14/06/2022 | Yazar: Sibel Yükler

Danıştay 10. Dairesi’nde İstanbul Sözleşmesi savunmalarında bugün.

Danıştay’da bugün: Kadın ve LGBTİ+ gazeteciler, erkek şiddeti haberi yazmaktan bıktı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Eşik - EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu

20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı kadınların ve LGBTİ+’ların hukuk mücadelesi sürüyor. Kararın iptali talebiyle Danıştay’a açılan 200’e yakın davaya ilişkin duruşmalardan ilk 10’u 28 Nisan’da, 15’i ise 7 Haziran’da Danıştay 10. Dairesi’nde görüldü. Danıştay Savcısı Aytaç Kurt, her iki duruşmada da “çekilme kararınının iptal edilmesi” yönünde mütalaa sundu. Bugün ise 18 davanın duruşması görülüyor. Kararın, 23 Haziran’daki son duruşmadan sonra açıklanması bekleniyor.

Bugün görülen duruşmalar arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP), avukat Sedef Erken, İzmir Barosu, Trabzon Barosu, Mersin Barosu, Balıkesir Barosu, Giresun Barosu, Eskişehir Barosu, Burdur Barosu, Adana Barosu, Manisa Barosu, Tarım Orman Sen/KESK, Uşak Barosu, Bolu Barosu, Hatay Barosu, Meral Akşener, İlerici Kadınlar Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun başvuruları bulunuyor.

Danıştay 10. Dairesi’ndeki duruşma, başvurucuların ve avukatlarının yoklamasıyla başladı. Önceki iki duruşmada “çekilme kararının iptal edilmesi” yönünde mütalaa sunan Danıştay Savcısı Aytaç Kurt’un yerine bu kez Danıştay Savcısı Nazlı Yanıkdemir heyet arasında yer aldı.

Savcı değişti: Yanıkdemir, daha önceki mütalaasında ‘iptal edilmeli’ demişti

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in daha önce yürütmenin durdurulması talebiyle Danıştay’a yaptığı başvuru reddedilmiş, başvurunun esastan incelenmesine geçilmişti. İnceleme kapsamında Danıştay Savcısı Nazlı Yanıkdemir, 8 Mart 2022 tarihinde davaya konu başvuruyla ilgili mütalaasında, “Meclis tarafından uygun bulma yasasıyla kabul edilen bir sözleşmenin ancak aynı yöntemle yürürlükten kaldırılabileceğine” işaret etmişti.

Savcı Yanıkdemir’in, “İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemez” mütalaasının ardından Akşener, Yanıkdemir için "Adalet duygusuna sahip savcı" demişti.

Akşener’in avukatı: ‘Kanunla gelen, kanunla gitmelidir’ kuralı bir gecede çiğnendi

Bugünkü duruşmada da ilk başvuru olarak İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in avukatları savunma yaptı. Akşener’in avukatı Ünzile Yüksel, “İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de feshedilmesine karar verilmiştir. Fesih kelimesi hukuki anlamda karşılanmamaktadır. Biz hukuki olarak çekilme kelimesini kullanacağız” dedi. Yüksel, şöyle devam etti: 

“Meral Akşener, bir siyasetçi, bir anne, bir kadın duyarlılığıyla sözleşmeden çekilmeye karşı dava açmıştır. Davaya konu edilen çekilme kararının 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi gereğince alındığı belirtilmiştir. 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına uygun mudur? Kanunla gelenin kanunla gitmesi gerektiği vazgeçilmez bir hukuk kuralıdır. Bu kural bir gecede çiğnenmiştir. Ben ‘İstanbul Sözleşmesi’nden’ çekildim demek, diğer uluslararası sözleşmelerden bir gecede çekilebileceği anlamına gelmektedir. Bu bütün kadınları ve hukukçuları tedirgin etmiştir. Bu hukuk dışı yol bir kere açıldı mı nereye varacağı tahmin edilemez.”

Akşener’in avukatı Yüksel, sözleşmeden çekilme kararının ardından 6284 sayılı Kanunun hedef gösterildiğini ve fail erkeklere böylece cesaret verildiğini söyledi. Yüksel, “Sözleşmeden çekilme kararının ardından 6284 sayılı Kanunu ‘İftira ve…. Kanunu’ olarak kitapçık bastırıldı. Bu kanun uygulansa birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkacak. 6284 sayılı güvence kanunumuzu hedef gösterdiler. Bu cesareti nasıl buluyorlar? İşte sözleşmeden çekilme sonrası buluyorlar. Bu sözleşmeden Cumhurbaşkanı tarafından Meclis’in onayı bile olmadan çekilmek bu erkeklere cesaret vermiştir” diye konuşarak, davaya konu olan idari işlemin iptalini talep etti.

