23/04/2020 | Yazar: Defne Güzel

“Bu ülkede işlenen kadın, LGBTİ+ ve mülteci cinayetlerinde indirim almak için kullanıldı “HIV pozitifmiş, bana söylemedi” tezi. Bu noktada biraz özen istemek çok mu fazla?”

AIDS’li İğne: İhlale karşı adalet, ayrımcılığa karşı dayanışma / Hatice Demir Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

HIV’le ilgili tartışmalarda en çok konuşulan konulardan biri de hukuk. Kanundaki “kasten yaralama” maddesi adeta Demokles’in kılıcı gibi üzerimizde sallanıyor. Öte yandan mahremiyet, sağlık ve çalışma hakkı ihlalleri HIV’le yaşayan kişilerin hayatlarını tehdit ediyor.

Peki kanunlar ne diyor? Pozitif-İz Derneği’nde hukuki danışmanlık da veren Avukat Hatice Demir, AIDS’li İğne yazı dizimizde sorularımızı yanıtladı.

Herkesin yasalara dair konuşurken özenli olması gerektiğini hatırlatan Demir, “Aksi halde yasa, adaleti temin etmek ve zararı tazmin etmek için bir araç olmaktan çıkıp hak ve özgürlüklerin sınırlarının konuşulması yönünde bir kırbaca dönüşür” diyor ve ekliyor:

“HIV ile yaşayanlar statülerini paylaşmak zorunda değildir. Hiçbir yasa maddesi kişileri böyle bir zorunluluğa tabi tutmamaktadır.”

Yasalar, haklar ve özgürlükler

TCK’nın 86. maddesi yani kasten yaralama suçundan bahsedelim. Bu madde HIV meselesinin neresinde?

TCK’nın 86. Maddesi kasten yaralamayı, 87. maddesi ise, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamayı içerir. Bu maddelere göre yaralama suçunun neticesinde mağdur “iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanmışsa veya bitkisel hayata girmişse” bu durum cezanın arttırım sebebi olur. Bu madde esasında elbette ki HIV düşünülerek hazırlanmış bir madde değil. Fakat HIV ve daha geniş düşünürsek cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) söz konusu olduğunda, birine kasten ya da “bulaşma riskini göze alarak” bir enfeksiyon bulaştırma durumunda bu madde gündeme geliyor. Maddenin sıklıkla HIV ile anılıyor olmasının sebebi HIV’in “iyileşmesi olanağı bulunmayan hastalık” kategorisine giriyor olmasından. Elbette ki HIV söz konusu olduğunda bu maddenin uygulanabilmesinin belli şartları var.

Bunların ilki kişinin HIV taşıyıcısı olduğunu bilmesi. Kişinin statüsünü bilmediği durumlarda geçişin gerçekleşmesi halinde de suçun taksirle gerçekleştiği bahsi açılabilir. Bunlar teorik ceza hukukunda tartışılan hususlar. Ancak pratikte yani bir yargılama aşamasında böyle bir durumda taraflardan hangisinin daha önce enfekte olduğunun bilinememesi gibi durumlarda ortaya çıkar.

İkinci olarak kişinin HIV aktarımını gerçekleştirebilecek viral yüke sahip olması gerekir. B eşittir B yani “belirlenemeyen eşittir bulaştırmayan” durumunda kişinin viral yükü saptanamayacak kadar azaldığı için bulaş riski de ortadan kalkar.

Üçüncü olarak kişinin taşıyıcı ve aktarım gerçekleştirebilecek durumda olmasına rağmen korunmaktan imtina etmesidir.

Son olarak da tüm bunlara rağmen HIV geçişinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Devamında tabi ki geçişin suçlanan kişiyle olan ilişkiyle gerçekleştiğinin de ispatının gerekeceği aşikardır.

Bütün bu şartların yanında bilimsel gelişmeler de yasanın uygulanışını etkiliyor. Şunu muhakkak ve her durumda hatırlatmak isterim; hukukta her somut olayın kendine has özellikleri vardır ve her olay kendi içinde ayrıca değerlendirilir. Dolayısıyla herhangi bir yasa maddesi bütün soru işaretlerinin ve sorunların çözümü gibi torbadan çıkarılıp öne sürülmemelidir. Bu yüzden hukukçuların ama en çok da hukukçu olmayanların bu konularda konuşurken özenli davranması gerekir. Aksi halde yasa, adaleti temin etmek ve zararı tazmin etmek için bir araç olmaktan çıkıp hak ve özgürlüklerin sınırlarının konuşulması yönünde bir kırbaca dönüşür.

