22/11/2021 | Yazar: Umut Erdem

“Biseksüelliğin yarısı kabul edilebilir diye düşünüyor, sanki ikiye ayrılan bir şeymiş gibi. Oysa hayat böyle bir şey değil. Tam, bütün bir varoluş olarak görmüyor biseksüelliği.”

Türkiye’deki Bi+ hafızasına Yeşim'le kulaç - I Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bi+ dosyası kapsamında Umut Erdem sordu, Yeşim anlattı. Söyleşinin ilk bölümüyle karşınızdayız…

Kaos GL Derginin Bi+seksüel sayısı için Bi+ Politika Tarihi üzerine yazı yazmıştım ama Yeşim’le yaptığım röportaj, bana Türkiye ayağında eksik olduğumu hatırlattı. Ben o yazıda Türkiye’ye dair daha çok tanık olduklarıma, geriye kalan sayfa sayısını gözeterek daha az yer ayırmak zorunda kalmıştım. Ve açıkçası Türkiye’deki Bi+ Politika tarihi mevzusu, arşivlerde çok yer bulabilen, kolaylıkla erişebileceğimiz eski tarihi kaynakların önümüze sunulduğu bir hafızaya sahip değil ne yazık ki. Mesela 2009 yılında (benim üniversiteye başladığım yıl oluyor) kurulmuş ve zamanında aktif olmuş, hatta Kaos GL’nin röportaj yaptığı Biseksüel Türkiye grubuna da bu dosyada yer vermiş olmak istesem de kurmaya çalıştığım bağlantılar yoluyla bile kendilerine ulaşamadım ve kendileriyle ilgili birkaç röportaj ve etkinlik haberlerinden başka hiçbir şeye rastlamadım. Bu da başlı başına bize bir şeyi gösteriyor zaten. Kendilerine erişememek ve bu dosyada Biseksüel Türkiye’yi ağırlayamamış olmaktan dolayı üzgünüm ama LezBiFem’de birarada hareket etmekten çok mutluluk duyduğum ve birlikte keyifli söyleşi gerçekleştirdiğimiz LGBTİA+ aktivisti Yeşim’le Bi+ hafızasına kulaç attık. Onun deneyimlerini dinlemek, onunla fikir teatisinde bulunmak çok iyi hissettirdi, sizin de okuduğunuzda benzer hislere sahip olmanızı dilerim. Bu yüzme keyfine sizleri de davet ediyoruz, buyrunuz.

Öncelikle merhaba Yeşim, biraraya gelmek çok güzel. Biraz bize kendinden bahseder misin?

Merhaba, ben Yeşim, LGBTİ+ aktivistiyim. Konuya dair şimdiye kadar çeşitli çalışmalara katıldım, katılmaya da devam ediyorum. LGBTİ+ aktivizmi hayatımın bir parçası diyebilirim. Türkiye’de LGBTİ+ aktivizmi gelişip büyürken ben de onun içinde gelişip büyüdüm. 50 yaşına yaklaştım ama hâlâ birlikte büyüyoruz gibi hissediyorum.

Yönelimini ve cinsiyet kimliğini nasıl tanımlıyorsun?

Sorulmadıkça tanımlamıyorum ama sorulunca lezbiyen de diyebilirim kendime, biseksüel de diyebilirim. “Biseksüelsem lezbiyen diyemem” gibi hissetmiyorum kendimi. Lezbiyen gibi de hissediyorum. Biseksüelim. Cinsiyet olarak illa bir şey demem gerekiyorsa kadın diyebiliriz, bir mahsuru yok ama benim için bu kavramlar hep birer araç.

