09/01/2014 | Yazar: Yıldız Tar

Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın Komisyonu’nda çalışma yürüten üç kadın gazeteci kaosGL.org’a çalışmalarını, medyanın ahvalini ve TGS’deki kadın ve LGBTİ devrimini anlattı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda Kadın ve LGBTİ Devrimi! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın Komisyonu’nda çalışma yürüten üç kadın gazeteci Arzu Demir, Sevgim Denizaltı ve Evrim Kepenek kaosGL.org’a çalışmalarını, medyanın ahvalini ve TGS’deki kadın ve LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) devrimini anlattı.

 

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) 25 Aralık’ta gerçekleşen Genel Kurulu’nda yönetimde azami kadın temsili; cinsiyetçi, homofobik ve transfobik haber diline karşı mücadele gibi bir dizi düzenleme ile birlikte Kadın ve LGBTİ Komisyonları kuruldu. TGS, tüzüğüne cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine karşı ayımcılıkla mücadele edeceğini de ekleyerek, Türk-İş içerisinde bir ilki gerçekleştirmiş oldu.

 

25 Kasım Kadına Yönelik Mücadele Günü’nde kurulan ve Genel Kurul’da resmiyet kazanan Kadın Komisyonu bir yandan medyanın cinsiyetçi diline karşı mücadele yürütürken; işini yaparken polis şiddetine maruz kalan kadın ve LGBTİ gazetecilere dönük polis şiddetine karşı da sesini yükseltiyor.

 

Yeni kurulan ve hızlıca çalışmalarına başlayan TGS Kadın Komisyonu üyesi gazeteciler Arzu Demir, Sevgim Denizaltı ve Evrim Kepenek ile medyanın ahvalini, kadın ve LGBTİ gazetecilerin sorunlarını, TGS Kadın Komisyonu’nun kuruluş ve örgütlenme serüvenini konuştuk.

 

Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü ve Fırat Haber Ajansı (ANF) muhabiri Arzu Demir “KCK Basın” adı verilen davadan yargılanan kadın gazetecilerden biri. Onu özellikle Rojava’ya gidip oradaki kadınlar ile gerçekleştirdiği söyleşilerden; kadın gerillalar ile röportajlarından tanıyoruz. Uzunca süre birlikte çalıştığım, gazeteciliği kendisinden öğrendiğim, Gezi direnişi sonrası ETHA’ya gerçekleştirilen polis baskını sırasında da basın özgürlüğünü büyük bir özveriyle savunuşuna şahit olduğum Arzu Demir şimdi TGS’nin Genel Örgütlenme Sekreteri.

 

Arzu Demir

 

Arzu gibi “KCK Basın” adı verilen davadan yargılanan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Evrim Kepenek de yıllarca kadın haberleri yapmış, basın özgürlüğünü savunan kadın gazetecilerden biri. Yine Birgün muhabiri Sevgim Denizaltı da yıllarını kadın haberciliğine ve sendikal mücadeleye veren bir kadın gazeteci.

 

Kadın Komisyonu’nda birlikte çalışan bu üç kadın gazeteci de TGS’de yaşanan kadın ve LGBTİ devriminden umutlu ancak daha çok şey yapılması gerektiğini düşünüyor.

 

Arzu LGBTİ gazetecilerin kimlikleriyle özgürce çalışabilecekleri bir ortam kurmak zorunda olduklarını söylüyor. Türk-İş ve ona bağlı TGS’nin erkek egemen bir sendika olduğunu ısrarla vurguluyor ve ekliyor: “Bizim iki temel meselemiz var yani toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele ve medyada erkek egemen, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik dile karşı mücadele...”

 

Sevgim ise bu mücadelenin örgütlü bir şekilde yapılabileceğini ekliyor ve LGBTİ ve kadın haberciliği konusunda çok sayıda atölye ile kendilerinden başlayarak bir eğitim sürecine girdiklerini söylüyor. LGBTİ örgütleriyle birlikte çalışmak, LGBTİ hareketinden öğrenmek istediklerini vurguluyor.

 

Evrim de LGBTİ gazetecilerin sorunlarını erkek egemenliğine karşı dayanışarak aşabileceklerini savunuyor. Medyanın haber dili konusunda ise sınıfı geçmeye çalıştığını ekliyor.

