23/11/2021 | Yazar: Umut Erdem

“Hâlâ bazı varoluş biçimlerinin merkezde olduğu, diğerlerinin de “çeşitlilik” olduğunu zannedenler var sanki. Konu çeşitlilik değil aslında. Konu bütünlüklü işleyen bir sistemin deşifresi.”

Türkiye’deki Bi+ hafızasına Yeşim’le kulaç - II Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bi+ dosyası kapsamında Umut Erdem sordu, Yeşim anlattı. İlkine şuradan ulaşabileceğiniz söyleşinin ikinci bölümüyle karşınızdayız…

Türkiye LGBTİ+ hareketine baktığında bifobiyle mücadelesini nasıl değerlendiriyorsun? Tek bir cinsiyete ilgi duymanın meşru ve norm olarak alınmasını tarifleyen monoseksizm yeni yeni lügatımıza girdi. Monoseksist bir hat çizdiğini düşünüyor musun hareketin ve bununla hesaplaşmada nasıl bir süreç işliyor sence, tarihsel bağlamda?

Ben monoseksizm ve alloseksizmin (herkesin cinsel çekim duyacağı varsayımını meşru kılan ayrımcı sistem) çok önemli kavramlar olduğunu düşünüyorum ve bunlar harekette gündemleşen kavramlar olmasına rağmen ben herkesin bu kavramları doğru anladığından emin olamıyorum. Hâlâ bazı varoluş biçimlerinin merkezde olduğu, diğerlerinin de “çeşitlilik” olduğunu zannedenler var sanki. Konu çeşitlilik değil aslında. Konu bütünlüklü işleyen bir sistemin deşifresi. Monoseksizm eleştirisi büyük bir küme olarak düşündüğümüz sistemin (cispatriyarka) farklı farklı niteliklerinin deşifresinden biri. Monoseksizm sistemin bir özelliği yani ama diğer özelliklerle de ilişkili. Bu yüzden birini çıkardığında bu sistem işlemeye devam edemeyecek. Monoseksizm bu sistemin yaşamsal bir parçası. Alloseksizm de böyle. Sen gey ya da lezbiyen olabilir ya da gey veya lezbiyen aktivisti olabilirsin, deşifre etmeye çalıştığın, değişmesi için kendine hedef koyduğun o sistemin bu parçalarını yok saydığında sistemi anlamamış oluyorsun. Bu “biz hepimiz kardeş olalım, birbirimizi bir arada olduğumuz ortamda dışlanmış hissettirmeyelim, kalp kırmayalım” durumu değil. Ben şu an LGBTİ+ hareketinde kapsayıcılık mevzunun “kalp kırmama” olarak algılandığından şüpheleniyorum.

“Mevzu sadece başka birinin kalbini kırmamak değil, kendi bakış açını, yargılarını, davranışlarını sorgulamak ve değiştirmeye çalışmak”

Sanırım bu yüzden “her şeye de bifobi, her şeye de afobi diyorsunuz” deniliyor günün sonunda.

Evet. Kişilerle ilgili olduğu düşünülüyor. Mesela aramızda bir aseksüel beyanı olan biri yoksa o konunun orada yeri yok zannediliyor. Oysa sistemden bahsediyoruz. Bunun Ayşe ile Mehmet ile Canan ile Hasan ile ilgisi yok. Hiçbirimiz, insanlar kimliğinden ötürü ızdırap çekmek zorunda kalmasın istiyoruz, bunun için mücadele veriyoruz ama dikkat etmemiz gereken sadece insanların kalbini kırdık mı kırmadık mı olmamalı. İnsanların algısında kapsayıcılık günümüzde bu seviyede sanki. O yüzden de eksik kalıyor bence.

