22/02/2022 | Yazar: Gözde Demirbilek

Kimliğim ne anlama geliyor? Nereye ve nasıl uyum sağlarım? Var olmak yeterli kanıt değilmiş gibi neden kim olduğumu açıklama ihtiyacı hissediyorum? Hislerim geçerli mi?

Trans ve non-binary olmak: Kendimi hafiften kabullenmek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Bartu Akyürek

Gözde Demirbilek; akıl sağlığı damgalamalarıyla ve herkes için daha kapsayıcı alanlar yaratmakla ilgilenen queer şair Elliott Jacob’un, Medium’da yayınladığı “On Being Trans and Non-Binary: Slowly Accepting Myself” yazısının KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Bu yazı cinsiyet disforisiyle ilgilidir. Okuduktan sonra destek alabileceğiniz LGBTİ+ kuruluşlarının listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Son birkaç yıldır, birden fazla cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğini içerebilen biri olarak kendimi queer olarak adlandırmaktan memnun hissediyorum. Cinselliğimi keşfettiğim ilk dönemlerde belirgin etiketler bana yardımcı oldu ve LGBTQ+ kişilerin kendilerini bulması için bir yol sunmaya devam ediyor, ancak etiketler bazen kısıtlayıcı geliyor. Dışarıdan, queerliğimi kimseye kanıtlamak zorunda olmadığımı biliyorum. Görünüşüm de değişse, bana tercih ettiğimin dışında zamirlerle de hitap edilse, ben queerim. Ama içsel olarak, yeterli olup olmadığımı ve kimliğimi içselleştirmem için neden hâlâ engeller olduğunu sorguluyorum.

İnsanların saldırgan düşüncelerini transfobik olmaktan çekinmeden paylaşmaları “Keşke bu utandırmaya son verebilsem” türünden bir acı yaratıyor. Toplumun her kesiminde olan bir rahatsızlık var: Translara, kimliğini trans şemsiyesi altında tanımlayanlara yer açmak istemiyorlar. Bunu “denemek” istemiyorlar. Bu fobinin trans kişiler üzerinde yaratabileceği şiddet düzeylerini yaşamayı hayal edemiyorum. Bununla birlikte, transların ne yaşadığı hakkında bilgisizce ve aşağılayıcı konuşan her kişinin karşısında var olduğumuzu haykıran birden çok insan var. Transfobiye karşı aktif olarak mücadele eden, kendi queer coşkularını paylaşan insanlar var ve tüm bu insanlar; oluşan nefret batağından daha fazlası.

LGBTQ+ topluluğu için şöyle kapı bekçiliği yapılabiliyor: Biseksüel insanların var olmadığını iddia etmekten, aseksüellerin komüniteye dahil olmadığına ve şiddetli disfori yaşamayan ve hormon terapisini aramayan transların “yeteri kadar” trans olmadığına kadar…  Oysa trans olmak için bir gereklilik öne sürülmemeli çünkü disfori, kişilerin kendini trans olarak tanımlayıp tanımlamaması fark etmeksizin beden sağlığı açısından ağır bir deneyimdir. Bazı translar disfori yaşamazlar, sadece coşku yaşarlar ve bu onlar için de geçerli olabilir. Bazı translar isimlerini veya zamirlerini değiştirmek istemezler. Hormon terapisini de aynı şekilde, istemeyebilirler. Gerçek olduğumuzu kanıtlamamız için çok fazla soyut baskı var ve bunu henüz tam olarak ailesine açık olmayan ve şu anda işsiz olduğu için iş yerinde kendini var etme mücadelesi vermek zorunda olmayan biri olarak söylüyorum.

Yasal olarak bir isim değişikliği sürecine girmeseydim, muhtemelen aileme trans ve non-binary olarak açılma ihtiyacı hissetmezdim. Evrakları zaten doldurdum. 26, hatta neredeyse 27 yaşında olmak ve evde yatmak doğal olarak kabul etmediğim bir ayrıcalık. Ancak ailemin bana “normal” davranamayacaklarından, isim ve kullandığım zamirler konusunda benden daha büyük hassasiyet göstermelerinden endişeleniyorum. Bunun bir yaygaraya sebep olmasını istemiyorum.

Cinsiyeti sadece “biyolojik cinsiyet”e bağlı olmayan karmaşık bir kavram olarak düşünmeye başladığımda, nasıl ifade edeceğimi bilmediğim bir şekilde aynı zamanda kendimi bir şeylerle bağlantılı hissettim. Jeff Garvin'in “İnsanlık Belirtileri” kitabı; başkarakteri akışkan cinsiyete sahip olan, okuduğum ilk genç erişkin kitabıydı. Bunu yirmili yaşlarımın başında, hatta belki daha bile önce bir vakitte okudum ve çok etkilendim. Yine o sıralarda, “kendin olmak” üzerine ilham verici videolar yayınlayan LGBTQ+ yazarı ve aktivisti Jeffrey Marsh’ı keşfettim. Ayrıca Orange is the New Black’te anaakım bir şekilde temsil edilen birden fazla queer temsil gördüm. Ruby Rose'un “Break Free” videosu non-binary insanlara görünürlük sağladı ve bana bir coşkuyla birlikte özgürlük verdi (bugüne kadar da vermeye devam etti).

