02/03/2022 | Yazar: Yunus Emre Demir

1 Mart Sıfır Ayrımcılık Günü’nün teması UNAIDS tarafından “Ayrımcı Yasaları Kaldırın” olarak belirlendi. Türkiye’de HIV’le yaşayanların yasalar yoluyla uğradıkları ayrımcılıkları konuştuk.

1 Mart Sıfır Ayrımcılık Günü: "Yaşlanıyoruz ve yaşlandığımızda bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz." Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

 1 Mart Sıfır Ayrımcılık Günü kapsamında UNAIDS tarafından 2022 yılı için belirlenen tema, “Ayrımcı Yasaları Kaldırın” oldu. Türkiye’de HIV’le yaşayanlar bazen yasal düzenlemelerle bazen de kamu çalışanlarının aldığı inisiyatiflerle ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

Bu ayrımcı yasa ve uygulamaların başında HIV’le yaşayanların huzurevlerine alınmaması ve evlilik aşamasında istenen testler arasında kanunda olmamasına rağmen HIV testi de olması yer alıyor.

Pozitif Dayanışma’dan Ali Aliyev ve Barış Ozan Kaya, 17 Mayıs Derneği’nden Özge Gökpınar, SPoD Hukuk ve Adalete Erişim ve HIV Çalışmaları birimlerinden Av. Polat Yamaner, Pozitif Yaşam Derneği’nden Av. Tutku Altundağ ile, HIV’le yaşayanlara yönelik yasalar yoluyla uygulanan ayrımcılıkları konuştuk.

“Yaşlandığı zaman her insanın yaşlı bakımından faydalanması anayasal haktır.”

17 Mayıs Derneği’nden Özge Gökpınar, HIV’le yaşayan yaşlıların huzurevi sürecinde yaşadığı sorunları şu sözlerle anlatıyor:

“Huzurevlerine kabul koşullarında; 60 ve üzeri olmak, gereksinimlerini karşılamasını engelleyen herhangi bir bir rahatsızlığı bulunmamak, günlük yaşam etkinliklerini yardımsız yapabilecek durumda olmak, ruh sağlığı yerinde olmak, uyuşturucu madde ya da alkole bağımlı olmamak, yoksunluk içinde olduğu inceleme raporu ile kanıtlanmış olmak ve bulaşıcı hastalığı olmamak yer alır.

“Bu “sâri ve bulaşıcı hastalığı olmamak” kategorisi ise geniş anlamıyla dikkate alınır. Sağlık raporuyla huzur evinde kalması için “olur” onayı istenir. Bu sağlık raporu alınırken ise, bazı tahliller istenir. Örneğin Darülaceze’deki kabul işlemlerinde istenen tahliller arasında açıkça HIV testi de yer alır ve bu da HIV+ yaşlılar açısından zorlayıcı bir durum yaratır ve hizmetler için uygulamada ayrımcılık yaratabilecek bir risk teşkil eder. Oysa, yaşlandığı zaman her insanın yaşlı bakımından yararlanma hakkı anayasal bir haktır.”

Av. Polat Yamaner ise HIV statüsünün kişinin mahrem hayatında yer alan bir bilgi olması sebebiyle, statünün öğrenilmesine ilişkin gereklilik ilgili hukuk kaynağında açıkça belirtilmeli, diyor.

“Yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerine kabul şartlarında HIV’e dair herhangi bir ibare yer almıyor. HIV’e dair tıbbi olgular ve verilen politik mücadele belliyken ve bu konuda özellikle sosyal hizmet çalışanlarında ve hekimlerde en başından beri temel bir farkındalık olması gerekirken bu kurumlara başvuran kişiler ayrımcı müdahalelere çok sık maruz kalabiliyorlar. Yapılan müdahaleler kimi zaman işkence ve kötü muamele yasağının dahi ihlalini teşkil edecek şekilde aşağılayıcı ve kişinin benliğine yönelik saldırılar olabiliyor.

“Şunun önemli olduğunu düşünüyorum: HIV’le yaşayanların haklarına yapılan müdahalelerde hukuki alt yapıdan bahsederken, politik arka plandan ayrılmamak gerekiyor. Ben bu müdahalelerin genel olarak yaşlılara ve kronik sağlık durumu olan kişilere yapılan ötekileştirme ve dışlama politikalarından ve sosyal hizmetlerin yetersizliğinden ayrı düşünülemeyeceği kanısındayım.”

“Yaşlanıyoruz ve yaşlandığımızda bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz.”

Pozitif Dayanışma’dan Ali Aliyev ve Barış Ozan Kaya ise HIV ile ilgili güncel bilimsel verilerin yeterince yaygınlaşmamasını eleştiriyorlar.

“HIV alanındaki medikal gelişmeler HIV’in psikososyal boyutuna dair önemli gelişmelerin sağlanmasına olanak açtı ki, burada B=B’den bahsedebiliyoruz. Ancak bu tek başına yeterli değil. Yeterli olmamasının birçok nedeni var, bunların en önemlileri hala kişileri (hatta sağlık uzmanlarının da dahil) B=B’den habersiz olmaları, HIV ile ilgili güncel ve bilimsel verilere, kaynaklara hizmetlere yeterli kadar erişememeleri duruyor. Bu da HIV ile yaşayanların yaş grubuna göre farklılaşan birçok alanda ayrımcılığa maruz bırakılabileceği alanları çoğaltıyor.

“Bunun yanı sıra tüm HIV ile yaşayanların B=B’yi deneyimlediğini söyleyebilmek de çok güç. Sağlık bakanlığı verilerine baktığımızda -nedenlerini ve kimler (yaş, cinsiyet, etnik grup vs.) olduğunu tam bilmediğimiz bir şekilde- hala HIV veya AIDS ile yaşayanların tanı ve tedaviye erişemediğini hatta hayatını kaybettiğini görebiliyoruz.”

Aliyev ve Kaya aynı zamanda yaşlılık ve HIV alanlarının kesişiminde yapılan çalışmaların azlığına vurgu yapıyorlar:

“Günümüzde gelişen tedaviler HIV ile yaşamak ile beraber HIV ile yaşlanmayı da getiriyor. Gerçekten artık yaşlanıyoruz ve yaşlandıkça bizi neler bekliyor bunları tam olarak bilmiyoruz.  Bir taraftan medikal gelişmeler açısından alanda “yeni” gelişmeler oluyor ancak gerçekte hem HIV ile yaşamanın hem de yaşlılığın görmezden gelindiği bir durumda kapsamlı ve yeterli kaynağımız bulunmamakta.

“Bu alanda yeni yeni çalışmalar başlasa da mutlaka ihtiyaçları belirlememiz gerekiyor. Bu ihtiyaçların neler olabileceğine baktığımızda: sosyalleşme ihtiyacı, örgütlenme ihtiyacı, bilgiye erişme ihtiyacı, kapsayıcı bakım ve sağlık hizmetleri ihtiyacı gibi vb. bir sürü başlık altında değerlendirebiliriz. Bununla beraber yaş almakla beraber ortaya çıkan birçok sağlık durumu olmasının da ART tedavisi ile beraber nasıl uygulanabileceği yönünde de bilgilerimiz eksik. Yaşlanan HIV ile yaşayanların ihtiyaçlarını görebilmemiz için bir araya gelmek, ihtiyaçlarımızı konuşmak ve farklılaşan ihtiyaç durumlarına yönelik hangi yöntemleri uygulayabileceğimiz konusunda konuşmamız gerekiyor.

“HIV ile yaşlananların yanı sıra yeni tanı alan yaşlılar da var. Yaşlıların cinsellikten uzak yaşam deneyimlediği varsayımı, yaşlıların bilgiye ve danışmanlıklara erişim sürecinde de kendisini göstermektedir. Yaşa göre yapılandırılmış, erişilebilir, kapsayıcı danışmanlık hizmetlerine ihtiyaç var.

"Yönetmelik nedeniyle HIV ile yaşayan ve düzenli antiretroviral tedavi gören yaşlıların durumunun mevzuat değişikliği ile kronik sağlık durumu ile yaşayanlar olarak adlandırılması gerekiyor. Evet, HIV bir “bulaşıcı” enfeksiyon ancak günümüzde HIV ile yaşayanlar şeker, tansiyon, kalp vb sağlık durumları ile benzer bir kronik sağlık durumu yaşıyor. Dolayısıyla HIV ile yaşayan yaşlıların HIV statüleri nedeniyle merkezlere kabul edilmemesi doğrudan bir ayrımcılık teşkil ediyor.” 