Yıllar yıllar önce “ne gerek var biseksüel kelimesine” diye düşünüyordum çünkü dışlanan lezbiyenlik diye düşünüyordum. Dışlananın sadece lezbiyenlik olmadığını fark ettikten sonra biseksüel kelimesi hayatıma girdi. Bana komik gelen şöyle bir nokta var; diyelim ki beni hiç tanımıyorsun ya da biraz tanıyorsun. Bazı şeyler biliyorsun ama sevgilimin olup olmadığını ya da ilgi duyduğum birileri var mı yok mu, hiçbir fikrin yok. “Ben biseksüelim” dediğimde karşılık olarak “ha tamam sen erkeklere de ilgi duyuyorsun o zaman” gibi bir bilgi paylaşımının ne önemi var aslında? Kendime bir şey demek, ilişkilenmeye dair bir garanti de vermiyor. O yüzden günlük hayatta bu kavramların varlığı bana komik geliyor. Ama politik nedenlerle, baskı ve dışlanmaya karşı olmak için araç olarak gördüğümden bu kavramlara sahip çıkıyorum. Bu yüzden de sorulduğunda bana, lezbiyen değilken yani sözlük anlamında lezbiyen değilken kendim için lezbiyen demek bana yanlış gelmediği gibi politik bir duruş olarak güçlendirici de geliyor. Ama bahsettiğim politik lezbiyenlik değil. Sevdiğim bir yaklaşım da değil zaten. Lezbiyen kimliğiyle barışmak için onun politik bir anlamı olması gerektiğini düşünmüyorum. Ama kavramların hayatımızdaki varlığı politik.

“Kız arkadaşım yokken harekete katılabiliyorum ama erkek arkadaşım olunca niye katılamıyorum?”

Uzun bir zaman Kaos GL, Sappho’nun Kızları, Lambdaİstanbul, Amargi, LezBiFem, LezBiDüş gibi LGBTİ+ ve feminist örgütlerde aktif olmuş birisin, açık bir Bi+ olarak. Peki Türkiye’deki hem LGBTİ+ hareketinin hem de aslında feminist hareketin giderek yükselmesi, derneklerle daha aktif bir şekilde hareket etmesi ekseninde Bİ+ olarak var olma mücadelenin hikayesi nasıl oldu?

Tamamen kişisel ihtiyaçtan doğru oldu. Politik hedeflerim vardı da bu çalışmalara katıldım gibi değil de kişisel olarak bu çalışmaların varlığına ihtiyacım olduğu için katıldım. Ve kendimi tanıtırken dediğim gibi LGBTİ+ hareketiyle büyüdüm. Nasıl LGBTİ+ hareketinin görüşleri sürekli değişiyor, tartışmalarla derinleşiyor, zenginleşiyor, yeni kavramlar üretiyor, benim de LGBTİ+ hareketi içinde görüşlerim değişti, zenginleşti, derinleşti diyebilirim. O yüzden şey biraz acı oluyor; eski yazılara bakmaya biraz çekiniyorum çünkü kavramlar kötü, yanlış; içeriği çoğunlukla destekleyebilirim ama o noktada da şu andan baktığımda hatalı bulduğum şeyler oluyor. Atanmış cinsiyet kavramı yokken “biyolojik cinsiyet” diyorduk mesela, bu kavramın geçtiği yazılarımı gördüğümde ağzıma kırmızı biber sürmek istiyorum! Bu kadar hızlı gelişen ve değişen bir hareketin parçası olmak da gurur verici. Çünkü değişmek çok zor, insanların en çok direndiği şey değişim. Bizim de yaratmaya çalıştığımız şey değişim. Eğer sen değişim yaratmaya çalışan biriysen değişime de açık olman lazım. Bu pek toplumsal hareketlerde karşılaştığımız bir şey değil maalesef. O yüzden LGBTİ+ hareketinin bu dinamikliği gurur veriyor bana. Doğru yerdeyim diye düşündürüyor bana. Sadece ilgilendiğim konuların içerikleri itibariyle değil, bu toplumsal hareketin hiyerarşik olmamaya, kapsayıcı olmaya çalışması, değişime açık olması gibi pek çok niteliği ve bunun bir parçası olmak bana gurur veriyor.

