10/04/2014 | Yazar: Yıldız Tar

Kaos GL Avukatı Hayriye Kara: LGBTİ’ler adalete güvenmiyor. Haksız da değiller. Stratejik davalama projesiyle bir ağ oluşturup insan hakları mücadele gündeminde kendine yeterince yer bulamamış grupların maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılmayı hedefliyoruz.

"LGBTİ’ler Haklı Olarak Adalete Güvenmiyor" Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Kaos GL Avukatı Hayriye Kara: LGBTİ’ler adalete güvenmiyor. Haksız da değiller. Stratejik davalama projesiyle bir ağ oluşturup insan hakları mücadele gündeminde kendine yeterince yer bulamamış grupların maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılmayı hedefliyoruz.
Mahkeme salonları, kocaman şekilsiz adliye binaları, adalet dağıtmayan duruşmalar… LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) aktivistlerinin kimi zaman davalı kimi zaman davacı olarak çok yakından tanıdığı “hukuk sistemimizi” masaya yatırdık.
 
Kaos GL Avukatı Hayriye Kara ile hak ihlallerine ilişkin davaları ve yeni başlattıkları “Stratejik Davalama Projesi”ni konuştuk. LGBTİ’lerin çoğunlukla mağdur olacakları ya da ifşa edilecekleri düşüncesiyle yargıya başvurmadıklarını belirten Kara, “LGBTİ’ler adalete güvenmiyor. Haksız da değiller” dedi.
 
Demokratikleşme paketinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına ilişkin herhangi bir düzenlemenin olmadığını hatırlatan Kara stratejik davalama projelerini şöyle anlattı:
 
“Bu projeyle öncelikli olarak bir ağ oluşturmaya çalışıyoruz. Aslında sadece LGBTİ’lere dönük ihlallerine karşı bir çalışma yapılmayacak. Toplumda aşırı marjinalleştirilmiş, insan hakları mücadele gündeminde kendine yeterince yer bulamamış grupların maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılmayı hedefliyoruz.”
 
Uzun süredir LGBTİ hak ihlallerine ilişkin davaları bir avukat olarak takip ediyorsun. Sence dava süreçlerinde yaşanan temel sorun nedir?
Kaos GL olarak 2007 yılından bu yana LGBTİ’lere yönelik hak ihlallerini ve raporlamaya çalışıyoruz. Bu raporlarda medyaya yansıyan hak ihlallerini kayıt altına alıyoruz. Yani aslında bu raporlar büyük resmin çok küçük bir kısmını gösteriyor. Bunun sebeplerinden biri hak ihlallerinin çok büyük bir kısmının yargıya taşınmaması. Öncelikle LGBTİ’ler adalete güvenmedikleri, daha fazla mağdur olacakları ve ifşa olacakları düşüncesiyle çoğu zaman yargı yoluna başvurmak istemiyorlar. Çok da haksız bir düşünce değil. Yasalarda yer alan “Genel Ahlak, Meslek Onuru, Türk Aile Yapısı” gibi muğlak kavramların LGBTİ’lerin aleyhine yorumlanması, cezasızlık, etkin bir soruşturma yapılmaması ve hakim ve savcıların homofobi ve transfobisi… Hak ihlaline karşı hukuki koruma talebinin başlı başına kendisi bir hak ihlali oluyor.    
 
Bu hak ihlallerinin önlenmesi ve LGBTİ’lere dönük ayrımcılık içeren suçların cezasız kalmasının önüne geçmek için neler yapılabilir?
İlk olarak yasal korumanın olmasının gerekiyor. Yasal korumadan kastımız, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın Anayasa ve Yasalarda açıkça yasaklanması ve tabi ki nefret suçları ve nefret söyleminin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerini de içerecek şekilde Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanması gerekiyor. Gerçi TCK’da nefret söylemini tanımlayan ve yasaklayan bir madde mevcut. Ancak TCK’nun 216. Maddesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yer almıyor. Ayrıca bu madde uygulamada nefret söylemine karşı koruma sağlamak yerine ifade özgürlüğünü ihlal etmek için kullanılıyor.
 
