04/05/2022 | Yazar: Aslı Alpar

Nefret sosyal medyada başladı, geleneksel medyada sürdü. Trans kadınların barınma hakkı ihlal edilirken sessiz kalanlar; mülteci düşmanlığı ve transfobi için nefret kampanyası örgütledi!

Bayram Sokak ikiyüzlülüğü: Trans kadınların evi mühürlenirken sus, mülteci düşmanlığını yaymak için yaygara kopar! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Trans kadınların senelerdir yaşadığı ve 2020’deki “korona” bahaneli gözaltların ardından baskıların arttığı İstanbul Taksim’deki Bayram Sokak; dün sosyal medyada mülteci ve trans düşmanlığıyla yeniden gündeme geldi.

Peki; polisin, kimi zaman “korona”, şikâyet geldi”, “fuhuşa yer temin etme” gibi bahanelerle kimi zaman da gerekçe göstermeden evlere kameralarla girdiği, burada yaşayan trans kadınları gözaltına aldığı, evleri mühürleyip, sokağı kapattıkları günlerde sosyal medyada yaprak kımıldamazken, Bayram Sokak dün hangi etiket ve başlıklarla konuşuldu?

Bayram Sokak, bir Twitter kullanıcısının dün (3 Mayıs) yayımladığı videonun ardından gündem oldu. Video, “Bayram Sokak’ta transların evi önünde bir grup yabancı uyruklu erkeğin alkış ve tezahüratları”nın olduğu yorumuyla paylaşıldı.

Sosyal medya kullanıcılarının bir yandan mülteci düşmanlığını diğer yandan transfobiyi yeniden ürettiği yorum ve paylaşımlarının ardından bazı gazete ve haber siteleri konuyu nefret ve ayrımcı bir dille haberleştirdi.

Tek haber iki nefret: Transfobi ve mülteci düşmanlığı

Aykırı.com “İstanbul Taksim'de travestiler sokağında çekilen görüntüler tartışma konusu oldu! Esnaftan tepki” başlığıyla şu ifadelerle verdi:

“Görüntüler İstanbul Taksim'den... "Travestiler sokağı" olarak da bilinen bölgede toplanan yüzlerce yabancı uyruklu şahıs, travestilerin cama çıkması ve kendilerini içeri alması için böyle tezahürat yaptı.”

Gazete haberinde “Kalabalığın büyük çoğunluğunu, Afganistan ve Pakistan'dan yurda kaçak olarak giren kişilerin oluşturduğu görüldü” iddiası ve mülteci düşmanı söylemle yaygınlaştırırken, esnafın da bölgeden şikâyetçi olduğunu ileri sürdü.

“Aykırı'ya konuşan bölgedeki esnaflar”ın “bu sokağın ilgi görmesi, neredeyse yüzde 100'ünü yabancı uyrukluların oluşturması içimizi acıtıyor…”; “Yetkililerden bir an önce bu sokağın temizlenmesini istiyoruz” dediklerini ileri süren gazete, ırkçılığı ve transfobiyi tek bir haberde birleştirmeyi başarıyor!

Cumhuriyet nefrete karanlıkta göz kırpıyor

Cumhuriyet gazetesinin “Beyoğlu Küçük Bayram Sokak'taki görüntüler gündem oldu” gibi ayrımcılığa karanlıkta göz kırpan haberi ise şöyle:

“Videoda, yabancı uyruklu olduğu anlaşılan çok sayıda kişinin trans bireylerin cama çıkması için tezahürat yaptığı görülüyor. Küçük Bayram Sokak, ağırlıklı olarak trans bireylerin ikamet ettiği bir sokak olarak biliniyor.”

Haber ne Bayram Sokak’ta yaşayan trans kadınların 2020’den beri sistematik şekilde kolluk tarafından süren barınma hakkı ihlaline dikkat çekiyor ne de sosyal medyadaki mülteci düşmanlığına dair bir söz söylüyor. Videonun çekilme ve paylaşılma amacının tam olarak yabancı düşmanlığını ve transfobiyi körüklemek olduğu ortadayken bu “sessiz” haberiyle Cumhuriyet gazetesi aslında nefreti bağırıyor!

Twitter’da başlayan nefretin sonucu ne oldu?

Sosyal medya ve gazetelerde nefret söylemiyle yaygınlaştırılan bu videonun ardından gazeteler, kolluğun 97 mülteciyi geri gönderme merkezine sevk ettiği ve 29 trans kadına da “çevreyi rahatsız etme” suçundan 277 TL para cezası kestiğini duyuruyor.

Twitter’da başlayan ve medya aracılığıyla yaygınlaştırılan nefretin sonucunda trans kadınlar 5237 sayılı Kabahatler Kanunu gerekçe gösterilerek keyfi ve hukuksuz şekilde para cezası aldı.

Geri gönderme merkezine götürüldüğü söylenen mültecilerin Bayram Sokak'ta olup olmadığı dahi bilinmezken olmayan bir suç yüzünden; haklarında bir suçlama varsa da etkin ve adil bir yargılama hakkı kendilerine sunulmadan sınır dışı edilecekler.

İşte bir tweetle başlayan nefretin bilançosu!

Geri gönderme yasağına dair

Videodaki mültecilerin “ülkelerine gönderilmesi”ne yönelik sosyal medyaki ırkçı yorumlarına dair 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan “Geri gönderme yasağı”nı hatırlatmakta yarar var.

Cenevre Sözleşmesi 33.maddesinde mülteci ve sığınmacıların zulüm tehlikesinin olduğu yerlere geri gönderilmesini yasaklar. Türkiye çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname’yle “kamu düzeni ve güvenliği” gibi belirsiz bir kavramla bu yasağı defalarca keyfi bir biçimde esnetti.

Mülteci Hakları Koordinasyonu’nun 2019’da hazırladığı “Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi”nde KHK ile yapılan değişiklikler yoluyla “geri göndermeme” ilkesinde keyfiyete yol açıldığını hatırlatıyor ve “geri gönderme yasağının istisnasız şekilde uygulanmasını” talep ediyor: “Adli vakaya konu olmuş olmakla birlikte takipsizlik, beraat gibi kişinin aklanması sürecine varacak durumlarda yabancılar yargılama süreci dahi başlamadan sınır dışı edilmektedir. Geri göndermeme ilkesinin yanı sıra, kişilerin adil yargılanma, kendini savunma ve aklanma hakları da engellenmektedir”.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, mülteci, çalışma hayatı, kent hakkı
Dijital