Ben bu şekilde direkt damardan girip içinde başladığım, dışarıdan bakıp ilişkilenme gibi bir deneyimim olmadığı için biseksüel kavramının ilk yıllardaki yokluğu, bende “burada kapsanmıyorum” gibi bir duygu yaratmamıştı. Zaman içinde ben fark ettim kapsayıcı olmadığımızı ve aslında kendimin de kapsanmadığımı. Kişisel olarak kapsanmamak bende, harekete karşı bir uzaklık duygusu yaratmıyordu. Çünkü bir sürü açıdan da doğru bir hareket ve bir sürü açıdan faydalanıyorum oradaki üretimden. Zaten biseksüelliğin yanı sıra lezbiyenlikte de benzer bir konu var. Çünkü çok az lezbiyen aktifti hareket içinde 90’larda. Çok az kadın etkinliklere, toplantılara geliyordu. Zaten sadece biseksüellik açısından değil lezbiyenlik açısından da bir kapsayıcılık problemi vardı o yıllarda. Şimdikine göre daha çok vardı daha doğrusu.

Kapsayıcılığı anlatmaya çalışayım. Mesela lezbiyen-gey grubu olduğunu, lezbiyen ve geyler için politika yaptığını söyleyen bir yer düşünelim. Ama o grupta lezbiyenlerin sayısı çok az, çoğunlukta geyler var. Bu grupta sayının azlığı, o yerin kendi politikasını “lezbiyenleri de kapsıyorum” diyerek kurmuş olmasının yetmediğini gösteriyor. Sayının azlığı grubun, kadınların oraya gelmeleri için neye ihtiyaç duyduklarının farkında bile olmadığı anlamına geliyor. Ve gelmiyorlarsa bu senin yani grubun sorumluluğu. Aktif olarak lezbiyenlikle ilgili kötü bir şey söylemiyorsun. Hatta ismine koymuşsun. “Buranın kapısı lezbiyenlere de açık” demişsin. Ama kapının açık olduğunu söylemek yetmiyor. O kapıya gelenler başka kimlikler de olabilir. O kimliklerden insanların oraya gelmeleri, oraya gerçekten davetli olduklarını görmeleri ve oradan faydalanabilmeleri için aktif çalışman gerekiyor. Bunu yapmadığında ayrımcılık yapmış oluyorsun. Aslında aktif olarak hiç kötü bir şey yapmıyorsun yani lezbiyenlere hiç kötü bir şey söylemiyorsun, hakaret etmiyorsun, üstüne bir de lezbiyen kelimesi koymuşsun ama bir aksiyonun yok. O aksiyonun yokluğuna da ayrımcılık deniyor aslında. Kapsayıcılıktan bunu kastettim. Sonuçta böyle şeylerin eksik olduğu yıllarda birlikte deneyimleyip “aa bu eksik, bunu yapmamız gerek” diye, kendi kendimize “biz kadın toplantısı yaparsak kadınlar gelir” dedik, yaptık, “Sappho’nun Kızları’nı kurarsak kadınlar gelir” dedik, yaptık. Bunlarla kadınlar da LGBTİ+ hareketine katılmaya başladı. Yani kadınlar LGBTİ+ hareketinde sadece kendilerini ilgilendiren yerde olur, karma ortamlarda olmaz, diye bir şey yok tabii ki. İsteyen istediği her yerde çalışabilir. Ama oraya davetli olduğunu anlama ve oraya geldiğinde seni ilgilendiren konularla karşılaşma ihtiyacı oluyor insanların, o nedenle bu ihtiyacı karşılamaya özgü çalışmalar gerekiyor. Onları yaptığın zaman kapsayıcı oluyorsun yani. Sözle kapsayıcı olduğunu söylemek yeterli değil. İlgili kimlikten insanların ihtiyaçlarını, sorunlarını, eleştirilerini anlamak, öğrenmek ve o sorunların çözümü için aksiyon almak gerekiyor. O zaman kapsayıcı oluyorsun bence. Yani kelimeleri basın açıklaması metninde sıraladığında kapsayıcı olmuyorsun. Bunu öğrendim.

