16/11/2021 | Yazar: Umut Erdem

Bi+ varoluşu çevreleyen belirli konular nezdinde, bi+ politika merceğinden hikaye anlatma ve diyalog oluşturmayı merkez edinmiş bu dosya; çeviriler, söyleşiler ve LGBTİ+ örgütlerin Bi+ politikaları üzerine öz değerlendirme yaptıkları bir içerikten oluşuyor.

Bi+ Dosyası’na merhaba! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Marta Pucci

Kaos GL’nin 2020 yılında hazırladığı medya raporuna göre biseksüellere intersekslerle birlikte medyada neredeyse hiç yer verilmemesi sebebiyle oluşturulan Bi+ Dosyası, “Bi+’lar vardır!” demekten daha fazlasını vaad etmeyi amaçlayan bir içerik serisi.

Bi+ varoluşu çevreleyen belirli konular nezdinde, bi+ politika merceğinden hikaye anlatma ve diyalog oluşturmayı merkez edinmiş bu dosya; çeviriler, söyleşiler ve LGBTİ+ örgütlerin Bi+ politikaları üzerine öz değerlendirme yaptıkları bir içerikten oluşuyor. Cinsellik ve cinsiyete dair tartışmalarla beraber mültecilik/sığınmacılık, feminizm, queer, erkeklik, hareketteki dönüşüm, Bi+’ların maruz bırakıldıkları çeşitli şiddet pratikleri, evlilik üzerine konuşma alanı açan bu dosya, Türkiye’nin Bi+ Tarihi’ne de göz kırpıyor ve geçmişe bakıp monoseksizmi arkamızda bırakabileceğimiz, bifobilerimizi daha fazla sorgulayacağımız bir gelecek tahayyülü yaratmak üzere teorik altyapı ve anlatılar sunuyor.

Şemsiye bir terim olarak tanımlayabileceğimiz Bi+, birden fazla cinsiyete cinsel, romantik, duygusal, erotik, entelektüel vs. ilgi duymayı ifade ediyor. Cinsiyetlere (cinsiyetini sorgulayan ve agender kişiler dahil olmak üzere) yönelik ilginin aynı olması gerekmediği gibi, bu ilgi seviyeleri değişebilir. Birden fazla cinsiyete ilgi duyma biçimlerini kapsayan Bi+ içinde bi/panseksüel, bi/romantik, bicurious, hetero/homoflexible, sorgulayan, akışkan, etiketsiz, queer vs. gibi var olma halleri de var. Dosya için söyleşi yaptığım bi+ öznelerin arzu ve deneyimlerini genel olarak “cinsiyet gözetmeksizin, cinsiyetten bağımsız, cinsiyet sınırları ötesi”nde tanımladığı gibi bir ortaklık göze çarpıyor.