"Bir erkek şiddeti haberi daha yapmamak için çekilme kararının iptalini istiyoruz"

Ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun avukatlarının savunmaları alındı. Avukatlardan önce TGS’nin gazeteci Esra Koçak’la birlikte asil başvuruculardan gazeteci Ayşe Banu Tuna konuştu. Tuna, “Bir kişinin kararıyla bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığımızdan bu yana 500 kadın erkekler tarafından katledildi. 500 size bir sayı gelebilir ama bu salonda 500 kadın daha var olduğunu düşünün. Bu sayılar cins kırımını göstermektedir.” dedi.

Tuna, “Türkiye Gazeteciler Sendikası, Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu olarak, cinsiyet ve cinsel yönelim temelli şiddete maruz bırakılan herkesin ve yaşam hakkımızın güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyoruz. Bizler hem kadın hem gazeteciyiz. Bugün Türkiye’de hem kadınlık hem de gazetecilik tehdit altında. Her gün tecavüze uğrayan, taciz edilen, dövülen, öldürülen kız kardeşlerimizin haberlerini yapmak istemiyoruz. Her gün, bir gün sıranın bize geleceği düşüncesiyle yaşamak istemiyoruz. Kadın cinayetlerinin, tıpkı ekonomi, siyaset, magazin gibi mesleki bir uzmanlık alanı olmasını istemiyoruz. Genç meslektaşlarımıza kadına yönelik şiddet haberlerinin nasıl yapılması gerektiğini öğretmek istemiyoruz” diye konuştu. 

Tuna, “Bir erkek şiddeti haberi daha yapmamak için, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz. Kadına yönelik şiddet haberleri bitene kadar da mücadelemiz sürecek” diyerek, çekilmenin iptali yönünde karar verilmesini talep etti.

Ardından TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun avukatı savunma yaptı. Avukat Ülkü Şahin, “Değerli kadın ve lgbti+’lar… Bugün şiddete uğrayan kadın ve LGBTİ+’lar olarak can güvenliğimiz olan İstanbul Sözleşmesi için burada bulunuyoruz. TGS’den Esra Koçak ve Ayşe Banu Tuna, tüm gazeteciler için komisyon olarak dava açmıştır” diyerek, söze başladı.

"Kadın ve LGBTİ+ gazeteciler erkek şiddeti haberi yazmaktan bıktı"

“Kadın ve LGBTİ+ gazeteciler erkek şiddeti haberi yapmaktan bıktı. Eskiden sağlık, diplomasi gazeteciliği gibi uzmanlık alanı varken bugün erkek şiddeti haberciliği uzmanlık alanı da bulunuyor” diyen avukat Şahin, şöyle devam etti:

“Gazeteciler, erkek şiddeti haberlerinin nasıl yazılması gerektiği hakkında eğitimler veriyor.  Gazetelerde okuduğunuz haberi yapan gazeteciler, Pınar Gültekin ve Özgecan Aslan’ın öldürülmesinin fotoğrafını ilk görenler, faillerini ifadelerini ilk okuyanlar, Emine Bulut’un öldürülürken çekilen videosunu ilk izleyenler. Faillerin duruşmalarını inatla sürekli takip edenler, failler tarafından tehdit edilenler. Gazeteci kadınlar ve LGBTİ+’lar travma altında ancak ısrarla halkın haber alma hakkı için haberlerini sürdürüyorlar. Bir kadın gazeteci, bir buçuk yıl önce kadın cinayeti haberi yazmaya artık dayanamadığı için 15 yıldır çalıştığı kurumdan kıdem tazminatı bile almadan ayrılmak durumunda kaldığını anlatıyor. Kadın ve LGBTİ+ gazeteciler bunları yaşıyor.” 

TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu avukatlarından Hülya Gülbahar ise cumhurbaşkanlığı avukatı Emre Topal’ın, kendilerine İngilizce terimlerden yoksunmuş gibi davrandığını ve anlam karmaşı yaratmaya çalıştığını söyleyerek, “O kadar İngilizce bizde de var ama esas kendisi yanlış aktarıyor” dedi. Gülbahar, Türkiye’de yargı bağımsızlığı noktasındaki handikapları bildiklerini söyleyerek, “Ama biz heyete nasıl yüksek bir görev düştüğünü biliyoruz. Çok umutlu olmak isterdim ama o kadar umutlu olamıyorum, yüzlerinize baktığımda sorumluluğunuzu görüyorum. Talimat yönündeki açıklamaları sayın heyetinizin asla dikkate almayacağını düşünüyor ve hukuka aykırı olan yok hükmündeki bu kararı iptal etmenizi talep ediyorum” dedi.

