20/09/2021 | Yazar: Deniz Mutlu Taşyürek

İlk otobiyografilerin büyük bir çoğunluğu, cinsiyet kimliği basın tarafından ifşa edilmiş olan transseksüel kadınlar tarafından yazıldı. Transseksüel oldukları için medyanın ilgisine maruz bırakılan bu kadınların çalışmaları, çoğunlukla kendi deneyimlerine ilişkin klişelere ve yanlış bilgilere bir cevap niteliği taşıyordu.

Otobiyografi, Transseksüel Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Deniz Mutlu Taşyürek, Brett Genny Beemyn’in glbtqarchive.com web sitesinde yayınlanan “Autobiography, Transsexual” adlı 2015 tarihli metnini KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Son 75 yıldır transseksüel kişiler otobiyografiler yayımlıyor. Sadece kendi hikayelerini anlatmak, bu hikayelere netlik kazandırmak için değil; transların toplum tarafından daha geniş ölçekte kabul edilmesi çabasıyla diğerlerini eğitmek için de…

Bu kapsamdaki ilk otobiyografilerin büyük bir çoğunluğu, cinsiyet kimliği basın tarafından ifşa edilmiş olan transseksüel kadınlar tarafından yazıldı. Transseksüel oldukları için medyanın ilgisine maruz bırakılan bu kadınların çalışmaları, çoğunlukla kendi deneyimlerine ilişkin klişelere ve yanlış bilgilere bir cevap niteliği taşıyordu.

Ancak son on yılda, transseksüel kişilerin varlığı toplumun çoğunluğu tarafından daha az yadırganır hale geldiği için, otobiyografi yazarı transseksüel kadınlar da odak değiştirebildi. Kişisel hayatlarını sansasyon malzemesi yapan portrelere karşı çıkar bir noktadan uzaklaşıp kendi cinsiyet kimliklerini nasıl anladıklarına dair kamusal bir imge sunmaya başlayabildiler.

Transseksüel kadınların aksine, transseksüel erkekler tarafından görece daha az sayıda otobiyografi yayımlanmış olmasına rağmen, son birkaç yılda bu tür çalışmaların da sayısının artması transseksüel kimliklerin çeşitliliğinin daha iyi bir şekilde tanınmasını sağladı.

Erken Dönem Transseksüel Otobiyografileri

Erken dönem transseksüel otobiyografilerinden en çok bilinenin, hayat hikayesi 1967’de yayımlanan Christine Jorgensen’a ait olması çok da şaşırtıcı değil. Jorgensen, 1952 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde “cinsiyet değişimi” geçirdiği bilinen ilk kişi olarak haberlerde eşi benzeri görüşmemiş oranda yer almaya başlamıştı.

Ancak ilk transseksüel otobiyografileri aslında Avrupalılar tarafından yayımlandı. Kitap uzunluğunda ilk bilinen anlatı Lili Elbe’ye aitti. Erkek bedeninde doğmuş olan[1] Danimarkalı ressam Elbe, 1920’lerde kendini kadın olarak tanımlamaya ve hayatını bu şekilde yaşamaya başladı. Çeşitli cinsiyet uyum ameliyatları geçirdi.

1931’deki ölümünden kısa bir süre önce, Elbe’nin geçiş süreci kamusal bir hal aldı ve Avrupa medyasında büyük bir sansasyon yarattı. Elbe, kendi hayatının daha doğru bir resmini sunmak için, arkadaşı Ernst Ludwig Hathorn Jacobson’dan günlüklerini, mektuplarını ve diğer yazılı materyalleri temel alan bir kitap hazırlamasını istedi. Bunun ardından Jacobson, 1933 yılında Niels Hoyer mahlasıyla Man into Woman: An Authentic Record of a Change of Sex [Erkekten Kadına: Cinsiyet Değişiminin Özgün Bir Kaydı] kitabını yayımladı.