Monoseksizm ve alloseksizm gibi nonbinary kavramı da bu açıdan çok önemli diye düşünüyorum. Sistemin motor kısmı olan ikili cinsiyetçi algının hayatın gerçeklerine uymadığını ortaya koyuyor nonbinary kavramı. Ama insanların algısı şu seviyede: “Nonbinary olduğunu görüyorum ve kalbini kırmamaya çalışıyorum”

Mevzu sadece başka birinin kalbini kırmamak değil, kendi bakış açını, yargılarını, davranışlarını sorgulamak ve değiştirmeye çalışmak. Örneğin Lambda’dayken trans olarak açılan arkadaşlarımız olmuştu ve şöyle bir konu ortaya çıkmıştı: “Sen onu önceden erkek zannediyordun, o bir kadınmış” ya da tersi. Ve böylece insanlar fark ettiler ki; birbirimizle cinsiyetlerimiz üzerinden ilişki kuruyoruz. Nasıl davrandığımız, nasıl seslendiğimiz, hangi konuları konuşmayı, hangi sosyal ortama davet etmeyi, davet ederken hangi kelimeleri kullanmayı tercih ettiğimiz gibi birçok detayda insanlara cinsiyetlerine göre davrandığımız ortaya çıktı. Ve arkadaşlarımız açılmaya başlayınca biz bunları tartışmaya başladık. Başka bir tartışma konusu da, nasıl bir ortam kurmuşuz ki, ortamımızın eksikleri varmış ki, arkadaşlarımız açılmak için bu ortamı yeterli bulmamışlar.

Danışma hattı kurmuştuk. Cinsiyete dair sorular geldiğinde nasıl cevap verebiliriz konusunda tartışmalar sonucunda çıkan yazılı bir metnimiz vardı ve danışma hattı gönüllülüğü yapan insanların belli periyotlarda toplanıp deneyimlerini aktarmaları üzerine o metni tekrar tartışıp güncelliyorduk. Orada da şeyi fark etmiştik ki; karşımızdaki kişinin sesinden onun cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğini varsayıyoruz. Söylenilen şeyleri de bu atadığımız kimlikler üzerinden dinliyoruz. Böylelikle herkesin kafasında bir ses başka bir anlama geliyor aslında. Bu sebeple telefondaki danışanın cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair varsayımda bulunmama kuralı koyduk. Danışanla kurduğum ilişkinin, onun benimle paylaşmak istediği bilgilerin onun kim olduğuyla bir ilgisi olmamalıydı benim nazarımda. Böylece kişilerden doğru anlatılara ayrı bir değer biçmemiş olacaktık. Hareket tabii bu süreçte akademideki LGBTİ+ öznelerin çalışmalarıyla akademiden de beslenmeye başladı. Uluslararası literatüre baktığımda “biz hareket içinde bunları zaten kendimiz düşünmüş, tartışmış, bulmuşuz” diye de düşünürdüm. Evet, aynı kavramları kullanmadık belki ama mesela 90’larda, 2000’lerin başında queer kelimesiyle tanışmamıştık fakat queer’in dert ettiği meseleleri biz o zamanlar tartışıyorduk.

İnsanların nonbinary, trans, bi+, aseksüel oldukları için dışlanmış hissetmemeleri için emek harcanmasının, sorunlarının gündemleştirilmesinin gerekliliği bir yana, kimlikleri dışlayan mekanizma bütünlüklü bir mekanizma. Dolayısıyla konu tek tek hangimizin hangi kimlikte olduğu değil. Yaptığımız şeylerin bütüne hitap etmesi gerekiyor. Monoseksizmde de alloseksizmde de kişilerden bir performans beklentisi var toplumda. Belirli kurallara uymadığında, “yanlış bir hayat yaşıyorsun” deniyor. Ben de buna benzer bir şey yaşamıştım LGBTİ+ hareketi içinde. Açığım, lezbiyenim ama hiç kimseyle birlikte olmamıştım. “Aaaa” denmişti. Veya bir keresinde bir gey arkadaş, ilk kez bizimle sosyalleşiyor. Kaos GL vasıtasıyla tanışmıştık. Bize ailesine açılmakla ilgili korkularından bahsettiğinde ben bunları dergiye yazmasını önermiştim. O da bana dedi ki “benim hiç erkek arkadaşım olmadı ki…” Sonuçta aileye açılma deneyiminden bahsediyor, anlarlarsa diye korkuyor, bir yandan açılmak istiyor ama bir yandan açılırsa başına neler gelebilecek diye düşünüyor. Bir sürü senaryolar kuruyor, planlar yapıp yapıp bozuyor. Koskoca bir dünya var orada aslında. O önemli bir dünya ve ben onu paylaşmasını önemsediğim için söylemiştim. Ama onun aklına ilk gelen; “ama benim hiç sevgilim olmadı ki…” Bu kişi aseksüel biri olabilir, olmayadabilir; önemli olan hem LGBTİ+ çevreler hem heteropatriyarkal dünya el ele verip ona kimliğinin ispatı için birisiyle sevgili olması gerektiği hissini vermiş. Bütünlüklü bir sistemden bahsettiğimiz için ben bu (aseksüel-nonbinary-biseksüel) kimliklerin özgürleşmesinin bu kimliklerden olmayanları da özgürleştireceğini düşünüyorum.

