20/06/2022 | Yazar: Damla Umut Uzun

CEDAW toplantısında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, LGBTİ+ haklarına ilişkin soruları “ve benzeri” ile geçiştirdi. Yanık, Hükümetin LGBTİ+ düşmanı politikaları yokmuş gibi davrandığı sırada Türkiye’de Onur Haftaları yasaklanıyordu.

Bakan Yanık’tan BM’de LGBTİ+ haklarına ilişkin sorulara cevapsız çınlamalar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Birleşmiş Milletler düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) 82. Oturumu 13 Haziran- 15 Haziran tarihleri arasında Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde gerçekleşti. Oturumda Türkiye, Azerbaycan, Portekiz ve Namibya gözden geçirildi.

Türkiye’nin 8. Periyodik gözden geçirmesi kapsamında içlerinde Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Kaos GL’nin de bulunduğu 20 kadın ve LGBTİ+ örgütünden oluşan CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu (CEDAW STYK) Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sonrası kadın ve LGBTİ+ hakları, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi öne çıkan hak ihlallerini gündemleştirdi. 

CEDAW STYK’nın yanı sıra, bölgesel bir LGBTİ+ ağı olan Era LGBTİ ile Kaos GL, SPoD, Özgür Renkler ve Pembe Hayat LGBTİ+’ların ve örgütlerinin Türkiye’de yaşadığı ayrımcılık ve şiddet biçimlerine ve devlet yetkilileri tarafından gün geçtikçe daha da çok dillendirilen nefret söylemlerine ve bunların ayrımcılığı derinleştirdiğine dikkat çektikleri ortak bir rapor sundular.

Musawah ve Havle Kadın Derneği de ortak olarak komiteye sundukları gölge raporlarında çocuk yaşta, erken ve zorla evlendirmelerle ilgili yasal boşluklara ve uygulamadaki hak ihlallerine, kadınların evlilik sonrası kocanın soyismini alma zorunluluğu ve kadınların soy isimlerini kendi çocuklarına verememelerinden dolayı özellikle boşanma sonrası yaşadıkları ayrımcılıklara dikkat çeken bir gölge rapor sundular.

Bakan’a yükümlülükleri hatırlatıldı

CEDAW Komitesi ve Türkiye devlet delegasyonu arasındaki müzakerelerin gerçekleştiği oturumlara Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, İçişleri, Sağlık, Eğitim, Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları’ndan temsilcilerden oluşan kalabalık bir delegasyonla katıldı.

Bakanın Türkiye’de 2016 – 2021 rapor döneminde yaşanan gelişmeleri kendi perspektif ve verileriyle aktardığı açılış sunumundan sonra CEDAW Türkiye raportörü Nicole Ameline sözü aldı.

Konuşmasında demokrasi, hukukun üstünlüğü, eşitlik ve temel insan haklarına saygı vurgusu yapan Ameline, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararının yeniden gözden geçirilmesi, sivil toplumun ve kadın insan hakları savunucularının ifade özgürlüğünün garanti edilmesi, ayrımcılığa karşı “sıfır tolerans” politikası bağlamında 6284’e etnik azınlıklar ve bugün direkt bir damgalamaya maruz kalan LGBTİ+ toplumundan kadınlara dair düzenlemeler getirme konusunda sorular yöneltti.

Sonrasında söz alan komite üyeleri de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi sonrası iç düzenlemelerde toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve ayrımcılığa dair ne gibi düzenlemeler yaptığı ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) ve Kamu Denetçiliği Kurumu gibi üyelerinin seçim süreci ve bütçesi konusundan devletten bağımsız olması gereken ulusal insan hakları kurumlarının Türkiye’de bu kriterlere uyup uymadığına dair sorular yöneltti.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme gerekçesi kadına şiddetle daha etkin mücadele etmekmiş!

