18/12/2019 | Yazar: Yusuf Gülsevgi

“LGBTİ yasaklarını getirenler bizim etnik kimliklerimizi de yasaklamaya çalışıyorlar. Zihniyet hep aynı mekanizma ile ilerliyor.”

Şırnak’tan Zîvîn: “Herkese tanınan haklar LGBTİ’lere de tanınmalı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Türkiye de LGBTİ+’lara karşı ciddi bir baskı var. İnsanların insanlar için koymuş olduğu bütün yasalar, adaletsiz bir kalbur gibi. Tane eler, samanı tutar…

Bu toplumsal baskıya yaşadığım şehir olan Antep ve içinde yer aldığı Güneydoğu’dan bakmak istedim. Farklı şehirlerdeki LGBTİ+’larla görüştüm ve ortaya bir yazı dizisi çıktı.

Yaklaşık bir ay süren araştırmadan ve görüşmelerden şunu öğrendim: Ülkenin güneydoğusu Valiliklerin almış olduğu süreli ve süresiz yasak kararlarından sandığımızdan daha az etkilenmiş. Çünkü bu bölgede çoğu yerde LGBTİ+ hareketi görünür değil. Görünürlüğün başladığı yerde yasaklar da başlıyor. Fakat bu bölgede LGBTİ+’lara sürekli yaşatılan bir OHAL var ve bazen susmak en büyük çığlıktır…

TIKLAYIN - “Hep bir kuş olmak istemiştim”

TIKLAYIN - “Tenim güneş ışığına hasret kaldı”

TIKLAYIN - “Seksist sistemin yandaşı olduğunuz sürece güler yüzle karşılanıyorsunuz”

TIKLAYIN- “Özgürlüğe arzu duyuyoruz”

Yazı dizisi kapsamında beşinci konuğumuz Zîvîn. Zîvîn yirmili yaşlarında Şırnak’ta yaşayan eşcinsel bir kadın. Eşcinselliğin utanç duyulacak bir şey olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Herkese tanınan hakların LGBTİ bireylere de tanınması gerektiğini ve bunun utanç duyulup ileride insanların hayatını kaybetmesine sebep olacak kadar büyütülmesine gerek bir mesele olmadığını, aksine gayet insani bir durum olduğunu anlatmaktır amacım.”

İşte Zîvîn’in sorularımıza yanıtları

Öncelikle seni tanıyabilir miyiz?

Şırnak’ta doğup büyüyen ve yirmili yaşlarında kadın eşcinselim. Adım Zîvîn. Her insan gibi ben de belli gelişim dönemlerinden geçtim bu yaşa gelene kadar. Bazı kız çocuklarının erkeklere ilgi duymasının yani karşı cinsle hem duygusal hem cinsel beraberliğe yönelmesinin aksine ben hep hemcinslerime ilgi duydum. Fakat bir gün ablam tarafından bunun günah olduğu konusunda uyarılınca yaptığımın çok kötü bir şey olduğunu, anormal olduğumu düşünüp duygularımı bastırmaya çalıştım ve dinci bir yapıya büründüm. Bastırmaya çalışmak istediğim sadece cinsel beraberlik isteği değildi hiçbir zaman. Eşcinsel bireylerin hepsini sapkın ve sapık olarak gören genel batıl inanışın aksine; eşcinseller sadece cinsel beraberlik için ya da tabir-i caizse hemcinslerine sarkıntılık etmek için yanıp tutuşmaz…

Yaşadığın kentten biraz bahseder misin?

Yaşadığım kent her zaman siyasi meselelerle gündeme gelen, okuma yazma oranının özellikle kırsal kesimde çok düşük olduğu ve genellikle vicdanından başka çoğu şeye inanan bilinçsiz dindarlardan oluşan ve aynı zamanda dini ve milli asimilasyona karşı bir takım bilinçli ve birlikte olmayan ayaklanmaların olduğu cinsel, geleneksel ve dinî tabuların ve aşiretçi yapılanmanın çok yoğun olduğu bir yer. Örnek vermek gerekirse insanlar çoğu şeyi günah diye değil toplum tarafından geleneklere aykırı ve ayıp karşılandığı için yapmaz.

