05/06/2020 | Yazar: Oya Özgün Hazan

Benim gündeme getirmek istediğim, Elio bu meyveyi araçsallaştırırken eskiden kömürlüğe attığı duyguları şimdi nasıl da kanının son damlasına kadar vitrine koyduğu.

“Andre Aciman-Adınla Çağır Beni” kitabı üzerinden özgür ilişkiler okuması Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Oya Özgün Hazan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Oya Özgün Hazan

Mitolojik bir hikaye vardır bilir misiniz bilmem?

Yeni bir lider arayışında olan Friglere bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas'ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios tapınağına adar. Araba kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya'nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir.

Büyük İskender, Gordion'a geldiğinde düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Pers İmparatorluğu'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü bilgelerce İskender'in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır.

Bizlere de bir kördüğüm bağlamışlar ki nah anacığım şuraya yazıyorum, çözebilene aşk olsun! Yaşatılanlar giriş değil sebeplerin sonucudur. Sevdiğiniz bir albümün introsu değil, hissiyatlı bir şarkının sizde bıraktığı etkinin sonraki aşamasıdır. Beraberliğin oluşma aşamalarını düşünelim. Hoşlandığınız insana açılmanız yetmez; onun hayatı hangi sözcüklerle tanımladığı, bakış açısıyla da doğru orantılıdır. Ağzımızdaki baklayı çıkaralım en iyisi! Lügatı gökkuşağıyla, lügatı kendisini heteroseksüel-geleneksel ilişki kalıplarıyla da sınırlı olmamasına bağlıdır.  Bazen bu geçmişten beri süregelen kalıplar o kadar 404’le yapıştırılmış gibi kuvvetlidir ki; kalbinizin pır pır atmasını sağlayan insanı samanlıkta iğne atmaya benzer şekilde bulamazsınız. Niyet okuması yaparsak şöyle bi’ şunu diyebiliriz; karşıdaki sevdicek adayının ahlaki toplum önyargıları sizin diğer insanlara göre aşkı aramada bir adım geride başlamanıza sebep olur.

Lubunya alemi için de partner bulma arayışı bazen Friglerin ülkelerine lider arayışına girmesine benzer. Göğe zar atarsınız; ki sizin lehinize sevgili olarak sembolleştirilmiş rakam aşk tavlasında size gelsin. Şeş u yek, istediğimiz şugar lubiş bir tek! Bir gün artık işler çığrından çıkar ve barda yan yana oturduğunuz arkadaşınızla iddiaya girersiniz “ahan da şu kapıdan ilk girene yazacağım kanka” dersiniz ve olaylar gelişir…

Bahtsızlığımızın kaderciliğe dönüştüğü yerde kaygımızı hafifletmek adına “şaka”ya başvursak da hayatın prensiplerle değil sevgiyle nefes aldığını biliriz. O gözeneklere değmek için her yolu deneriz. Einstein’ı içeren meşhur internet meme’lerinden birinde dediği gibi “seviyorsan git konuş bence” yani, formül basittir. Bundan sonraki kısım karşı tarafın sorunudur.

Peki Adınla Çağır Beni romanında Oliver’a sırılsıklam aşık olan Elio ne yaptı dersiniz?

“Bir akşam babamın kütüphanesinde kitap okurken, bir prensese delice aşık olmuş genç ve yakışıklı bir şövalyenin hikayesine rastladım. Prenses de şövalyeyi seviyor ama prensin sevgisinin pek farkında değilmiş gibi görünüyor ve şövalye, aralarında gelişen arkadaşlığa rağmen, yahut belki de bizzat o arkadaşlık yüzünden, kadının ürkütücü samimiyetinden ötürü öylesine aciz ve suskun bir hale geliyor ki, sevgisinde kesinlikle söz açmıyor. Bir gün kadına birdenbire soruveriyor: “Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?

Ben asla böyle bir soruyu soracak cesareti bulamamıştım.” sf.67-68

Elio da aynı endişeyi taşıyordu benliğinde. Genç akademisyenlere kitap yayımlamalarında yardımcı olmak için bir işlik, workshop görevi gören Elio’nun İtalya’daki aile evi 6 haftalığına onlarda kalacak kişiyi seçmişti. 24 yaşındaki Oliver adlı bir genç. Daha ilk satırlardan kitabın ortalarına ve sonuna kadar Elio’nun Oliver’a karşı hissettiği duygular kaynayan seviyedeydi. İçindeki hisleri Oliver’a açıklamakta zorlanıyordu. Zorluğun ötesinde bir korku hakimdi esasında. Peki bu neyin korkusuydu?