Son “demokratikleşme paketi” ile birlikte TCK 122. Madde yeniden düzenlendi. Maddenin önceki halinde “ayrımcılık yasağı” vardı. Ancak yeni haliyle ayrımcılığı yasaklayan düzenleme tamamen ortadan kaldırılırken mal ve hizmetlere erişimin “nefret saikiyle” engellenmesi cezalandırılmaktadır. 122. Maddenin yeni halinde de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yer almıyor. Yani Türkiye’de nefret suçlarının en fazla mağduru olan grup koruma altına alınmamış durumda. Ayrıca Türkiye’de önyargı saikiyle insan öldürülürken korumanın “mal ve hizmetlere” erişim konusunda getirilmesi gerçekçi değil.
 
Yasalarla açıkça korunmanın birinci getirisi tanınma oluyor. Yani devletin “ben LGBTİ’lerin haklarını tanıyorum ve her türlü müdahaleye karşı koruma yükümlülüğümü yerine getireceğim” demesi. Şu anda olduğu gibi inkar hak ihlallerini meşrulaştırıyor. Ayrıca yasal güvence hakim ve savcıların taktir yetkisini LGBTİ’lerin aleyhine yorumlanmasının önünde bir engel olacak. Tamamen ortadan kaldırmayacak ama bir engel olacak. Yasal koruma sihirli değnek gibi LGBTİ’lere dönük hak ihlallerini ortadan kaldırmayacak ayrıca başka çalışmaların da yapılması gerekiyor. Türkiye’de ne yazık ki hakim ve savcıların kararlarında bireysel önyargılar ve “değerler” etkili oluyor. Bu nedenle uygulamaya dönük farkındalık çalışmalarının da önü açılmalı. Ayrıca Türkiye’de cezasızlık çok ciddi bir sorun. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor.   
 
Yasaların ve mevzuatların yanı sıra hakim ve savcıların önyargılı tutumlarının da kararlarda etkili olduğunu düşünüyor musun?
Kesinlikle. Yukarıda da belirttiğim gibi bireysel önyargılar ve kendi “değerleri” etkili oluyor. Yani ötekileştirme yargıda da mevcut. Yargılamanın işleyişi ve hakim, savcıların tavrı genel olarak “şüpheli veya sanıksanız isnat edilen suçu kesin işlemişsinizdir, mağdursanız suça neden olmuşsunuzdur” şeklinde oluyor.
 
Stratejik davalama diye yeni bir projeye başladınız. Benim en çok dikkatimi çeken dava analizi kısmı oldu. Nasıl bir çalışma düşünüyorsunuz?
Bu projeyle öncelikli olarak bir ağ oluşturmaya çalışıyoruz. Aslında sadece LGBTİ’lere dönük ihlallerine karşı bir çalışma yapılmayacak. Toplumda aşırı marjinalleştirilmiş insan hakları mücadele gündeminde kendine yeterince yer bulamamış grupların maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılmayı hedefliyoruz. Sekretaryasını TOHAV ile birlikte yürüteceğimiz, şu an için CİSSD, RUSİHAK, Gündem Çocuk ve Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma Merkezi ağda yer alıyor.
 
Proje kapsamında çoklu ayrımcılık ve emsal karar bulunmayan vakalar yargıya taşınacak ve süreç AİHM sonuna kadar takip edilecek. Tabi ki bu dosyaların yargı sürecinin analizi yapılacak ve yayınlanacak. Bunun yanı sıra online başvuru ve hukuki danışmanlık ve yönlendirme yapılacak. Ayrıca kapasite geliştirmeye yönelik atölyelerimiz olacak.
 
Projenin hedefi yukarıda bahsettiğim gibi görünür olmayan olamayan insan hakları ihlallerini gerek yargı, siyasi alan, hak temelli sivil toplum örgütlerinin gündemine sokmak.
 
Yine aynı projede sosyal medya kampanyaları diye bir kısım var. Biraz açar mısın?
Proje kapsamında kadınlar, HIV ile yaşayanlar, zihinsel anlamda farklı bireyler, eski mahkumlar ve LGBT’ler gibi en fazla damgalanmış gruplara odaklanılarak sosyal medya kampanyaları, etkinlikleri ve forumları düzenlenecek. İnsan hakları aktivistlerine sosyal medya eğitimleri verilecek.
 
Aslında sosyal medya kampanyaları ile yapılan çalışmalar da paylaşılacak ve en fazla damgalanan gruplar ile ilgili topluma yönelik farkındalık çalışmaları yürütülecek. Bu grupların maruz kaldıkları hak ihlalleri de daha geniş gruplar nezdinde görünür kılınacak.  

Etiketler: yaşam
Bayram