24/06/2010 | Yazar: Burika Tutu

Ben kendimi senin ellerindeki ilmiğe bıraktım. Bir parmağımı kanattım önce daha sonra bir adam öldürdüm. Daha bir mahalleyi havaya uçurdum, bir şehri yaktım gittim.

Ben kendimi senin ellerindeki ilmiğe bıraktım. Bir parmağımı kanattım önce daha sonra bir adam öldürdüm. Daha bir mahalleyi havaya uçurdum, bir şehri yaktım gittim. Bir şehri yakacaksam dedim daha iyisi yapacağım dedim kalabalıktan bıkmışsam dedim cansız mankenlerin gülücükleri olacak şehrimde dedim. Kan revan içinde şehirler yaptım bir şeyleri yıkacaksam aradım kudret damarlarımda ki kurtarılmış hislerdedir. İçtikçe hatırlanan küfürsüz aşklar geliyor aklıma. Kavgasız bir hayat için savaşmalıyız gibi bir şey aslında.

Sağ gösterip sol vuran politikacılar. Marjinallik uğruna suya yazı yazanlar, sekslerinin komplo olduğunu söyleyen adamlar. Sokaklarınmış gibi duran her daim içinde bir Anadolu ezgisi yatan güzel kadınlar. Şehrin peş para etmez ibnelerine haz saldıranlar. Yatağında kendi ısısıyla yatmaktan tırsanlar. Ha bir de kokain içine kırılan florasanlar. Hatıralar hatırlandıkları kadar güzeldir.

Her eve geç kaldığında “Alo baba, ben Burak” demek. Ne kadar saçma değil mi? Alo baba ve aynı anda benim ismimi koyan adama ismimi telaffuz etmek. Güzel kadınlarla seviştim umursuzca küçük ibnelerle oynaştım duygusuzca. Bir tek sen diyebileceğim kimsem yok. Rebul kokan evimi terk edip yerine seçtiğim bol tütünlü az esrarlı dayaklar. Sevgi bir yokuş gibiydi yüreğimde ve İSKİ’nin hep açık unuttuğu rögar kapakları.

Ne zaman gideriz buradan? Hadi zaten kontörümde azaldı iyice alkole karşı. Hesap kutusunun içinde iki şey var. Biri adisyon biri de şırınga içi boş! Kus tüm içindekilerini ve çek şırınganın haznesine sonrası basit kökten kapanır hesap! Ve toprağa karışmışken henüz küllerim ikimizden olma faili meçhul çocuklar gibiyiz şimdi cennet tarlalarının umursuz cellatlarıyla. Unutmak ihanettir.

Hatıralar hatırlandıkları kadar özeldir. Söylenmedik sözler ne kadar manasızca! Parmak uçlarınla pistleri dans ettirmek. Tanrıya karşı güneşin karşısında kendimin doğması. O kadar yakınım ki aya pencereyi açsam kafa atacağım dünya'ya. Ve takvimler geliyor bazen aklıma evimizdeki hazret dede takvimi, özünde bol, oğlancının teki cebimde karmakarışık devrim takvimi. Dur taksi şurada ilk gördüğün devlet dairesine sür demek geliyor içimden. Ramp ramp ramp askerler yürüyor. Aklım kalbime bir ihtilal yaptı. Ve o zamandan beri ben kimseyi sevmedim oryantal küfürlerde.

Bugün senin doğum günün mavi kağıtlı olan fakat özünde pembe olan bir hayatın doğum günü bugün. Sen şimdi nereye gidiyorsun o nu söyle belki aynı yollarda belki aynı eylemlerde belki aynı takvimin aynı yaprağında karşılaşacağız. Belki de unutulmuş bir mezarın iki “sol”ucanı olarak sömüreceğiz toprağı. Annem her perşembe gecesi eve gelen “meleklere” dualar okur. Halbuki tanrının orospuları. Sahipsiz mezarlara gidemeyecek kadar haberci kokuyorlar.

Avlu içinde çatlak mermer. Hapishane kokan öğütler. “Türkçe konuş” çok konuş “Kürtçe konuş” çok bok ye! Ya da bok konuş kadar denilecek farklı darbelerle kıyaslanan bir ihtilali var aklımın kalbime. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer belki ama biraz geri gidip ilk soldan saparsan da geçmişi de oluyor bu darbenin. İkimiz de aynı rahim sıcaklığından çıkmış iki birer bebeğiz. Melek bahçeleri diye kandırılarak gittiğimiz cuma namazları yavaş yavaş avlularda içilen Ballıca. Daha sonrası paran olursa kokain. Bugün sen benim kalbimden atla askerler gelmeden atla! Seni asmasınlar, seni de alıp götürmesinler. Ben senin parmaklarında darağacımı kurdum çoktan. Kanında rahim tazeliği kanımda kötü kokan bir esrar. Aklım yüksek darbe şurasında. Dokunmadığımız bedenler kadar temiziz şimdi. Alttan gelen ritmik ayak sesleri. Gülümse bana.

GDO uğruna satılan natürel kefen bezleriyle gittim bugün okula. Ve son ders karmaşasında. “Of sen de kapitalist binaların göçüğü altında kalmış sıktın be bitireceksen bitir.” dedi yine tanrının küçük sevimli ve GDO’suz yalan değeri yüksek orospuları.

Son bir ezgi geliyor aklıma. La laya ri ra ray.

Benim Tek Dostum İçkim, Sigaram ve Tanju Okan.


Etiketler: yaşam
nefret