28/10/2021 | Yazar: Cem Anılan

Lakin dönemler değişse de, toplumun kültürel dinamikleri homojenleşse de, atanmış cinsiyet rolleri bize görevler ve kalıplar dayatır. Mutlu olmak ya da kalbimizin sesini dinlemek için o kalıplardan çıkmak aslında toplumun kurallarını yıkmak demektir.

Sinemada İdeolojik Olarak Kadın Temsili: Karşı Pencere Filmi Örneği Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kadınlar var olduğundan bu yana, kadın bedeni üzerinde uygulanan politik ve ideolojik süreç, kadın bedenini birer tüketim aracı haline getirerek, kadınları özne olmaktan uzaklaştırmış, sadece birer beden olarak konumlandırmıştır. Aynı zamanda kadınlara dayatılan normlar, kadınların nasıl ve ne şekilde davranması gerektiği de ciddi bir tartışma konusudur. LGBTİQ+’ların da her alanda ve anlamda maruz kaldıkları diktalar, bu toplumsal normların bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Tüketim kültürü, kapitalist düzen ve gittikçe küreselleşen dünya toplumları, kitle iletişim araçlarını kullanarak (Sinema vb.) kadın bedenini ve toplumun kadına atfettiği kimliği bir nesne haline dönüştürmüştür. Görsel alan ve göstergebilim de bu noktada sinemayla vuku bulan görüntü ve anlatı aktarımıyla bir araya gelerek, bedenlerin gösterge olarak da pazarlanmasına sebep olmuştur.

Günümüzde kimliklerin tüketim ile biçimlendirildiği bir dönem yaşanmaktadır. Bu dönem görsel kültürün yükselişte olduğu, birçok düşünür tarafından ‘görüntü medeniyeti’ olarak da adlandırılan bir dönemdir. Bedenin tüketim kültürünün (Kapitalist düzen) hizmetine sunulmasında sinemanın önemli bir araç olarak kullanılmakta olduğu ana düşüncesinden hareket edilmektedir.

Sinemada kadın temsili

Sinemada çeşitli kadın stereotipleri var. Hollywood Sineması’nda yaratılmış olan kadın stereotipi, klasikleşerek varlığını devam ettirir. Bu anlayışın kadın temsili, geleneksel ve klasik anlatım unsurlarıyla birleşerek bize ideal ve de ‘olması gereken’ kadın olarak verilir. Bu kadın frapan, şaşalı, iyi giyimli, bakımlı ve genel olarak ekonomik statüsü yüksek sınıfa mensup erkeklerin yanında bulunan ve çoğunlukla sarışın kadınlardır. Bu algı Hollywood nedeniyle dünya sinemasında da kalıplaşmıştır. Her zaman dişil görünmelidir. Bir kadın maskülen veya androjen bir şekilde gösterilmez. Klasik ve de geleneksel anlatının kadını, erkeğin gölgesinde ikinci planda bırakan yapısı, bu genel anlatı türlerinde eril, heteronormatif bir bakış açısının varlığını gösterir.

Sinema bize hem görsel hem de işitsel birtakım veriler sunar, ideolojileri karakter ve de anlatım yoluyla bize bir haz unsuru olarak aktarır. Lacan da insandaki görme ve işitme arzularını cinsel dürtülere bağlamaktadır. Bunun için, eksikliği gidermek üzere arzunun kendine tatmin nesneleri aradığını söyler. Kadınların bir filmde, temsil ediliş şekli, tahakkümle var olan ideolojik uzantıları, kadının temsil edilişinin tam anlamıyla ideolojik olarak sunulduğu bir alan olarak karşımıza çıkar.

Fakat bu temsil ediliş şekli, bir dayatma olarak sunulmamış olabilir. Kadınların konumlandırılış şekli farklılaştırılmadan ve de toplumun içinden çıktığı gibi verildiğinde, bu egemen ideolojinin işine gelir. Çünkü insanlar, bunun farklı olmadığını düşünür ve kadının eril bir bakış altında temsil edilmesini -toplumdan farklı olmadığı için- olumsuz olarak algılamayacaktır. Bu da egemen ideolojilerin ve de baskın grupların radikal bir şekilde devamlılığını sağlar. Karşı Pencere filmi (La Finestra di Fronte) kadın ve LGBTİQ+ temsili açısından toplumun içindeki ‘sorgulanmayan’ kuralları irdelediği için, toplumsal cinsiyet kuramı açısından dikkat çekicidir.

