07/07/2011 | Yazar: Dağhan Irak

Almanya’da kadınlar futbolu, kadınları, çocukları, eşcinselleri ve futbolun erkek egemen yapısından sıkılan diğer herkesi futbolla barıştırdı ve stadyumlara taşıdı.

Almanya’da kadınlar futbolu, kadınları, çocukları, eşcinselleri ve futbolun erkek egemen yapısından sıkılan diğer herkesi futbolla barıştırdı ve stadyumlara taşıdı. Şimdi Alman futbolunda her yerde kadınlar var. Bu devrimin sırrı ise okullarda ve mahalle sahalarında...

FIFA Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Almanya’da şu anda kadınlar futbolunun büyük bir hâkimiyeti var. Toplumun farklı katmanları bu yeni oyuna fazlasıyla sahip çıkmış ve yeni bir trend yaratmış durumda... Peki bu büyük dönüşüm nasıl doğdu? 

Cevabı aslında 2006 Erkekler Dünya Kupası ev sahipliğinde aramak gerekiyor. Almanya’nın düzenlediği kupa, ülkede futbol hakkındaki pek çok tabuyu yıkma aracı oldu. Almanya’da daha önce futbol dünyasının çok da içinde görülmeyen göçmenler ve kadınlar, bu kupayla beraber görünmez duvarı yıktı ve paradigmanın değişmesi için ilk ışığı yaktı. Farklı kökenlerden genç oyuncuların bir arada oynadığı dinamik ve “multi-kulti” Alman takımı hem kadınları, hem de göçmenleri ekranlara ve stadyumlara çekmeye başladı. “Die Mannschaft” dünya üçüncülüğüne yürürken sokaklarda kutlama yapanlar arasında kadın-erkek Almanlar, Türkler, Afrikalılar, Polonyalılar da vardı. Ülkede yıllarca “bir avuç beyaz adam”ın tekelinde olan futbol, artık herkesin olmaya başlamıştı.

2006 Aralık’ında avukat Theo Zwanziger’in Almanya Futbol Federasyonu (DFB) başkanlığına getirilmesiyle bu trend iyice hızlandı. Zwanziger başkanlığındaki yönetim Alman futbolunda göçmenlere ve kadınlara karşı var olan tabuları  yıkmak için çok uğraştı. Kadınlar futbolu hiç olmadığı kadar destek görürken, altyapılarda göçmen oyuncuların sayısı giderek arttı. Daha katılımcı, herkesin var olabildiği ve en önemlisi herkesin ayağının topa değebildiği bir sistem yaratıldı. Zwanziger, bu süreçte hiçbir zaman Türkiye Futbol Federasyonu’nun eski başkanı Mahmut Özgener’in salık verdiği gibi “görünmez” olmadı. Tam tersine Üçüncü Lig’de oynayan takımların mahalle sahalarından ulusal televizyonlara kadar her yerde göründü ve yeni Alman futbolunun sözcülüğünü yaptı. 2011 FIFA Kadınlar Dünya Kupası ev sahipliği alındığında ise sahneye iki popüler ismi daha çıkardı; ülkede futbolun imparatoru ve imparatoriçesi sayılabilecek Franz Beckenbauer ve Steffi Jones. 

Kupaya kadar olan süreçte DFB, kadınlar futbolunu yalnızca tepeden değil, alttan da desteklemeye karar verdi. Okullarda ve kulüp altyapılarında ilkokul çağındaki kız çocukların futbolla tanışması ve futbolu sevmesi için çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalarda zaman zaman milli takım oyuncuları da görev aldı. Geçtiğimiz yıl yapılan ve Dünya Kupası’nın provası sayılabilecek 20 yaş altı Kadınlar Dünya Kupası’nda çocuklar otobüslerle okullardan maçlara taşındı. Hem maçlar 20 bin kişi ortalamaya oynandı, hem çocuklar hayatlarında ilk defa stadyum tecrübesi yaşadılar. Ve bugüne gelindi...

Şu anda Almanya’da kadın futbolunda lisanslı oyuncu sayısı iki milyon civarında, bunların çoğu küçük yaşlarda. Bu rakam, Türkiye’de kadın-erkek her branştaki sporcu sayısından fazla. Bu futbolcular ve aileleri beş milyon civarında kişinin kadınlar futboluyla ilgilenmesi anlamına geliyor. Bu tüm reklamverenler, sponsorlar ve medya için bulunmaz bir nimet. Zira bu beş milyonluk kitlenin büyük bölümü, daha önce futbolla fazla ilişkisi bulunmayan, maçlara gitmeyen bir kitle, yani yeni bir pazar. Berlin’deki açılış maçında 73 bin seyirci, ortalama 100-120 avroluk (250-300 lira) biletleri tüketirken, büyük çoğunluk maça ilk kez giden ailelerdi. Bu aile profili, aslında futbol sermayesinin yıllarca ulaşmak isteyip başaramadığı bir kitleyi temsil ediyor. Sermaye, İngiltere’de, Türkiye’de ve pek çok başka ülkede bu kitleyi futbol pazarına çekebilmek için sadık futbol taraftarını stadyumlardan kovmayı denedi ancak Almanya’da çözüm hiç beklemedikleri şekilde kucaklarına düştü. Ünlü Alman futbol dergisi 11 Freunde’nin kadınlar futbolu edisyonu “11 Freundinnen”in yayın yönetmeni Jens Kirschneck, “bu fırsatı gözden kaçıramazlardı” diyor. 

Almanya’da kadınlar futbolunun stadyumlara ve futbol ortamına çektiği bir başka kitle ise LGBTT bireyleri ve grupları içeriyor. Kupadan bir gün önce lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin geleneksel “onur yürüyüşü” yapılırken, ağırlıklı tema futboldu. LGBTT dernekleri ve katılımcı gruplar bu yürüyüşte “Çeşitlilik için Fair Play” ve “Biz de futbol oynayabiliriz” sloganlarını kullanırken, kupa organizasyonuna da sahip çıktılar. Bugüne kadar erkek egemen ve maço futbol ortamı kendisi dışındaki herkesi meşin yuvarlaktan uzak tutmuştu. Kadınlar futbolu ise tam tersine herkesi, ayrım yapmadan içine katmaya hazır bir ortam; futboldaki pek çok tabuları yıkmanın giriş kapısı. Kadınlar futbolu, herkesin var olabildiği yeni bir futbol dünyasını temsil ediyor. 

Etiketler: yaşam, spor
İstihdam