04/01/2023 | Yazar: Ali Erol

Bursa Şehir, Bursa ManşetX, İstanbul İstiklal, Ankara Anadolu, Sivas İrade, Elazığ Günışığı ve Akdeniz Manşet yazarlarından derledik...

Yerel basından Aralık ayı nefret köşeleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Gizem Karagöz / Kaos GL

Homofobik nefret söylemiyle bendini de haddini de aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okuyoruz…

Yerel basından 2022 Aralık ayı nefret köşeleri Bursa Şehir, Bursa ManşetX, İstanbul İstiklal, Ankara Anadolu, Sivas İrade, Elazığ Günışığı ve Akdeniz Manşet yazarlarından geldi.

Bursa Şehir yazarı, “LGBT bireyler”i de “vatandaş”tan sayıyor ama o “vatandaşlık” haklarını tanımaya yanaşmıyor

Bursa Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi’nin düzenleyeceği “Toplumsal Cinsiyet Atölyesi” etkinliğinin hükümet medyasıyla sosyal medyada hedef gösterilmesi ve İçişleri Bakanlığı’nın, “Nilüfer Belediyesi’nin LGBTİ için özel dayanışma merkezi açtığı” haberlerinin ardından Belediye’ye “inceleme” başlattığı süreci değerlendiren Bursa yerel basınından köşe yazıları sadece “gökkuşağı köşeleri”nden gelmedi, “nefret köşeleri”ni de doldurdu.

Bursa Şehir yazarı Alpaslan Yıldız, Aralık ayındaki ilk yazısında, “Nilüfer önce gidiyor ama tek sorun onlarda değil!” başlığı altında, “cinsiyet eşitliği”, “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “İstanbul Sözleşmesi”nin üstünden geçtikten sonra sözü “LGBT”ye bağlıyor: “Bu LGBT diye tanımladığımız eşcinsellerle ilgili global süren projenin Türkiye bölümünde CHP ve malum vakıf ve sivil toplum örgütleri hemen konuyu sahiplenerek ve kadına şiddetin önlenmesi makyajı ile hızlıca topluma nüfus etmesi için çalışmalar başladı. Bursa’da da bunun öncülüğünü Mustafa Bozbey yönetimindeki CHP’li Nilüfer Belediyesi sahiplendi o dönemde.”

Bursa Şehir köşe yazarı, “eşcinsel kotası”, “cinsiyetsiz tuvalet”, “LGBT yürüyüşlerine destek” ithamlarıyla Nilüfer Belediyesi’ne yönelik cinsiyetçi ve homofobik nakaratları andıktan sonra, Nilüfer Kent Konseyi’ne yönelik de, “Yapmayın. Çocuklar üzerinde bu algıyı oluşturmayın” buyuruyor: “Şimdi arkadaşlar, bahse konu kesim var ve inkar edilemez. Ancak bu mesele reklamı yapılacak, normalleştirilecek, gündemde tutularak adete reklamı yapılacak bir konu değil. Oldukça hassas oldukça sıkıntılı. Kimse insanları hedef almadığı gibi karışmıyorda ancak reklam yapıp, propaganda haline getirmediği sürece. İşte Nilüfer Belediyesi kent konseyi bunu propaganda haline getirme gayretinde. Yapmayın. Güvenlik sorunu ortaya çıkıyor diyorsunuz. Peki sorguladınız mı toplum açısından ve aileler açısından gerçek güvenlik sorunun bu adımlar olduğunu?”

Bursa Şehir yazarı Yıldız, Aralık ayındaki ikinci yazısında, “Davut Gürkan için son günler mi?” başlığı altında, yazısının başlığında geçen AKP Bursa İl Başkanını geçip gene Nilüfer Belediyesine bağlıyor ve “LGBT propagandası” nakaratıyla devam ediyor. Ha, arada gene, lütfedip, “Evet LGBT bireyler toplumun içinde var ve bu ülkenin vatandaşları. Her birey kadar hakları var. Yok sayamayız” derken, “Ancak altını çizelim” diye de, LGBTİ+’ların o vatandaşlık haklarını inkâr etmeye devam ediyor: “Bu mevzu propagandası yapılacak bir mevzu değil. Öne çıkarılması, tartışılması bile olumsuz etkileri olabilecek bir durum. Bursa bu konuda hassas bir şehir. Bile isteye bu hassasiyetin üzerine gitmek de doğru değil.”