Kaos GL’nin Çeviri Sözlüğü panseksüelliği “herhangi bir cinsiyete karşı çekim duymaya açık olmak anlamına gelir ve buna özellikle non-binary cinsiyet kimlikleri de dâhildir. Panseksüel kişiler, biseksüel teriminin henüz “kadın ve erkekten hoşlanmak” olarak yorumlandığı yıllarda, non-binary insanlara çekim duyduklarını veya kendi cinsiyet kimliklerinin non-binary olduğunu anlatmak için bu terimi ortaya koymuştur.” şeklinde tanımlıyor, buna dair kaynak tam olarak nedir bilmiyorum ama dosya için çevirisini yaptığım Shiri Eisner’la söyleşide kendisinin de belirttiği gibi “[Kelime olarak] biseksüellik biseksüel topluluklar tarafından üretilmedi; 19.yy’ın sonunda tıp ve psikoloji kurumları bu kelimeyi üretti. Cinsiyete dair tek fikirleri cinsiyetin iki tane olduğuydu ve çeşitli cinsel yönelimleri hastalık olarak tanımladılar. Onları güçlendirmekten yana olmadılar. Biseksüel topluluğu sonrasında terimi sahiplendi sadece ve biz ona kendi anlamımızı yükledik. Bugün dünya üzerindeki çoğu biseksüel örgüt biseksüelliği birden fazla cinsiyete çekim duymak ya da kişinin hemcinsine ve farklı cinsiyetlere ilgi duyması olarak tanımlıyor.” Biseksüellik geçmişte iki cinsiyet üzerinden giden LGBT politikanın yaygın olması sebebiyle iki cinsiyete ilgi duymak olarak zamanında tanımlanmış olsa da o koşullarda biseksüellik, hetero/eşcinsel ikiliğini kırma potansiyelini taşıdığı için queer’e giden yolu döşemiş tartışmaların başrollerinden biri olmuştur[1]. Ama bunun yanı sıra tarihte biseksüelliğin “cinsiyet gözetmeksizin insanlara ilgi duymak” olarak tanımlandığı arşivlerde görebileceğimiz bir ayrıntı. Bu tabii ki panseksüelliği geçersiz kılmak anlamına asla gelmiyor ama panseksüellikle biseksüel arasında çizilen çizginin “nonbinary kimlikleri dahil etme” motivasyonu üzerinden gitmesi bana rahatsız edici ve pek de doğru bir bilgi değilmiş gibi geliyor. Biseksüelliğin tarihi eski ve monoseksüellikle sürekli zıt kutuplar olarak inşa edilmiş. Bir yazımda da belirttiğim gibi “monoseksüelliğin karşıtı olarak yerleştirilen biseksüellik, olgunlaşmamış, ilkel olanla, beyaz/Batı Avrupalı olmayan, bu kültürden gelmeyenle, "hayvani" olanla özdeşleştiriliyor. Monoseksüellik ise tam tersi bir biçimde olgunluk, gelişim, kültür, insanlık ve beyaz olmakla özdeşleştiriliyor.” Anatomiden yönelime evrilen biseksüelliğin tanımı, dönüşen ve gelişen LGBTİ+ politikasıyla evriliyor ve şu an monoseksüel olmayan pek çok arzu, deneyim ve varoluşu içeren şemsiye bir terim olarak karşımıza çıkıyor. 1990 yılında yayımlanmış ilk biseksüel manifesto, bir yandan “Monoseksüellik, eşcinselleri baskı altına almak ve biseksüellerin geçerliliğini çürütmek için kullanılan heteroseksist bir diktadır.” derken öte yandan Biseksüellik bütün ve akışkan bir kimliktir. Biseksüelliğin doğalında ikili ya da iki eşlilik olduğunu sanmayın. “İki” tarafı olan ya da tam insan olmak için her iki cinsiyetle aynı anda beraber olması gereken insanlar olduğumuzu varsaymayın. Aslında sanmayın ki; sadece iki cinsiyet vardır. Akışkanlığımızı, kafa karışıklığıyla, sorumsuzlukla ya da sadık olamamakla karıştırmayın.” da diyor; bu sebeple panseksüel ve biseksüel’i ayıran şeyin nonbinary kimlikleri, ikili cinsiyet karşıtlığı olduğunu söylemenin bi+ politikayı bilmemekten ileri geldiğini düşünüyorum.

Pan, ingilizcede tüm anlamına gelmektedir ve kelimenin ilk duyulduğu tarihin 1914 olduğu öne sürülüyor. Panseksüelizm olarak ilk dolaşıma giren terimin kullanımı da tarih içinde değişikliğe uğruyor. Yönelim olarak kullanımı daha sonraki bir tarihe tekabül ediyor.  “Panseksüelliğin güncel anlamının, trans, nonbinary ve genderqueer kimliklerine dair farkındalık arttıkça bu aktivizm ruhundan ve kimliği sahiplenme arzusundan ortaya çıktığını” söylemenin “biseksüel teriminin henüz “kadın ve erkekten hoşlanmak” olarak yorumlandığı yıllarda, non-binary insanlara çekim duyduklarını veya kendi cinsiyet kimliklerinin non-binary olduğunu anlatmak için panseksüel terimi ortaya koyulmuştur.” anlamına geldiğini sanmıyorum. Ki, “günün sonunda etiketler, bizim yarattığımız bir şey olur. Biz onları tanımlarız, onlar bizi tanımlamaz.”