Evlilik aşamasında kanunda olmamasına rağmen HIV testi isteniyor

Evlilik aşamasında çiftlerden, hiçbir kanun maddesinde geçmediği halde HIV testi isteniyor. Pozitif Yaşam Derneği’nden Tutku Altundağ, yaşanan süreci şu sözlerle anlattı:

“Evet uygulamada var ancak mevzuatta böyle bir durum söz konusu değil. Kişilerin HIV’le yaşıyor olmaları evlenmelerine hiçbir şekilde engel değil. Normalde sağlık raporunu almak için gittiklerinde evlenmesine engel yoktur şeklinde statülerini de içermeyen raporun verilmesi gerekiyor. Uygulamada şununla karşılaşıyoruz: Partnerden onam formu isteniyor. Burada hekim de benim herhangi bir sorumluluğum olmasın kaygısıyla bu formu istiyor. Ancak hekimin bu süreçte herhangi bir sorumluluğu doğması mümkün değil.”

Pozitif Dayanışma’dan Ali Aliyev ve Barış Ozan Kaya ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na vurgu yaparak şunları söylüyor:

“HIV statüsü özel nitelikli kişisel bir bilgidir ve bunun rıza dışı paylaşılması, kaydedilmesi kanuna göre yasaktır. Kanun oldukça açık bir şekilde tıbbi istisnalar dışında 3. kişiler tarafından HIV statüsünün kişilerin partnerleri, aileleri, komşuları vb ile paylaşılmasına imkan tanımadığı gibi bunu yasaklıyor da.

“Evlenecek kişilerin partnerleri ile HIV statülerini paylaşmada ise karşılıklı güven ve rıza kavramına odaklanmak gerekiyor. HIV ile yaşayanlar güvenli ve güçlendirilmiş alanlarda HIV statülerini açıklamayı tercih edebilecekleri gibi etmeyebilirler de. Bu tamamen kişilerin bireysel kararı ve ilişki dinamikleri ile alakalı bir konudur. “

Av. Polat Yamaner de Medeni Kanun, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Evlenme Yönetmeliği ve Evlenme Sağlık Muayenesi Nizamnamesi’nde HIV’in geçmediğini ancak buna rağmen doktorlar tarafından bu testin yapıldığını söylüyor.

“Kişinin mahrem hayatına, özel hayatına ilişkin bir sağlık bilgisinin her muayenede, her raporda, her sağlık görevlisiyle görüşmede ortaya saçılmasının gerekmediğini biliyoruz. Evlilik işlemleri için de B=B olgusu, partnerlerin özel hayatı, HIV’le alakalı tıbbi gelişmeler hesaba katıldığında ve HIV’le yaşayanların evlenebileceklerini, herhangi bir aktarım olasılığı olmadan çocuk sahibi olabileceklerini, cinsel olarak aktif olabileceklerini düşününce bu uygulamanın hukuki temelden yoksun olduğu ortada.

“Bu test neden isteniyor o halde? Bu testin istenmesi sağlık sektörünün nasıl bir halk sağlığı politikası izlediğiyle ilgili. Halk sağlığının kimleri ne kadar kapsadığı ve hekimlerin kişileri bir kamu sağlığı riski olarak görüp görmemesiyle ilgili bir şey bu."

Doktorların hukuki sorumluluğu var mı?

Doktorların bu konudaki hukuki sorumluluğunu sorduğumuz Yamaner, sanılanın aksine doktorların HIV’le yaşayan kişinin partnerine değil, HIV’le yaşayan kişiye dair sorumlu olduğunu söylüyor.

“Doktorun burada hukuki sorumluluğu elbette var ancak sanılanın aksine HIV’le yaşayanların haklarını ihlal etmekten kaynaklı bir hukuki sorumluluğu var. Bir kere her şeyden önce testin yapılması, özel hayatın gizliliğine, kişisel verilerin gizliliğine ve ayrımcılık yasağına bir müdahale teşkil eder. Doktor eğer bunun ötesine geçip de bir sağlık raporuna HIV statüsünü yazarsa ya da kişinin partnerle paylaşırsa bu bilgiyi, yine hukuki, cezai, idari, mesleki etik yükümlülüğünü de ihlal etmiş ve hasta hekim gizliliğini bozmuş demek olur bu.

“Bu tür bir durumda hekim için cezai, hukuki ve mesleki sorumluluğunun denetimini yapan mekanizmalara gidilmesi mümkün. Buna ilişkin örnekler de var. Yine aslında biraz daha geniş bir yerden okumamız gerekirse evlilik kurumunun nasıl tesis edildiğine en başından baktığımızda gördüğümüz gibi, kişilerin devlet onaylı bir birliktelik kurabilmeleri için ancak belli bedenlerde, belli sağlık durumlarında, belli cinselliklerde olmasına ilişkin politikanın, cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlar için de geçerli olduğunu görüyoruz.

“Bu tür birlikteliklerin kurulmasında ve sürdürülmesinde hiçbir sorun teşkil etmeyen birçok sağlık durumu hekimlerin ve devlet aracılığıyla oluşturulan çeşitli mekanizmaların eliyle sanki bir kamu sağlığı sorunuymuş gibi, sanki bütün nesilleri etkileyip aile sağlığına zarar verecekmiş gibi bir algı var. Buna ilişkin mücadele de devam ediyor.”

Pozitif Dayanışma’dan Ali Aliyev ve Barış Ozan Kaya ise HIV’le yaşayanların statülerini öğrenme yönteminin evlilik öncesi testler olmaması gerektiğini vurguluyor:

“Evlilik öncesi yer alan çeşitli sağlık tarama testleri arasında HIV testi zorunluluğu yasal olarak yok. Ancak uygulamada rutin bir test gibi istenmesi oldukça sık karşılaşılan bir durum. Kişilerin tanı alması HIV tedavisine başlanması için elbette bir öncelik olsa da tanının zorunlu gibi gösterilen, kişilerin çoğu zaman haberi olmaksızın veya tam bilgilendirilmiş onam formu olmaksızın yapılan testler ile alınması ve tanı sonrası yetersiz ya da yanlış danışmanlık uygulamalarının olması travma vb birçok şeye neden olabiliyor.

Kişiler evlenmekten vazgeçebildikleri gibi, tedaviye başlamayı da reddedebiliyor. Esas olan devletin herkese kolay erişilebilir test ve danışmanlık hizmetlerini sunmasıdır. Bunun doğru yerinin de evlilik öncesinde yapılan testler olmadığını düşünüyoruz.”

HIV’le yaşayanlar bazı meslekleri yapamıyor

17 Mayıs Derneği’nden Özge Gökpınar ve SPoD’dan Polat Yamaner, HIV’le yaşayan kişilerin maruz bırakıldığı diğer sağlık hakkı ihlallerine de değiniyor.

Özge Gökpınar: “Sağlık çalışanlarının kendilerine başvuran kişilere HIV pozitif oldukları için ayrımcılık yaptığı durumların sayısı çok fazla. Özellikle diş hekimliği, cinsel sağlık gibi alanlarda ayrımcılık had safhada. Diğer alanlarda da hizmet alımında ayrımcılık yaşandığını duyuyoruz. Oysa, TCK Madde 257’ye göre hekimin sebep sunmadan görevini yapmayı reddetmesi suçtur. LGBTİ+ olmak veya HIV pozitif olmak meşru sebep kabul edilemez. Gündelik yaşamda profilaksi ve korunma yöntemlerine erişimde yaşanan ekonomik ve benzeri zorlukları ve özel sigortaların HIV’i kapsamaması gibi sorunlar da mevcut.”

Polat Yamaner: “Kişiler HIV+ olduklarında yapamayacakları belli meslekler var. Bu meslekler: Askerlik, polislik, bekçilik, pilotluk ve geçtiğimiz yıl yapılan mevzuat değişiklikleriyle beraber  özel güvenlikler görevliliği ve infaz koruma memurluğu. Mesleğe giriş için bir sağlık yeterlilik şartı kisvesi altında yapılan bu ayrımcılık, bence Türkiye’deki güvenlik politikalarıyla, hayatın hemen her alanını güvenlikleştirme trendiyle ve herhangi bir konumda azınlık kalan veya dezavantajlı olan grupların aslında bir kamu sağlığı, kamu düzeni ve/veya kamu güvenliği tehdidi olarak işaretlenmesinden geçiyor.

“Halbuki biliyoruz hem B=B olgusu sebebiyle hem de HIV’in aktarım yolları bilgilerinin uzun süredir sabit olduğu düşünüldüğünde kişilerin herhangi bir mesleği yapmasında HIV statüsünün hiçbir engel teşkil etmemesi gerekir.

Çok uzun zamandır HIV’le yaşayanlara yönelik ayrımcılıklar hukuk eliyle, hukukun araçsallaştırılmasıyla daha da ağırlaşıyor. Ancak tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen HIV aktivizmi gelişip çeşitleniyor. Hukuki mücadele de politik mücadelenin bir alt kırılımı olarak devam ediyor.”


Etiketler: insan hakları
nefret