Man into Woman’ın ardından 1954’e kadar başka bir transseksüel otobiyografisi yayımlanmamış gibi görünüyor. 1954’te ise Jorgensen’in cinsiyet geçişinin geniş bir bilinirlik kazanmasını takiben Britanyalı transseksüeller tarafından iki çalışma kaleme alındı. Robert Allen, But for the Grace: The True Story of Dual Existence [Fakat Zarafet Aşkına: İkili Varoluşun Gerçek Hikayesi] adlı kitabında doğumda kendisine kadınlığın atanışını, 1944’te (ülkenin resmi olarak tanıdığı ilk cinsiyet değişimlerinden biri olarak) İngiliz hükümetine doğum belgesinin düzeltilmesi için dilekçe verme sürecini ve bir kadınla yaptığı yasal evliliği anlatıyor. Allen, hormon almadığını ya da ameliyat olmadığını ifade ediyor.

Bunun aksine, Roberta Cowell’s Story by Herself [Roberta Cowell’ın Kendi Ağzından Hikayesi] ise İngiltere’de bilinen ilk vajinoplasti ameliyatını geçiren ve 1951’de legal olarak kadın kabul edilen bir kadının hikayesi. Ameliyat geçiren ilk İngiliz transseksüel kadın olması ve öncesinde yarış arabası sürücüsü olarak üne sahip olması sebebiyle, Cowell’ın geçiş süreci İngiltere’de manşetlere taşındı. Ülkedeki ünlü kişilerin hayatını konu alan dergilerden bir tanesinde Cowell’ın otobiyografisinden pasajlar tefrika edildi.

On yıl sonra, Londra sosyetesinden ünlü model April Ashley’nin transseksüel olarak açılması Britanya’da benzer bir ilgi uyandırdı. 1982’de yayımlanan otobiyografisinde naklettiği üzere, kocası mahkemede evliliklerinin zaten geçerli olmadığını çünkü Ashley’nin doğumda erkek olarak kaydedilmiş olduğunu dile getirerek yargıcın boşanmaya hükmetmesini sağladığında, Ashley daha da onur kırıcı bir süreçle karşı karşıya kaldı. 

Fakat Cowell ve Ashley’nin karşı karşıya kaldığı sansasyonel haberler, Jorgensen’ın geçiş sürecini takip eden medya çılgınlığı ile karşılaştırıldığında oldukça sönüktü. Jorgensen’ın otobiyografisinde anlattığı üzere, medyanın o dönemdeki ilgisi o kadar acımasızdı ki cinsiyet uyum ameliyatlarıyla kavuşacağını umduğu normal hayatı yaşaması tamamen imkânsız hale gelmişti. Kendi arzusundan bağımsız olarak, halkın gözü önünde bir kariyere yönelmek zorunda kaldı. Fakat, bu sayede dünyanın farklı yerlerinde birçok hanenin cinsiyet geçiş kavramıyla tanışmasını sağladı; 1950’lerde ve 1960’larda birçok transseksüel kadının kendini tanımasına ve anlamasına yardımcı oldu.

1974-1983 Arasında Transseksüel Otobiyografileri

1970’lerde Jan Morris, Renée Richards ve daha az ölçüde olsa da Nancy Hunt’ın geçiş süreçlerini izleyen gazete manşetleri transseksüel kadınlara dair farkındalığı daha da artırdı. Ünlü Britanyalı yazar ve gezi muhabiri Morris, 1974’te yayımlanan kitabı Conundrum’da [Muamma] kendisini kabul edeceği zorlu bir iç yolculuğa çıkmanın kaçınılmaz hale geldiği güne kadar nasıl seyahat yoluyla cinsiyet kimliğini yücelttiğini[2] anlatıyor.