“HIV ile yaşayanlar statülerini paylaşmak zorunda değildir”

Bütün bu bilgilerin de ışığında, HIV ile yaşayanlar statülerini belirtmek durumunda mı? Ayrıca kişilerin statülerinin ifşa, mahremiyet haklarının da ihlal edilmesi durumunda ne yapılabilir?

Bu çok geniş kapsamlı bir soru. HIV ile yaşayanlar statülerini belirtmek zorunda mı? Kime? Hangi şartlarda? Hangi yöntemle? Partnere, doktora, işverene, ebeveyne… Muhakkak ki her biri ve sayamadığımız her bir sıfat için ama daha önemlisi her koşul için ayrı bir tartışma yürütülür. Önceden de söylediğim gibi yasa ya da hukuki bilgi hap gibi kullanılmamalıdır. Her somut durum için ayrıca değerlendirme yapılmalıdır. Yine de hak ve özgürlükler tartışmasında şunu söylemekten imtina etmemek gerekir; HIV ile yaşayanlar statülerini paylaşmak zorunda değildir. Hiçbir yasa maddesi kişileri böyle bir zorunluluğa tabi tutmamaktadır.

Mahremiyet hakkının ihlali konusundaysa yine ihlalin kimden kaynaklandığına göre kullanacağımız hukuki araçlar çeşitlenecektir. Örneğin mahremiyet ihlali doktordan kaynaklanıyorsa çeşitli idari başvurular yanında savcılık başvurusu ve tazminat davası gündeme gelebilir. İhlal partner ya da arkadaştan kaynaklanıyorsa yine savcılık başvuruları ve tazminat gündeme gelebilir.

Mahremiyet ihlalinin yanı sıra en çok gündeme gelen hususlardan biri de tehdit. Yani bu bilginin yayılacağına ilişkin tehdit ve hatta bazen şantaj söz konusu oluyor. Bu ve benzeri tüm durumlar için kişilerin alanda çalışan derneklerle iletişime geçmesini ve hukuki destek almasını tavsiye ediyoruz. Hukuki başvuruları yapmadan önce bir avukattan danışmanlık hizmeti almanın da hak kayıplarının önüne geçmeye çok yardımcı olduğunu söylemek isterim.

“Kişi HIV ile yaşadığı için çalışma hakkı ihlal edilemez”

Saydıklarının yanı sıra HIV ile yaşayan kişiler iş başvurusu süreçlerinde mesnetsiz sağlık taramalarına da tabi tutuluyorlar ya da HIV ile yaşadıkları için işlerinden de ediliyorlar. Bu noktaları nasıl değerlendiriyorsun?

İş başlangıcı sürecinde HIV testi sonucu istenmesi ya da sağlık taramasında kişinin rızası olmadan HIV testine tabi tutulması gibi durumlar söz konusu oluyor. HIV herhangi bir işi yapmaya engel değil. Dolayısıyla kişinin HIV ile yaşıyor olmasından dolayı işe alınmaması ayrımcılıktır. Durum böyleyken HIV testi neden istenir? Yani test sonucu işe alımı etkilemeyecekse neden istenir? Bir manası yok. Keşke diyebilsek ki; HIV ile yaşayanların rutin sağlık kontrollerini gerçekleştirebilmek için hastaneye gidiş geliş süreçlerinde izin haklarının düzenlenmesi için çalışmalar düzenlense ve iş verenin kişilerin statülerini bu yüzden bilmesi gerekse. Ama bu bizim ülkemiz hatta dünya için fazla iyi niyetli ve saf bir yorum olur.

Elbette; işe giriş aşamasında HIV testi istemek hukuka aykırıdır, demek bir şey ifade etmiyor. Kişiler ya bu testi yaptırmak istemediklerini söyleyemiyorlar zaten aksi halde yıpratılıyorlar ya da zaten rızaları alınmadan teste tabi tutuluyorlar. Bu yüzden esas mühim olanın şu olduğu bilgisini vermek lazım; bir şekilde bu testi yaptırdınız ya da rızanız dışında test yapıldı ve sonucun pozitif olduğu bilgisi işverene gitti. Bu asla ve kat’a tek başına işe alınmama sebebi olamaz. Maalesef ki pratikte durum bu kadar ilerleyemeyebiliyor. Özellikle kurumsal yerlerde işveren uyanıklık ediyor ve başka bir sebeptenmiş gibi işe başlatmama gerekçesi bildiriyor. Bu noktada kişinin işe alındığının fakat evraklarını teslim ettiğinde işe başlamasının engellendiği ve bu engelin sebebinin de kişinin HIV statüsü olduğunun ispatı gerekiyor. Biraz zor göründüğünün farkındayım ama imkansız değil. Bu durumlarda sadece olağan kanunlar değil Türkiye İnsan Hakları Ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) gibi kurumlara başvuru yolları da gündeme alınmalı.

