14/04/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Sanat imgeler üretiyor ve bu imgeleri yorumlamak, anlamlandırmak için sonu gelmeyen bir anlam üretme sürecine katılıyoruz hep birlikte.

Sanat imgeler üretiyor ve bu imgeleri yorumlamak, anlamlandırmak için sonu gelmeyen bir anlam üretme sürecine katılıyoruz hep birlikte. Anlam inşa etme, üretme bitimsiz bir süreçtir; yaşadığımız tarihsel ve toplumsal koşullar altında harekete geçirilen bir üretim olarak imgeler yaratma ve bu imgelere anlamlar yükleme işinin nihai bir noktası yok; anlamının çözülmesiyle birlikte imgenin rafa kaldırıldığı bir işlem değildir. İmge hiçbir zaman tam olarak tüketilemiyor. Her zaman imgeden ifşa edilmeyi bekleyen bir şeyler kalır geriye. Sürekli olarak imgeye geri dönüp yeni anlamlar keşfetmeye çalışıyor, kıvrımlı bir coğrafya gibi sakladığı şeyleri açığa çıkarmak için imgede keşiflere çıkıyoruz. Tam olarak tüketilmesi mümkün olmayan bu imgesel anlam, sürekli akış halindeki, çok farklı toplumsal ve kültürel katmanlara ait insanların müdahalesine maruz kalıyor.

Görme Tarzları
Öte yandan gündelik yaşamda da kültür endüstrisinin, medyanın ürettiği imge bombardımanı altında hayatta kalmaya çalışıyoruz;  bu yüzden biraz imge yorgunuyuz aslında. Üzerimize boca edilen imgeleri anlamaya, çözümlemeye çalışmaktan bitap düşmüşüz. Çoğu kez anlamlandırma sürecinden vazgeçip imgeleri oldukları haliyle kabulleniyoruz. Hâlbuki imge, John Berger’in altını çizdiği gibi belirli bir görme tarzının somut hale gelmesidir, cisimleşmesidir. Dayatılan görme tarzları olan imgeleri oldukları haliyle kabul etmek, dayatılan görüş tarzlarıyla dünyaya bakmak demektir. İmgelerin üretildikleri toplumsal, sınıfsal görme tarzlarını çözümlemek etkin bir düşünme eylemini gerektirir oysa. İmgelerin dünyanın yanlı temsilleri olduklarını, belirli bir toplumsal-kültürel ortam içerisinde belirli işlevler görmek üzere üretildiklerini fark etmeyi gerektiren bir düşünce eylemi olarak imgeleri anlamlandırma süreci, araya giren ortamlar (galeri mekânları, görsel temsilin yer aldığı mecralar) ya da üçüncü şahıslar tarafından dolayımlanıp başka yönlere saptırılıyor.

İmge ormanında yolumuzu bulmak için kültür kartograflarının hazırladığı kavramsal haritalara başvuruyoruz çoğu kez. İmgeleri belirli bir anlam çerçevesine oturtan bu haritalar aslında bir dolayım olarak yapıt ile izleyici arasına girerek bir kez daha bir görme/anlamlandırma tarzı dayatıyorlar bize. Özellikle sanat dünyasında küratörlük kurumu, yapıt ile izleyici arasına girerek bir tür dolayım ilişkisi yaratıyor. İzleyicilerin, sonu gelmez bir anlam üretme süreci olarak yapıta yaklaşmaları önünde bir tür engel oluşturabiliyor. Küratör kendi zihinsel haritasıyla yapıtları ve yapıtlardaki imgeleri okumamızı istiyor bizden. Sergiye girer girmez karşılaştığımız, küratörün kaleme aldığı metnin çizdiği haritayı içselleştirerek, yapıtlardaki imgeleri küratörün zihinsel/kavramsal şemasıyla, bakışıyla anlamlandırmaya çalışıyoruz: bizden önce davranarak, bizler için yeniden sunumun (temsilin) yeniden sunumunu (temsilini) üretiyor küratör.

Yazınsal İktidar
Son zamanlarda küratörler, kendilerini el altındaki yazınsal bir yapıta yaslama gereği duymaya başladılar. Sanatçıların işlerini bu yazınsal yapıtın gölgesinde sergiliyorlar. Yazınsal yapıtın bir tür mekân olarak sanatçıların işlerine anlam kazandırması bekleniyor; ne var ki bizzat söyleyecek sözü olan ve görsel imgeler, kavramlar üreten sanatçı yazınsal yapıtın gölgesinde kalıyor, işlerine yazınsal yapıtın gölgesi düşüyor. İzleyici de sergiyi bu yazınsal yapıt bağlamında değerlendirmeye zorlanıyor. Akbank Sanat’taki Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe öyküsüne ya da Yapı Kredi Kazım Taşkent’teki Pessoa’nın Huzursuzluğu Kitabı’na dayalı küratörlük çalışmaları, bu yaklaşımı örnekleyen sergiler. Sanat yapıtı ile bu yapıtı alımlayacak kişi arasındaki dolayımlar katlanarak artıyor.

Düşünmekten yoksun bir izleyici ile düşündürtmekten yoksun bir sanatçı arasına, düşündürten biri olarak küratörün kendini yerleştirmesi, toplumsal ilişkilerde olduğu gibi anlam üretiminde de bir iktidar ilişkisi doğuruyor. Etkin bir düşünme edimi olarak imgelerin anlamlandırılması süreci, hiçbir iktidarın eline bırakılmayacak denli hayati bir önem taşımaktadır hâlbuki.


Etiketler: kültür sanat