Bursa ManşetX yazarı sanki nefret falı bakıyor: “Lgbt li gençlik ve pedofili artacak”

Bursa yerelinden ManşetX Gazetesi ve BHM / BursaHaberMerkezi köşe yazarı İsmail Kocakaplan, Aralık ayının ilk haftasından “2023” başlıklı yazısında, “Hazır mıyız?” diye soruyor ve ekliyor: “Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar büyük değişimleri yaşamaya hazır mıyız? 2023 paketi o kadar dolu ki, sadece bir konu hakkında onlarca yazı yazmam gerektiği için sizlere sadece başlıklar olarak değinip geçeceğim.”

Aman şimdi, “onlarca yazı”yı kim yazacak, hazır kolajlardan bir bukle salla saydır sırala satırları, saç gitsin nakaratları: “Tek din projesi ve dinsizlik projeleri daha fazla etkinlik kazanacak. Bunun yanında Lgbt li gençlik ve pedofili artacak. Metelerse hayatımızda daha fazla yer bulacak. Bu dünyada değil de bu sanal dünyada yaşamak daha cazip gelecek.”

İstanbul İstiklal’in profesör yazarı, erkeği yumuşatmayın diyor, eşitlik kadının neyine diye de ekliyor

İstanbul yerel basınından İstiklal Gazetesi köşe yazarı Ömer Akdağ, “Hangi Gençlik?” diye soruyor: “Gençliği pörsümüş bir toplumun istikbali olmaz/olamaz. Domuz etinin “kasaplık et” haline getirildiği bir memlekette Fatih gibi nesillerin yetişmesini beklemek beyhudedir.”

Konya Ticaret Odası’nın (KTO) Üniversitesi Karatay’da Tarih Bölümü akademisyeni de olan köşe yazarı Prof. Dr. Ömer Akdağ, “Gençliğin pörsümesi ne demektir?” diye soruyor, sonra da cevaplıyor: “Erkeğin “kadınsılaştırılması” için düzenlemeler yapılıyorsa, bu genliğin pörsümesi değil midir? Ben sormak isterim: Bir memlekette erkek “kadınlaştırılmak” istenir veya  teşvik edilirse ya da siyasi hırs uğruna sessiz kalınırsa vatan savunması nasıl yapılacaktır? “Kadınsı” haline getirilmek istenen erkek ile nesiller nasıl devam edecektir?”

Gerçi bu derin değerlendirmeler için okuyup profesör olmak gerekmezdi ama okumuş akademisyen olmuş İstiklal Gazetesi yazarı Prof. Dr. Ömer Akdağ; “Sadece soruyorum” gibi pek manalı bir geçişle “konu”yu “LGBT”ye bağlıyor: “LGBT meselesi bu değil midir? Meseleye tersinden  bakalım. Kadınların “erkekleştirildiği” bir ülkede bizleri bekleyen tehlike nedir? Bizim toplum yapımızın temeli aile değil mi? Öyleyse aile müessesesini, kadınların “erkekleştirildiği” bir vasatta nasıl sürdürülebilir kılacaksınız? Mesela kadını her işe ve her mesleğe teşvik ediyorsunuz “eşitlik” adına. Bu kadını yormaz mı? Nadide olarak yaratılmış olan vücuda ağır gelmez mi? Erkeğin yaptığı her işe kadını teşvik etmek, acaba orta vadeli istikbalde ne getirir, ne götürür hiç muhasebesi yapılıyor mu? Almanya’da kadınların ağır vasıta şoförü olması, bazıları tarafından “pek muteber” görülüyor olabilir. Ama acaba, kadındaki annelik vasfını nasıl etkileyeceği hiç tasavvur edildi mi?”