TİP: Kadın cinayetleri politiktir, trans cinayetleri politiktir

TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun ardından TİP’in başvurusuna geçildi. TİP adına avukat Yelda Koçak konuştu. Koçak, “Toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan sözleşmenin fesih girişimine karşı her tüzel ve gerçek kişinin dava açma hakkı vardır. Türkiye İşçi Partisi de bu noktada elinden geleni yapmaktadır. Artık cins kırıma varan kadın cinayetleri ve kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele TİP’in görev ve faaliyetleri arasındadır.  Kadın cinayetleri politiktir, trans cinayetleri politiktir diyoruz” dedi. 

TİP avukatlarından Melike Öztürk ise çekilme kararını iptal etmenin, bundan sonra uluslararası sözleşmelerden bir gecede tek kişinin kararıyla çıkma ihtimalinin de önüne geçmek olduğunu söyledi. Öztürk, “Yürütüme erk’inin başında olan ve siyasi parti genel başkanı olan cumhurbaşkanının hukuka aykırı şekilde aldığı kararının önüne geçilmesi gerekiyor. Unutmamalıdır ki iktidarlar, siyasi partileri ve cumhurbaşkanları değişir ama mahkemeler değişmez. Dolayısıyla bugün mahkemenizden öldürülen kadınların sorumluluğu ve hukukun sorumluluğu gereği vereceğiniz kararın iptal yönünde olmasını talep ediyoruz” dedi.

Sera Kadıgil: Zar zor oy almış bir herifin kararıyla sözleşmeden çıkıyoruz 

TİP Milletvekili avukat Sera Kadıgil ise, “Benim yaşım kadar pratğiniz var. Ben şu an milletvekili olarak görev yapıyorum, eski tutanaklara da çok meraklıyım. İstanbul Sözleşmesi bizim önümüze geldiğinde Meclis olarak elbirliğiyle sözleşmede olmaya karar verdik. Orada temsil edilemeyenler hariç, temsil hakkı olanlar İstanbul Sözleşmesi’ne onay verdi. İktidar, reklamını yapmış. Sonra da bir herifin lafıyla bir gecede bu sözleşmeden çıkabileceğimizi sanıyoruz. Yüzde 90’ın iradesiyle İstanbul Sözleşmesi’ne giriyoruz, yüzde 51’in oyunu zar zor almış bir adamın kararıyla çıkıyoruz. Bu şekilde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılamaz. Ne kamu yararı, olsa olsa Tayyip Erdoğan’ın yararına bir karardır bu” dedi.

Heyet başkanının uyardığı Kadıgil: O bize ‘sürtük’ diyor ama!

Heyet Başkanı Yılmaz Akçil, “Sayın cumhurbaşkanına hakaretamiz sözler söylemeyelim” diyerek Kadıgil’i sözleri için uyardı. Kadıgil ise heyet başkanı Akçil’e, “O bize ‘sürtük’ diyor ama!” diye yanıt verdi. Salonda alkışlar yükseldi. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın hukuka aykırı olduğunu söyleyen Kadıgil, heyet dönerek, “Biz merak ediyoruz, Danıştay’da hâlâ hakimler var mı?’” diyerek sözlerini noktaladı. Heyet başkanı Akçil ise, “Alkışlarınızı anlıyorum ama ıslık atmayalım lütfen. Bir yerden de devlet ciddiyetimi korumam gerekiyor” dedi.

Av. Yener: Öldürülen LGBTİ+’ların arkasında hesabını soran aileleri bile yok

Ardından bireysel başvurucu avukat Sedef Erken’in adına avukat İrem Yener beyanda bulundu. Yener savunmasında, “İstanbul Sözleşmesini bizim için önemli kılan bir unsur da toplumsal cinsiyetin ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tanımını yapan ilk hukuki metin olması. Toplumsal cinsiyeti tanıması, tanımlaması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan şiddeti önlemeyi amaçlaması bizim için bu sözleşmenin önemini ortaya koymak için yeterli aslında” dedi.

Bu noktada,  LGBTİ+’ların onuru ve hakları hakkında konuşacağının altını çizen avukat Yener, şunları kaydetti:

“Özetle, sözleşmenin uygulama alanı bakımından kişiler arasında hiçbir ayrım yapmayacağını söyleyen bu madde sayesinde LGBTİ+’ların da karşılaşabilecekleri şiddete karşı sözleşmenin koruması kapsamında olduğunu biliyoruz. Devlet görevlileri bu sözleşmenin imzalanmasından sonra hem hukuka saygılı olup uluslararası planda hatalı fiillerden kaçınmalı hem de kişileri devlet dışı diğer aktörlerin bu tür fiillerinden korumalıydı. Ancak iktidar o güvenli alanı ve geleceği yaratmak yerine, dezavantajlı grupları kendi yetkililerinin ağzıyla açıkça hedef haline getirdi. Failler cesaretlendirildi, faillerin sırtı sıvazlandı.”