Sinema kendisini görebilmemiz ve de bize sunduğu gerçeklikleri kabul etmemiz için bize bir dizi normlar ve de ölçütler sunarak, kendisini film aracılığıyla var eder. Bu noktada görsel hazzın beyaz perdede seyirciyle buluştuğu her noktada kadın, bir arzu nesnesi olarak sunulur. Ana karakter kadın olsa dahi, kadın panoptik bir toplum gözetimi altındadır ve hem kamera hem kadını izleyen gözler hem de filmin içinde ona bakan gözler, kadını bir nesne ve haz unsuru olarak aktarır. Yaratılmış ve “normalize” edilmiş kadınlık, özellikle klasik sinema anlatısında lezbiyen, biseksüel olarak verilmez/gösterilmez. İdeolojik olarak varoluş veya kişilerin gerçekliklerini anlatmak yerine, toplumun dayattığı ve inanmamız istenen, inkâr etmemiz istenmeyen "klasik" gerçeklikleri izleyip, algılarız.

Filmin konusu ve ideolojik temeli

Film Giovanna ve Flippo’nun alışverişten tartışarak evlerine dönerken, yaşlı ve hafızasını kaybetmiş biriyle (Davide) karşılaşmasıyla başlar. Bu karşılaşma hayatlarını değiştirerek, onları başka bir hikâyeye taşır. Filmde, yer yer 2001 yılından, Davide’nin gençlik yıllarına, anılarına bir yolculuğa çıkılır. Davide’ye ismi sorulduğunda; Simone diye cevap verir. Davide ve Giovanna karşılaşması, Giovanna’nın hayatını değiştirecektir.

Film’de Davide’nin hayat hikayesi dikkat çekicidir. 16 Ekim 1943 tarihi, Roma’da yaşanan Yahudilere yönelik toplama kararı döneminde, etnik kökeni yüzünden Avrupa’da yükselen faşizm nedeniyle ikinci planda tutulan bir halk ve bu halka mensup bir erkeğin (Davide) başka bir erkeğe (Simone) olan aşkı. Simone Yahudi soykırımı sırasında, toplama kampında öldürülmüştür.

Bu tutku her açıdan göz doldursa da, ahlaki normlar ve toplumun ideolojik yapılanmasının onların birlikteliğine getirdiği yasaklar ve de imkânsızlıklar pençesinde 2001 Roma’sına uzanan hikayesi, toplumla arasındaki ilişkilenme açısından izleyiciyi düşündürür.

Lakin dönemler değişse de, toplumun kültürel dinamikleri homojenleşse de, atanmış cinsiyet rolleri bize görevler ve kalıplar dayatır. Mutlu olmak ya da kalbimizin sesini dinlemek için o kalıplardan çıkmak aslında toplumun kurallarını yıkmak demektir. Bu bireyi, toplum gözünde marjinalleştirir ve de ötekileştirir. Tam da bu noktada evli ve de çocuklu bir kadın olan Giovanna’nın umuda açılan, yasaklarla dolu penceresinden karşı pencereye (Lorenzo’nun penceresi) uzanan arzuları, duyguları ve de bakış açısı, filmin ideolojik bağlamda çizdiği çizginin temelini oluşturur.

Filmdeki kadın karakterlerin temsili ve sunumu

Filmde, kadın karakterlerin oluşum ve de sunum aşamaları değişiklik gösteriyor. Ana karakter Giovanna ve bu karaktere yardım eden bir yan karakter olarak karşımıza çıkan Emine karakteri, filmin anlatısının içerisinde iki farklı kadın temsili olarak sunuluyor. Giovanna, bir anne. Mutsuz ve de iç sanrıları olan, mutfağın içerisinde var olan ve de çalıştığı iş yerinde de yaptığı işten zevk almayan yeni dönemin, yani bireyleşen egemen düzenin depresif ve iletişimsiz olgusunu vurgulayan bir çizgide sunuluyor. İlk başta toplumun ona dayattığı ‘iyi bir eş’ ve ‘iyi bir anne’ olma rollerini yerine getirmek için kendisinden ödünler veren bir kadınken, daha sonra gittikçe yaşayamadığı hazlara daha fazla karşı koyamayan biri olarak yeniden üretiliyor. Eşiyle arasında vuku bulan şiddetli geçimsizlik ve de iletişimsizlik sadece kendisinin değil, eşi Flippo’nun da sorumluluğundadır. Giovanna, hayallerini gerçekleştirememiş ve de bu noktada mutsuzluğunu hisseden bir kadındır. Bu nedenle tek nefes alabildiği yer olan mutfağın penceresinden, arzu ve hazlarla dolu başka bir pencereye gönül verir. Lorenzo hayatına bütün tutkularıyla dahil olmuştur.

