10/03/2020 | Yazar: Kaos GL

Fakat karşı karşıya kaldığım en zor şey şu soruydu: “Sen erkek misin kız mı?” Cevabım “Ben Artin’im, cinsiyetim sizi ilgilendirmez” ama bu cevabın dezavantajları da var.

Kendimi kendi inşa ettiğim hapishanemden kurtardım Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Türkiye’de yaşayan LGBTİ+ mültecilerin katkılarıyla “Gökkuşağı Sınır Tanımaz” temalı özel bir sayı yayımlayan Kaos GL Dergi’de İranlı mülteci Artin anlatıyor.

Merhaba, Ben Artin. Artin saflık ve kutsallık demek. Birçok insan için bu isim bir erkek ismi ama kendisini erkek-kadın cinsiyetlerinin ötesinde gören benim için öyle değil. Ben bir eşcinselim. Bir kız çocuğu olarak dünyaya geldim ama bir erkek ya da kadın olarak hitap edilmek istemiyorum. Başkaları bana sadece adımla hitap edebilirler, Artin diyerek. Kuir ya da non-binary olabilirim. Artin, ailemin benim için seçtiği isim değil. Türkiye’ye geldiğimde hayatımın yeni bir dönemi başladı, yeni hayatım için yeni bir isme, sevdiğim bir isme, ihtiyaç duydum.

Türkiye’deki yaşam deneyimimi kısaca anlatayım.

Türkiye’de bir mülteci olarak, dört yıldır yaşıyorum. Mültecilik hayatım birçok zorlukla başladı. Çalışabileceğim bir iş yoktu, olduğunda da yaşadığım yerde yabancılara iş vermiyorlardı zira çalışma iznimiz yoktu. Eğer iş bulamazsak temel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz mali bir destek yok. Hepimiz kendi başımızaydık. Türkçe bilmiyordum. En sonunda, buraya benden daha önce gelmiş olan İranlıların yardımıyla biraz Türkçe öğrendim. Bir havlu tekstil atölyesinde bir iş bulabildim. Bir yandan kendimi kaybolmuş ve yalnız hissederken ve gurbetlik çekerken düşük maaşlı, dinlenme zamanlarının çok kısa olduğu bir işte günde 12 saat çalışmak zorunda kaldım. Böyle bir hayatı deneyimlememiş benim gibi bir insan için bu inanılmaz derecede zordu. Fakat karşı karşıya kaldığım en zor şey şu soruydu: “Sen erkek misin kız mı?” Cevabım “Ben Artin’im, cinsiyetim sizi ilgilendirmez” ama bu cevabın dezavantajları da var. Mesela, elle yapılan iş yükü arttığı zaman bana erkeklere yardım etmem söyleniyordu, eğer buna itiraz edersem “eğer kızsan bize söyle ve git kızların yaptığı işi yap” diyebiliyorlardı ama benim bu duruma katlanmak dışında, başka şansım yoktu.

Bir maske takarak on iki yıl yaşadım

Bu yaşama yavaş yavaş alıştım. Şimdi dört yıllık belirsizlikten sonra bazen kendimi umutsuzluğa kaptırıyorum, bedenim bu zor işlere fiziksel ve zihinsel olarak katlanamaz, diyorum. Neyse, bu durumlara dayanmaktan başka yol yok. Umarım hayatım yoluna girer. Mültecilik durumum itibariyle hayatım için uzun erimli bir plan yapamam. Geleceğe dair hiçbir şey bilmiyorum, belki bir iki gün sonra, belki bir ay ya da bir yıl ya da 10 yıl burada yaşayacağım ama hayatımı durağan hale getirmenin ne kadar zaman aldığına dair hiçbir şey bilmeden. Türkiye’de mülteci olmanın böylesi zorluklarına rağmen kendimi iyi hissediyorum ve mutluyum çünkü burada olduğum gibi, kendim olarak, eşcinsel olarak kimliğimi beyan etmekten korkmadan yaşayabilirim. Burada İran’da olduğumdan daha huzurluyum. İran’da istediğim gibi yaşayamadım. Bir yandan devletten bir yandan insanlardan ve ailemden korkuyordum. Bir keresinde aileme cinsel yönelimimi anlatmaya çalıştım ancak rahatsız edici tutumları nedeniyle gerçek “benliğimi” saklamak için bir maske takarak on iki yıl yaşadım.