Güneydoğu insanı genellikle sıcakkanlı, misafirperver ve iyicil yönleriyle bilinir. Söz konusu LGBTİ+’lar olunca da böyle mi sence?

Şehrimde hiçbir zaman onur yürüyüşünün olduğunu görmedim hatta oradaki çoğu insan eşcinselliği bırakın rahatsızlık ya da günah olarak algılamayı sadece şakası yapılan gerçek hayatta olmayan bir şey olarak görür. Hal böyleyken her şeyini paylaştığın, senin için canını verecek kardeşine bile söylediğin zaman müthiş bir özelleştirmeye maruz kalıyorsunuz. Üniversite okuduğum şehir de her ne kadar doğduğum şehirden biraz uzak da olsa da orası da insanların kusurlarını ve yönelimlerini onlardan daha çok dert edinen ve önce kendilerine bakmadan başkalarını yargılayacak gücü kendinde bulacak kadar küçük çaplı düşünüp, kendini günahsız görmekten geri kalmayıp tek derdi kendilerinden farklı olan insanların hayatına müdahale etmeyi vazife sayan, bilimle insanları aydınlatmak yerine kendi hurafeleriyle insanlara kendilerini kötü hissettiren toplumda parazit gibi dolanan insanlarla dolu bir yer. Dediklerim sanki dert yanıyormuşum gibi bir izlenim verebilir ama maalesef bu konudaki fikirlerimle ilgili bana çok fazla söz hakkı verilmemesinden dolayı böyle bir platformda belki de çoğu yanlış düşünen kişiye aslında beni, bizi tanıtmak ve fiziksel olarak farklı olmadığımızı anlatmak… Herkese tanınan hakların LGBTİ bireylere de tanınması gerektiğini ve bunun utanç duyulup ileride insanların hayatını kaybetmesine sebep olacak kadar büyütülmesine gerek bir mesele olmadığını, aksine gayet insani bir durum olduğunu anlatmaktır amacım.

Biliyorsun ki İstanbul Onur Yürüyüşü 5 yıldır Valilik tarafından yasaklanıyor. Bunun yanı sıra Ankara Valisi’nin süresiz yasak kararı vardı. Bu yasak Mersin, Antalya ve İzmir’e de sıçradı. Senin yaşadığın şehir bundan nasıl etkilendi? Etkilendi mi?

Onur yürüyüşlerinin maalesef hem bilimsel hem de insani açıdan geri kalmış insanlara eleştirel düşünmenin yanlış olduğu benimsettirilen bir ülkede yasaklanması beni asla şaşırtmıyor. Çünkü ne de olsa yukarıda bahsettiğim küçük çaplı düşünen ve kendilerini tanrı sanan parazitlerden oluşan bir ülkedir bu. 

Diğer insani ve bilimsel olarak gelişmiş ve refah ve eğitim seviyesinin yüksek olduğu yerlerde; böyle küçük meselelerin daha önce tartışılıp fakat doğrusu bulunduğunda, en azından bu çağda tartışılmadan tüm insanlara saygı duyulması gerektiği bilincinin gerek eğitim sistemi gerekse koyulan yasalar ile öğretildiği bu ülkelerde onur yürüyüşleri serbest iken bu ülkede bunun tartışılmadan yasaklanması maalesef ülkenin hali pür melalini zaten apaçık anlatıyor. Şırnak’ta bir LGBTİ yasağı yok. Çünkü burada bir başkaldırış yok. Fakat LGBTİ yasaklarını getirenler bizim etnik kimliklerimizi de yasaklamaya çalışıyorlar. Zihniyet hep aynı mekanizma ile ilerliyor.    


Etiketler: insan hakları, yaşam
Nefret