Emine karakteri ise, Türkiye’den İtalya’ya gelmiş bir göçmen olarak ele alınıyor. Kendi ülkesinin olgularından kaçmış ve Avrupa’da yaşamaya çalışan, kendisi gibi göçmen ve de siyah bir aileye sahip bir kadın olarak temsil edilir. Emine Müslüman bir ülkeden, başka değerlere sahip bir Avrupa ülkesine gelmiş olsa da, evrensel ahlak ve kültür anlayışı onun peşini burada da bırakmaz. Ama farklı bir kültürün içinde olmanın vermiş olduğu rahatlık onun Giovanna ile olan ilişkilenme biçiminde en önemli unsur olarak resmedilir. Emine, Giovanna’nın kalbinin sesini dinlemesini ve de Lorenzo’yla aşk yaşamasını destekler ve bu konuda danışmanlık yaparak, üst bir akıl olarak karşımıza çıkar. Hikâyenin ilerleyişinde Lorenzo’nun başka bir şehre taşınacağını öğrendiğinde, fikirlerini değiştirir ve olaya ‘bir seferlik bir kaçamak’ olarak yaklaşır.

“Seninle bir gece uyumak istiyor” iması aslında, bunu açıklar niteliktedir. “Sen buradasın, o başka bir şehirde. Bir arada olamayacaksınız” diyerek de bunun bir kaçamaktan öteye gitmemesi gerektiğini vurgular. Kendisinin önerdiği ve desteklediği, sonrasında tutkulu bir iletişime dönüşen iletişim sonu olmayacak bir kaçamak olarak konumlanır ve Emine’nin yani aslında toplumun gözünde yeniden üretilir. Emine aynı zamanda apartmanda yaşanan bir başka karı-koca kavgasında, kavgayı kendi yöntemiyle sonlandırmaya çalışan biridir ve çalıştığı iş yerinde kendi gibi göçmen olarak çalışan kadınları korumaya çalışır. Bir yemek sahnesinde, baktığı çocuklardan birinin yemeği dökerek yemesi üzerine, “Diğer çocuklardan daha temiz, daha terbiyeli yemek zorundasın” uyarısını yapar. Bu noktada Emine’nin göçmenlik duvarını yıkamadığını ve kendisinin yapamadığı bazı şeyleri, bir başkası için önerdiği görülür. Aslında içten içe, yapmak isteyip, yapamayacağı eylemleri dile getirmektedir ve kendisini hala ikincil konumda görmektedir.

Aslında hem Giovanna hem de Emine toplumun onlara dayattığı tahakkümleri, isteseler de üstlerinden atamazlar ve gündelik yaşamlarını da bu kurallara göre belirlerler. Sonuç olarak toplumun kuralları geçerliliğini göstermiş ve Giovanni ne kadar istese de arzularına ket vurmuştur. Lorenzo’nun taşınacağı güne kadar, onunla iletişim kurmayıp, kendisini aile ve mutfak işlerine vererek, ondan bekleneni yerine getirdiği gözlenir. Bu noktada, artık doğru olanı yapıyordur ve de ailesini seçmiştir.

Fakat merdiven sahnesiyle, bastırdığı bütün arzularını özgür bırakır. Kalbinin sesini dinleyerek Lorenzo’ya koşar, lakin geç kalmıştır. Merdivenlerden hayallerine koştuğu o sahne, aslında yıllardır ikinci plana attığı mutluluk ve de hayallerinin peşinden koşmak kavramlarının bir dışavurumudur. Artık Lorenzo gitmiştir ve Giovanna, ailesine, mutfağına ve de Lorenzo olmadan önceki yaşamına tekrar döner. Bu günlerde Davide’in Simone'ye büyük bir acıyla yazdığı mektuba denk gelip, onu okuduğunda, Lorenzo’yla arasında oluşmuş olan yasak aşkın geçersizliğini bir kez daha kavrar. Ne kadar onu istese de, bunun mümkün olmadığını düşünerek kendisine, tıpkı toplumun ondan isteyeceği şekilde ket vurur.

Tek bir fark vardır, Davide’in Simone’ye olan derin aşkı ona büyük bir şeyi fark ettirir; her insandan ona bir parça kalır ve bu insanın hayatta yalnız olmasını engeller. Davide hayata gözlerini yumduktan sonra bu sefer Giovanna de Davide’ye bir mektup kaleme alır. Hayata dair yazdığı bu mektup, aslında onun hem kendine hem de topluma bir itirafı konumundadır.