Dürüst olmak gerekirse, cinsiyet disforim üstüne geçen yıla kadar çok fazla düşünmedim, bu düşünmeme halinin yarısı inkardansa diğer yarısı ise kavramın kendisini kabullenme korkusundan kaynaklanıyordu. Vücut dismorfisi ile karıştırıldığında, vücudum bir bütün olarak yanlış gibi hissettim. Kendimden kopuyor gibiydim, bazı günler gözle görülür bir şekilde üstüme giydiğim kıyafetlerle uğraşıyordum. Vücudumda fazladan bir şey istemiyordum. Göğüslerimin kaybolması isteğim vardı. Bir gömleğin belirli bölgeleri çok sıkı sarmasından nefret ediyordum. Evin içinde iki ya da üç beden büyük, bol giysiler giyerken huzur buluyordum. Yeni bir işe başladığımda muhtemelen üzerime tam oturan rahat kıyafetler tercih edeceğim. Ayrıca binder takacağım. Geçen hafta sipariş ettiğim binder’i değişim için geri göndermem gerekse de, ameliyat olmaya yetecek param olana kadar bu seçeneğe sahip olmak bana iyi hissettiriyor.

Disfori yaşadığımı görmezden gelmemin bir nedeni, insanların hormon terapisine duyduğu ihtiyacın altında disforiyi çok şiddetli bir şekilde yaşadıklarını görmemdi. Atanan ismim kullanıldığında ya da “kız” olarak anıldığımda ölmek istemedim ve her zaman olmasa da yaşadığım rahatsızlığı daha küçük gördüğüm için trans olmama izin verilmiyormuş gibi hissettim. Bu, mücadelenizi başkalarıyla karşılaştırdığınızda, klasik bir herkesin aynı olmadığını veya hayatı aynı şekilde deneyimlemediğini anlamak yerine kendi duygularınızı geçersiz kılma girişimi olabilir.

Birkaç ay öncesine kadar “doldurmak”[1] hakkında bilgim yoktu. The L Word’den Max sayesinde trans kişiler için sunulan seçenekleri belli belirsiz biliyordum (dizide fark ettiğim transfobiye rağmen bunun bir şekilde mümkün olduğunun farkındaydım). Sanırım düşüncemde bir kopukluk vardı, içselleşmiş olarak “Sahte miyim?” ve “Bir penise sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu düşündüğüm için kötü biri miyim?” korkusu yaşıyordum. Bu iki soruyu yazılı hâlde sunmak bile garip geliyor, sanki birini fetişleştiriyormuşum ve kendi cinsiyet sorgum meşru değilmiş gibi. Şu da var, büyürken transları asla “gerçekten” kabullenmedik ve Katolik bir genç olarak şunu söyleyebilirim ki yaygın söylem çoğu zaman, ne yazık ki transların akıl hastası olduğunu iddia ediyordu. Bunun ne kadar acı verici olduğunu daha erken anlamadığım ve her şeyden önce transları dinlemediğim için kendime kızıyorum.

Geçenlerde Elliot Page ve Ian Daniel’in sunduğu Gaycation’ı izledim. Gaycation; Elliot ve Ian'ın dünyayı dolaştığı ve platformlarını farklı topluluklardan queer sesleri yükseltmek için kullandıkları 2016 çıkışlı bir şov programı. Eğitici olduğu kadar dezavantajlı gruplar için büyük bir tehdit oluşturan çeşitli homofobi ve transfobi ögeleri içerdiği için zaman zaman tetikleyici olabiliyor. Bana ilham veren şey, topluluktaki sayısız sesi yükselten ve destekleyen açık kimlikli eşcinsel iki ev sahibinin varlığı oldu. Belli bir ülkede queer yaşamanın ne demek olduğunu en iyi onlar biliyormuş gibi konuşmuyorlardı. Bence bu şov, önemli ilerlemeye rağmen yapılması gereken hâlâ çok iş olduğu konusunda herkesin her zaman yapabileceği bir şeyler olduğu farkındalığını artırıyor.

Gaycation’da dünyanın her yerinde benzer korkular yaşayan ama aynı zamanda birbirini destekleyen insanları izlemek, bana gördüklerimin ve işittiklerimin gerçek olduğunu hissettirdi. Genellikle başarısız olduğumuzu görmek isteyen heteronormatif topluma rağmen, LGBTQ+ topluluğunun bir parçası olarak farklılıklarımızı, benzerliklerimizi ve katkılarımızı kabul etmek ve bunlardan sevinç duymak gibi.

Trans olmanın ve trans şemsiyesi altında bir kimlikte varlık göstermenin tek bir yolu yoktur. Süreç zor olsa bile hormon terapisine başlamak “zokayı yutmak” değildir. Bu, kendimi keşfetme sürecimi hiçbir engel olmadan olduğum kişi haline getirmeye çalışırken kendime sık sık yapmam gereken bir hatırlatma. Yeterliyiz ve yolculuğumuz nasıl ilerliyor olursa olsun, trans olmak konusunda her zaman yeterli olacağız.



[1] Packing: Tr. Doldurmak, “packing” (“Päking” şeklinde okunur.) Kasıkların üstüne kıyafetlerin altında kalacak fallik bir nesnenin geçirilmesidir. Bu nesneye “packer” (“päk’r” şeklinde okunur) denilir. Packer, penisi olmayan biri için maskülen cinsiyet kimliğini görsel olarak ifade etmek, ayakta işemeye yardımcı olan bir protez görevi görmek ve cinsellik esnasında penetrasyonu sağlamak gibi çeşitli işlevler taşıyabilir.

Kaynak: Çeviri Sözlüğü


Etiketler: yaşam, dünyadan
Dijital