14/03/2009 | Yazar: Orhan A

Geçtiğimiz hafta, Avrupa Birliğinin çok önemli binaları olan Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Gençlik Merkezine evsahipliği ettiğinden Avrupa’nın başken

Geçtiğimiz hafta, Avrupa Birliğinin çok önemli binaları olan Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Gençlik Merkezine evsahipliği ettiğinden Avrupa’nın başkenti olarak anılan Strasbourg’daydım. Strasbourg’a gitme nedenim Kaos GL’nin de üyesi olduğu uluslararası bir LGBT gençlik örgütü olan IGLYO’nun, ‘LGBT Toplulukları Arasında Kültürlerarası Çeşitlilik’ konulu çalışma grubunda derneğimizin genç oluşumunu temsil etmekti.

Bu programın içeriği, programa katılım düzeyi ve katılımcı profili nasıldı?
 
LGBT toplulukları arasındaki kültürlerarası çeşitlilik ana başlık olmakla beraber; ırkçılık, kültürlerarası diyalog, ayrımcılığa karşı mücadele stratejileri gibi alt başlıkların irdelenmesi hedeflendi. Bu başlıkların ne kadar ele alınabildiğini ise daha sonra değerlendireceğim. Katılımcıların talepleri doğrultusunda önceden planlanmış olan ‘enformel öğrenme programı’nda sapmalar ve büyük değişiklikler meydana geldi. Etkinliğin daha ikinci gününde ırkçılık kavramının yeniden tanımlanması üzerine yaptığımız çalışma esnasında gündeme gelen tartışmalar, çalışma grubundakileri ciddi biçimde etkiledi ve bir takım gerginliklere sebep olarak etkinliğe damgasını vurdu.
 
Etkinlikte 24 ülkeden toplam 36 katılımcı vardı. Ülkelere göre dağılım değerlendirildiğinde Almanya’dan 4; Hollanda’dan 3; ABD, İngiltere, İtalya ve Lübnan’dan 2’şer; Sırbistan, Rusya, Norveç, İspanya, Hırvatistan, Hindistan, Slovenya, İsviçre, Belçika, Litvanya, Makedonya, Malta, Gürcistan, Yunanistan, Bulgaristan, Kosova, Bosna-Hersek, Finlandiya, Kanada, İrlanda ve Türkiye’den 1’er kişi katıldı. Başka deyişle tam anlamıyla enternasyonal bir buluşmaydı. Katılanlardan 2’si uzman konuk, 6’sı da organizasyon ekibiydi.  
 
Katılımcı profilini değerlendirecek olursak çoğunlukla sosyal hizmet alanında çalışanlar ya da öğrenciler ve çeşitli ülkelerin LGBT ya da insan hakları konulu STK’larını temsil eden 19 – 30 yaş arası gençlerdi. Katılımcıların bir kısmı özellikle ırkçılık alanında akademik donanıma sahip kişilerdi. Ancak genel olarak tüm katılımcılar temsil ettikleri STK’lar içerisinde deneyimi olan ve özellikle LGBT, insan hakları ve ayrımcılık hakkında paylaşabilecekleri kişisel deneyimleri çok olan kişilerdi. Gözlemlediğim kadarıyla katılımcıların ortak özelliği de hemen hemen hepsinin kendi ülkelerinde cinsel yönelimleri, cinsiyetleri, dini inançları, etnik kökenleri, ten renkleri, atalarının coğrafi kökeni ve sosyo-ekonomik statüleri gibi türlü nedenlere dayanan çeşitli ayrımcılıklara maruz kalan kişiler olmalarıydı. İnanıyorum ki, bu 24 ülkeyi temsil eden katılımcıların herbiri en az birer gün boyunca konuşma imkânı bulsa dahi bu süre kişisel deneyimlerini ve ülkelerindeki durumu aktarmak için yeterli olmayacaktı. Katılımcı çeşitliliği böylesine yoğun olmasına rağmen ne yazık ki kültürlerarası öğrenme anlamında yeterince verimli bir çalışma gerçekleştiremedik. Etkinliğin ancak son gününde gösterme fırsatı bulabildiğim ‘Pembe –Gri’ belgeselinin izleyenlerde uyandırdığı etki ve aldığım yorumlar da bu kanıya varmama sebep oldu. Çünkü filmi izleyenler, 6 günün ardından Türkiye’deki travesti ve transeksüel bireylere dair gerçeklikle daha yeni tanıştıklarını farkettiler. Bu da bana etkinlik programı tasarlanırken ayrımcılık konusunda ülkeler bazında ve içerikli tartışmalara yeterince açık alan ayırılmadığı fikrini düşündürdü. Hedeflenmesine rağmen gerçekleştirilemeyen bir başka madde de ‘proje geliştirme’ydi. Bu da kaçırılan önemli bir başka fırsattı.
 
Etkinliğin hedeflerine ulaşılamamasının önemli bir sebebi görece olarak kısa sayılan bir sürede çok sayıda ayrımcılık türünün ele alınabileceğine dair fazla iyimser bir inanç olduğu kadar, özellikle ırkçılık konusundaki tartışmalardı da. Irkçılık konusunun tarihsel gelişimi ve akademik tanımlaması alanında vuku bulan anlaşmazlık, grup içinde zorunlu bir ayrıma gidilmesine yolaçınca bu uluslararası çalışma grubunun alt konuları olan etnik çeşitlilik ve kültürlerarası diyalog alanlarında yeterli derecede bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilemedi.
 
Birbirimizin maruz kaldığı ayrımcılıklara yeterince ilgili, saygılı mıyız ve empati kurabiliyor muyuz? Mesela Eşcinselliğin Birleştirdiği Bireyleri Irkçılık Ayırıyor mu?
 
Normalde tüm katılımcıların birarada hareket etmesi planlanırken, ırkçılık konusunda uzman olarak davet edilen konuğun beyaz oluşu; kendini siyahi olarak tanımlayan veya siyahi katılımcılar tarafından ırkçılık alanında farkındalığının yeterince gelişmemiş olduğu ve layığıyla empati kuramayacağının düşünülmesi gibi sorunlara yolaçtı. Buna göre oluşturulan alt grupları bireylerin içinde bulundukları toplumda ırkçılık olgusu nedeniyle kendilerini tanımlamak durumunda kaldıkları farklı renk kimlikleri oluşturuyordu: Bu gruplar renkli ırk insanları (siyah, kahverengi vs), beyazlar ve kimliksizler şeklindeydi. Irkçılık alanında şimdiye kadar akademik bir çalışma yapmamış olan ve ayrımcılığın siyah-beyaz terimleriyle değil; dil, din, etnisite, cinsiyet, cinsel yönelim, milliyetçilik ve genel olarak yabancı düşmanlığı üzerinden gerçekleştirildiği bir ülkede yetişmiş biri olarak; insanların kendilerini renk kimlikleri ile tanımlamasının önemini kavramak benim için ilk etapta oldukça zordu. Öte yandan henüz ortaokuldayken davranışlarının efemine bulunması nedeniyle arkadaş çevresinde dışlanan ve hayatı boyunca ayrımcılığa maruz kalmaya devam eden biri için aslında insanların siyah ya da beyaz doğmadıklarını ancak toplumun onları bu kimliğe hapsettiğini anlamak için basit bir analoji kurmak işe yaradı. Çünkü nasıl ki toplum, LGBT bireyleri ibne, sapık, sevici gibi yaftalarla ötekileştirip bu bireylerin cinsel ve yönelimsel varoluşlarını zorunlu birer kimliğe dönüştürüyorsa, beyazlar da siyah derili insanları bir ırk tanımlaması içine hapsedip onlara makro ayrımcılık uyguluyordu. Öte yandan, bu tartışmalar içerisinde çok katmanlı ayrımcılık konusu da gündeme geldi. Örneğin, Hindistan’da yaşayan alt kast üyesi fiziksel engelli bir transgender birey için maruz kaldığı ayrımcılık türlerinden hangisinin daha şiddetli olduğuna nasıl karar vereceğimiz konusunda fikir ayrılıkları çıktı...
 