Geçmişe kıyasla biseksüelliğe dair şeyler daha gündemde. Bitopya’nın web sitesi var. Ya da podcastlerde, söyleşilerde, etkinliklerde bu konu gündemleşiyor. Yaygın da sahip çıkılıyor. Belki doğrudan bu konuda çalışma yapan derneklerin, oluşumların politikaları ve günlük çalışmaları bu konuda eksik kalabilir. Kelime olarak sıralamaktan öteye gidemiyoruz çoğunlukla çünkü ama bir yandan da LGBTİ+ aktivizmi yaşamakla ilgili bir şey, yani sadece derneklerin politikaları veya çalışmalarıyla sınırlı değil. Yaşayan çok geniş bir çevre var artık, bunu da giderek kalabalıklaşan Onur Yürüyüşleriyle anlamıştım. Sosyal medya sayesinde de görüyorum ki; toplum içinde açık, çevresindeki insanlarla bu konuları tartışan, kendi hayatını düşünürken bu konuları bütünlüklü ele almaya çalışan pek çok insan var, akademik çevreyle sınırlı olmayan. Bu konuda akademik çalışmaların yapıldığını da görüyorum. O yüzden geçmişle kıyaslarsak bayağı iyi ve gelişmiş durumda, LGBTİ+ hareketinin kapsayıcılık konusunda anlattığım problem bence varlığını sürdürüyor. Hareketin kendisi, her kimliğin ortaya koyduğu eleştirinin, o sistemin niteliğini deşifre eden bir şey olduğunu anlama noktasına henüz gelmemiş gibi sanki.

“Sevgili durumu raporu”

LGBTİ+ hareketinin, bir lubunyaya kimliğini kanıtlaması için sevgilisi olması gerektiği hissini verdiğini anlattığın hikayen bana lezbiyen görünürlük gününde sürekli lezbiyen temsillerinin iki sevgili kadın olması, hiç yanında biri olmadan resmedilen bir lezbiyen temsili görmememi bana hatırlattı. Ama aynı zamanda lezbiyen temsili olarak düşünülen iki kadının “lezbiyen aşkında” bir tarafın monoseksüel olmayabileceği ihtimalinin sürekli yok sayıldığını da aklıma getirdi.

Olabilir. Ben fark etmemiştim söylediğini, bakmam lazım görsellere tekrar. Bu bir yönelim ve çift olmakla alakası yok. Tabii ki insanların sevgilisi olabilir ama olmayadabilir. O başka bir konu diye düşünüyorum. Çift olmak üzerinden sürekli takdir edersen o zaman insanlar “sevgilim olmak zorunda” baskısı yaşamış oluyor işte. Eksiklik gibi oluyor yani sevgilinin yokluğu. Bak şimdi sinirlendim (gülüşmeler). Yıllar önce, sevgilim olmadığı yıllarda bizim camia içinde “nasılsın?”dan sonra duyduğum şey sürekli “sevgilin var mı?” idi. Allam yarabbim, olmak zorunda mı? Olmaması eksiklik mi? Olsa ne olacak? “Niye bu çok merak ediliyor?” diye düşünürdüm. Sevgilisi olsun da sevgilisi ilgilensin onunla, bizim başımızdan düşsün bu, diye mi düşünülüyordu, bilmiyorum ki. Nedir bunun arkasındaki neden? Kendimin ne olduğunu düşünmemden çok niye “sevgilim var mı” baskısı yaşatıyorsunuz ki bana? Birinin başkasına bunu yapma hakkını kendinde görmesi de çok büyük bir hadsizlik, rapor vermek zorunda bırakılıyorsun sanki: “Sevgili durumu raporu”. İnsanların senle karşılaştıklarında “ne kadar kilo almışsın/vermişsin” diye rapor vermesine benziyor.

Ben bunu bir yandan bi+ politikanın da dert ettiği, toplumda yaratılan arzu-deneyim ikiliğine ve deneyimin hiyerarşik olarak daha üstün, daha geçerli, meşru, asıl mertebe olarak görülmesine bağlıyorum. Oysa arzudan bahsetmiyor muyduk? Buradan doğru son olarak şunu sormak istiyorum: Sappho’nun Kızları ve LezBiFem’i düşününce, feminist politika içinde Bi+ varoluşa bakışın nasıl olduğunu düşünüyorsun?

Oralara özgü bir şey düşünemedim de şöyle bir şey söyleyeyim. Biz hep böyle feminist hareket, LGBTİ+ hareket diye iki ayrı hareket --tabii ki ikisinde de yer alan insanlar olabilir (bak yine insan diye düşünüyoruz görüyor musun, çok komik; böyle bir düşünce yapımız var sistem değil de insan düşünüyoruz) -- olduğunu varsayıyoruz. Ama ben iki ayrı hareket var gibi düşünmüyorum. Aksine tüm bunlar feminist çabalar diye düşünüyorum. Konuşmaya “LGBTİ+ hareketi” şeklinde kavramsallaştırarak devam edeceksek oradan doğru gelen eleştiri ve talepler bu gerçeğe alışmak konusunda feminist hareketin zorluk çekmesine neden oluyor bu aralar, diye düşünüyorum. Yani adına feminist hareket denilen hareketin bu gerçeğe alışmaya çalıştığı bir dönemden geçiyormuşuz gibi hissediyorum. Daha önceden bahsettiğim her şey burada da geçerli, bu alana özgü ayrı bir durum yok yani. 

Daha somut bir örnek vermem gerekirse; ikimiz de LezBiFem’de bulunmuştuk. O zamanlardan bir anıyı paylaşacağım. Kliton isimli bir radyo programı yapıyorduk, programın tanıtıcı metninde “Lezbiyenler” geçiyordu. Ve sen de “arkadaşlar LezBiFem’in “Bi”si lezbiyenin değil biseksüelin “Bi”’si yalnız” deyip hayati bir hatırlatmada bulunmak zorunda kalmıştın. (Gülüşmeler) Ayrıca ben feminist hareketin LGBTİ+ hareketin kendisine göre bile biseksüelliği daha kapsıyor gibi göründüğünü ama biseksüelliğin kendisini tam değil de lezbiyenliğin bir kesişim kümesi gibi gördüğünü gözlemliyorum. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Evet olabilir. “Lezbiyen ve biseksüel kadınlar” şeklinde bir kalıp oluşturmanın gerçekten insanların bifobiyi anlamalarını ve bununla mücadele etmelerini sağladığını düşünmüyorum. Bu anlattığın anıyı hatırlamıyorum ama o zamanlar söylediğim şeyi hayatımda sürekli söylemek zorunda kaldığımı hatırlıyorum. LezBiFem’e özgü bir şey değildi yani ama LezBiFem’e cuk oturmuş, “LezBiFem’deki “Bi” hecesi lezbiyen kelimesinin Bi hecesi değil” demek (gülüşmeler). Bunun üzerine düşünmemiştim ama dediğin gibi olabilir. Biseksüelliğin ciddiye alınmadığını söyleyebilirim ama. Bir yarımız heteroysa da, lezbiyen yarımız dışlanmıyor ya. Benim sağ tarafım hetero mesela, senin hangi tarafın? (Kahkaha tufanı) Bu şekilde biseksüelliği yarı-yarıya düşünen insanların algı dünyalarına bütün olarak girmiyor bi+ özneler, “bu bifobi mi değil mi?” diye düşünmüyorlar o nedenle sanki.


Etiketler: yaşam, tarihimizden
Telegram