24/03/2010 | Yazar: Barış Sulu

İlkokulu henüz bitirmiş 12 yaşında bir çocukken ilklerimden birini yaşamıştım; ilk öpücük… Mahalleden çilli ve turuncu saçlı, benle aynı yaşta bir

Barış Sulu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Barış Sulu
İlkokulu henüz bitirmiş 12 yaşında bir çocukken ilklerimden birini yaşamıştım; ilk öpücük… Mahalleden çilli ve turuncu saçlı, benle aynı yaşta bir oğlan çocuğuyla dudaklarımızı kavuşturmanın çocuksu heyecanı… Sokak ortasında hayranlıkla birbirimize bakıp kendimizi olduğumuz gibi birbirimize bırakma halimiz…
 
Bu bir çok kişi için önemli bir deneyimdir ve ilk öpücük asla unutulmaz bile denir, bende daha da ilerisi olmuş bir takıntı haline bile dönüşmüştü çilli ve turuncu saçlı mahalle arkadaşım, çilli ve turuncu saçlı bir erkek görünce ister istemez gözüm takılır ve ilk öpücüğüm aklıma gelir hala…
 
İşte o zaman öpüşmek istediğim için öpüşmüştüm o çilli ve turuncu saçlı çocukla, henüz kavramların anlamlarını bilmiyor içimden geldiğince, özgürce davranıyordum. Kendim gibi davranıyordum. Bana ailede öğretilen ‘sadece erkekler ve kızlar öpüşür’ değildi... Cinsellik hakkında ailemde konuşulmazdı bile, ben başka yerlerden öğreniyordum cinselliği, birçoğunuzun öğrendiği gibi arkadaş çevremden elbette.
 
Erkek bir çocuk olduğum için erkek arkadaş grubumla hafta sonları sık sık buluşurduk, genelde sınıf arkadaşlarımdı. Evlerde buluşup annelerimizin hazırladığı kekleri, börekleri, makarnaları, pastaları yedikten sonra konu tuhaf bir şekilde cinselliğe gelirdi, sözlerle başlayan cinsellik, önemli uzuvları göstermelerle (kiminki daha büyük), dokunmalarla (genelde şakalaşmalarla, parmak atmalarla, ellemelerle) devam ederdi. Bu şaşmaz bir kuraldı, erkek olmanın yolu sanki bundan geçiyordu, erkeksen erkeklerle bu şekilde iletişim kuracaksın ve en çok küfrü sen edeceksin, erkeklerle gizli gizli testlerini yaptığın şakalaşmaları okulun orta yerinde kızların üstünde deneyeceksin ve ödül olarak en erkek sen olacaksın ama gelecek yaşantında böbürlenerek anlatacaksın... Çok korkunç bir çocuktum itiraf ediyorum, o dönemde elle tacizde bulunduğum tüm kızlardan ayrıca özür diliyorum buradan.
 
Ama bende başka bir şeyler de vardı, bu oyunlardan zevk alıyordum ve erkeklere hayrandım, cinsel olarak arzuluyordum ve fark etmeden ya da fark ederek hayranlıkla erkekleri izliyordum. Hatta bir keresinde sanırım fazla gözle tacizde bulunmuşum ki fark edildim. Okul çıkışında hayranı olduğum bir üst sınıftan olan çocuk, tahmin ettiğiniz yere diz geçirmişti. Bir daha onu izlememem konusunda iyi bir uyarıydı ama yeterli değildi. Elbette onu gizli gizli izlemeye ve onunla ilgili erotik hayaller kurmaya (o incecik boynuna kondurduğum öpücükler, çıplak vücutlarımızı birbirine dolayıp hiç ayrımlamamacasına sarılmalarımız…) devam ettim.
Yaşım ilerledikçe eşcinsel kelimesini bilmesem de cinsel yönelimimin ‘çoğunluktan farklı’ olduğunu gayet iyi anlamıştım ve kendimle barışık bir çocuk olduğum için zorlu süreçler yaşamamıştım, çok okumuş, bilgi edinmiş, araştırmıştım kendimi. 17 yaşımda kendime açıldım (coming out). Kendi kendime “Barış sen eşcinselsin” diyebildiğimde yaşım 17’ydi ve yaşıtlarımın neredeyse hepsinin sevgilisi vardı, benimse kocaman kocaman soru işaretlerim.
 
Kendime açılarak en zor kısmı atlatmıştım. Şimdi sırada yakın çevreye anlatabilmek vardı yıllardır içimde biriktirdiğim, gizlediğim bu durumu. O zamanlar açılma benim için çok önemliydi, “Biliyor musun ben eşcinselim” diye köşeye sıkıştırdığım arkadaşıma anlatırdım ama şimdi düşünüyorum da, heteroseksüel birisi gelip de bana “biliyor musun ben heteroseksüelim” diye açıklamıyorsa benim de cinsel yönelimimi pat diye açıklama gibi derdim artık yok.
 
 Ama “Kız arkadaşın var mı?” sorusuna “Hayır, erkek arkadaşım var” diyorum çekinmeden.
Neden böyleyim diye çok sorgulamadım ama bilirim ki bunu benim gibi yaşayamayan bir çok eşcinsel var. Öncelikle kendine açılamayan… Benim 4 yılım sorgulamalara feda olmuştu, en güzel yıllarımda neden böyle olduğumu bulmaya çalışmıştım… Başka eşcinsellerin durumlarını düşündükçe çok şanslı olduğumu söylerim kendi kendime hep. Benim 4 yılım gitmiş olabilir ama bir çok eşcinselin hayatları bu gibi soruların içinden çıkamadığı için tamamen kaybolabiliyor. Psikolog psikolog gezmeler, ‘düzelme’ safsatasıyla her yalancıya inanlar ve buna zamanlarını, paralarını, ömürlerini harcayanlar…
 
Aslında konu hiç de karmaşık değil. Şöyle ki;
 
Erkekleri arzulayan, erkeklere aşık olan bir erkektim,
bu kadar basitti aslında.
Bu benim gerçeğim diyorum kendime.
 
Eşcinselliği tercih etmedim, eşcinselliğimle mutlu yaşamayı tercih ettim diyorum.
Aşık olacağım kişiye hiçbir zümre, kurum, kişi karışamaz diyorum,
Bedenim benimdir ve üzerinde nasıl bir tahakküm kuracağıma kimse karar veremez diyorum…
 
Aşık olma özgürlüğüm;
elimden alınamaz,
birilerinin kararına bağlanamaz,
benden ve aşık olduğum kişiden başkasını ilgilendirmez diyorum!
 
Eşcinselliği bir tehdit olarak algılamak, Burhan Kuzu’nun meşhur cümlesi gibi; ‘bu yüzyılın konusu olamaz’, eşcinsellik dünya var olduğundan beri sürüp giden ve gidecek olan bir yönelim. Biseksüellik gibi, heteroseksüellik gibi…
 
Bulaşıcı bir durum değil, bu kadar basit.
 
Nasıl heteroseksüel birisine eşcinselliği bulaştıramazsanız, eşcinsel birine de heteroseksüelliği bulaştıramazsınız. Bu gayet basit, net ve anlaşılır bir cümle…
 
Ayrımcılıklarla uğraşmak yerine ayrımcılığı teşvik eden birkaç amacını bilmez STK’yi de bu nedenle kınıyorum. ‘Aşk eşittir hastalıktır’ mı demek istediniz, maalesef yanıldınız.
 
Maalesef aile denilen kavramı nasıl hiçbir güç yok edemeyecekse yine maalesef eşcinsellik denilen kavramı da hiçbir güç yok edemeyecek, bu da böyle biline…
 
Eşcinsel, biseksüel ve transeksüellerin zihinlerini bulandırmayı da kendinize amaç edinmeyin.
 
Artık elinizi de bedenimizden çekin!


Etiketler: insan hakları
Nefret