kimlikle yaşayan üniversite mezunlarına bile normal istihdam alanları kapandığı için yüzde 99 transseksüel bu ülkede seks işçiliği yapmak zorunda kalıyor. Bunun değişmesini, her alanda transseksüellerin işe alınmasını istiyoruz. Derneklerimize yönelik kapatma baskılarının son bulmasını istiyoruz. Anayasada kimliğimizin güvence altına alınmasını istiyoruz.Yani insan gibi yaşamak istiyoruz.

‘Cehennemlik olarak görülüyoruz’
Avrupa’ya baktığımız zaman transseksüel ya da travestilere daha fazla hoşgörü varken Türkiye’de bu kesime hep bir şiddet dürtüsüyle yaklaşılıyor siz bunu neye bağlıyorsunuz?
H.K: Bunun etkenleri çok fazla ama birincisi Türkiye’de topluma her zaman dayatılan  belli bir aile yapısı ve genel bir ahlak yapısı var. Ancak biz eşcinseller farklılığımızla ortaya çıkıp onlara küçükten beri ezberletilen kalıba uymadığımız için şiddete varan bir ayrımcılığa maruz bırakılıyoruz. Aslında dünyada bu bakışın farklı olduğunu söyleyemeyiz fakat her milletin, her toplumun koşuluna, farklı coğrafya ve kültürlere göre yaklaşım değişiklik gösteriyor elbette. Türkiye topraklarına baktığımız anda ise, bizler öteki, yabancı, kabul edilmeyen, cehennemlik olarak görülüyoruz. Aslında eşcinsellik ya da transseksüellik yüzyıllardır var olan ama kolay kolay dile getirilmeyen bir kimlik olduğu için şu anda bu kadar açıkça konuşulması ve tartışılması doğal olarak tepki doğuruyor.


Etiketler: yaşam
bülten