“Hatırlarsınız geçen hafta öldürülen kadınların aileleri buradaydı, kalkıp öldürülen çocuklarının resimlerini gösterdiler. Öldürülen LGBTİ+’ların arkasında ölümünün hesabını soran aileleri bile yok. Ne ailelerinden onların hesabını soran birileri var ne onların ölümüne ses çıkaran bir kamuoyu... Arkadaşlarımız öldürüldü, müvekkillerimiz öldürüldü. Kan bağımız olmadığı için cenazelerini alamadık, hak ettikleri gibi törenle, vedayla gömemedik. Onurlu bir yaşamın ve hatta onurlu şekilde ölümün bile LGBTİ+’lara çok görüldüğü bu ülkede İstanbul Sözleşmesi LGBTİ+ları koruyordu, koruyacaktı. Bu yüzden bu sözleşmenin peşindeyiz!”

"Ben neden sizi LGBTİ+’ların güvenli yaşam hakkı olduğuna ikna etmeliyim!"

“Ben neden size LGBTİ+ların herkes kadar onurlu ve güvenli yaşama hakkı olduğunu anlatmak zorundayım, neden birilerini buna ikna etmek zorundayım?” diye soran avukat Yener, “Bir insan varlığının değerli ve önemli olduğunu ispatlamakla yükümlü bırakılabilir mi? Biz burada sadece işlemin hukuka aykırılığını anlatmıyoruz farkındaysanız, bu sözleşmenin hayatlarımız için neden önemli olduğunu da anlatmak zorunda kalıyoruz” diye konuştu. 

Sözleşmeden çekilmenin gerekçesi olarak LGBTİ+’ların hedef gösterildiğini hatırlatan Yener, “Bir devlet neden cinsel yönelim, cinsiyet kimliği fark etmeksizin vatandaşının, yurttaşının hayatını korumamak konusunda diretir? Bir devlet neden zaten ötekileştirilen, ayrımcılığa maruz bırakılan yurttaşını korumak yerine onu koruyan sözleşmeden çıkar? Neden nefret dili üretir ve bu nefret diliyle yurttaşlarını tehlikeye atar? Sözleşmeden çekilme gerekçesi olarak dahi LGBTİ+’lar gösterildi! Mevcut iktidar insan hayatını pazarlık konusu yapmayı alışkanlık haline getirmiş olabilir ama biz bunu kabul etmiyoruz. İktidar bizi engellemeyi düşünüyorsa daha fazlasını yapmak zorunda. Çünkü bizi mecbur bıraktığı hukuki ve fiili ölümü kabul etmiyoruz, şiddetin eşiğinde bir yaşama da razı gelmiyoruz” diye konuştu. 

“Sizden talebimiz bu sözleşmeden çekilmenin hukuka aykırılığını kabul edip işlemin iptali kararını vermeniz” diyen Yener, son olarak şunları kaydetti: “Ancak bunu yaparken nasıl öldürüldüğümüzü aklınızdan hiç çıkarmamanızı istiyoruz. Bugün değilse yarın, siz değilseniz de bir başka heyet, bize istediğimizi verecek, bu sözleşmeyi geri alacağız. Çünkü İstanbul sözleşmesi bizim! İstanbul sözleşmesi hepimizin!”

danistay-da-bugun-kadin-ve-lgbti-gazeteciler-erkek-siddeti-haberi-yazmaktan-bikti-1

Fotoğraf: Eskişehir Barosu avukatlarından, Danıştay önünde gökkuşağı bayrağı.

"Sözleşmenin tarafı olduğumuzda Onur Yürüyüşü on bin kişiyle yapılmıştı"

Duruşma, Tarım Orman Sen ve KESK’in başvurusuyla devam etti. Avukat Candan Dumrul, “28 Nisan’daki maske kararı henüz kalkmıştı ama duruşmada heyetinizin maskesi vardı. Bugün yok, demek ki bu kararların uygulanması için toplumsal meşruiyeti olması gerekiyor. İdari işlemlerin hukuka uygunluğu kadar toplumsal meşruiyeti de önemlidir” diyerek söze başladı. 