“Velev ki Tercih” söyleminin bi+fobiyle mücadele açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum

Lambdaİstanbul’un Zaman Tüneli’ne ilk çıkıp hikayeni anlatan eski gönüllülerden biri sendin. Kronolojik gittiğini düşündüğüm bir sıralama olsa da ilk olarak yer verilen kişinin biseksüel olması çok hoşuma gitmişti. Özellikle dernekte karşılaştığın bifobiyi anlatarak biseksüellerin maruz bırakıldığı çifte ayrımcılığa da dikkat çekmiştin. Biseksüellik ve bifobi konularını açmaya çalışan bir iki kişi olan sizlere o sırada etkinliğe katılan herkesin “Ya siz de sürekli biseksüel aşağı biseksüel yukarı ama bir biseksüelliğinizi göremedik” demiş. Bu örnekten de doğru, biraz önce konuştuğumuz yer aldığın dernekler ve örgütlenmeler içinde maruz kaldığın bifobi ve bi+seksüel silinmesi, bi+’lardan kanıt beklenmesi gibi deneyimler oldu mu başka?

Ne zamandan beri “lezbiyenler ve biseksüel kadınlar” ifadesi LGBTİ+ hareketinde var, farkında değilim ama, lezbiyenler deyince hep biseksüel kadınlar ekleniyor. Kim olduğundan bağımsız insanlar metinlerinde yer veriyor, LGBTİ+ ifadesi gibi bir kalıp halini almış. Ama pek “geyler ve biseksüel erkekler” diye bir kalıp görmüyorum. Bunun nedenini ve ne kadar zamandır böyle olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen 90’larda ya da 2000’lerin başındaki sadece kadınlarla ilgili yapılan çalışmalarda biz öyle bir dil kurduk galiba ve o dil öyle kaldı. Ama sosyal bir karşılığı oldu mu? Sosyal bir karşılığı olsaydı “geyler ve biseksüel erkekler” de derdik, diye düşünüyorum. Nasıl isminde lezbiyen geçen herhangi bir örgütün, isminde lezbiyen geçiyor olması kapsayıcı olduğu anlamına gelmiyorsa cümlelerimizde biseksüel kelimesinin geçmesi ya da LGBTİ+ ifadesinde de B’nin yer alması harekette Bi+’ların kapsandığı anlamına gelmiyor. Cinsiyet kavramı, cinsiyetler insanların kafasını karıştırıyor galiba. Çünkü LGBTİ+ hareketinde gönüllü olduğum zamanlar erkek arkadaşım olmuştu ve bana “hareketten ayrılıyor musun?” gibi bir soru yöneltilmişti. (Gülüşmeler) Kız arkadaşım yokken harekete katılabiliyorum ama erkek arkadaşım olunca niye katılamıyorum? Hayatında bir şey de değişmiyor üstelik. Benim kim olduğumla ilgili bir şey değişmiyor. Ama böyle düşünen de olmuştu. “Git, sen artık buraya ait değilsin!” gibi kötü bir motivasyonla değil ama erkek arkadaşım olmasının doğal bir sonucu olarak artık LGBTİ+ hareketiyle ilgilenmeyeceğim gibi bir düşünce hasıl olmuştu insanlarda.

Başka bir örnek olarak, ilk gittiğim gazete röportajıydı. Muhabir “bir kız güzelse biseksüel, çirkinse lezbiyendir” tarzı garip bir şey söylemişti, ayrıntılı hatırlamıyorum. Talip bulmakla ilgili sanırım, erkek talip bulabilen biseksüel, bulamayan lezbiyen mi oluyor yani? Böyle bir şey deyince şoke olmuştum. Yani kişinin yönelimini etraftaki insanların bakışına, algısına bağlamıştı.