 

TGS’de Kadın ve LGBTİ Komisyonları’nın kuruluş süreciyle başlayalım isterseniz. Nasıl kuruldu, neler yaşadınız?

 

Sevgim Denizaltı: Bir süredir zaten bunun tartışmasını yürütüyorduk kadın ve LGBTİ gazeteciler olarak. İki derdimiz vardı bu komisyonu kurmayı düşünürken. Birincisi medyada çalışan ve her türlü ayrımcılığa maruz kalan kadın ve LGBTİ gazetecilerin örgütlenmesi ve dayanışması. İkinci derdimiz ise medyadaki haberlerin diliydi. Bu iki eksende tartışmalar yürüyordu. Devamında tartışmaları tükettik ve komisyonumuzu kurduk. Aralık ayında yaptığımız Genel Kurulumuzda da Kadın Komisyonu’nu ve kuracak olduğumuz LGBTİ Komisyonu’nu tüzük güvencesine aldık. Hatta bu komisyonlarla birlikte çok önemli değişiklikler yapıldı. Eksiklikler olmasına rağmen çok önemliydi bu tüzük değişiklikleri.

 

Sevgim Denizaltı

 

Arzu Demir: Kadın Komisyonu’nu kurarken hem anaakım da dâhil olmak üzere çalıştığımız işyerlerinde hem de sendikamızda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için mücadele etmeyi önümüze koyduk. Türk-İş’e bağlı erkek aklının hâkim olduğu, yöneticilerinin erkek olduğu bir sendika burası. Dolayısıyla biz sendika içerisinde de toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın bir aracı olarak komisyonu kurduk.

 

LGBTİ komisyonu kurulacağından bahsettiniz. O kurulana kadar kadın ve LGBTİ çalışması birlikte yürüyecek sanırım...

 

S.D.: Tabi. Zaten komisyon kurulduktan sonra da birçok ortak iş yapacağız. Derdimiz aynı zaten.

 

Peki kadın komisyonu’nun da alanına giren eşcinsel, biseksüel ve trans kadınlar için TGS Kadın Komisyonu’nun ayrı bir çalışması olacak mı?

 

A.D.: Biz LGBTİ Komisyonu’nu kurabilecek miyiz diye bir tartışma da yürüttük. Şu anda bizim yaptığımız hem Kadın Komisyonu hem de LGBTİ Komisyonu’nun kurulmasının güvencesini oluşturdu. Bunun nasıl olacağı mesela lezbiyen ve trans kadın arkadaşlarımızın kendi tercihlerine bağlı. Kadın Komisyonu içerisinde de böyle bir çalışma yapılabilir, LGBTİ Komisyonu içerisinde de. Veya ikisinin birlikte çalışabileceğini de söylemiştik. Biz bunların zeminini oluşturduk. Örneğin kimse şu anda TGS’de LGBTİ Komisyonu kurdun diye sana müdahale edemez. Çünkü biz bunu tüzük güvencesi altına aldık.

 

Komisyonun iki çalışma alanından bahsettiniz. Bu alanlardan olan medyadaki homofobik, transfobik, cinsiyetçi, nefret üreten dile karşı ne yapmayı düşünüyorsunuz, neler yaptınız?

 

S.D.: Çok yeni bir komisyon ama bugüne kadar birçok şey yaptık. Mesela kadın cinayetleri ve LGBTİ’lere dönük nefret cinayetlerinde bu “cinnet” sözcüğünün başlıklara çıkartılması bizi çok rahatsız ediyordu. Cinayetlerde böylesi meşrulaştıran ifadelerin kullanılmasına karşı meslektaşlarımıza ve kamuoyuna açık mektup yazarak başladık. Her şeyi birlikte öğrenmek için bu komisyonu kurduk. Kadın ve LGBTİ gazeteciler olarak haberlerde nasıl bir dil kurmamız gerektiği üzerine atölyeler planladık. Nefret cinayetlerine ilişkin atölyeler yapmayı planlıyoruz. Daha sonra bu atölyelerin bulgularını kitapçıklar haline getirerek diğer meslektaşlarımızla da paylaşacağız.