Avukat Dumrul, “İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olduğumuz sürece baktığınızda Onur Yürüyüşü on bin kişiyle yapılmış. Yani kadınlar ve LGBTİ+’lar için çok önemli bir süreçti, temel hak ve özgürlükler açısından son derece hayati bir süreçti. Geldiğimiz noktada sözleşmeden çekilmenin toplumdaki karşılığı olarak cinsiyet eşitliğini güçlendirdiğini görmek zorundayız. İstanbul Sözleşmesi, şiddetin gerçekleşmişse cezalandırılmasını ve önlenmesi için bütüncül politikalar sağlanmasını talep eder. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yaşam hakkını tehlikeye attığını biliyor. Çekilmeyi savunan marjinal azınlığın, şiddetin kendisine hak görenlerin talebi toplumun yararına değildir” diye konuştu.

“Kadınlar, çocukların, LGBTİ+’ların bu ülkede eşit ve onurlu yaşamalarını sağlaması açısından İstanbul Sözleşmesi önemlidir. İstanbul Sözleşmesi’ni alacağız, uygulatacağız ve şiddetin nasıl engellendiğini hep beraber göreceğiz” diyen avukat Dumrul, sözlerini “Ama Danıştay’a bir sözümüz olsun; yakın zamanda zeytinleri yaşattınız, kadınları da yaşatınız!” diyerek bitirdi. 

"Kadınlar aile içinde öldürülüyor, bize göre cinayet mahalidir"

Ara verilen duruşma, 14.00 itibarıyla devam etti. Manisa Barosu adına konuşan avukat Beril Aras, sözleşmenin toplumsal cinsiyet baz alınarak hazırlandığını, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli temel hak ve özgürlükleri koruduğunu hatırlattı. Kadına yönelik şiddetin uzaklardan gelmediğini, en yakınlar olan babalar, eşler gibi yakınlardan şiddet uygulandığını söyleyen Aras, bu yüzden sözleşmenin “Aileyi yıkıyor” diyerek hedef gösterilmesini kabul etmediklerini söyledi. Aras, “Kadınlar aile içinde öldürülüyor. Bize göre cinayet mahalidir” dedi.

Kadın cinayeti haberlerinin televizyonlarda birkaç dakika gösterildiğini, dizilere sıradan cinayetmiş gibi konu edildiğini, programlarda cinayeti meşrulaştırıcı ifadelerle sunulduğunu söyleyen Aras, sigara kullanımı özendirilmesin diye medyada gösterilmesinin yasaklandığını ancak kadının kırılan parmaklarını göstermekten sakınca duyulmadığını belirtti. 

"Ben Emine Bulut’un, Hande Kader’in, Ebrar Karakurt’un sesi olmak zorundayım’

Manisa Barosu’ndan avukat Ebru Kara ise sözleşmenin “eşcinselliği meşrulaştırıyor” gerekçesiyle fesh edilmek istendiğini hatırlatarak, “LGBTİ+’lar konu olunca eşcinselliği özendiriyor paranoyası ortaya çıkıyor. LGBTİ+’lar dünyanın her yerinde vardılar, var olacaklar. Neden sevginin yalnızca kadın ve erkek arasında olacağını düşünüyoruz. Bu nefretin anlamı yok” dedi. 

danistay-da-bugun-kadin-ve-lgbti-gazeteciler-erkek-siddeti-haberi-yazmaktan-bikti-2

Fotoğraf: Burcu Yıldırım

Avukat Ebru Kara, “Ben ölmek istemiyorum derken çocuğunun yanında öldürülen Emine Bulut’un sesi olmak zorundayım. Ben akrabası tarafından cinsel istismara uğrayıp intihar eden Emre’nin sesi olmak zorundayım. Ben lezbiyen pislikler diye gazete sayfasında hedef gösterilen Ebrar Karakurt’un sesi olmak zorundayım. Ben yakılarak öldürülen trans kadın Hande Kader’in sesi olmak zorundayım” dedi. 

Avukat Kara, konuşmasında 2022’nin ilk 6 ayında öldürülen yüzlerce kadının isimlerini tek tek sayarken salondaki tüm avukatlar ve katılımcılar ayağa kalktı. Konuşmanın ardından salondakiler, “Kadın yaşam özgürlük!” sloganı attı.

Trabzon Barosu adına avukat Duygu Keleş Aydın beyanda bulunarak, “İstanbul Sözleşmesi devlete sorumluluk yükler, sözleşmeden çekilmek devletin sorumluluktan kaçması anlamına geliyor” dedi.

Balıkesir Barosu adına konuşan avukat Pınar Ceylan ise, “Açıkça yetki gaspı olan bu işlem yok hükmündedir. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz. Bizim vazgeçebileceğimiz bir sözleşme değildir” diyerek, kararın iptal edilmesini talep etti.