Bir başka anı da 3 arkadaş sohbet ediyoruz. Arkadaşlarım lezbiyen ve şu anda net hatırlamadığım bir konuda görüş ayrılığı yaşıyorlardı. “İlişkilerde kıskançlık” gibi bir konu olabilir. Partnerlerin birbirine, ne giydiğine, ne yaptığına, kimle görüştüğüne karışması anlamında, insanların birbirinin üzerine baskı kurma aracı olarak kıskançlık. Arkadaşlardan biri “tabii ki karışacaksın” diye düşünüyor, diğeri de “olur mu öyle şey?” diye düşünüyor. Ben de “olur mu öyle şey?” diye düşünüyorum. İlki diğerine dedi ki: “ya senin böyle düşünmen normal çünkü sen biseksüelsin”. Bir, o arkadaş biseksüel değil. Neden biseksüel olduğunu düşündü biliyor musun? Çünkü üzerinde elbise ya da etek vardı. Makyaj yapmayı seven bir arkadaşımızdı, hatırlamıyorum belki o sırada makyaj da yapmış olabilir. Dış görünüşüne bakıp biseksüel diye düşündü ve biseksüel olduğu için de kız arkadaşı olduğunda sevgilisinin kılığına, kıyafetine karışma hakkı olacak bir pozisyonda görmedi onu muhtemelen. Çünkü “erkeklerle birlikte olurken kadınsı, kadınlarla birlikte olurken de kadınsı” diye düşünüyor herhalde. Bir başkasının kıyafetine karışacak biri değil de, kendi kıyafetine karışılacak biri olarak gördü arkadaşımı belki de. Biseksüel, dedi yani. “Sen biseksüel olduğun için böyle düşünüyorsun” dedi. Diğeri de “yoo, lezbiyenim ben” dedi. Ben de dedim ki “ben biseksüelim ama ben de arkadaşım gibi düşünüyorum” Konunun biseksüellikle ilgisi yok aslında ve konuyu tamamen dış görünüşe bağlıyor, o muhabirin düşündüğü gibi. Bunlar sürekli karşılaştığımız şeyler, cinsiyetler insanların kafasını karıştırıyor.

“Biseksüellere güven olmaz”, “biseksüelden sevgili olmaz” muhabbetleriyle çok karşılaştım. “Bir keresinde biseksüel bir sevgilim vardı, beni bıraktı, bir erkekle oldu.” diye edilen veryansınlar... Yani başka bir kadınla olmak için de biri seni bırakabilir ve bırakmıştır da. Ama o dikkat çekmiyor. Kendisini başka biriyle olmak için bırakan lezbiyen kişiye kimlik üzerinden bir anlam atfetmiyor. Ama bir biseksüel ondan ayrıldığında biseksüelliğe bağlıyor; oysa alakası yok. Bunlarla çok karşılaştığımızdan etkinliklerimizde, süreçlerimizde bu konuyu gündeme getirirdik Lambda’da.

Bir diğer ilgimi çeken ve üzüldüğüm konu, biseksüel birinin biseksüel olarak açılmasının kolay zannedilmesi. Biseksüelliğine inanmama, o kanıt isteme muhabbeti hep geçerli. Biseksüelliğe inanmıyor ve “biseksüel deyince insanların kolay kabul edeceği için biseksüelim diyorsun” diye düşünenler var. Oysaki, tam tersi; biseksüel olarak açılmak kolay değil. Biseksüel olduğunu söylediğinde “o zaman boşver hemcinslerini, bak yani, hayatını karşı cinsten biriyle de birleştirebilirsin.” deniyor. Sonuçta biliyoruz ki bu toplumda cinsel yönelimlerin bilim tarafından değiştirebileceği düşünülerek insanlara eziyet ediliyor, hani geçtim sosyal çevreyi, aileyi. Bilim kullanılarak bunun yapıldığı bir toplumda yaşıyoruz. Ben eşcinselsem beni heteroseksüel yapacağına inanan insanlar var ve aileler, bu insanlara para veriyor yani. Karşılığında hem eziyet çekiyor hem para kaybediyorlar. Böyle bir ortamda “biseksüelsin işte, ne güzel yani, unut, hemcinsinin peşinden gitme, karşı cinsinden biriyle birlikte ol, ne güzel sorun çözüldü!” deniliyor. Özellikle ailelere biseksüel olarak açılmak, çok çok tehlikeli oluyor yani. Direkt bununla üstüne geliyorlar. Biseksüeller de bunu bildikleri için genelde eşcinselim diye açılıyor. Yani camiamızın zannettiğinin aksine biseksüel olarak açılmak zor. Ve biseksüeller eşcinsel olarak açılmayı tercih edebiliyor. Bu durumun çok farkında olunmaması, bu konunun çok konuşulmaması beni üzen şeylerden biri ve harekette bu konunun daha fazla konuşuluyor olmasını isterdim.