Biseksüellikle panseksüelliği bu kadar net çizgilerle, sabit kutucuklara ayırma gibi bir politika da benimsemediğimden ama tarihsel okumalar da yapmaya çalıştığımdan, pan ve bi kimliklerini birbirleriyle yarışır hale sokmanın, birini dışlamanın ya da silmenin mantıksız ve yanlış olduğunu bildiğimden Bi+ şemsiye kullanımını, arzu, deneyim ve varoluş çeşitliliğine odaklanmayı politik mottom belledim ve bu sebeple bu dosyada bu spektruma ve çeşitliliğe anlatılar üzerinden yer vermeye çalıştım. Ege evli bir bi+ olarak hikayesini anlatırken katmanlı ayrımcılık ve şiddetin hedefinde olan bi+ sığınmacı/mülteci olmaya dair Mona ve Fariman’la konuştum. Özellikle yabancı, mülteci/sığınmacı düşmanlığının arşa çıktığı günümüzde Bi+ özneler bu konuya dair kimlik ve varoluşlarına has neler yaşıyor, duymak önem arz ediyordu. Türkiye’nin Bi+ Tarihi’ne Yeşim’le kulaç atarken Cem’le bi+ ve erkek/lik kesişimine dair konuştuk. Biseksüel ve nonbinary olan Denarii Grace’in kendi hayatındaki nonbinary gündemini anlattığı yazısının çevirisi dosyada yer alırken (evet hem biseksüel hem nonbinary olabiliyor insanlar) Shiri Eisner’la yapılan, bi+ politikasına dair manifesto niteliğindeki röportajı Türkçe’ye çevirmeyi, pink washing, homonasyonalizm gibi konulardan, biseksüel ve trans toplulukları müttefikliğinden de bahsedilmesi anlamında önemli buldum. Çünkü Cem’le röportajda da yer verdiğimiz gibi Türkiye’de de transların direkt heteroseksüel zannedildiği, monoseksüel olmayabilecekleri düşünülmediği gibi bu kesişimsellik ve katmanlılık pek hesaba katılmayan, bu sebeple de bahsedilmeyen ve politik söylemlerde yer almayan gerçeklikler.

Oysa özellikle sosyal medyada olduğu gibi her gün bir şekilde karşılaştığımız trans dışlayıcılık mevzusu bi+ düşmanlığıyla son derece paralel ilerleyen bir durum. Trans dışlayıcılık yapan ve bu haddi kendinde feminist deme gücünden bulan insanlar aynı zamanda yine aynı şeyden güç alarak söylemlerinde bi+ düşmanlığını üretiyorlar sürekli. Bu tesadüf değil, monoseksizm ve cis-hetero patriyarkanın işbirliğini, ne kadar benzer temelden beslendiğini bize hatırlatan bir hakikat örneği. Tabii bunun için önce monoseksizmi ciddiye almalı ve onu doğru bir şekilde tanımlayabilmeliyiz. Tıpkı Yeşim’in belirttiği gibi, “Monoseksizm eleştirisi büyük bir küme olarak düşündüğümüz sistemin (cispatriyarka) farklı farklı niteliklerinin deşifresinden biri. Monoseksizm sistemin bir özelliği yani ama diğer özelliklerle de ilişkili. Bu yüzden birini çıkardığında bu sistem işlemeye devam edemeyecek. Monoseksizm bu sistemin yaşamsal bir parçası.” Monoseksizm, son birkaç yıldır Türkçe literatüre girmiş bir kavram ve bunu, tek bir cinsiyete ilgi duymayı norm ve meşru kabul eden baskıcı yapı olarak tarif edebiliriz. Yaptığım tüm röportajlar monoseksizmin, cis-hetero patriyarkanın yaşamsal bir parçası olduğunu kanıtlar nitelikte anlatılar oldu. Ama Cem’in de altını çizdiği gibi bifobiyi içselleştirmek ve monoseksizmi sorun etmemek bi+’lar başta olmak üzere her birimizi etkilediği gibi trans dışlayıcılara karşı politika üreten insanlar, milliyetçiliğini eleştireceğim derken panseksüel birinin kendilerince heteroseksüel olduğunu iddia ettikleri ilişkisi üzerinden kişinin hetero ayrıcalığı yaşadığını söyleyebiliyor ve bu önerme pek kimsede bir rahatsızlık yaratmıyor. Oysa Mona ve Fariman sığındıkları Türkiye’de kimlikleri ve varoluşlarından bağımsız olarak “natrans ve heteroseksüel bir çift” olarak görüldüklerini ve bunun yaşattığı baskıyı ifade ederken Ege de “İlişkilerin yönelimi olduğunu düşünmek anlayabildiğim bir şey değil ve bu bana monoseksizmi besleyen, o “biseksüel ayrıcalığı” garabetini ortaya çıkaran şeylerden biriymiş gibi geliyor. Biseksüel ayrıcalığı diye önümüze konulan şey silinmenin ta kendisi! Bu silinme ve görünmezlik, bizim günlük işlerimizde, kimlik inşamızda, arzularımızda korkunç bir baskı mekanizması işletiyor. Öyle bir şey ki; bir yerden sonra bu baskıyı bizler kendimize ve ilişkilenme biçimlerimize de uygulamaya başlıyoruz.” diyor.