"İsteseniz davaları bitirebilirdiniz, nezaketiniz sahnelenmiş bir oyun gibi"

İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, beyanda bulunacağı sırada heyet üyelerden biri duruşmadan ayrıldı. Av. Yücel ise, “Kararı etkileyecek bir oy demek bu, sayın üye belki de olumlu bir oy verecek. O olmadan beyanına başlamak istemiyorum” diyerek, heyet üyesi gelene kadar beklemeyi talep etti. “Beyanlar çok uzun sürüyor, ilaç içenler var aramızda” diyen heyet başkanı ise talebi kabul ederek, duruşmaya 10 dakika ara verdi.

Aranın ardından avukat Yücel, “Sanırım bugün bu gökkubbenin altında söylenecek herşey söylendi. Ben sizlerden çok umutlu değilim, nedeni şu. 28 Nisan’daki duruşmada bitirmek isteseniz davaları bitirebilirdiniz. Nezaketli tutumunuz, herkesi dinleme arzunuz oynanmış bir oyun, sahnelenmiş bir oyun gibi geliyor bana, üzgünüm. 32 yıldır avukatlık yapıyorum, ben bunu çok gördüm. Az önce, üyenizden biri yokken, ‘Siz devam edin’ demeniz kuşkumu artırdı. Heyet halindesiniz, heyet halinde karar vermeniz gerekiyor” diye konuştu. 

“Sayın yargıçlar, siz hiç utandınız mı? Ben utandım, her gün, her dakika utandım, utanıyorum. Her kadın öldürüldüğünde utanıyorum” diyen Yücel, “Biz bu salonda kuyudaki taşı çıkarmaya çalışan 40 deli gibiyiz. Bize katılacak mısınız, o taşı çıkaracak mısınız? Bunu kararınızda göreceğim. Sokakları kadın cinayetiyle dolu bir ülkede yurttaş olmaktan utanıyorum. Belki akşam eve gittiğimizde televizyonlarda başka bir kadın cinayetini göreceğiz. Önlemiyoruz, önlemeye niyet göstermiyoruz. Şiddete ‘dur’ demek isteyen kadınlar gaz yiyor, onlara yönelen devlet şiddetinden utanıyorum. Bir erkek olarak erkekliğimden, erkeklerden utanıyorum” diye konuştu.

"Sözleşmeden çıkıldı, kadın cinayetleri arttı, LGBTİ+’ların recmedilmesi istendi"

İzmir Barosu’ndan sonra Eskişehir Barosu’nun beyanlarına geçildi. Baro adına konuşan avukat Duygu Akyol, “İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkıldıktan sonra kadın cinayetleri arttı. Daha geçen haftalarda meslektaşlarımız kadınlar öldürüldü, şiddet gördü. Eskişehir’de LGBTİ+’ların recmedilmesi, öldürülmesiyle ilgili broşürler dağıtıldı. Biz bir kişinin kararıyla anayasal vasıtalar kullanılarak anayasızlaştırılmasını, hukuksuzlaştırılmasını kabul etmiyoruz. Toplum bilincinde yerleşmediği sürece o hukuk kuralı ölü doğmuştur. Toplum İstanbul Sözleşmesi’ni istiyor” diyerek, çekilme kararının iptalini talep etti.

Eskişehir Barosu adına konuşan Heval Yıldız Karasu ise, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını bir gecede veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınlara “sürtük” dediğini hatırlattı. İktidarın ve cumhurbaşkanının kadın düşmanı pek çok politikanın mimarı olduğunu söyleyen Karasu, dolayısıyla kadına yönelik şiddetle iktidarın mücadele edemeyeceğini, kadın mücadelesinin yanında olamayacağını belirtti. Karasu, “Bu sözleşmeler, kadınların ilmek ilmek mücadelesiyle yazıldı, bu mücadele bizimdir, adliye kapılarına bıkmadan usanmadan gidenlerin mücadelesi. İstanbul Sözleşmesi, bütün bu kazanımların en bütüncül yazılı hale gelmiş halidir” diye konuştu.

"Sözleşme imzalandığında katiller indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet aldı"

İzmir Barosu adına beyanda bulunan Perihan Çağrışım Kayadelen’in ise, “Bu davaya konu edilen çekilme kararının hukuki bir karar mı yoksa siyasi bir karar mı olduğundan bahsetmek istiyorum. Ne demek istiyorsun diye düşünebilirsiniz; açıklayacağım. Size bir hikaye anlatacağım. İçinde Türkiye, içinde kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar, iktidarlar, yalan ve hakikati barındıran bir hikaye. İkiyüzlülük de acı da var, mücadele ve kararlılık da” dedi. 