Mektuplar

Davide’in, Siomone’ye yazdığı aşk mektubu aslında yıllar geçse de, toplumun gündelik yaşamında değişiklikler olsa da, sabit bir kültürün (ideolojiler bütününün) hayatımızın bir noktasında hep aynı bakış açılarıyla varlığını sürdürdüğünü görmemizi sağlar. Toplumun kat ettiği teknolojik, sosyal ve gündelik gelişmeler, din ve de kültürün harmanlandığı ahlak normlarını tam anlamıyla değiştirip, dönüştürememiştir. Bu noktada mektupta yazılanlar dikkat çekicidir:

Sevgili Simone; senden sonra artık kırmızı kırmızı değil. Gökyüzünün mavisi de artık mavi değil. Ağaçlar artık yeşil değil. Senden sonra biz olmanın, özlemenin renklerini aramalıyım. Senden sonra bizleri utangaç ve kaçak kılan acıyı bile özlüyorum. Bekleyişleri, vazgeçişleri, şifreli mesajları özlüyorum. Görmek istemeyenin kör dünyasında kaçamak bakışmalarımızı… Bizi görselerdi onların utancı, nefreti, acımasızlığı olurduk. Senden af dileme cesaretini henüz gösteremediğim için pişmanlık duyuyorum. O yüzden artık pencerene bile bakamıyorum. Seni hep orada görürdüm henüz adını bile bilmezken. Senin daha iyi bir dünya düşlediğin zamanlar bir ağacın ağaç, mavinin gökyüzü olmasının yasaklanamayacağı bir dünya. Bilmem bu daha iyi bir dünya mı? Artık kimse bana Davide demiyor, Bay Veroli diyorlar. Bunun daha iyi bir dünya olduğunu nasıl söyleyebilirim? Senin olmadığın bir dünya için bunu nasıl söylerim? (Karşı Pencere filmi, 2003)

Burada, yasak(!) bir aşkın, yasakçı gözler ve de tutumlar tarafından nasıl imkânsız kılındığına ilişkin çarpıcı bir genel ahlak vurgusu yapılmıştır. Toplumsal cinsiyet bağlamında, aslında aşkın yasak olmasının atanmış cinsiyetlerle ya da yönelimlerle sınırlı olmadığını görürüz. Lakin bu mektuplar kadın ve LGBTİQ+’ların, toplumun genel ahlak kurallarında ne denli ötekileştirildiğini ve de duygularını özgürce yaşayamadıklarını görmemiz açısından bize ciddi bir içerik sunmaktadır.

Filmin sonunda Giovanna, Davide ve Simone’nin gizlice buluştukları ve birbirlerine ‘gerçekten’ söylemek istedikleri şeyleri yazıp, sakladıkları heykelin olduğu parka gider. Artık hayatına dair birçok şeyi fark etmesini sağlayan Davide hayatta değildir. Bu park, Davide’yle arasında bir köprü gibidir artık. Aslında kendisi de Davide gibi bir seçim yapmıştır ve bu seçim onun hayatını kökten değiştirir. Aynı, karşı pencere gibi. Giovanna söylemek istediklerini, hissettiklerini hayatına dokunan Davide’ye yazarak, bu mektup geleneğini sürdürür. Hem kendi isteklerini hem de hayatın akışını göz önünde bulundurarak Davide’ye teşekkür eder. Onun hikayesini herkese anlatacağına söz verir; hayatına kattığı farkındalığı unutmayacak şekilde…

Erkeklerin ve de erkek egemen bakış açısına sahip toplumun bireylere dayattığı her bir kural, kadın ve LGBTQ+ temsilini hep erkek bakış açısı altında, eril egemen ideolojinin tahakkümünde olmasını sağlar. Kadınlar ve LGBTİQ+’lar gündelik yaşamın içinde de, filmlerde de, toplumun dinamiklerinde de tek başına var olma mücadelesi vererek her alanda savaşmak zorunda bırakılmış şekilde varlığını devam ettirmeye çalışır.  

Kullanılan kaynaklar

Althusser, L. 2014. İdeoloji ve Devletin İdeoljik Aygıtları (A. Kılıçbay, Çev.)  İstanbul: İthaki Yayınları

Eeagleton, T. 2015. İdeoloji (M. Özcan, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Künüçen, H. 2001. Türk Sinemasında Kadının Sunumu Üzerine, Kurgu Dergisi, (18), s. 51-64.

Ryan, M. 2015. Sinema Politikaları: Söylem, Psikanaliz, İdeoloji (H. Erkılıç, Çev.). sinecine, 6(2), s. 77-90.

Smelik, A. 2008. Feminist Sinema ve Film Teorisi ve Ayna Çatladı (D. Koç, Çev.) İstanbul: Agorakitaplığı

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Toplumsal Cinsiyet dosya konulu 178. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kadın, kültür sanat
Telegram