 

A.D.: Yani mesela biz toplumsal cinsiyet, homofobi ve transfobi meselelerinde kendi eksiklerimiz olduğunu da görüyoruz. Bu konularda ben tam bir arınmanın söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Sonradan baktığımızda “Ya ben bu haberi nasıl yapmışım” dediğimiz örnekler de oluyor kendi pratiğimizde. Biz bunu süreklileşmiş bir mücadele alanı olarak da görüyoruz. Mesela Sevgim’in bahsettiği nefret cinayetleri atölyesini yapıp bunun sonuçlarını muhabirlere, medya patronlarına gönderip devamında haberleri takip edeceğiz.

 

Haberleri takip edip, “Bu haber böyle yapılmaz. Böyle yaparsanız bu cinayete ortak olursunuz” gibi tepkiler gösteriyoruz. Bizim nefret cinayetinin bir parçası olmadan haber yapabilmenin koşulu o haberleri yapan gazetecilerin aklını değiştirmek. Ama bu da yetmiyor. Medya hep mülkiyet ilişkilerinin bir yerinde duruyor. Biz mümkün olduğunca o haberin muhabir ve editörden düzgün çıkmasını sağlamak istiyoruz. Bizim iki temel meselemiz var yani toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele ve medyada erkek egemen, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik dile karşı mücadele...

 

Evrim Kepenek: Medya haber dilinde sınıfı geçmeye çalışıyor diyebiliriz. Artık kadın gazeteciler birbirini arayıp bu haberi nasıl yazalım diye sormaya başladı mesela. Bu çok önemli bir adım. Hatırlarsan Habertürk’teki o manşet bir örnekti. O binanın önüne gidip orada protesto etmek... Ne zaman ki birbirinden farklı olsa da feminist hareketler, kadın hareketleri sokağa çıkarsa bu medyaya da yansıyor. Gezi direnişinde de böyle oldu. Hatta anaakımda çalışan birçok arkadaşımız da direnişle fark ettiler.

 

Evrim Kepenek

 

Peki, medya sektöründe kadınlar ve LGBTİ’ler ne kadar yer alabiliyor? Kimlikleriyle özgürce yer alabiliyorlar mı?

 

A.D.: Valla benim tanıdığım iki tane açık kimliğiyle gazetecilik yapan kişi var. Biri de sensin zaten (gülüyor). Dolayısıyla bizim elimizde bir veri yok. Çünkü insanlar bildiğimiz nedenlerden dolayı açık olamıyor. Bu açık olmamak da bir problem. En azından işyerinde kimliğiyle açık ve özgür bir şekilde çalışabilmesinin koşullarını sağlamak zorundayız. İlk aklıma gelen Birgün ve İMC gibi yerlerde daha rahat sağlayabiliriz belki. Ana akımda biraz daha zor gibi. Çok büyük laflar etmek istemiyoruz açıkçası. Bir şeye niyet ettik. Belki en sonunda kendimizi sadece değiştirmiş olacağız ama bu bile iyi bir kazanımdır.

 

S.D.: Medya sektöründe eğer bir şeyleri değiştirebileceksek biz değiştireceğiz. Medyada ufak ufak değişiklikler yaşanır. 90’larda Hürriyet gazetesinde çıkan haberlerle şimdi arasında bir fark var yani. Hâlâ cinayete ortak olan haberler çıkıyor ama bir iyileşme var. Bu fark kadınların ve LGBTİ’lerin mücadelesi ile oluyor. Ama ben örgütlenmeden, birlikte mücadele etmeden bireysel duruşlarla bir yere varılamayacağını düşünüyorum. Çünkü karşımızca çok kuvvetli ve örgütlü bir erkek egemenliği var. Bunun karşısında örgütlü mücadele etmek gerekiyor.

 

E.K.: Geçmiş dönemlere baktığımızda Milliyet gazetesinde Nurcan Akat örneği var. Akat Milliyet gazetesinde ilk yazı işleri müdürü olan kadınlardan biri. Nurcan Akat haber toplantısına gittiği zaman kendisine dolaylı yollardan orada istenmediği belli ediliyor. Haber toplantısına gidiyor ve kendisine sandalye verilmiyor haftalarca. Nurcan Akat var olarak kırdığını söylüyor. O günden bugüne baktığımızda birçok gazetenin yönetimin kadrosunda kadın gazetecilerin yer almadığını görüyoruz. Kadınlar hep ara kademelerde konumlandırılıyor.