Kişinin çalışırken HIV ile yaşadığının öğrenilmesi durumunda da kişi elbette ki işten çıkarılamaz. Bu konuda verilmiş bir AYM kararı da var.

Bu konuda karşılaşılan sorunlardan bir diğeri ise iş yerinin özel sağlık sigortası imkanı olması halinde, sigorta için muhatap olunan kurumun kişinin HIV ile yaşadığı bilgisini işverene iletmesi. Bu da özel hayatın gizliliğini ihlalden tutun da kişisel verilerin rıza dışı yayılmasına kadar birçok suç tipini gündeme getirecektir.

En nihayetinde kişi HIV ile yaşadığı için çalışma hakkı ihlal edilemez. Bu tarz ihlallere maruz kalanların ihlali belgeleyecek delilleri muhafaza etmesi ve bir dernek yahut avukatla iletişime geçmesi önemli.

Hukuki danışmanlık sürecinde HIV’e dair en çok karşılaşılan vakalar neler? HIV ile yaşayanlar hukuki desteğe nasıl erişebilirler?

Konuştuğumuz konular dışında doktorun HIV ile yaşayan kişileri tedavi etmekten imtina etmesi ve son yapılan değişiklikle mültecilerin ilaca erişiminin engellenmesi durumları var. Konuştuklarımızın yanı sıra derneklerce yayınlanan hak ihlalleri raporlarında belirtilen ihlallere de bakmak lazım. Türkiye’de yakın zamanda yapılmış ayrıntılı bir hak ihlali raporu yok. Bu yüzden ihlalleri raporlamak çok önemli.  Bu raporlar bize hangi alanlara yoğunlaşmamız gerektiğini gösteriyor. Hangi meslek gruplarında farkındalık çalışmalarına öncelik vermeliyiz? Akran eğitimlerinde hangi konularda HIV ile yaşayanlara ayrıntılı bilgi sunmalıyız? Bu soruların cevabı ancak detaylı bir hak ihlalleri raporunun ışığında ortaya çıkacaktır.

Bir de şunu söylemeliyim, bana gelen başvuruların önemli bir kısmında kişiler hukuki bilgiyi alıyorlar fakat hukuki başvurular konusunda çekimser davranıyorlar. Bu durumu elbette anlıyorum çünkü bu konuda bir başvuru yapmak demek polise, savcıya, hakime, dosya erişimi olan herkese açılmak demek. Bu anlamda HIV ile yaşayanların güçlendirilmesi çok önemli. Söylediklerim yeni şeyler değil. Amerika’yı yeniden keşfetmiyorum. Sadece fırsatını bulmuşken tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum. HIV ile yaşayanların hakları evrensel hasta haklarından ayrılamaz. HIV ile yaşayanların yaşadıkları damgalamalar ve ayrımcılıklar insan hakları ihlalidir. Bu ayrımcılık ve damgalanmaya karşı mücadele tüm insan hakları savunucularının gündemi olmalıdır.

HIV ile yaşayanlar hukuki desteği pozitif dernekler diye imlediğimiz doğrudan HIV çalışan dernekler ya da HIV çalışan LGBTİ+ dernekleri ve insan hakları derneklerinden alabilirler. Tabi bunun için o dernekte bir avukat çalışıyor mu ve hukuki destek hizmeti sağlayabiliyor mu, bunlara da bakmak lazım. Derneklerin danışma hatları aranarak, info adreslerine mail atılarak, dernek ofisleri aranarak avukatlarla irtibat kurulabilir.

Bunun yanı sıra barolardan da hukuki destek alınabilir. Tabi bu yaşanılan ihlalin türüne göre de değişir. Baroların adli yardım merkezleri belli şartların sağlanmış olması ve özel hukuktan kaynaklı uyuşmazlıklarda avukat desteği sağlayabiliyor.

“HIV pozitifmiş, bana söylemedi” tezi cinayetlerde indirim almak için kullanılıyor

“HIV tartışmalarına TCK’yla dalmak” yazında HIV ile yaşayanların hatalı bilgilerle kasten korkutulduğunu ve bu durumun HIV ile yaşayanlara dair oluşan nefreti körüklemek adına yapıldığını yazmıştın. Tam da bu noktadan, güncel ve doğru hukuki bilginin yayılımı nasıl sağlanabilir?

Esasında orada eleştirdiğim şey; haklar ve özgürlükler tartışmasında yıllardır damgalama ve ayrımcılığa maruz kalan öznelere “bu tartışmalar boş, ne derseniz deyin, yasa var” diye karşı çıkmak her şeyden önce etik değil. Yani bir yanda mahremiyet, diğer yanda güvenli alan gibi kavramlar tartışılıyor ve sen çıkıp birden kasten yaralamadan bahsediyorsun. Elbette bahsedelim. Akran eğitimlerindeki hukuki başlığın ciddi bir kısmında bu madde ve olasılıklar konuşuluyor. Ama sanki HIV hareketi bundan haberdar değilmiş… Tam hissimi anlatamıyorum burada. Ama bütün tartışmayı kesen üsttenci bir tavır bu. Mesela kaç tane böyle dosyayla uğraştın? Ne kadar hakimsin TCK’nın bu maddesinin bu konuda nasıl uygulandığına? Her durum için sormalıyız bu soruları kendimize. İnsanlar kendilerine şunu sormalılar; şu an bunu konuşuyorum ama ben gerçekten bu konuşmanın neresindeyim? Sosyal medya böyle bir yer ama. Söylüyorsun ve çekiliyorsun. O bilginin bağlamını ve kimlere karşı nasıl kullanılacağını düşünmüyorsun. Herkes bir bilgiyi ortaya hangi bağlamda ortaya attığını, o bilgiyi tartışmanın kimi nasıl koruyacağını, neyi önleyip neyin önünü açacağını düşünmek zorunda. Bu ülkede işlenen kadın, LGBTİ+ ve mülteci cinayetlerinde indirim almak için kullanıldı “HIV pozitifmiş, bana söylemedi” tezi. Bu noktada biraz özen istemek çok mu fazla? Bilemiyorum…

Doğru bilginin ulaşılabilir olması noktasına gelirsek, daha çok anlatacağız HIV’i. Anaakımlaştıracağız. HIV’i sadece HIV ile yaşayanların meselesi olmaktan çıkaracağız. HIV deyince “kondom” deyip geçmeyeceğiz. Daha fazla güvenli alan yaratacağız. HIV ile yaşayanları güçlendireceğiz, ki en önemlisi de bu. Hukuki bilgiyi hukuk eğitimi almayanlara ısrarla anlatmanın çok bir anlamı var mı emin olamıyorum. Elbette temel insan hakları bilgisi herkese verilmeli ama yani kişi sırf HIV ile yaşıyor diye TCK 86 ile neden bu kadar hem hal olsun yahu? Bu noktada kilit meslek gruplarına dönük eğitimleri de arttırmalıyız. En çok da özneleri dinlemeliyiz.

Burada yapacağız, edeceğiz diyorum fakat belirtmekte de yarar görüyorum; bütün bunlar zaten yıllardır bir yandan da yapılageliyor. Bu alana çalışan birçok insan var. İyi ki varlar. İyi ki HIV’in en öcü olduğu zamanlarda çalışma yapmayı bırakmamışlar. Hep birlikte bunları sürdürmeye devam edeceğiz.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben Türkiye’de HIV hareketinin son birkaç yıldır başka bir yöne evrildiğini ve HIV ile yaşayanların hareketin öznesi haline geldiğini, HIV negatiflerin nasıl HIV ile enfekte olmayacağı gündeminin bırakılıp, HIV pozitiflerin yaşadıkları ihlallere değinildiği bir akımın güçlendiğini düşünüyorum. Bu zamanlar değişik zamanlar. Öznelerin sesini duyuyoruz. Naçizane bilgimi ve emeğimi bu alana ayırıyor olmak beni ayrıca heyecanlandırıyor. Bir on yıl sonra hem tıbbi gelişmelerle hem de hareketin aldığı ivmeyle çok başka şeyler konuşacağımıza inanıyorum. Gerçekten çok umutlu ve heyecanlıyım. Umuyorum ki, heyecanımızı birleştireceğimiz daha çok insan hakları savunucusuyla buluşuruz.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, çalışma hayatı, sağlık, sağlık hakkı
Nefret