1970’lerin ortasında Renée Richards’ın ismi uluslararası düzeyde bir skandala karıştı. Doğumda cinsiyeti erkek olarak atandığı için Amerika Birleşik Devletleri kadın tenis müsabakalarında profesyonel olarak yarışması spor idari organları tarafından reddedildi. Fakat Richards, bir kadın olarak müsabakalara katılma hakkını kazandı ve bu sayede diğer transseksüel kadınlar için de bir kapı aralamış oldu. Ancak 1983 yılında yayımlanan otobiyografisi Second Serve’de [İkinci Servis] bu davaya ve profesyonel tenis kariyerine şaşırtıcı derecede az yer verdi. Bunun yerine, Richards, anı yazılarının büyük bir kısmını kendi cinsiyet kimliğini kabullenmek için verdiği mücadeleye adadı. Nihayet kendini kadın olarak kabul edene kadar hayatı erkek olarak yaşama konusunda üç kez girişimde bulunduğunu ve üçünün de başarısızlıkla sonuçlandığını dile getirdi.

Jorgensen, Morris ve Richards’ın iyi şekilde tanıtılmış otobiyografileri transseksüel kadınların deneyimlerine dikkat çekerken, transseksüel erkekler tarafından kaleme alınan ve yayımlanan anlatıların olmaması bu hayatların 1960’lardan 1980’lere kadar büyük ölçüde görünmez kalması anlamına geldi.

Göze çarpan bir istisna ise muhafazakâr bir Katolik olarak yetiştirilmiş olan Mario Martino’nun bir erkek olarak kendi kimliğiyle barışma mücadelelerini anlattığı 1977 yılına ait Emergence: A Transexual Autobiography [Doğuş: Bir Transseksüel Otobiyografi].  Tıpkı Cowell, Morris, Hunt ve diğer birçok transseksüel kadının geleneksel olarak maskülen kabul edilen mesleklere yönelmesi ve/veya cinsiyete dair toplumsal beklentileri karşılamak ve kendi iç çalkantılarından uzaklaşmak adına orduya katılması gibi, Martino da kendi duygularını bastırma ve bir genç kadına daha çok benzeme umuduyla rahibe okuluna gitti. Ancak şaşırtıcı olmayan bir şekilde bu çabasında başarısız oldu. Sonrasında Martino, hayatı kadın olarak yaşayamayacağına karar verdi; mastektomi ve falloplasti ameliyatlarını dini yetiştirilme sürecinden ödünç aldığı bir kavramla “yeniden doğum” şeklinde tarif etmeye başladı.

Yakın Dönem Transseksüel Otobiyografileri

1990’larda Leslie Feinberg’ün yarı otobiyografik romanı Stone Butch Blues’un [Sevici Türküsü[3]] ve Kate Bornstein’ın kişisel denemelerini ve performans çalışmalarını derlediği Gender Outlaw: On Men, Women, and the Rest of Us’ın [Kanundışı Cinsiyet: Erkekler, Kadınlar ve Geri Kalanımız Üzerine] yayımlanması yeni nesil transseksüel kişilerin kendilerini görmelerine ve daha iyi anlamalarına yardımcı oldu.

Önceki anlatıların aksine, Feinberg ve Bornstein’ın metinleri daha açıktan siyasi bir kaygı barındırıyor, trans haklarını coşkuyla savunuyor ve ikili cinsiyet kategorilerini sorguluyordu.

Feinberg, Stone Butch Blues’da kendi hayatının ilk yıllarını Jess Goldberg adlı karakter üzerinden anlatıyor; 1950’lerin ve 1960’ların mavi yakalı fabrikalarında ve barlarında butch lezbiyen olarak açılan, 1970’lerin başında hayatta kalabilmek adına erkekliğe geçiş süreci yaşayan ve günün sonunda toplumsal cinsiyet sınırlarını bulanıklaştıran bir trans gencin hikayesini dile getiriyor.

Tıpkı Jess gibi Bornstein’ın “kanundışı” statüsü de kısmen kendini kadın ya da erkek olarak tanımlamayı reddetmesinden kaynaklanıyor ki o dönemde çok az sayıda trans yazar herhangi bir cinsiyetin sınırları içinde olmak dışında her şey olduklarını iddia etmeye istekliydi. Bornstein, “yanlış bedende tutsak kalma” hissi, “doğru” cinsiyete geçiş süreci ve kendini transseksüel olarak görmemeye başlama anlatısı üzerine kurulu geleneksel transseksüel paradigmasını sorguluyor.

