01/07/2010 | Yazar: KAOS GL

Vicdani ret, bizi şiddet kullanmaya zorlayan ulus-devletin siyasi ve ideolojik stratejilerine karşı olduğu kadar, aile ve piyasa gibi erkek egemenliğine dayalı alanlardaki 'eril şiddet'e karşı bi

Vicdani ret, bizi şiddet kullanmaya zorlayan ulus-devletin siyasi ve ideolojik stratejilerine karşı olduğu kadar, aile ve piyasa gibi erkek egemenliğine dayalı alanlardaki 'eril şiddet'e karşı bir içeriğe de sahiptir. Militarizm ile özdeşleşmiş şiddete dayalı erkeklik değerlerinin de reddidir.
 
Sami GÖRENDAĞ* yazdı.

Modern insanın tarihi, disiplin altına alınmasının tarihi olarak da okunabilinir. Aile, okul, hapishane gibi disipline edici kurumların en önemlilerinden biri de şüphesiz ordudur. Ordu hem çıplak şiddetin üretildiği hem de meşrulaştırıldığı modern bir kurumdur. Militarizm, korkunun topluma içselleştirilmesiyle varlığını sürdüren bir itaat düzeninin adı, yurttaşın iradesinin yok edilmesinin modern disiplin rejimidir. Militarist devlet yapısının en görünür olduğu yer ordu ve devlet arasındaki ilişkidir; bu nedenle devletin şiddete dayalı gücünü yeniden üreten orduya katılmayı reddetme, doğrudan devletin içerdiği kötülüğü açığa çıkarma, görünür kılma çabasının ifadesidir. Modern ulus-devlet şiddet uygulamayı kendi tekeline alarak, görünürde herkesin herkesle savaşına bir nokta koyar ancak bu eşi görülmemiş devasa bir şiddet organizasyonunu gerekli kılar. Modern devlet, bu disiplini kapitalizmin düzen ilkesine göre kurumsallaştırarak sağlar. Bu düzen, içinde yer alacak tüm öğelerin yerinin önceden belirlendiği, dolayısıyla toplumun üyelerinin her birinin düzenin bir parçası olarak işlemesinin sağlandığı bir kontrol düzenidir. Özü, ödev ve sorumluluklar temelinde oluşan bir itaat ilişkisine dayanır. Modern devlet, bir yandan düzen ilkesine uygun olarak insanı biçimlendirme araçlarını, diğer yandan da bu düzeni muhafaza edecek aygıtları içinde taşıyan örgütlü bir güç olarak kurumlaşır. Bu kurumlaşmanın en önemli veçhesi olan zorunlu askerlik, erkekleri şiddet kullanmaya sevk eden, erkeklik değerlerini yücelten, hegemonik erkekliği şiddet yüklü bir içerikle yeniden inşa eden zorunlu iktidar uygulamasıdır.

Türkiye'de ordu bir 'gereklilik', askerlik ise bir 'vazife' olmaktan çıkmış adeta Türklerin ırksal ve kültürel bir özelliği olarak kurgulanarak, ordu-millet mitine dayalı bir devlet ideolojisine dönüşerek kurumlaşmıştır. İktidarların toplumsal egemenliklerini genel olarak iki temel yolla sürdürdüklerini söylemem mümkün. Birincisi tehdit ya da güç uygulaması, ikincisi ideoloji ve 'meşru' sosyal söylemin içeriği üzerinde kontrol sağlamalarıdır. Bu ülkede genel zorunlu askerliğin tesisi, askerlik hizmetinin ideolojik kutsanışı eşliğinde gerçekleşmektedir. Bu, bireyi öğüten şiddet değirmeninin, itaatkar bir kölesi olmayı politik inanç ve kanaatlere dayanarak reddetmek gerekiyor. Çünkü orduya katılmayı reddeden anti-militarizm, bireyin özgürlüğünü yeniden ele geçirme mücadelesidir.

Vicdani ret, bizi şiddet kullanmaya zorlayan ulus-devletin siyasi ve ideolojik stratejilerine karşı olduğu kadar, aile ve piyasa gibi erkek egemenliğine dayalı alanlardaki 'eril şiddet'e karşı bir içeriğe de sahiptir. Çünkü ailede kadınları ve gençleri yönetmek, piyasada üretime koşulan işçileri disipline etmek, ulus-devletin düşmanlarına karşı savaşmak biz erkeklerden beklenen ve çoğu zaman şiddet kullanmayı içeren toplumsal rollerdir. Bu bağlamda vicdani ret, militarizm ile özdeşleşmiş şiddete dayalı erkeklik değerlerinin de reddidir.

Askerlerin bir vatana ihtiyacı vardır, ama aynı zamanda da bir düşmana. Bu düşman kimi zaman komünistler, kimi zaman Kürtler, kimi zaman Yunanlılar kimi zaman da Alevilerdir. Bu nedenle zihinsel ve manevi seferberlik, bir tehdit ediliyor olma duygusu yaratma ve kin ile nefreti, dış ya da iç düşman olarak teşhis edilenlerin üzerine yönlendirme anlamına da gelir. Devlet, politik ve ekonomik eşitsizlikleri ortak düşman veya dış tehdit duygusunu sürekli canlı tutarak, sahte siyasal birliklerle meşrulaştırır. Tarihsel ve toplumsal gerekçeler değişse de değişmeyen tek şey, devletin ihtiyaç duyduğu, yok edilmesi veya boyun eğdirilmesi gereken ortak düşmanlar paranoyasıdır. Paranoya, yaygınlaşıp kök saldıkça ortak düşmana yönelen kin ve şiddette boyutlanır.

Direnmek, tam da ayağımızı bastığımız yerde başlar. Militarizme ve her türlü otoriteye inat, yaşasın hayat..

*İHD Van Şube Sekreteri


Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret