10/12/2014 | Yazar: Erdoğan Şekerci

Mek’an Sahne’nin son oyunu "Tevâfuk", aşkın imkânsızlığını sınıf farkları üzerinden ele alıyor. "Tevâfuk"un yönetmen ve oyuncuları, oyunu kaosGL.org’a anlattı.

“Tevâfuk”, Mayıs 2014’te Ankara’da kurulmuş olan Mek’an Sahne’nin son oyunu. Oyun, en yalın haliyle iki adamın bir otel odasında akıp giden sevme hikâyesi. Adamlık, kadınlık tanımlarının ötesine geçen iki kişinin sevme halleri… Ve her sevme hali gibi ürkek, korkak, sinirli, suskun, dalgın, tedirgin… Birinin baştan “en ikna” olmadığı, ötekinin baştan “en kararlı” olmadığı bir aşk hikâyesi… Oyundaki aşkın imkânsızlığı, alt/üst sosyal sınıf ikilisinin yarattığı “farklı dünyalara ait olma” söyleminden kaynaklanıyor. Aynı zamanda oyun, seven ile sevilenin konumlarının/rollerinin sürekli değiştiğini göstererek aşkın tekinsizliğini ve kesinsizliğini anlatıyor. Âşık’ın kim olduğunu, Maşuk’un kim olacağını en başında bildirmeden izletiyor kendini. Bu bağlamda oyun; adamların ya da kadınların aşkının ötesinde, sadece “aşk”a dair sözler söylüyor. 

“Tevâfuk”u, Mek’an Sahne’nin kurucularından Şamil Yılmaz kaleme aldı. Sezen Keser ve Şamil Yılmaz yönettiler. Sevmenin hallerini ise Sedat Yılmaz ve Barbaros Efe Türkay oynuyorlar. Biz de oyun üzerine ekiple sohbet ettik.

Tevâfuk, “birbirine uyma, uygun gelme” anlamına geliyor. Oyunun çerçevesinde tevâfuk nedir?

Sezen: Kelime oyun afişinde alıntılanmış ve tırnak içine alınmış şekilde yazıyor. Burada bir ironi var. Kara bir ironi... Kelimenin senin de dediğin gibi “birbirine denk gelme, bir arada olma” anlamı var. Oyunda bir eşleşme söz konusu fakat bütün o farklılıklar bir arada olamamayı beraberinde getiriyor ve o noktada tevâfuk parçalanıyor.

Şamil: Tevâfuk, Arapça kökenli bir sözcük. Sözcüğün, İslamî bir anlamı var ancak oyunda “bir arada durma, uygun olma” anlamıyla daha düz şekilde kullanılıyor. Bu iki kişi karşı karşıya geldiklerinde bir taraftan birbirlerine uygunlar, bir taraftan kavuşma gerçekleşmiyor. Toplumsal zemin bunu imkânsızlaştırıyor. Sınıfsal farklılıklardan dolayı tevâfukun gerçekleşmemesi söz konusu oluyor.

Oyunu kaleme alırken belirgin bir çıkış noktan var mıydı? Eşcinsel aşkın ötesinde, aşka dair gördüğün genel şeyler metni yazmanda etkili oldu mu?

Şamil: Metin tamamen sınıfsal farkları ve sınıfsal farkların aşkı imkânsızlaştırmasını temel alıyor. Metinde aşkın toplumsal kimyasına ilişkin genel bir fikir var. Bütün o karşılaşmalar yazgısal gibi görünse de; aslında belirlenmiş karşılaşmalar. Aşk çok içeriden hissettiğimiz bir duygu hali olsa da; sınıfsal zeminin örtüşmesi sonucunda gerçekleşiyor. Oyun kişisi de söylüyor zaten. “Yine gider benzerini bulursun.” diyor. Tevâfukun gerçekleştiği anlar bizim toplumsal sınıfımızdan bağımsız değil. Zaten ait olduğumuz sınıfın getirdiği toplumsal çevrede yaşıyoruz. Âşık olduğumuz insan da yüksek oranda o çevreye ait oluyor. Fakat o toplumsal zemin çatladığında, tıpkı oyunda olduğu gibi, daha gelgitli ve farklı bir tartışma zemini oluşuyor. 

Oyun birincil olarak “ayrı dünyaların insanları”nın aşktaki imkânsızlığını anlatıyor. Oyunda bunun ötesinde neler görüyoruz?

Sezen: Oyun melodramın yeniden kurgulanması olarak görülebilir. Buna ek olarak, oyunda çok merkezde olmayan ama benim hoşuma giden anlar var. Mesela oyun, kiralık erkek rolündeki karakterin seks işçiliğini sorgulamıyor. Onu konuşmuyorlar ve bunun üzerine bir tartışma açılmıyor. Oyun kişisi mesleğine sahip çıkıyor ve mesleğine kimlik kazandırıyor. Melodramlarda gördüğümüz karakter genelde bu mesleğe “düşürülmüş” gibi gösteriliyor. Bu oyunda “ben bu işi yapıyorum” gibi bir kabul var.

Oyun sadece “eşcinsel aşk” hikâyesi değil. Aşka dair daha kapsamlı bir tartışma görüyorum. Oyunun sadece “eşcinsel aşk” ekseninde kalmaması için nelerden kaçındınız?