Kayadelen’in beyanları şu şekilde:

“Sözleşme'nin imzalanmasından sonraki ilk yıllarda ne oldu biliyor musunuz? İzmir’de Pınar Ünlüer, 2012 yılında çocuğunun okuldan çıkmasını beklediği kafede, eski sevgilisi tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Katili, indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet aldı. Pınar Yolver, daha 19 yaşındaydı. 2 aylık evliydi. Eşi ve kayınpederi tarafından öldüresiye dövülüp acil kapısına bırakıldı ve hayatını kaybetti. Katiller, ağırlaştırılmış müebbet aldı. Ferdane Çöl.. Koruma kararı vardı. Polisler, ‘Bıktık artık senden, ölsen de kurtulsak’ dediler, çağırdığında gitmediler; öldü. Katil ‘akıl hastalığı’ savunması yaptı, mahkemece kabul edilmedi ve ağırlaştırılmış müebbet aldı. Fakat aynı zamanda Ferdane’yi korumayan polis memurları da ceza aldı. O dönemde, derneklerin ve baroların tüm mahkemelerdeki katılma talepleri; suçtan zarar gördükleri gerekçesiyle kabul edildi.”

‘Nedir ahlak sayın heyet? Hande Kader’i öldürenlerin serbestçe dolaşması mıdır?’

“Peki böyle güzel kararlar çıkarken ne oldu derseniz; 20 yıldır Türkiye'de düzenli olarak yaşadığımız şey oldu:  Takke düştü, kel göründü. Gelinen son noktada, ben ne dersem o olur diyen cumhurbaşkanı, oy için bir pazarlık unsuru haline gelen İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiğini açıkladı. Yıllarca ‘İstanbul Sözleşmesi'ni uygulayın, sığınak sayısını artırın, tecavüz kriz merkezleri kurun, etkin politikalar üretin, kadınlar ölüyor, LGBTİ+’lar ölüyor’ dedik; onlar toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını önce Milli Eğitim, sonra YÖK müfredatından çıkardılar, yetmedi okul kitaplarından ütü yapan baba figürünü kaldırdılar. Biz, ‘Kadınları, LGBTİ+’ları korumuyorsunuz, şüpheli ölümler her geçen gün artıyor’ dedik; onlar kadına yönelik şiddetle mücadele eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği'ne ne idüğü belirsiz iddialarla kapatma davası açtılar.” 

“İstanbul Sözleşmesi, ‘aile kavramını, ahlakımızı yok ediyor, LGBTİ+ olmayı özendiriyor’ söylemleri ile İstanbul Sözleşmesi'den çekildiler. Nedir aile sayın heyet? Nedir ahlak? Hande Kader 23 yaşında trans bir kadındı; yakılarak öldürüldü, yakılarak! Cenazesi ormanda bulundu ama failleri hala bulunamadı. Hande Buse Şeker, arkadaşı Nil ile sanık polis tarafından silahla vuruldu, yaralı halde cinsel saldırıya maruz kaldılar ve sanık, Hande’yi öldürdükten sonra tekrar cinsel saldırı gerçekleştirdi.”

“20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü gecesi, iki sokakta birer saat arayla, sanık iki trans kadını 30 bıçak darbesiyle yaraladı. Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanan Çisem Z ve Buse, vücutlarında boydan boya izle yaşıyorlar. Ağır travma altındalar. Tekrar soruyorum nedir ahlak? Bir trans kadını yakarak öldüren kişilerin serbestçe sokakta dolaşması mıdır ahlak? Bu kişilerin yaşadıkları evler midir aile evleri? Peki öldürülen trans kadınların yaşamından daha mı değerli faillerin ahlakı ve ailesi?”

"Ahlakları da kutsal aileleri de batsın, kadınlar ve LGBTİ+’lar yaşasın"

“Ferdane’nin, Fethiye’nin, Hatice’nin, Şule Çet’in, Azra Gülendam’ın, Emine Bulut’un aileleri kutsal değil miydi? Emine Bulut, kızının gözleri önünde ölmek istemiyorum diye haykırarak öldürüldü. Sahi, onun biricik kızı aileden değil miydi? Biz neyin kutsal olduğunu, neyin ahlaksız olduğu gayet iyi biliyoruz sayın heyet. Kutsal olan yaşam hakkıdır ve ahlaksız olansa, yurttaşları nefret söylemleriyle ötekileştirip ölümlerine sebep olmaktır. Bizler; tırnak içindeki ‘kutsal aileler’de ve çok kırılgan ahlak yapıları sebebiyle kadınların ve LGBTİ+’ların öldürülmesine, şiddete, tehdide, hakarete, tecavüze uğramasına izin vermeyeceğiz. Ahlakları da kutsal aileleri de batsın! Kadınlar ve LGBTİ’+lar  yaşasın.” 