Arada, “asr-ı saadet”i yâd eden KTO Karatay Üniversitesi akademisyeni köşe yazarı, “domuz eti” ve “erkeğin “kadınlaştırılmaya” çalışıldığı sistem” nakaratlarını tekrar ediyor, askerliğin “bedelli” olmasına da karşı çıkıyor, feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ni de unutmuyor: “2011’de imzalanan ve daha sonra gelen tepkiler sebebiyle vazgeçilmek mecburiyetinde olunan İstanbul Sözleşmesiyle kadını “güçlendirme” adı altında erkeğin ezilmesiyle mi erkek “erkek” gibi olacak?”

Ankara Anadolu yazarı, “cinsel tercihleri eleştirmiyor hatta saygı duyuyor” ama “bir ton boya, vıcık vıcık ve rezilce hareketler”i aklı almıyor

N’olacak bu gençliğin hali çeken bir diğer köşe yazarı ise bu kez Ankara yerel basınından Anadolu Gazetesi yazarı Orhan Aksakal, “Rezilliğin dibi” başlıklı yazısıyla karşımızda.

Kendi de pek genç görünen yazar resmiyle Aksakal, normalde izlemiyormuş fakat ister istemez karşısına çıkan ve “nedir diye” izlediği “sosyal medyada sürekli ne olduğu belli olmayan tiplerin videoları ve konserleri”nden dert yanıyor.

“Gördüğüm rezillikler karşısında inanın ben utanıyorum bu videoları çekenler utanmıyor” derken uzatmadan geleneksel kopyala-yapıştır nakaratlara geçiyor Ankara Anadolu gazetesi köşe yazarı: “Ben insanların cinsel tercihlerini eleştirmiyorum hatta saygı duyuyorum ama yapılan rezillikleri beni rahatsız eden. Çünkü bunları izleyen gençler ve çocuklar ne düşünüyor diye hiç bu insanlar düşünüyor mu?”

“Rezilliğin dibi” diye başlayan, “Bir ülkenin gençliği böyle mi olmalı acaba?” diye devam eden memleket medyasından bir köşe yazısını doldurmaya yeni ve orijinal bir cümle kurmaya ne hacet: “Hele hele de cinsel yönelimi farklı olan ne kadar genç varsa hepsi burada. Hepsinin yüzünde bir ton boya, vıcık vıcık konuşmalar ve rezilce hareketler insanın aklı almıyor. Özellikle ben burada kimliğini bulamamış gençler adına çok üzgünüm. Çünkü bu gençler cinsel kimliklerini ancak burada rahatça sergileyebiliyor ve istediği gibi kendini insanlara sunuyor.”

Sivas İrade yazarına “köşe” yaz demişler, oturmuş yazmış...

Köşe yazısı yazmak için şimdi de Sivas yerel basınından İrade gazetesi yazarı Haydar Mermer söz alıyor ve tekerlemesini tekerliyor...

“LGBT’li sapıklarla kol kola yürüyenler onlar. Cinsel özgürlük sloganı atan onlar. Kadını açan, soyan, çırılçıplak eden onlar. "Namusunuz batsın" gösterilerinde en önde onlar...”

Elazığ Günışığı yazarı, LGBTİ+’lara her türlü sallasın ama kendisine karşı kimse ağzını açmasın istiyor

Elazığ yerel basınından Günışığı gazetesi yazarı Dr. Resul Şahin, “LGBTİ+=Eşcinsellik” başlığı altında iki köşe yazısı yazmış.

“Ne kadar harf eklerlerse eklensinler, kaç renkle süslerlerse süslesinler, sonuç değişmez, eşcinselliktir” diye başladığı ilk yazısına Lut kavmiyle başlıyor, kopyala-yapıştır salla saydır devam ederken aslında “Dr.” sıfatına ne hacet, pek değerli ve orijinal tespitlerde bulunuyor Resul Bey: “Bugün LGBTİ+ azgınlığı doğrudan aileyi hedef almaktadır.”

