27/02/2009 | Yazar: Ozan Gezmiş

Yine ve yeniden aynı şeyleri yazıyor gibi hissediyorum kendimi ama sanırım hâlâ gerekli.

Ozan Gezmiş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ozan Gezmiş

Yine ve yeniden aynı şeyleri yazıyor gibi hissediyorum kendimi ama sanırım hâlâ gerekli. Dün internette bir haber sitesinde yine sözde ‘uzman’ bir psikologun, ‘Benliğine yabancı eşcinsellerin, eşcinselliklerinin değiştirilebileceği’ iddiasına yer verilmiş…

Kişilerin cinsel yönelimlerini oyuncak misali yapboz sanan bu çok değerli psikologlar daha kaç yüz yıl insanların psikolojileriyle oynayacaklar ve buna daha ne kadar izin verilecek bilmiyorum ama aslında bu girişimlere çok da şaşırmamak lazım. Malum Türkiye Cumhuriyeti milletvekili, meclis anayasa komisyonu başkanı Burhan Kuzu, geçenlerde TV’ye çıkıp ‘Bunların da eşitlik talebi var, bunların da derdi başka’ diyerek adeta eşcinsellere her yerden saldırabilirsin fetvasını çıkardı bile. Bunun üzerine bu ülkenin önemli bir görevde bulunan milletvekilinin bile ‘bunlar’ diye ötekileştirdiği lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüelleri tabiî ki birileri de kalkıp ‘dönüştürmeye’, ‘değiştirmeye’ çalışacaktır…
 
Psikoloji, sandığımız kadar masum mu?

Hayır, psikoloji ve psikiyatri toplumsal dinamiklerden ve ideolojilerden en başta etkilenen bir bilim dalıdır. Genel algı bilimsel olanın ‘tarafsız’ olduğu ya da olması gerektiği yönündedir ancak bunun çok değil yakın geçmişte bile doğru olmadığı, olamadığı çok net görülebilir. Arı ırk yaratma gibi ırkçı bir ideoloji için 2. Dünya Savaşı sırasında psikoloji alanındaki sözde bilimsel uygulamalar ve psikolojik hastalıklarla ilgili ‘bilimsel’ kabuller bu ‘tarafsız’ bilimin belki de en ideolojik örnekleridir. Psikolojinin dogmalardan arınması ideolojiler yüzünden her zaman oldukça zor olmuştur. Pozitif bilimlerin ideolojilerden sıyrılıp akla yönelmesiyle ilk olarak 1973’de Amerikan Psikiyatri Derneği ve sonra 1990’da Dünya Sağlık Örgütü tarafından eşcinselliğin bir sorun olmadığı belirtildi ve cinsel yönelimin değiştirilmesi, düzeltilmesi gibi uygulamalardan kaçınılması gerektiği özellikle vurgulandı.
 
Peki, bu Türkiye’de ki psikologlar eşcinsellerden ne istiyor?

Bu sorunun yanıtını ararken genel çerçeveye iyi bakmak gerekiyor. Sistemin yani devletin resmi ideolojisinin isteği oldukça net: ‘Erkek, heteroseksüel, sünni, müslüman ve Türk olmak zorunludur.’ Bunun dışındakiler ötekidir, berikidir ya da ‘bunlar’dır…
 
Bu ideolojiyi farkında olarak ya da olmayarak benimsemiş psikologlar da haliynen eşcinsellerden değişmelerini bekliyor. ‘Neden’ sorusuna ise adeta resmi ideolojinin ağzından söylercesine şöyle cevap veriyorlar; ‘Bu toplumda eşcinsel olarak yaşayamazsın, kabul görmezsin’, ‘Kimliğinle barışık değilsin, o halde zaten yanlış olduğun için seni değiştiririm.’ Yine çok genel ve klasik bir psikolog savunusu ise; ‘Kişi bana eşcinselliğinden şikâyetçi olarak geliyor o yüzden ben de bunu değiştirerek kişiye yardımcı oluyorum…’

Resmi ideolojinin yükünü sırtına almış ve bu ağırlığı kambur gibi hisseden bir eşcinselin yardım talep etmesi veya çevresinde sürekli kötü ve dışlayıcı bir algı varken, nefes alamaz duruma gelmişken eşcinselliğinden şikâyetçi olması çok mu şaşırtıcı? Peki, burada kişiyi kimliğinden soğutmaya çalışarak nevrozunu arttırmak mı daha bilimsel bir çözüm, yoksa kimliğiyle barışık hale getirmek mi?
 
Farkına varmak ve bilimsel düşünmek. Aslında her zaman kıstas olması gereken iki önemli şey…
İçinde kendimizi var edemediğimiz bu sistem ve resmi ideoloji bir prangadır. Bu sadece eşcinsellerin değil, azınlık olarak görülen, ‘öteki’ olan kocaman bir çoğunluğun ayağındadır. Bunun farkına varmak ve bu zinciri kırmak ilk adımdır. İkincisi ise özellikle bilimle uğraşanların, psikologların bakış açılarında her zaman olması gereken bilimselliktir, akılcı düşünmektedir. Ancak ve ancak bu iki referans bizi hep birlikte özgürlüğe götüren yolda yön gösterici olacaktır…
 
Eşitlik taleplerini yok sayanlara, birilerini kendisine benzemediği için değiştirmeye çalışanlara hep birlikte seslenelim; ‘Artık yeter! Hayatlarımız çocuk oyuncağı değil ve tüm bu şiddet, zulüm de bir oyun değil…’


Etiketler: insan hakları, sağlık
Nefret