Feinberg ve Bornstein’ın çalışmalarının popülerlik kazanması, transların siyasi ve toplumsal hareketlerinin yükselmeye başlamasıyla ve trans toplumunun görünürlüğünün artmasıyla birlikte yayıncıları trans kitaplara daha çok ilgi göstermeye itti. 1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında eşi görülmemiş sayıda transseksüel otobiyografisi yayımlandı.

Transseksüel kadınların bu süreçte yayımlanan anlatılarından en önemlileri Deidre McCloskey’nin Crossing: A Memoir’ı [Kavşak: Anı Yazıları] ve Jennifer Finney Boylan’ın She’s Not There: A Life in Two Gender’ıydı [O Kadın Burada Değil: İki Cinsiyetle Hayat].

Çoğu transseksüel otobiyografi yazarı benzer bir hikâye nakletmektedir: Aynı atanmış cinsiyete sahip oldukları diğer insanlardan çok farklı olduklarını hissettikleri ilk anılarından başlayıp mümkün olduğu müddetçe bu farklı cinsiyeti ifade ederek, kendi cinsiyet kimliklerinden diğer insanların varlığını öğrenerek ve o insanlarla tanışarak büyümeleri ve nihayetinde uygun cinsiyete geçiş süreçleri. Ancak McCloskey’nin Crossing’de tarif ettiği süreç ise bundan farklı; o, nasıl “farkındalığa karşı duran ama olgun yetişkinlikte birden yıkılan psikolojik bir baraj” inşa etmiş olduğunu anlatıyor.

Açılma süreci sadece McCloskey’i şaşırtmakla kalmamış, aile üyelerini ve özellikle McCloskey’i iki kez zorla psikolojik muayeneye maruz bırakan kız kardeşini de şoka uğratmıştı. Neyse ki ABD ekonomisi konusunda önde gelen profesörlerden biri olan McCloskey’nin, kız kardeşinin müdahalelerinin üstesinden gelebilecek desteği ve maddi kaynakları vardı. Geçiş sürecinin ardından da kariyerine devam edebildi. Ancak otobiyografisinin en duygu yüklü kısmında da tarif ettiği üzere, McCloskey’nin evliliği tatsız bir boşanmayla sonuçlandı ve çocukları onunla iletişimini sürdürmedi.

New England’da küçük bir kolejde İngiliz dili alanında öğretim üyesi olan çizgi roman yazarı Jennifer Finney Boylan da benzer bir biçimde birlikte çalıştığı akademisyenlerden ve öğrencilerinden büyük ölçüde destek görmüştü. Ayrıca, McCloskey’nin aksine, Boylan geçiş sürecinin ardından evliliğini sürdürebildi ve karısıyla birlikte iki çocuk yetiştirmeye devam ediyor.

McCloskey ve Boylan’ın hayatları arasındaki bir diğer önemli fark ise cinsiyet kimliklerini nasıl ifade ettikleri. McCloskey, doğuştan erkek olarak algılanmaktan ya da “gerçek kadın” olarak görülmemekten kaçınmak için kendini kadın olarak tanıtma konusunda özel bir çaba sarf ettiğini belirtiyor. Aksine, Boylan ise bir rock grubunda müzik yapmak ya da espriler yapmak gibi bir dizi “maskülen” özelliğini sürdürdüğünü ve bu hobileri sebebiyle utanç duymayı reddettiğini anlatıyor. Diğer birçok kadının bu alanlara ilgi duyduğunu ve bu aktivitelerin cinsiyeti işaret etmesinin tek sebebinin kendi transseksüel tarihi olduğunu da ekliyor.

Trans Erkekler

1990’ların sonu ve 2000’lerin başı transseksüel erkeklere ait otobiyografilerle de dolup taştı. Bu eserlerin ilki, Mark Rees’e ait olan ve 1996 yılında yayımlanan Dear Sir or Madam’dı [Sayın Beyefendi/Hanımefendi].