Elazığ yerel basınından köşe yazarı Dr. Resul Şahin de, LGBTİ+ yurttaşlara karşı her türlü ayrımcı dil ve nefret söylemi saçayım ama kimse kendisine karşı ağzını açmasın istiyor yoksa hemen alınıyor: Eşcinsellikle ilgili veya ona karşı olabilecek her açıklama, yazı ve bildirileri anında hedef alıyor. Eşcinselliğe karşı olanlara hayat hakkı tanımamak için her türlü baskı aracını kullanmaktan çekinmiyor.”

Köşe yazarı Dr. resul Şahin, aynı başlık altındaki ikinci yazısına, “LGBTİ+ Hareketi tıpkı Lut Kavmi gibi asla sınır tanımaz” diye başlıyor, sonra hop, “Ellerinden gelse kendilerini tenkit edenleri, karşıt olanları yok edecekler” ikinci cümlesiyle geri kalan söyleyeceklerini baştan garantiye alıyor.

Sosyal medya hesabından sürekli eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek’in paylaşımlarını “retweet”lemeyi sevdiği görülen Dr. Resul Şahin’in ikinci köşe yazısında da fantezilerini sayıp döktükten sonra sadete geliyor: “İnsanlığın bu felaketten kurtulması için dünya kamuoyunun, devletlerin, medya kuruluşlarının, din âlimleri ve bilim adamlarının, eşcinselliği cinsel tercih hakkı olarak görenlere fırsat vermemeleri gerekir.”

Millet toplumsal cinsiyet eşitliği terimini tartışırken Akdeniz Manşet yazarı, “cinsiyet eşitliği”nden dert yanıyor

Antalya yerel basınından Akdeniz Manşet yazarı Hidayet Gültekin, “LGBT ile yüzleşmek” başlıklı köşe yazısına, işin doğrusu ben de bilmiyorum, bildiğimi sandığım da yanıldığıma yetmez diyemeyeceği için, “LGBT Hastalık mı? Tercih mi? Sapıklık mı? LGBT’ye arz / talep meselesi olarak bakmak bu hususu hafife almaktır. Sorun nedir?” diye sündürürken, önyargısından pek emin: “Dün ve bugün uyuşturucu sorununu, bugün ve yarın LGBT sorununu yok saymak hiç bir olayda çözüm getirmediği gibi bu olayları yok saymak sorunun büyümesini besleyecektir.”

Millet toplumsal cinsiyet eşitliği terimini tartışırken Akdeniz Manşet köşe yazarı, hemi de Sivil Düşünce Derneği Başkanı Hidayet Bey, “cinsiyet eşitliği”nden dert yanıyor: “Cinsiyet eşitliliği adı altında maruz kaldığımız baskılar aileyi nereye taşımaktadır? Bakın uzun yıllar uyuşturucu kullanan ve geri dönülmez noktada ailenin öğrendiği ve ısrarla gizlemeye devam ettiği bu hakikat nasıl çözümsüz bir hale geliyorsa, bugün erkek erkeğe / kadın kadına ilişkilerin normal görünmeye başlandığı, sıradanlaştığı ve toplumun alıştırıldığı bu durum sadece ailemizi temelden sarsmıyor aynı zamanda devletimizin yarınlarına dair tehlikeler de oluşturuyor.”

Hidayet Bey de nereye varıp, nasıl bağlayacağını pek bilemiyor gibi: “Genel seçimlerde siyasi partilerden LGBT’li aday göstermeyi düşünen siyasi bir oluşum var mıdır? Varsa, LGBT tepkimiz ailenin korunması adınadır. Toplumu aileyi ilgilendiren önemli bir olayda millette ve siyasette destek bulmayı ummak bir realite mi yoksa bir umut mudur bilemiyorum.”

Not: Bu dizide, köşe yazılarından yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları
nefret