Türkiye’de de hayat zorluklarla sürüyor; burada da beni kabul etmeyen bir sürü insan var ama burada maskemi çıkaracak ve eşcinsel olduğumu beyan edecek cesarete sahibim. İstediğim gibi davranıyorum ve cinsel yönelimimi biri duyar ve onun tarafından tehdit edilirim korkusuyla kendimi, hayatımı ve giyiniş biçimimi değiştirmek zorunda değilim. Karşımda olan birçok insan var fakat beni kabul eden insanlar da var. En samimi olduğum aile üyelerinin bile kendisini anlamaya çalışmadığı ya da rahatsız ettiği benim gibi biri için bu o kadar kıymetli ki! Ben Türkiye’deyken babam öldü, en büyük üzüntüm şu ki neden babam kendi çocuğunu duymak istemedi ve ölümüne kadar dahi onu olduğu gibi kabul etmedi? Neden? Benim hatam neydi?

Bir gün kendimi yalnız hissetmemek için karşı karşıya kaldığım ve halen kalıyor olduğum bütün zorlukları aileme anlatabilmek isterdim ama ben ve benim gibi birçok insan aslında yalnızız çünkü bizler ailelerinin onları oldukları gibi kabul ettikleri insanlar değiliz. Dolayısıyla güçlü olmaya ve kendi aileme sahip olmaya karar verdim yani LGBT aileme. Birlikte bize karşı olanlarla ve zorluklarla mücadele edebiliriz ve kendimiz için güzel bir hayat yaratabiliriz. Bu hayatı geç tanıdım ama tanıdığım için mutluyum çünkü izole edilmiştim ve hiçbir LGBT gruba katılmadım, çalışırken ki hayatımı özetledim. Çok çalışarak düşünmemeye çalışıyordum, düşüncemi durdurmaya çalışıyordum ama adım adım bunun yanlış bir yöntem olduğunu anladım. Ondan sonra LGBT ailesiyle olmaya çalıştım ve kendimi kendi inşa ettiğim hapishanemden kurtardım, LGBT’lerin toplantılarına gitmeye başladım, birçok arkadaş edindim ve yaşamak için çok daha fazla motivasyon buldum. İlk kez 2018’de, Mayıs’ın ilk gününde, Emek ve Dayanışma Günü’nde LGBT arkadaşlarımla birlikte bir gökkuşağı bayrağıyla Türkiye’de yaşadığım kentin caddesine çıktım. Bu kentte dört yıldır yaşıyordum ama LGBT ailesiyle el ele, korkmadan “biz varız, bizi görün, bizi rahatsız etmeyin” demek için sokaklara döküldük ve hatta bazı insanlar bizi destekledi de.

Hep Onur Yürüyüşü’ne katılmak istemiştim ama yürüyüş genelde İstanbul’da olduğundan polis[1] bizim bulunduğumuz ilden çıkmamıza izin vermiyordu ya da izin almak çok zordu. Neyse ki, Türkiyeli arkadaşlarım, çok zor olduysa da İstanbul’a gitmek için izin alamama yardım ettiler. İstanbul’da Onur Haftası’ydı ve ben oradaydım. Belki bazı insanlar için bu küçük bir dilektir ancak benim için çok büyük bir dilekti ve o haftanın Türkiye’deki en iyi haftam olduğunu söyleyebilirim, tüm Türkiye’den birçok LGBT’nin İstanbul’da bir araya geldiği, LGBT’lere hasredilmiş bir hafta. Türkiye hükümeti Onur Yürüyüşünü yasaklasa da LGBT mücadelesi verenler Onur Haftasını gerçekleştirmek için, eşcinselliğe dair galerilerden atölyelere, bize ait partilere, ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Bu koşullar altında, hükümet LGBT aktivistlerini desteklemese de beni arkadaşlarımın kararlılığı etkiledi. En sonunda Yürüyüş günü geldi, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi dahil her yer polis doluydu fakat arkadaşlarımız oradaydı. En nihayetinde polis bir ara sokakta bir araya toplanmamıza ve yürüyüşü gerçekleştirmemize izin verdi. Onur Yürüyüşünü yasaklamış olsalar da böylesi büyük bir LGBT kitlesinin bir araya gelmesi, sloganlar atması ve şarkılar söylemesi çok muhteşem bir histi. Polis sokağı blokaja aldı ve yaklaşık bir saat sonra insanlara oradan ayrılmaları için uyarıda bulundu. Zaman yavaş ilerliyordu fakat iyiydi ve bize ait olan bir günde, bizim kutlamamız olan bir günde korkmadan o günü bir kez daha yaşamayı diliyorum. 

“Gökkuşağı Sınır Tanımaz” özel sayısına ArapçaFarsça ve İngilizce burada yer alan linklerden erişebilirsiniz. 


[1] Editörün Notu: “Polis” izni ile İl Göç İdaresi Müdürlükleri’nden alınması gereken yol izin belgesi kastedilmektedir.


Etiketler: insan hakları, mülteci
Nefret