Rees, Anglikan rahiplerine katılmak istemişti ancak kabulü April Ashley’in boşanma davasındakine benzer bir mantıkla reddedilmişti. İngiliz hükümeti Rees’i kadın addetti ve kilise o dönemde kadınlara bu unvanı vermiyordu. Rees ise cevaben hükümete Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üzerinden dava açtı. Mahkeme, 1986 yılında kendisinin aleyhine karar vermiş olsa da Rees bu süreci otobiyografisinde anlatırken özgürleşmiş hissettiğini kaleme aldı. Davanın medyada bulduğu yansıma sonucunda, artık diğer insanların kendi geçmişini öğrenebileceği korkusundan kurtulmuştu.

Becoming a Visible Man’de [Görünür Bir Erkek Haline Gelmek] Jamison Green, kendini erkek olarak tanıma ve kabul etme sürecini 1980’lerde ve 1990’larda ABD’de gelişmekte olan ve kendisinin de liderlik ettiği bir transseksüel erkek cemaati bağlamında anlatıyor. Kendi deneyimlerini ve duygularını diğer transseksüel erkeklerin endişeleriyle bir arada tartışan Green, kitabının bölümlerini tıbbi tedavilere; anne-baba, çocuklar ve partnerlerle kurulan ilişkilere; toplumsal imgelere ve klişelere ayırıyor.

Matt Kailey’nin Just Add Hormones: An Insider’s Guide to the Transsexual Experience [Sadece Hormon Katın: İçeriden Birinin Transseksüel Deneyime Dair Rehberi] adlı kitabı da trans erkeklerin deneyimlerini bilmeyen kişiler için giriş niteliğinde ve oldukça yardımcı. Kailey, sürükleyici ve erişilebilir bir otobiyografi kaleme alırken sosyal hizmetler uzmanı ve orta okul İngilizce öğretmeni arka planını çok iyi şekilde değerlendiriyor. Bu kitapta özellikle ilgi çekici kısım ise Kailey’nin erkek olarak görüldüğünde ve kadın olarak görüldüğünde insanların ona farklı davranması üzerine yürüttüğü tartışma.

Çevirenin notu: Metnin İngilizce orijinalinde farklı kısımlarda “transsexual”, “transgender” ve “trans” kavramlarından üçü de kullanılmaktadır. Kaos GL Çeviri Sözlüğü, “transgender” ve “trans” kelimelerine birbirinin alternatifi olarak yer verir ve şu şekilde tanımlar: “Sahip olduğu cinsiyet kimliği doğumda kendilerine atanan cinsiyetten farklı olan kişiler için kullanılan bir şemsiye terimdir.” Yine Kaos GL Çeviri Sözlüğü’ne göre, “[t]rans sözcüğünün aksine transseksüel şemsiye bir terim değildir, daha çok tıp insanlarının tercih ettiği eski bir terimdir. Hormon terapisi, beden uyum operasyonu, mastektomi gibi tıbbi müdahalelere başvuran ya da buna niyetli kişileri anlatır.” Çeviride “transgender” ve “trans” için “trans”, “transsexual” için ise “transseksüel” kullanılmıştır.

Kaynakça

Bornstein, Kate. Gender Outlaw: On Men, Women, and the Rest of Us [Kanundışı Cinsiyet: Erkekler, Kadınlar ve Geri Kalanımız Üzerine]. New York: Routledge, 1994.

Boylan, Jennifer Finney. She's Not There: A Life in Two Genders [O Kadın Burada Değil: İki Cinsiyetle Hayat]. New York: Broadway Books, 2003.

Cowell, Roberta. Roberta Cowell's Story by Herself [Roberta Cowell’ın Kendi Ağzından Hikayesi]. Londra: William Heinemann, 1954.

Elbe, Lili. Man into Woman: An Authentic Record of a Change of Sex [Erkekten Kadına: Cinsiyet Değişiminin Özgün Bir Kaydı]. Niels Hoyer, ed; H. J. Stenning, çev. Londra: Jarrold Publisher's, 1933.

Fallowell, Duncan, and April Ashley. April Ashley's Odyssey [April Ashley’nin Yolculuğu]. Londra: Jonathan Cape, 1982.