Bir de tercih meselesi var. “Tercih değil yönelim” savunmasından bahsediyorum insanların. Şey diye savunan insanlar var ya, “ben tercih eder miydim?” “Bu kadar eziyet çekiyorum, insanlar dışlıyor, şiddet tehlikesi altında yaşıyorum, iş bulamıyorum. Bir sürü şeyi göze almak durumunda kalıyorum, hayatımı yaşayabilmek için. Bu tercih edilecek bir yaşam mı böyle bir toplumda? O yüzden tercih değil bu, yönelim.” diye bir savunu var. İnsanlar tabii ki böyle düşünebilir. Ama bunu karşı tarafın seni anlaması için politik bir gerekçe olarak kullanmak biseksüellik açısından tehlikeli geliyor bana. Çünkü “tamam senin açından sıkıntı yok, nasılsa böyle bir şansın var senin, git karşı cinsten biriyle birlikte ol” denecek yine. Böyle olunca da “çaresizlikten eşcinselim ya da transım” gibi de bir anlam çıkıyor. Ama biseksüeller için “çaresiz değilsin” deniyor. Bu yüzden “Velev ki Tercih” söyleminin bi+fobiyle mücadele açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani baskı ve şiddete karşı kendini savunma yolunun tercih mi yönelim mi sorusuna cevap vermek değil, “velev ki tercih” diye karşı soru sormaktan geçtiğini düşünüyorum.

Harekette “siz biseksüeller gidin buradan” diye bir şey hiç olmadı. Ama inanmama ve kanıt isteme durumları vardı. Ailelerin çocuk için “olduğundan farklı görünmeye çalışıyor, özeniyor, kafası karıştı” gibi yargılarda bulunmasına benziyor bu. Biseksüeller yaşı kaç olursa olsun bu tür yargılara maruz kalıyor. İnsanlara inandırıcı gelmiyor biseksüellik. Sen böyle bir şey hissetmiyorsun diye o şey yok anlamına gelmiyor. Toplumun kabul etmemesiyle birlikte LGBTİ+ topluluğundaki insanların biseksüelliğe ikna edilme isteği, varoluşu anlamama ve anlaması gerektiğini zannedip anlayamadığını düşünmesiyle ilgili sanırım. Biseksüelliğin yarısı kabul edilebilir diye düşünüyor, sanki ikiye ayrılan bir şeymiş gibi. Oysa hayat böyle bir şey değil. Tam, bütün bir varoluş olarak görmüyor biseksüelliği. Biseksüelliğin daha kabul edilebilir olduğu varsayımıyla birlikte aslında biseksüellik diye bir şey yok da kabul edilmek için sen uyduruyorsun, diye düşünülüyordu. O yüzden kanıt talep etme durumu var sanıyorum biseksüellerden. Aramızda biseksüel olmayacağı varsayımı da vardı. “Biseksüelse aramızda niye olsun; onlar kabul görüldüğü hayatlar yaşıyordur” diye düşünenler oluyordu.

Ayrımcılık biçimlerine, mitlere dair etkinlikler yapardık ve bifobi de bunların içindeydi. İnsanlar bi+ olarak açılmaya başlayınca, yıllar içinde harekette zaten bi+’ların da bulunduğu ortaya çıktı.

“Benim deneyimimde “ya lezbiyensin ya heteroseksüelsin” beklentisi vardı”

Söylediklerin bi+ olmanın yeterince politik görülmediği durumunu aklıma getirdi. Lezbiyen, gey olmak politik ama bi+ olmanın o kadar da politik olduğu düşünülmüyor.