Heteroseksüel ayrıcalığı” mevzusu, bi+’ları tam ve bütün olarak görmemek, iki meşru ve gerçek yönelimin yarısı olarak düşünmek olduğu gibi bi+’ları silen, bi+’ların aslında bi+ olmadığını söyleyen ve bi+ olmanın politik olduğunu yadsıyan bu yüzden bi+ politikayı ilga eden monoseksist ve ikili cinsiyetçi bir yaklaşıma dayanıyor. Oysa Cem’in de altını çizdiği gibi bi+ varoluşunun silinmesi için monoseksüel yatırım[2] yapılıyor. Bu monoseksüel yatırım, tüm hayat pratiklerimize sirayet eden bir anlaşma. Evli bi+’yı direkt hetero olarak kodladığı gibi bi+ bir aktiviste, zamanında televizyonda okunan LGBT dernekleri imzalı basın açıklamalarında öne çıkmamasını söyleten doktrin, sırf kişi bi+ olduğu ve hemcinsinden başka cinsiyetle(rle) birlikte olabileceği için.

Bu durumun, politika yaparken yarattığımız şiddet hiyerarşisinden ileri geldiğini de düşünüyorum. Üretilen şiddet hiyerarşisi, bazı şiddet deneyimleri ve anlatıların harekette de daha değerli görmesiyle sonuçlandığından bu dosyada bi+ anlatılarının yer almasını, bi+’ların bi+ olduğu için neler yaşadıklarını tekrar göstermeyi önemli bulduğum gibi bi+ erkekler ve erkeklikler meselesine özellikle yer açmak istedim. Cem’in samimi olarak tanımlayabileceğim[3] bi+seksüellik ve erkeklik kesişimi üzerine hazırladığı tezi ekseninde bi+ erkeklerin ve erkeklik deneyimi yaşayan insanların monoseksist ve cis-heteropatriyarkal düzende neler yaşadığını konuşmak sanırım Türkçe dilinde bu meseleyi derinlikli ele alan ilk metni ortaya çıkardı. Erkeklik eleştirileri gündeminde de bi+’ların yok sayıldığı günümüz koşullarında bi+ erkeklerin ve erkeklik deneyimi yaşayanların maruz bırakıldıkları pratikleri bi+ politika ekseninden analiz etmek mühimdi ve bu dosyada yer alması elzemdi. Cem’le görüntülü sohbet ederek bu konuyu kayda geçirmek, ikimiz için de daha verimli bir tartışmaya okuyucuların seyirci kalacağı bir içeriğin oluşmasını sağladı.

Bi+ aktivist olarak sorduğum “Evli bi+’lar neler yaşıyor?”, “onların seslerini duyabilecek miyiz?” gibi sorularım, biricik bir deneyim üzerinden tamamen bu sorulara cevap bulmak niyetiyle olmasa da bir bakış sunmak üzere Ege ile yaptığım söyleşiyle gündemleştirilmiş oldu. Aslında evli bi+ deyince tanıdığım ve görüşebileceğim başka iki farklı isim vardı ama sonra onlarla yapacağım röportajlar iptal olunca bu gündemi tamamen dosyadan çıkarmak istemediğim için çeviriye dönüştürmeye karar versem de aradan geçen zaman beni Ege ile bir araya getirdi, söyleşiyi onunla yaptım ve gayet de keyifli olduğunu düşündüğüm bir sohbet çıktı ortaya. İyi ki zaman geçmiş diyebiliyorum o yüzden.