 

Kadın cinayetlerinin daha görünür olması aslında kadın haberlerindeki dilin de değişmesi noktasında etkili oldu. Aynı şekilde kadın gazeteciler arasında dayanışmanın da arttığını görüyoruz. Bunun en basit örneği Kadın Gazeteciler Takipte Platformu.

 

LGBTİ gazetecilerin görünürlüğü meselesinin bizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum biraz. Medyanın erkek egemen yaklaşımı sözkonusu kadın ve LGBTİ gazeteciler olduğunda iyice görünür oluyor. Mesela kadın veya LGBTİ bir gazeteciysen en iyi fotoğrafı çekmeli, kamerayı en iyi sen kullanmalı, en doğru sen yazmalısın gibi bir durum oluşuyor. Her zaman en önde durmalısın. Bunları görünce de kendini ifade edemiyorsun. LGBTİ gazetecilerin görünür olamayışında biz kadın gazetecilerde de sorun var. Bunu da dayanışmayla aşabiliriz diye düşünüyorum. Bawer Çakır ile Emine Özcan’ın ortak çalışmaları buna örnek. Somut bir ürünle aşabiliyoruz bu durumu. LGBTİ gazeteci arkadaşlarımız daha görünür hale geldikçe daha somut sonuçlar alabileceğiz.

 

Yönetime kadın katılımı meselesinde anaakım medya ile alternatif medya ortaklaşıyor mu?

 

E.K: İstatistiklerde ortaklaştıklarını görüyoruz. Anaakımda da çalışan birisi olarak kadınların erkekleşerek basın kurumlarında var olabildiğini görüyoruz. İktidar duygusunun çoğunu, yönetme isteğini alarak var olabiliyor kadınlar. Ve bir gazetede tepedeki o erkek bakış açısı her yere yansıyor.  Tepe neyse arkada gelenler de onu takip ediyor.

 

Hem LGBTİ gazetecilerin koşullarının iyileştirilmesi, özgür bir çalışma ortamı yaratılması hem de medyanın homofobik ve transfobik dilinin düzeltilmesi bağlamında TGS’nin LGBTİ hareketi ve örgütleriyle ilişkisi nasıl olacak?

 

S.D.: Kesinlikle ortaklaşa işler yapmayı düşünüyoruz. Dayanışma çok önemli. Zor bir işe kalkıştık ve LGBTİ örgütlerinin desteği, dayanışması olmadan bu işin altından kalkamayız. Örneğin, Kaos GL’nin hem sendikal alana ilişkin hem de medya alanına ilişkin çok ciddi çalışmaları olduğunu biliyoruz. Biz de mutlaka bu çalışmaları ortaklaştırmak ve birlikte hareket etmek istiyoruz.

 

A.D.: Ben de şunu ekleyebilirim. Biz gazeteciler arasında örgütlenen bir sendikayız ama kendimizi hem homofobi ve transfobi karşıtı mücadelenin hem de kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz. Bizim yaptığımız iş aslında ya bu homofobi ve transfobiyi üretecek ya da ona karşı mücadele edecek. Sonuçta ideolojik üretimin merkezindesin sen. Orada yaptığın haberin toplumsal yaşamda bir karşılığı var. Nefret cinayetine ortak olmayacak bir dil kullanırsan bunun bir karşılığı olur. Homofobik ve transfobik bir dil kullanırsan, yeniden üretirsen “Hak etti ibne” diye düşünür okuyucu. Bizim de eğitime ihtiyacımız var ve LGBTİ örgütlerinden öğrenmeye ihtiyacımız var.

 

TGS içerisinde LGBTİ kotası olacak mı?

 

A.D.: Olması gerekiyor. Sendika yönetiminde LGBTİ kotasını şimdilik yapamadık. Daha doğrusu aklımıza gelmedi (gülüyor). Mesela kadın sekreterliği de aklımıza gelmedi. Tüzük çalışmalarında birçok şeyin aklımıza gelmediğini fark ettik.


Etiketler: medya
Nefret