Çok katmanlı ayrımcılık konusu derinlemesine irdelenemedi, çünkü katılımcıların bir kısmının zihnindeki ayrımcılıkların şiddetine yönelik hiyerarşik sıralama birbirimizin duygularına ve deneyimlerine saygı zeminini sarstı. Örneğin, ‘Türkiye’de yaşayan bir transgender bireyin maruz kaldığı tehdit, dışlama ve şiddet vb gibi ayrımcılıklar İngiltere’de yaşayan Müslüman bir gey’in maruz kaldığı ayrımcılıklardan daha mı öncelikli tartışma konusudur?’ gibi sorular gündeme geldiğinde herkesin kendi perspektifini, deneyimini daha değerli ve ‘biricik’ gören bir tavır sergilemesi sonucunda empati yoksunluğu yaşandı. Bu da daha önce belirttiğim gibi katılımcıların çeşitliliğinin iyi değerlendirilememesine yolaçtı.
 
Derneğimizin temsili ve tanıtımında neler yapıldı ve Türkiye’deki LGBT topluluğunun maruz kaldığı ayrımcılıklar ne ölçüde dile getirildi? Yeraldığımız etkinlik hakkında bazı özeleştiriler, öneriler:
 
Öte yandan NGO market etkinliği adı verilen bir çalışmada derneğimizi elimden geldiğince tanıttım. Özellikle Türkiye’deki tek yaygın LGBT haber portalı olmamız, genç oluşumu ve Avrupa Birliği ajandası ile paralel etkinlikler düzenliyor olmamız (Radyo ODTÜ ile birlikte düzenlenen program serisi, insan hakları eğitimi, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma gibi) yoğun ilgi gördü. Pembe Gri Filminin tüm katılımcılara verilen DVD içerisinde yer alması sağlandı. Özellikle İngiltere ve Hindistan’dan katılanlar transgender sorunu üzerinde kendi derneklerinde tartışma grupları düzenlemek istediklerini belirttiler. Ayrıca bir eleştiri olarak da kendi topluluğunu temsil etmek üzere bu tür uluslararası etkinliklere katılması gereken çeşitli bireylerin maddi imkânlar, yabancı dil bariyeri, görünürlük problemi gibi çeşitli engeller nedeniyle katılamaması gerçeğini gündeme getirdik; bu konuda gelecek için yeni bir açılım sağlayabilecek olan LGBT İngilizce kursu etkinliğimizi de gündeme getirdim. Açılan tartışma uluslararası etkinlik dilinin sadece İngilizce oluşunun ve toplantıda çevirmenlerin bulunmayışının bir sorun olarak masaya getirilmesini sağladı. Bu sorun Avrupa Konseyinin çalışma yöntemlerine ilişkin temelde yatan başka bir probleme de işaret etti.
 
Son olarak, tüm katılımcılar arasında email adresleri, telefonlar ve adresler gibi iletişim verileri üzerinden bir network oluşturuldu. Artısıyla ve eksisiyle, benim katıldığım bu ilk uluslararası etkinlikte derneğimizi temsilen yeraldığım için mutluluk duyuyorum. Daha yapıcı, somut fikirlerle geri dönmüş olmayı da çok isterdim ancak bu pek gerçekleştirilemedi. IGLYO’nun bundan sonraki etkinliklerine Türkiye’yi temsilen davet edildim ve bu bağlamda gelecekte farklı benzeri çalışmalara katılmayı ümit ediyorum.


Etiketler: yaşam
Nefret