Benim için hazırlaması çok kolay bir dosya olmadı. Hem pandemi sebebiyle hem de bir lubunya ve sürekli kadın olduğu hatırlatılan, kadın atanan biri olarak yaşadığım ekonomik ve psikolojik zorluklarla birlikte bi+ politikaya dair çok sorumluluk aldığımı hissetmem, ara ara dosya hazırlama işiyle arama mesafe koymamı gerektirdi. O yüzden dosyayı imkanlarım ölçüsünde nihayete erdirmem zamanımı aldı. Fakat nihayetinde bir şekilde tamamlayabildiğim ve sizlerin takdirine sunabildiğim için mutluyum. Her ne kadar bu dosyanın hazırlayanı olarak emek vermiş olsam da ve ismim geçse de dosya için hem yaptığım çeviriler hem de söyleşileri düşününce bunun kolektif bir iş olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. O yüzden dosyayı hazırlamamda bana yol arkadaşlığı edenlere, koydukları katkı ve verdikleri destekten ötürü minnettarım. Bu yolda yalnız olmadığımı hissettiğimi belirtmeliyim. Bu dosyanın harekette yeni gündem ve tartışma kapıları açmasını umuyorum. Bu gündem ve tartışma olanağı, LGBTİ+ örgütlerinin kendi politikalarını değerlendirme ve eleştirme kapısını da aralıyor. Keza dosyada 8 örgüt de bizimle Bi+ politikalarını, bu konudaki değerlendirme ve eleştirilerini paylaştı. Bu paylaşımı yaparken kurucusu ve yürütücüsü olduğum Bitopya’dan haberdar olmaları hatta çalışmalarında yararlandıklarını ve kaynak gösterdiklerini öğrenmiş olmak benim için hayli motive ediciydi.

Tüm LGBTİ+, feminist, hak mücadelesi veren tüzel kişilik, aktivist ve bireylerin bu dosyadan payına düşeni cebine koyup bu dosyanın yaratmayı amaçladığı tahayyülün parçası olma çabasına bir şekilde ortak olarak yoluna devam etmesini diliyorum! Kaos GL’ye de bu dosyayı hazırlamama fırsat tanıdığı ve editörüm Yıldız Tar’a anlayışı için ayrıca teşekkür ederim.

Yorum ve eleştirilerinizi eksik etmeyin, diyerek iyi okumalar diliyorum!

Dayanışmayla.



[1] Jagose, Annamarie,Queer Theory: An Introduction.

 

[2] Yoshino, Kenji, The epistemic contract of bisexual erasure, Stanford Law Review - 1 Ocak 2000.

[3] Cem’in tezinde çok önemli bir noktayı dayanak yaparak hikayeleri anlattığını ve çok bilinen ama bi+’ları olumsuzlamak için kullanılan bir durumu deşifre ettiğini gözlemliyorum. Cem’in tezinde bi+ hikayelerini anlatan insanlar, bi+ olduklarını söylememek zorunda kaldıklarını, monoseksüel olarak görünmeye (passing) çabalayabildiklerini ve bifobiyi içselleştirdiklerini ve ona karşı öncelikle kendilerini sonra da çevresini koruma mekanizması geliştiremediklerini anlatıyor. Tıpkı Shiri Eisner’ın Bi: Notes for a Bisexual Revolution isimli kitabında bahsettiği gibi, bi+ birinin monoseksüel (heteroseksüel ya da eşcinsel) olarak toplumda görülmesi olarak tanımlayabileceğimiz “passing” durumu, bi+ birine tamamen ayrıcalık tanıyan bir şey değil aksine görünmezlik bedeli ödeten, bi+ özneyi susturan, sürekli kimliği hakkında konuşmaması ve varoluşunu “açık etmemesi” yönünde onu baskılayan sistematik ve kurumsallaşmış bir yapı aslında. Etrafında varoluşunu ve kendisini destekleyen bir mekanizmanın yokluğu sebebiyle de özne bu baskı sonucunda depresyon gibi ruh sağlığı sorunları, kimliğine ve varoluşuna dair inkar durumları, içselleştirilmiş ve dıştan gelen bifobi pratikleri yaşıyor.


Etiketler: yaşam, cinsellik
Telegram