“Toplumun yüzde 93’ü tarafından kabul gören bir sözleşmeden bahsediyoruz. Yüzde 93. Bu yüzden sayın heyet, biz bugün burada toplumun yüzde 93’ünü; kadınları, çocukları, LGBTİ+’ları temsil ediyoruz. Ve bugün sizin omuzlarınıza bıraktığımız yük, yaşam hakkını korumaya dairdir. Yaşadığımız ülkede, yurttaşlar korku ve baskı ile yönetilmeye çalışılıyor. Ben Perihan olarak korkabilirim, ülkede kimin başına ne zaman ne geleceği belli değil çünkü. Ama ne bulunduğum makamı ne de içinde yer aldığım kadın mücadelesini bu korkuya teslim ederim. Sizden de bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak bu  kararı iptal etmenizi talep ediyoruz.”

Cumhurbaşkanı avukatı aynı iddiaları öne sürdü: Şiddette artış yok

Başvurucuların beyanlarının ardından Cumhurbaşkanı vekili Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü Anlaşmalar Daire Başkanı Emre Topal’ın savunmasına geçildi. Davalı taraf cumhurbaşkanı vekili Topal, diğer duruşmalarda olduğu gibi bu duruşmada da fesih kararının anayasaya aykırı olmadığını ileri sürdü. Topal, yine İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin kadına yönelik şiddette artışa neden olmadığını da öne sürdü.

Topal’ın savunmasının ardından başvurucuların beyanları alınıyor yeniden. Avukat Hülya Gülbahar, “Cumhurbaşkanının onay yetkisi, kendisine devletin temsilcisi olma sıfatıyla tanınmış tamamen törensel bir yetkidir. Yani bürokratik bir yetkidir. Bu, Meclis’in yetkisidir, Meclis’in yetkisi elinden alınamaz. Cumhurbaşkanının çıkaracağı kararnameler kanunların altındadır” dedi.

‘Cumhurbaşkanı avukatı beyanlarımızı küçümsüyor, biz esasa ilişkin konuşuyoruz’

Ardından .TİP adına avukat Yelda Koçak söz aldı. “Davalı tarafın ısrarla usül üzerine gitmesinden dolayı esasa ilişkin konuşacağım” diyen Koçak, “Davalı taraf esasa ilişkin geveliyor. Oysa yetkide ve usulde paralellik ilkesi çiğnenmiş, Meclis’in yetkisi Cumhurbaşkanı tarafından gasp edilmiştir. Gerekçe nerede? Neden fesih girişimi yapıldı? Üçüncü duruşmanın sonuna geldik, onlarca meslektaşım ayrıntılarıyla anlattı, değil mi? Katledilen kadınlardan, LGBTİ+’lardan bahsettiler. Neden, bunlar esasa ilişkindir. Davalı taraf bizim beyanlarımızı hukuki bulmuyor, küçümsemekle geçiştiriyor. Sıklıkla tekrar usule dönüyor, İngilizce kelimeler katarak konuşuyor. Biz burada sözleşmenin önemini sorguluyoruz. Kamu yararı açısından öneminden bahsediyoruz. Emine Bulut’un katili müebbet hapis cevabı aldı, oysa İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı çocuğunun yanında öldürüldüğü için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alması gerekirdi. Biz davamızın esas yönünden de kabul edilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

“Fesih kararı iptal edilmelidir”

Danıştay Savcısı Nazlı Yanıkdemir, fesih kararının iptali yönünde mütalaa verdi. Ancak Türkiye İşçi Partisi ve Tarım Orman Sen'in başvurusu ise dava ehliyeti yönünden reddedildi.

Danıştay Savcısı Yanıkdemir mütalaasında şunları kaydetti:

“Yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca sözleşme kanun çıkarılmadan sadece Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle feshedilemez. Uygulanacak kural niteliğinde bulunan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde yer verilen sona erdirme ifadesinin Anayasa 6/7 iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği düşünülmektedir. Sözleşme Bakanlar Kurulu ile uygulanmış olup 6284 hala yürürlüktedir. Usulde paralellik ilkesince, aynı usulle fesih edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla TBMM tarafından yürürlüge giren sözleşme ancak TBMM'nin uygun bulmasıyla alınacak bir Cumhurbaşkanı kararı ile mümkün olabilecektir. Dava konusu sözleşmede 6281 sayılı Kanun ile uygun bulunduğuna göre sadece Cumhurbaşkanı kararı ile fesih edilemez.”

Danıştay savcısı mütalaasında, anayasaya aykırılık iddiasının değerlendirilmesi talebiyle öncelikle Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini, eğer heyet aksi kanaatte ise Cumhurbaşkanlığı kararının iptal edilmesini talep etti.


Etiketler: insan hakları, kadın
nefret