Sezen: Metin zaten öyle bir kaçınmayı gerektirmedi. Metinde “Bu çocuklar neden eşcinsel olmuş, nasıl olmuş?” gibi dramatik tartışmalar yoktu. Dolayısıyla oyunu sahneye koyarken kaçınmamız gereken bir durum olmadı. Onları kabul ediyoruz ve oyunu böyle izlemeye başlıyoruz. Oyunu yönetirken de hiç “eşcinsel aşk” noktasında kalmadık. Melodramda olan biçimler vardı. Fakat temelde bu bir aşktı. Aşkın yarattığı krizler, gerilimler... Bu gerilimler zaten aşka dair... Eşcinsel aşk olması bunları değiştirmiyor. “Bu gösterdiğimiz bir eşcinsel aşk, onun için şunların altını çizelim.” gibi bir durum söz konusu olmadı.

Oyun bana oldukça dürüst geldi. Kısa cümleler, çok net ifadeler… Gerçek hayatta lafı dolandırmayı ya da gerçekleri söylemekten kaçınmayı seviyoruz gibi geliyor. Yazarken bu netliği tercih etmenin sebepleri nelerdir?

Şamil: “Tevâfuk”, söylenemeyen şeylerin imkânsızlaştırdığı bir aşkı anlatmıyor. Her şey açıkça söylense dahi, yaşanamayan bir aşkı anlatıyor. Oyunun temel gerilimini bu noktadan kurmaya çalıştım. Gündelik hayatın içindeki orta sınıf insanlar olarak kendi içimizde bir çeşit mücadele yürütüyoruz. Bir şeyleri söylemiyorsun, belirli eylem kanalları açıyorsun ve karşı tarafa ızdırap vermenin yollarını keşfediyorsun. Bu iki çocuğun arasında böyle bir şey yaşanmıyor. Çok netler, istekler belirgin bir şekilde dile getiriliyor. Bu iki kişi karşılaşmaya ve âşık olmaya hazırlar. Fakat toplumsal zemin, her şey söylendikten sonra dahi tevâfukun gerçekleşmesini engelliyor. Söylenmesi gereken her şey söylenmiş fakat söz eyleme bir türlü dönüşemiyor.

Kiralık erkek rolündesin. Belki de senin için Halit’e âşık olmak ihtimaller dâhilinde değildi. Halit sadece bir müşteriydi diğerleri gibi. Oyun ilerledikçe, Halit’i herhangi bir müşteriden farklı kılan ne oldu?

Sedat: Oyundaki ilk karşılaşmaya kadar oynadığım oyun kişisi Halit’in üst bir sınıftan geldiğini tahmin edemiyor. Ortada sınıfsal duruma ilişkin bir ipucu olmamış karşılaşma anına kadar. Oyun benim için sonu çok belli bir müşteri hikâyesi olarak başlıyor. Otel odasına girdiği anda o ana kadar oluşmuş olan algı kırılıyor. Halit’in oyun boyunca, oynadığım oyun kişisine herhangi bir müşteri gibi davranmıyor olması hikâyeyi benim için başka bir noktaya sürüklüyor.   

Oyunun başlarında daha çekingen ve tedirgin olan tarafın Halit olduğunu görüyoruz. Halit için oyun en başından aşkla mı başlıyor?

Efe: Halit âşık olmak istiyor. Sanki kendini buna hazırlamış. Karşılaştıklarında ne olacağını kestiremese de aldığı izlenimden, olumlu ve uyumlu bir şeyle karşılaşacağını düşünüyor.

Halit karakterini senin için farklı kılan neler oldu? Oyun sürecinde Halit ile ilgili neler keşfettin, seni neler heyecanlandırdı?

Efe: Ait olduğu sınıfı ve yaşam tarzını düşünürsek; ilk bakışta Halit insanları küçümseyebilecek, kaba ve şımarık bir züppe gibi görülebilir ama oyun başlar başlamaz bu önyargılar kırılıyor. Halit’in gerçekten iyi niyetli ve çekingen olması onun güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine ne istediğini biliyor ve bunun için çabalıyor. Halit’in tutumunu, tepkilerini ve çekingenliğini kendimde bulabiliyorum. Kendimi onun yaşadığı durumun içine yerleştirmeye çalıştıkça aslında benzediğimizi hissediyorum.

Senin karakterinin ismi oyunun başından sonuna kadar telaffuz edilmiyor. Bunun nedeni nedir?

Sedat: Karakter en belirgin şekilde sınıfı ve mesleğiyle sahnede duruyor. O sınıfa ve mesleğe baktığımızda da; hezeyanlarının, üzüntülerinin, ah etmişliklerinin ortak olduğu insanlar olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle; çok belirgin bir isim yaratmaktan ve metinde onu dillendirmekten kaçındık diyebilirim. 

Son olarak; oyun bir üçlemenin ilk aşaması olarak tasarlandı. Diğer iki hikâyeden biraz bahsetmek ister misin?

Şamil: Diğer iki hikâye de aynı otel odasında geçecek. “Tevâfuk”, iki farklı sınıftan erkeğin imkânsız aşkını anlatıyor ve burada eşcinselliği ön plana çıkarmıyor. Fakat ikinci hikâye tam da “Tevâfuk”un yapmadığını yapıp doğrudan tarafların cinsiyetine odaklanacak. Pavyonda çalışan bir kadın ile yine pavyonda çalışan bir erkeğin aşk hikâyesini izleyeceğiz. Bu sefer her şeyden çok kadın ve erkek olmanın aşkı nasıl imkânsızlaştırdığı olacak merkezde. Üçüncü hikâyede ise büyük ihtimalle yaş farkları üzerinden aşkın imkânsızlığına bakacağız.

Mek’an Sahne’yi ve oyun takvimini Facebook sayfalarından takip edebilirsiniz. 


Etiketler: kültür sanat
Nefret