Feinberg, Leslie. Stone Butch Blues [Sevici Türküsü]. Ithaca, N. Y.: Firebrand, 1993.

Green, Jamison. Becoming a Visible Man [Görünür Bir Erkek Haline Gelmek]. Nashville: Vanderbilt University Press, 2004.

Hunt, Nancy. Mirror Image [Ayna İmgesi]. New York: Holt, Rinehart, and Winston, 1978.

Jorgensen, Christine. Christine Jorgensen: A Personal Autobiography [Christine Jorgensen: Kişisel Bir Otobiyografi]. New York: P.S. Eriksson, 1967.

Kailey, Matt. Just Add Hormones: An Insider's Guide to the Transsexual Experience [Sadece Hormon Katın: İçeriden Birinin Transseksüel Deneyime Dair Rehberi]. Boston: Beacon Press, 2005.

Martino, Mario. Emergence: A Transsexual Autobiography [Doğuş: Bir Transseksüel Otobiyografi]. New York: Crown Publishers, 1977.

McCloskey, Deirdre N. Crossing: A Memoir [Kavşak: Anı Yazıları]. Chicago: University of Chicago Press, 1999.

Morris, Jan. Conundrum [Muamma]. New York: Harcourt Brace Jovanovich, 1974.

Rees, Mark. Dear Sir or Madam: The Autobiography of a Female-to-Male Transsexual [Sayın Beyefendi/Hanımefendi: Kadından Erkeğe Transseksüelin Otobiyografisi]. London: Cassell, 1996.

Richards, Renee ile John Ames. Second Serve: The Renee Richards Story [İkinci Servis: Renee Richards Hikayesi]. New York: Stein and Day, 1983.

"Roberta Cowell: The First British Transsexual." [Roberta Cowell: İlk İngiliz Transseksüel] >www.transgenderzone.com/features/roberta_cowell.htm

Yazar Hakkında

Brett Genny Beemyn, glbti çalışmalar için Queer Studies: A Lesbian, Gay, Bisexual Community Anthology (1996) [Kuir Çalışmalar: Lezbiyen, Gey, Biseksüel Cemaat Antolojisi] ve Creating a Place for Ourselves: Lesbian, Gay, and Bisexual Community Histories (1997) [Kendimize Bir Mekân Yaratmak: Lezbiyen, Gey ve Biseksüel Cemaat Tarihleri] adlı eserler de dahil olmak üzere beş tane kitabın yazarlığını ya da editörlüğünü yapmıştır. The Lives of Transgender People [Transların Hayatları] üzerinde çalışmaya devam etmektedir. Transların kampüs deneyimleri ile ilgili sık sık konuşmalar veren ya da metinler kaleme alan Beemyn, Massachusetts-Amherst Üniversitesi’ndeki Stonewall Merkezi’nin de direktörüdür.

 



[1] (ç.n.): “Doğumda erkek olarak atanmış” söylemi bu noktada daha doğru ve gerçek bir ifade. Ancak metnin orijinalinde “male-born” tercih edildiği için çeviride de bu anlam “erkek bedeninde doğmuş olan” ile karşılanmaktadır. Cinsiyetten bahsederken “assigned at birth” kullanılan yerlerde ise “atanmış cinsiyet” ile ilerlenmiştir.

[2] (ç.n.): Metnin İngilizce orijinalinde kullanılan sublimation, Freud tarafından öne sürülmüş ve psikoloji literatüründe yerini almış bir kavramdır. Türkçede “yüceltme” olarak anılan bu kavram, savunma mekanizmasının bileşenlerinden biri olarak kabul edilir ve kişinin toplum tarafından kabul edilmeyen dürtülerini toplumsal olarak kabul gören eylemlere ve davranışlara yönlendirmesi anlamına gelir.

[3] (ç.n.): Leslie Feinberg’ün Stone Butch Blues adlı kitabı Cemile Çakır tarafından Türkçeleştirilmiş ve Sevici Türküsü ismiyle Artshop Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.


Etiketler: yaşam, dünyadan, tarihimizden
bülten