Sorulara açık yanıtlar vermekten kaçındığı gözlenen Yanık, İstanbul Sözleşmesinden çıkmanın kadına şiddetle mücadele çalışmalarına daha etkin devam etmek amacıyla çekilme kararını verildiğini vurguladı ve şunları söyledi:

“İstanbul sözleşmesi çerçevesinde yapılan birtakım tartışmalar bizim hükümet olarak, siyasi irade olarak kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın önlenmesi gibi belli noktalarda zayıflatan ve manipüle eden bir niteliğe bürünmüştü. Bu mücadeleyi daha güçlü bir biçimde devam ettirmek (…) için bu tartışmayı bitirme ihtiyacı duydu Türkiye”.

Bakan, ulusal insan hakları kurumlarının bağımsızlığı konusundaki soruya ise cevap vermedi.

CEDAW komite üyesi Natasha Stott Despoja’nın, devletin engelli kadınlar ve LBTİ+ kadınların siyasi katılımına dair ve kadın örgütleri ve LGBTİ+ örgütlerinin keyfi gözaltılar ve güç kullanımıyla ifade özgürlüklerinin kısıtlanmasına dair herhangi bir geçici özel önlem planlarının olup olmadığı soruları da yanıtsız kalan sorulardan oldu.

Bakan’a göre yasak yok, fiiliyatta her yerde Onur Yürüyüşü yasak

Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin engellenmesine dair yorum yapan Bakan Yanık, “Hukukumuza göre kişilerin herhangi bir konuda toplantı gösteri yapmaları hatta herhangi bir konu için toplanmalarına dair izin almalarına bile gerek yoktur. Herhangi bir kamu merciinin bu konuda onlara izin vermelerine ihtiyaç yok” dedi.

Kamu güvenliği ve kamu hizmetlerinin aksamaması gerekçesiyle belli lokasyonların belli eylemlere ve gösterilere uygun olmadığını ve kapatıldığını öne sürdü.

LGBTİ+’lara dönük ayrımcılık ve hak ihlallerine dair ise “Türk hukukunda hiçbir kişiye inancından, mezhebinden, dilinden, dininden, siyasi görüşünden, felsefi inancından, cinsiyetinden, sosyal grubundan, vb.’den dolayı ayrımcılık uygulayamazsınız” dedi. Bakan cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet özellikleri gibi kavramlardan bahsetmemesi dikkat çekti.

“Hayatın hangi alanında ise eğer bir ayrımcılık içeren bir davranış biçimi varsa Anayasaya aykırılık teşkil eder ve kişilerin bunu tazmin etme hakkı vardır. Buna LGBTli bireyler de dahil olmak üzere böyledir.”

Cevapsız kalan sorular

Bakanın muğlak cevapları üzerine yeniden söz alan Natasha Stott Despoja, LGBTİ+ kişileri kapsayan herhangi bir ayrımcılık karşıtı yasa olup olmadığını ve cinsel yönelim ve cinsiyet temelli ayrımcılık ve şiddetin açıkça tanımlandığı bir nefret suçu yasası veya TİHEK’in 2701 sayılı ayrımcılık maddesinin varlığına dair sorular yöneltti.

Bu sorulara da Anayasanın kanun önünde eşitliğe dair 10. Maddesinde yer alan “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” cümlesindeki “ve benzeri sebepler”i referans gösterdi. “Hiçbir özel grubu hedefleyen” özel bir düzenleme olmadığını ve buna ihtiyaç olmadığını öne sürdü.

Oturumun sonlarına doğru konuyu yeniden sivil toplum üzerindeki baskılara getiren Natasha Stott Despoja, özellikle Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na “genel ahlaka aykırılık” üzerinden açılan davalardan haberdar olduklarını belirtti ve “ahlaksızlık” söylemiyle neyin kast edildiğinin netleştirilmesini istedi. Ancak bu sorular da cevapsız kalan sorulardan oldu.


Etiketler: insan hakları, kadın, nefret suçları, çalışma hayatı, siyaset, dünyadan
nefret