03/03/2021 | Yazar: Yıldız Tar

Pandeminin gölgesinde 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü’nü konuştuk: Seks işçilerinin salgın riski ve aç kalma riski arasında karar vermeleri beklenemez. Saldırmadan, hedef göstermeden önce seks işçilerine maddi güvence sağlayın.

“Herkes gibi seks işçileri de kendi kaderlerini tayin edebilmeli” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Güvenli alan, sigorta ve maddi güvence... Yaşlandığım zaman, çalışamayacak bir hale geldiğimde beni hayatta tutabilecek bir güvence isterim. Biz seks işçileri birçoğumuz maalesef ki günümüzü ya da o ayımızı kurtarmak için çalışıyoruz. Beş yıl sonramız net değil. Ne güvence, ne sigorta ne de geleceğe dönük hiçbir şey devlet tarafından sunulmuyor.”

Bu cümleler Ankara’da yaşayan Sude’nin “Bu hayatta ne istersin” sorumuza yanıtı. Sude 22 yaşında Ankara’da yaşayan ve çalışan seks işçisi trans bir kadın. 3 Mart Dünya Seks İşçileri Hakları Günü için konuştuğumuz Sude, pandemide kendisini güvencesiz ve tehdit altında hissettiğini anlatıyor. “Çalışsam bir dert, çalışmasam başka dert” diyerek seks işçilerinin pandemide içine düştükleri ikilemi anlatıyor:

“2020 Mart ayından 2021 Mart ayına kadar yaklaşık altı ayım çalışmayarak geçti. İlk tedbirlerin alındığı dönem hiçbir şekilde fiziksel olarak çalışamadım. Görüntülü sohbetle geçimimi sağlamaya çalıştım. İkinci yasaklarla beraber üç ayım daha çalışmadan geçtim. Ama artık çalışmak zorundayım. Diğer seks işçileri gibi ben de bu durumdan maddi anlamda çok fazla etkilendim. Borçlarım için kredi çekmek durumunda kaldım. Hedeflerimi gerçekleştiremedim. Hayatımı tekrardan düzene sokmaya çalışıyorum ama zorlanıyorum, korkuyorum. Ya bir gün ben de korona olursam diye çok endişeleniyorum. Pandemide çalışmak zorunda kalmak, ülke standartlarında sadece çalışmak zorunda kalmak da değil yaşamaya çalışmak da ayrıca yorucu. Kimse ölmek istemez ama hayatta kalmak için çalışmak zorundayım.”

Pandemide sessizliğe gömülmek ve ‘ama’lar…

2001 yılının 3-6 Mart tarihleri arasında Hindistan’ın Kalküta kentinde düzenlenen seks işçileri karnavalına dünyanın çeşitli ülkelerinden katılan, 25 bini seks işçisi olmak üzere 50 binin üzerindeki kişi 3 Mart’ın “Dünya Seks İşçileri Hakları Günü” olarak kutlanmasına karar verdi. O günden sonra 3 Mart dünyanın birçok ülkesinde seks işçilerinin haklarını dile getirdikleri bir onur günü olarak kutlanmaya başlandı.

Bu sene 3 Mart’a dünya çapında devam eden pandeminin gölgesinde girdik. Türkiye’de de pandemide seks işçisi trans kadınlar bir yandan hayatlarını hiçbir güvence olmadan sürdürmek zorundayken bir yandan da polis baskısı altında. Kasım ve Aralık 2020’de İstanbul Bayram Sokak’taki trans kadınlar gözaltına alındı. Gerekçe “korona tedbirleriydi”. Sokağa giriş çıkışları kapatıldı, evler mühürlendi ve kadınlar pandeminin ortasında evsiz kaldı. Bu olay pandemide yaşananların sadece bir kısmı. Ankara’daki Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nden Av. Evrim Demirtaş’a göre yaşananlar çok da fazla:

“Pandeminin başlamasıyla birlikte birçoğunun aklına geldi mi bilmesek de, tüm dünyanın evrileceği yeni sistemi merak ederken, gerek yasalarla gerek yasaların uygulanması ve gerekse önyargı sebebiyle dezavantajlı grup haline getirilen seks işçilerinin bu süreçte nelerle karşılaşabileceği aklımıza gelmişti. Genelevler kapatılacaktı fakat geçinebilmeleri için azami de olsa destek devlet tarafından kendilerine sağlanacak mıydı? Genelev dışında kayıtsız alanda çalışan seks işçilerinin bulaş riskleri yüksekti ama birçoğu hayatta kalabilmek için çalışmaya devam etmek zorundaydı, bununla ilgili devlet yaşanabilecek sorunları düşünür ve destek içeren önlemler alır mıydı?  Bir tarafta uyum süreçleri devam eden ya da aile desteğini dahi alamayan trans kadınlar ve trans seks işçileri vardı, devletin desteği bunları da kapsar mı ya da pandemi dışında bile çoğunlukla insan ticaretinin mağduru olan yabancı göçmen, mülteci ya da sığınmacı seks işçileri ne yapacaktı? Özel sendikalaşamayan seks işçilerinin emeklerini ve mağduriyetlerini işçi sendikaları görünür kılabilecek miydi yoksa sessizliğe gömülüp bolca ama’lı cümlelerle emeklerini yok mu sayacaklardı?”

Demirtaş, “kiranızı, kredinizi, faturalarınızı, yeme içme masraflarınızı ödeyebilmek için paraya ve bunu da kazanmak için çalışmaya ve çalışma hayatınızın devamlılığına ihtiyacınız olduğu bir gerçek” diyor ve pandemide yaşananları şöyle özetliyor:

“Umutsuz bir yerde olmamak gerekirdi; seks işçiliği açık ya da örtülü, öyle ya da böyle dünyanın en eski mesleklerinden biri ve her zaman var olmuş bir meslek biçimi, dolayısıyla kişiler ya da kurumlar ne kadar muhafazakar olurlarsa olsunlar görmezden gelmemeliydiler, dünyada da örneğin Atina’da ya da Amsterdam’da olduğu gibi belirli kurallarla çalışmalarını sağlamaları gerekirdi. Sağlanmıyorsa desteklenmelilerdi. Peki bir yılı aşkın süren pandemi koşullarında sonuç olarak ne genelevler açıldı ne kayıtsız alanda çalışan seks işçilerinin üzerindeki kolluk başta olmak üzere adli ve idari şiddet azaldı ne de seks işçilerinin sağlık hakları açısından covid-19 salgını düşünüldü. İdari yaptırım olan ev mühürlemeleri hem de pandemi koşullarına rağmen devam etti, Kabahatler Kanunu’na göre idari para cezalarının kesilmesi pandemi öncesinden farksızdı. Peki bu şiddetin ve ayrımcılığın devam etmesine ana sebep salgın mıydı diye düşünülmesinin çok önemli olduğu zamanlardan geçildi ve geçiliyor. Bir iki video ve farkındalık çalışmasıyla seks işçileri günü birlik gündem oldu, seks işçiliği kelimesini bile söylemeyi ahlaksızlık olarak değerlendiren insanlar bile dillendirebildi ama etkisi kamu otoritelerine ulaşmadı. Birçok seks işçisi eskisinden daha da olumsuz şartlarda hatta çetelerin baskısı altında çalışmaya sürüklendi, mecbur bırakıldı. Belki hepsi için olmasa da azımsanamayacak bir bölümü kondom pazarlığı dahi yapamayacak hale geldi, çünkü ödenmesi gereken kiralar, faturalar, sorumlulukları vardı.”

“Seks işçiliği meslek olarak tanınmadığı için seks işçileri sömürüye karşı güvencesizleşiyor”

Seks işçilerinin karşılaştığı bu sorunlar bir yandan da yeni değil. Türkiye’de 3 Mart’ı ilk kez 2008’de bir araya gelerek gündemleştiren, o dönemden bugüne kadar her yıl 3 Mart’ta seks işçilerinin haklarına dikkat çeken Pembe Hayat Derneği’nden Efruz Kaya’ya göre, Türkiye’de seks işçileri ve özellikle de seks işçisi trans kadınlar ilk olarak güvencesizlik sorunu yaşıyor. Seks işçiliği yasal olarak tanınmadığı için sendikal haklarından ve sosyal güvenceden mahrum kalıyorlar. “Yarın bir gün hastalansan tedavi olamıyorsun. Dışarıdan sigortanı yatırman ve bunun için harcama yapman gerekiyor” diyen Kaya, şöyle devam ediyor:

“Seks işçiliği meslek olarak tanınmadığı için seks işçileri sendikal haklardan da mahrum kalıyorlar. Bu da en önemli haklardan biridir. Sendikal haklar ve örgütlenme hakkı olmadığı zaman bu meslekteki insanlar yalnızlaşıyor. Saldırıya tehlikeye sömürüye açık hale geliyor. Sömürüye karşı güvencesizleşiyor. Barınmaya dair problemler oluyor. Sosyal medyada da dolaşan bir anket var. Oradan da gördüğümüz kadarıyla bir seks işçisiyle, cinselliğini hizmet olarak sunan bir kadınla ne evlerini ne de apartmanlarını paylaşmak istemiyorlar. Seks işçileri sürekli bu korkuyu yaşıyor. Ortaya çıkarsa bir anda evsiz kalabilir. Apartmandaki diğer insanlar tarafından zorbalığa ve fiziksel şiddete maruz kalmaktan korkuyorlar. Bu korkuyla hareket etmek de müşterilere karşı elini güçsüzleştiren bir şey. Bu gerginlikle şiddete daha açık hale geliyor.”

Kaya, seks işçileri açısından sektör değiştirmenin de çoğu zaman mümkün olmadığını söylüyor. Diğer mesleklerden farklı olarak, çoğu zaman ömür boyu süren ayrımcılık ve damgalamaya maruz kaldıklarını vurguluyor:

“Seks işçisiyseniz hayatınız boyunca seks işçisi olmak zorunda kalabiliyorsunuz. Bu etiket ve damgalama sürekli peşinizde geliyor. Sektör değiştirmek bile seks işçileri açısından zorlayıcı olabiliyor. Sosyal medyada birileri daha önce seks işçiliği yaptığınız görselleri paylaşmakla seni tehdit edebilir. Ve eğer bir de trans kadınsanız bu durumda bütün bunları misliyle yaşıyorsunuz.”

“Saldırmadan, hedef göstermeden önce seks işçilerine maddi güvence sağlayın”

Seks işçileri bütün bunları yaşarken bir yandan da pandemide “halk sağlığına tehlikeli” görüldüler. Haberlerde, sosyal medyada pandemide çalışmak zorunda kalan seks işçilerinin hedef gösterildiğini gördük. Adeta pandeminin dahi sebebi olarak gösterildiler. Bunları hatırlattığımızda Sude, “Böyle bir saldırıda bulunabilmesi için ilk önce seks işçilerini koruma altına alması, maddi güvence sunması gerekiyor. Hedef göstermeden önce altyapı sağlanmalı. O saldırıların hepsi de saldırganlar kadar boş. Mesele koli yapan insanlar değil sadece. O koli yapan insanları tercih eden koliler de var” diyor.

Av. Evrim Demirtaş ise bir kez daha seks işçilerinin salgın riski ve aç kalma riski arasında karar vermelerinin beklendiğini hatırlatıyor. “Ağız salgısıyla bulaşan bir hastalıktan korunmanın birden fazla yolu ve yöntemi dahi belirlenmişken; durun siz hastalığı yayıyorsunuz demek toplumun sağlığını korumayı düşünüyor olmaktan öte ayrımcılığın ve nefretin göstergesi” diyor ve ekliyor:

“Hiç düşünüyor muyuz seks işçileri nasıl para kazanıyor? Kim seks işçilerinden hizmet satın alıyor? Neden toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışması her yerde yapılırken, bu tartışmayı yapanlar bu alanı görmezden gelerek seks işçilerini hem mağdurlaştırıp hem de var olan şiddeti ve baskıyı görmeden kadın bedeninin sömürüsü, kabul edilemez diyor? Düşünmek lazım, genelevlerin insan onuruyla uzaktan yakından alakası olmayan şartlarına rağmen genelevde çalışan ya da çalışmak zorunda olan seks işçisi kadınlar neden genelevlerde çalışmak istiyorlardı ve şu an bu seks işçileri nerde ve ne yapıyorlar? Emin olun kadın sığınma evlerinde değiller, LGBTİ+’ların sığınma evi dahi yok. Mülteci, kadın, natrans kadın, genelevde çalışanlar, LGBTİ+, erkek… seks işçileri nerede?”

Efruz Kaya bütün bu sorunların çözümünün seks işçiliğinin bir işçilik biçimi ve iş olduğunun kabul edilmesiyle mümkün olduğundan bahsediyor:

“Böylece seks işçileri sendikal haklarına ve örgütlenme haklarına kavuşabilir. Kendi taleplerini ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir araya gelebilir. Herkes gibi seks işçilerinin de kendi kaderlerini kendilerinin tayin edebilmesi gerekir.”


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, nefret suçları, çalışma hayatı, barınma, sağlık