Evet; eksik, yarımmış gibi. İçinde yaşadığımız toplumda bu kimlikler müthiş dışlanmış, tü kaka edilmiş. Kendilerinin onlardan biri olduğuyla barışmak kolay bir şey değil. Herkes değişik şekilde yaşıyor bunu, herkesin takip etmesi gereken tek bir yol yok bu konuda. Benim deneyimimde “ya lezbiyensin ya heteroseksüelsin” beklentisi vardı. Bunu yaşadım ben. Önceden eşcinsel deyince direkt erkek varsaydığım için “benim bu insanlarla ne alakam var?” diye düşünerek başladı serüvenim. Bi+ olarak açılmadan önce kadın olarak eşcinsel bir tek ben miyim dünyada, diye düşünüyordum. Bunları düşünüp kendimi kabul etmeye çalışırken kimliğimle barışma sürecinde geçmişten kanıtlar bulmaya çalıştım. “Aaa çocukken bunları yaşamıştım, lezbiyen olduğum zaten belliymiş” gibi şeyler düşünüyordum. Biseksüellik söz konusu bile değildi. Ben kendimi heteroseksüel zannediyormuşum, şimdi lezbiyen olduğumu anladım, gibi bir şeydi. Ama benim geçmişte yaşadıklarım da uydurma bir yaşam değildi. Hoşlandığım, sevgili olduğum erkekler oldu. Ya da cinsiyetleri ile ilgili zaten bir problemim yoktu, diye ifade etmem daha doğru olur. Ama bunu kabul etmek, lezbiyen olduğumu kabul etmekten daha zor oldu. Tam bu dediğin şeyden dolayı. Lezbiyen olduğumu düşününce elimi taşın altına koyuyorum gibi hissediyordum ama biseksüel olunca sulandırılmış (gülüşmeler). İşte, içselleştirilmiş bifobi. Hareketin içinde lezbiyen miyim yoksa biseksüel miyim sorgulaması uzun yıllarımı aldı. Biseksüel olduğumu kabul edemiyordum. Oysa benim için aşk, ilgi, cinselliğin vs. cinsiyetlerle ilgisi yok. Nihayetinde bir gün bunu söyledim ve rahatladım.

Televizyon programlarına katılma, basın açıklaması okuma gibi konularda, dernekten insanlar değil de çevremizdeki arkadaşlardan “sen biseksüelsin, öne çıkma” diyen oldu. Çünkü lezbiyenler adına konuşamayacağımı söylüyorlardı. “Bir gün bir erkekle birlikte olursun, insanlar da zanneder ki; lezbiyenler de zaten erkeklerle birlikte oluyormuş.” dendi bana. Biseksüel olmamı LGBTİ+ hareketinde aktif olmamda bir engel olarak görüyorlardı. LGBTİ+’yı sadece gey ve lezbiyen üzerinden bir temsil mekanizması olarak algılıyorlardı. Oysa burada konu bambaşka, bizim karşı olduğumuz şey, bambaşka ve biseksüelleri de, panseksüelleri de, bi+ları da kapsıyor. Dolayısıyla onlar da televizyona çıkabilir ve bu konular hakkında konuşup basın açıklaması yapabilir.

Bir de aslında ODTÜ ve Legato dönemin de var. Ama mesela Legato Lezbiyen Gey Topluluğu diye geçiyor, biseksüelden bahsedilmiyor.

Sen oradayken sen bile söylemiyorsun bi+ olduğunu. Bi+ olmayı eşcinsel ve hetero yanlara sahip olmak olarak görüp hetero yanının konuyla ilgisi olmadığını düşünmekle ilgili bu biseksüel silinmesi meselesi. Ama bu bakış açısının yanlışlığı harekette zaman içinde anlaşıldı. Bifobi tartışılır hale gelmeye başladı.

90’ların sonunda ilk GLBT diye kullanmaya başladı insanlar. İnternette de bu kullanım LGBT’ye göre çok daha fazlaydı. Biz de kendi içimizde GLBT değil de LGBT diyelim diye konuşuyorduk. Zaten lezbiyen görünmezliği diye bir şey var; o yüzden G’yi öne koymayalım dedik. Biz Türkiye’de LGBT diye kullanmaya başlayınca o yerleşti. Şimdi internette baktığımda dünya üzerinde de LGBT kullanımının daha yaygın olduğunu görüyorum. (LGBT geçen: 242 milyon içerik, GLBT geçen: 2.8 milyon içerik) “B” de bence ilk LGBT içinde gözükmeye başladı, içeriklerde değil de. Belki içerik tek tük vardır ama aklımda yer etmeyecek kadar az belli ki. Bence harflerle B gözükmeye başladı ve ondan sonra politikası, tartışmalar ve etkinliklerde konu haline gelmeye başladı diye düşünüyorum.


Etiketler: yaşam, tarihimizden
Telegram