 

LGBTİ bireyler bizim toplumumuzda yaşayacakları ilişki öncesi sadece karşı taraf(partner) hakkında “acaba ne düşünür” korkusu taşımaz. Kan bağıyla bağlanmış bir aile ortamında yaşıyorsa kişi “acaba ailem öğrenirse ne der” psikolojisine de girebilir. Ailesi son derece çağdaş anlayışlı olmasına rağmen Elio da aynı sorundan muzdaripti. Ama biraz daha farklı bir şekilde:

Onların yaşamlarına tehlike bildiren dalgalar göndermiştim. Benim için endişeleniyorlardı. Endişelenmekte haklı olduklarını biliyordum. Tek dileğim, durumun bu kez onların olağan endişelerinin ne kadar ötesinde olduğunu hiçbir zaman öğrenmemeleriydi. Onların hiçbir şeyden kuşkulanmadığını biliyordum ve bu da beni endişelendiriyordu.  Sf.67

Her şeyin sevginin doğasına uygun gelişmesi bu sefer alışılmış kalıpların dışına taşarak Elio’ya “fazla” gelmişti. -Ne güzel işler tıkırında, ailenin marazi önyargıları yok, kafana göre yaşa değil mi!? Her şeyin yolunda olması batıyor arkadaşa resmen!- Tabii burada “önyargısızlığın” Elio’ya  tuhaf gelmesinin altında bastırılmışlık duygusu yatıyor olabilir.

Elio sonraki sayfalarda kalbinde harlanan ateşli duyguları sevi alazından soyutlayarak sadece cinselliğe odakladığını şu satırlardan anlıyoruz:

Daha birkaç gece önce, onun vücudunu kendi vücudumda konuk etmek için büyük bir dürtü hissettiğimi, az kalsın yatağımdan çıkıp odasına, ona gideceğimi düşünmek… Şimdi bu düşüncenin bana heyecan vermesi mümkün değildi. Oliver’la olan tüm bu şeyler belki de bir ağustos kızışmasıydı ve gayet iyi kurtulmuştum bundan. Tam tersine, şimdi tüm ilgim Marzia’nın elimdeki kokusunaydı ve her kadındaki tam kadını seviyordum. Sf.121

Senin mesai düzenin gönül aleminin öz çalışma düzenine gelmez Elio’cum! Sevgi emektir, bodoslamasına girişeceksin. Şuracığında ne hissediyorsan o’dur. Tamam mesele cinsellikse de geyliği “onuruna yedirememek” noktasına getirmemektir. Oliver delikanlısının da duygularıyla oynama lütfen! Hem… Bu türden iç monologlar ne kadar da coğrafyamızdaki birilerinin zihniyetiyle türdeşlik taşıyor, fark ettiniz mi?

Kendini sorgulamalar bizde genellikle alkol etkisiyle yaşanırken Elio’da bu sorgulama seansı seks esnasında yaşanıyor. Yine, bir Marzia hatunu ile bir Oliver herifiyle yaşanan seks, erotizm kokan satırların peşisıra geldiği bir an Elio kendi içinde şu sorgulamayı yapıyor:

Ne kadar tuhaf, dedim içimden, her biri, diğerini engellemeksizin gölgeliyor ve üzerine bir perde çekiyor. Daha yarım saatten az bir zaman önce Oliver’a  beni sikmesini söylüyordum ve şimdi de Marzia’yla sevişmek üzereydim.  Sf.147

Hele bir soluklan yiğidim. Sen de milyonlarca biseksüelin ya da gönlüne cinsellik bireyi seçenlerin kriterleri kaldırdığında gördüğü özgür dünyaya hoş geldin. Ne faydası vardı kendini strese soktun ve hatta karşındaki insanlar kendini önyargı konusunda strese sokmadığı için strese soktun!?       

Kitabı okuyanlar eminim herkesin dilinde pelesenk olmuş şeftali sahnesini zihinlerinde anımsamadan yapamazlar Bu şeftali sahnesinde Elio homo sapiens’inin arzular tramvayında ibreyi nasıl 200 km’ye çıkardığını bilirler. Tabii bu erotizm kokan kelimeleri size burada sıralamak istemiyorum. Benim gündeme getirmek istediğim, Elio bu meyveyi araçsallaştırırken eskiden kömürlüğe attığı duyguları şimdi nasıl da kanının son damlasına kadar vitrine koyduğu.

Tek istediğim, Oliver’ın ya da Marzia’nın balkon kapımın önünden geçmesi ve yarı kapalı panjurlardan, yatağın üzerine sere serpe yatmış çıplak bedenimi görmesiydi. Oliver ya da Marzia; ama birisi geçsin ve beni fark etsin istiyordum; ne yapacaklarına karar vermek onlara kalmıştı. Sf.148

Kitabın sonlarına geldiğimizde halen duygusal açıdan Elio’nun ne hissettiğini tam olarak bilemiyoruz ancak en azından şunu biliyoruz cinsellik konusunda kendine koyduğu seti yıkmasını biliyor Elio. İleriki yaşlarda, Oliver evlerini terk edip onla birlikte Roma’ya gittiğinde ancak ve ancak o güne kadar hapsettiği duyguları kendine itiraf edebiliyor:

“Oliver’ın şeftalimi yuttuğu gün beni ne kadar mutlu ettiğini kendime hiçbir zaman itiraf edememiştim. Beni tahrik etmişti tabii, ama bir taraftan da şımartmıştı ve bu hareketiyle, vücudumun tüm hücreleriyle inanıyorum ki, senin vücudunun hiçbir hücresi asla, asla ölmemeli, eğer ölecekse de vücudumda ölsün bari, demişti sanki. Balkona çıkan yarı açık kapıyı dışarıdan açmış, içeriye girmişti…” Sf.213

Oliver ve Elio’nun yaşadığı böyle. Biz çıkalım kerevetine. Peki ya bizler yaşadığımız hayatta partnerlerimizi seçerken duygularımızı ne kadar özgür bırakıyoruz?

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret