28/03/2011 | Yazar: Kubilay Bürgan

Desem ki. Diyebilsem ki; Aslında eşcinsellik asırlar önce daha iyi bir durumdaydı. Bundan iki bin yıl önce!

Kubilay Bürgan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kubilay Bürgan
Desem ki. Diyebilsem ki; Aslında eşcinsellik asırlar önce daha iyi bir durumdaydı. Bundan iki bin yıl önce! Eski Yunan’da, Mısır’da, yani eski uygarlıkların tümünde suç değildi, yasal olarak tanınıyordu, hatta teşvik ediliyordu.
 
Desem ki. Diyebilsem ki; Özellikle genç erkeklerle yaşlı erkekler arasındaki ilişkiler, toplumun en kutsal saydığı ilişkilerden biriydi. Çünkü burada yalnız aşk ve cinsel ilişki değil, aynı zamanda yaşlılığın deneyimlerinin genç erkeğe aktarılması gibi bir şey vardı.
 
Desem ki. Diyebilsem ki; Lezbiyen kelimesinin çıktığı yer, Ege Deniz’in deki Lesbos adasıdır. Kadınlar orada Büyük Yunan Lezbiyen şairi Sapho önderliğinde açık ve aleni bir biçimde aşk yaşamışlardır.
 
Desem ki. Diyebilsem ki; Daha sonra, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla bir günah, yasaklanma, toplumsal ayıp kisvesi altına girmiş, iki bin yıl boyunca da, iki bin yıl önceki hakların alınabilmesi için mücadeleye girişilmiştir.
 
Desem ki. Diyebilsem ki; Dünyadaki bütün eski toplumların- Kızılderililer, Avustralya yerlileri, Afrika yerlileri ve Güney Amerika yerlileri- hiçbirinde eşcinsellik suç olarak tanımlanmıyor. Aksine çoğu, eşcinselliği bir güzellik, doğallık ve yaşamın içerisinde mutlaka olması gereken bir olgu olarak kabul ediyor.
 
Hatta çok ileri giderek şunu da söyleyebilsem. Endonezya’daki beş yüzlük bir topluluktan bahsediliyor. Bu, o kadar ileri varmış bir topluluk ki, Eroto yerlilerinde asıl olan cinsellik eşcinsellik, erkek eşcinselliği! Heteroseksüellik ise sadece üremek için bir araya gelinen bir ilişki.
 
Günümüz toplumuna dönsem. İçinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti. Bütün bu söylemek istediklerimden sonra cevabı duyar gibi oluyorum. Sen bir ibnesin!
 
Ve desem ki; ben bir ibneyim !?
 
Desem ki. Diyebilsem ki: Bu çok yanlış ve hakaret içeren toplumsal damgalama sonucunda, “sapık” ve “yahut” ibne olarak tanımlanan kişiler günümüzde eşcinsel ilişkilerde pasif ve kadınsı rolü üstlenmekte, suçlanmakta, aşağılanmakta ve alay konusu olmakta…
 
Desem ki. Diyebilsem ki: Kişilerin cinsel kimliklerini belirleyen ana yapı cinsel yönelimleridir. Yani kesin ve açık bir şekilde cinsel ilişkiye katılan bireyler sürekli olarak aktif, girici rolünü oynamaya devam ederken, diğeri pasif girilen kişi konumunda kalabilir. Günümüzde pasif eşcinseller “erkekliğin yüz karası” olarak toplumdan dışlanırlar, aşağılanırlar, değersizleştirilirler, kınanırlar veya fuhuşa zorlanırlar. Ah, bir haykırabilsem.
 
Desem ki. Diyebilsem ki:  Bu sebeple üstünlük algısı toplumda çarpık bir düşünceye yol açmakta. Bu nedenle eşcinsel arkadaşlarımızın bir kısmı, eşcinselliği kimliklerinin veya kişiliklerinin bir parçası olarak kabul etmelerinden sonra, kendilerini kadınlarla özdeşleştirmekte ve sözde kadınsı nitelikleri içselleştirmektedir. “Sosyolog Hüseyin Tapınç’ a göre eşcinsel ilişkilerde tercih edilen ve gerçekleştirilen anal sekse katılan erkeksi, etkin, girici ve genelde eşcinsel olmayan eş girici fallusun her şeye kadir gücünü temsil ederken, kadınsı, edilgin, girilen eşcinsel de anal güçsüzlüğün simgesidir. Bu güç ilişkisi, heteroseksüel cinsellikte de görülen eşitsizliğe dayalı güç ilişkisinin bir izdüşümüdür.” 
 
Sen bir sapıksın!
 
Şimdi diyorum ki; Günümüz Türkiye’sinde Eşcinsellere yönelik kullanılan bu yersiz sözcük ormanın içinden biri olarak bendenizi de rahatsız ediyor ve düşüncelerimi paylaşmak ihtiyacı doğuruyor. Ah, bir haykırabilsem.
 
Şimdi diyorum ki; Aklıma Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” kitabında kadınlara karşı söylediği bir söz geliyor. “kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın” Yazarak, okuyarak ve paylaşarak birbirlerimizin sorunlarına ortak olacağımızı düşünüyorum. Ben de bu söze uyarak bu kırılgan konuda yazarak haykırmak istiyorum.
 
Desem ki. Diyebilsem ki: Elbette insanlar ne der diye düşünmeden yazmak istiyorum desem…
 
Selim İleri’nin  “yarın yapayalnız” romanında etkilendiğim bir bölümü paylaşmak isterim sizlerle.  “ Aşk hep aynıdır. Bütün aşklar birbirine benzer. İster kadınla erkek arasında geçsin, ister iki kadın, iki erkek arasında. İnsanlar bu son ikisini konuşmaktan korkuyorlar.”
 
Aşk hep aynıdır…
 
Ah, bir haykırabilsem!
 
Kaynakça:  
 
yalnızlık adasının erkekleri - pınar çekirge/altın yayınları
 
eşcinsel erkekler – murat hocaoğlu/metis yayınları
 
erkek ve kadında eşcinsellik – ali kemal yılmaz/özgür yayınları
 
antropoloji “insan çeşitliliğine bir bakış / conrad phillip kottak/ ütopya yayınevi


Etiketler: yaşam
Nefret