28/04/2021 | Yazar: Kaos GL

“Sürekli olarak “bilinme” ve “bilinmeme” arzuları arasında gidip geliyorum.”

"En İyi Ölümlerim": Dante Buu ile söyleşi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Dante Buu, Evebeynlerimin Portresi / Yaz (Beşinci Sezon), 2014, Gallery JAVA, Sarajevo’da gerçekleşen performansın fotoğraf dokümantasyonu, fotoğraf; Aleksandar Kordić

Kaos GL Derneği’nin başlattığı Ankara Queer Sanat - Konuk Sanatçı Evi programı kapsamında Mine Kaplangı, Dante Buu ile söyleşti.

“Sürekli olarak “bilinme” ve “bilinmeme” arzuları arasında gidip geliyorum. Hatırlayabildiğim kadarıyla, etrafımdakilerin dikkati her zaman bana yönelikti, çoğunlukla tüm yanlış nedenlerden dolayı: Davranış biçimim, giyinme şeklim, cinselliğim vb. Ancak hepimizin bildiği gibi, tüm bu yanlış yönlendirilmiş dikkatin kendisi berbat, ayrımcı ve katı bir sisteme dayanmakta. Bu nedenle, sistemi değiştirmek için (sistemi oluşturan tüm kötü sistemleri de sayarak) ilgi odağı haline gelmek gerekir. Yüksek sesle söylemek. Direnmek. Ebeveynlerimin Portresi / Yaz (A Portrait of My Parents / Summer) (Beşinci Sezon adlı eserimi oluşturan dört parçanın ilki) adlı ilk performansımı 2014 sonbaharında yaptım. Beni bu performansa sürükleyen yaz, hayatımdaki en zor yazlardan biriydi. O yaz, babam bir kiraz ağacından düştü ve omurgasını kırdı. Olan bu korkunç şeyle ilk yüzleşmem, hastane odasında annemin babamın yatağının dibinde oturup ameliyattan sonra uyanmasını beklediğini gördüğüm sırada gerçekleşti. Ötesine geçtiğinizde güçsüz kaldığınız sınırın nerede olduğunu anladığım zamanlardan veya anlardan birisiydi. Sadece durup gözlemleyebildim... bekleyerek. Bu bekleyişi annemle paylaşıyordum, bir mucizenin gelmesini bekleyen uzun ve sonsuz bir bekleyiş. Çeyizin önemli bir kısmı, gelin olacakların erken yaşlardan itibaren yapacakları el yapımı objelerdi; genç kızlar işlerinde gelecekteki yaşamla ilgili umutlarını ve hayallerini süslüyorlardı. Ve ben de bir hastane odasındaydım, ayakta durup beni yaratan iki kişiye bakıyordum, onlara yardım etmek için elimden gelen hiçbir şey yoktu. Onlar bana yansırken, ben de onları yansıtıyordum, bu yüzden bir iğne, siyah ipek bir iplik ve beyaz bir nakış kumaşı (stramin) aldım. Onları nakışla yaratmaya başladım. Buradaki performatif işleyiş, bu uzun süreli bekleyişi vurgulamak için kullanıldı. Bu işi tümüyle bitirmek dört yılımı aldı ve beyaz nakış kumaşını siyah, ipeksi işlemeyle doldurmak için ise iki bin metreden fazla iplik kullandım. Geleneksel çeyiz parçaları küçük varyasyonlarla kopyala-yapıştır motiflerden oluşurken, benim nakışlarım daha çok soyutlama yolunu benimsemekte. Geleneksel olandan hiçbir şekilde zarar görmeden, en bariz biçimde “anneden kıza aktarılan bir beceri” biçiminden kopmaktalar çünkü çeyiz özellikle kadınlara özgü bir alan olarak kabul edilir.”

Söyleşinin tamamına Ankara Queer Art sitesinden ulaşabilirsiniz.


Etiketler: kültür sanat, yaşam, dünyadan