27/08/2014 | Yazar: Fırat Demir

Milenyum sonrasının yegane umudu, bir dönemin queer yüzü Brian Molko ve Placebo’nun düşüşü...

Fırat Demir | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Fırat Demir
Molko’nun uğruna kendini feda ettiği milenyum fanları zaten çoktan bir başka grubun içini boşaltmak üzere Placebo’yu terk etmişti. Peki, bunca fırtınadan geriye ne kaldı? Brian Molko’nun kızlı erkekli herkesin içini hoplattığı o geçmiş görüntüleri kaldı. Koyu feminen haliyle uzlaşmaz şarkılar söyleyen ve ya efsane ya da rezil olacak kadar cesarete bulanmış bir figür.
 
Kaos GL Dergisi, Temmuz Ağustos 2014, sayı: 137, Queer ve Sanat
 
Brian Molko, milenyum sonrasının yegane umuduydu. Zarlar, Molko için atılmıştı. İşbu Molko’nun alacalı bulacalı grubu Placebo, yeni yüzyıla üç güçlü albümle girmiş, yani o meşhur 90’lardan yara almadan sıyrılmayı başarabilmişti. Molko sırtına pek çok umudu almış, kendinden bir heykel oluşturmaya ve yalnızca pek azına nasip olan bilinçaltımızın taş oymacılığına talip olmuştu.
 
Bir dönemin “queer” yüzüydü Molko, alabildiğine bir gender muammasıydı. Bir başka cinsel muğlaklık tanrısı Brett Anderson’ın Suede ile iyice tepelere taşıdığı glam rock mirası için gereken cazgır sesti; tam da Suede kendi karanlığında iyice devleşip bir başka tepeye, tekillik dağına çekildiğinde ortada boş kalan alanı tarumar etmek için gökten bir meteor gibi düştüydü. Yıl: 1996. Zamanın ruhu: Bir yanda orta sınıfın Blur gibi haylazları, bir tarafta kız kaçırır edasıyla herkese kendini kolaylıkla sevdirebilen  Jarvis Cocker’lı Pulp, diğer yandan maço tavırlarıyla herkesi sorguya çekmeye meraklı Oasis. Suede’in bol simli geri dönüş albümü “Coming Up”ı saymazsak, İngilizlerin çok sevdiği cinsel karmaşa artık gözden düşmüş gibi gözüküyordu ve evet, Suede majör bir güçtü ve de en azından bir tane daha “glam” gelse fena olmazdı. 90’lar bir istedi, bin aldı. Brian Molko; Courtney Love ve David Bowie’nin bir gecelik ilişkisinden peydahlanmış bir çocuk gibi arsızca beliriverdi.
 
Brian Molko’nun grubu Placebo ile kendi adlarını taşıyan ve 96 yılında yayımlanan ilk albümleri, başlı başına bir savaş ilanıydı. Ojeli tırnakları, omzuna düşen küt saçları ve siyaha boyanmış dudaklarıyla Brian Molko, aykırı bir kız ne hissederse öyle hareket ediyordu. Kendinden önce gelen androjenlerden büyük bir fark vardı. O, androjenin karanlığıyla ilgilenmiyordu. Düşmüş bir aristokrat gibi de değildi. Daha çok pahalı malikaneye sızıp sağı solu karıştıracak bir orospuyu hatırlatıyordu. İppppince sesi, katlanılmaz biri olduğunun nişanıydı. Zaten yazdığı şarkı sözleri de bu dikenliliğe değiniyordu; Molko, uyuşturucu kullanıyor, sevişiyor, savaşıyor, gerekmediği halde savaşıyor, sonra kimsesiz kalıyor, çok çok üzülüyor, bu yalnızlığı içerisinde bu seferde bizzat kendi ıssızlığıyla savaşıyordu. Grubunun bol distorsiyonlu şarkılarına bile yedirdiği melankoli pekala böylesi çelişkilerin yansımasıydı ki glam dediğin, çelişkileriyle bir bütünlük demek oluyordu.
 
Bu bütünlük (çelişki mi demeli?) Placebo’nun ikinci ve en iyi albümü “Without You I’m Nothing” ile bir sanat diline dönüşecekti. İlk albümden “Nancy Boy” gibi cesur şarkılarla hem övgü toplayan, hem de her an kendi kendinin parodisi olmaya hazır bir grup kategorisinde bekletilen Placebo, rüştünü ispatlamıştı. Sözkonusu karanlık albüm, Molko’nun duygululuğunun sarı safran bir yansıması olarak hüzne eşlik etti, Molko’nun gerçekliğine renk kattı, biraz daha gerçeklik kattı. Fakat en önemlisi, Brian Molko’nun bir queer sanatçı olarak yükseldiği konumdu. Pek çok 90’lar genci için Molko, bir geçitti. Adım adım keşfedilen cinselliğin kapılarından biriydi. Bir elçiydi.
 
Placebo hayranlarına nefes aldırıyordu. Hayat kadınlarından, rent boy’lara kadar toplumsal cendere tarafından sıkıştırılmış tüm bireylerin varolabildiği bir müzikal evrendi Molko’nun, Placebo’nun evreni. Bu evrenin göğü ise, Molko’nun makyaja buladığı hüzünlü yüzüydü. Molko, sesinden, melodisine, bedenine kadar topyekun bir direnmenin nesnesiydi. Bu yüze biraz daha bakan zamanla güzelleşip büyüyecek, özgürleşecek ve eğer şansı da yaver giderse Derek Jarman gibi pek çok ve daha sarsıntılı queer sanatçıların evrenlerine sıçrayacaktı. Ve sonra herkesi yutup öğüten yeni yüzyıl geldi.
 
Milenyum fahişesi, yeni yüzyıla “Black Market Music” isimli kaygan ve belirsiz bir albümle girmişti. Placebo, bu noktadan sonra ya bu belirsizliği bir tavra dönüştürüp ikonikleşecek ya da fatal bir hata yapacaktı. “Erkekler hakkındaki zevkini değiştir,” diyordu Molko albümün çıkış parçasında. Molko’nun kemik hayranları zaten tüm bu savaşları, süreçleri çoktan yaşamıştı. Grubun artan ünüyle beliren yeni fanların ise milenyum yorgunluğunda böylesi sorularla uğraşmaya pek zamanı ve yetisi yoktu. Ayrıca Molko’yu geleceğe taşıyacak şans (ya da kaza mı demeli?), sözkonusu albümden değil, bir önceki albümün kıyıda köşede kalmış şarkısı “Every You Every Me”den gelecekti. “Every You Every Me”, yıllar yılı içerisinde, taa grubun 2003 yılındaki 4. albümü “Sleeping With Ghosts”a kadar büyüdü de büyüdü. Bir nevi Molko’nun ve Placebo’nun tüm kaderini sırtına yükledi. Belirsizlik demiştik ya, bu belirsizliği silkeleyip attı. Hem de ne atış!
 
Ne olduysa oldu, Brian Molko sinirli bir kızdan, genç kız posterlerine geçmeyi “tercih etti”. Oysa ki bir norm kırıcıydı, erkek bedenini de, kadın bedenini de üzerine bir elbise gibi geçirebilmiş, sonra bu elbiseyi hiç düşünmeden çöpe atabilmiş bir cinsel bukalemundu. Yeni nesil gençler “Every You Every Me” eşliğinde Brian Molko’dan yeni bir arzu nesnesi yaratmaya çalışırken, Molko, kendi imgesini kolaylaştırması gerektiğini hissetti. Bukalemunluktan kedicilikliğe geçti; öyle ısırmayan, gelip ayağına dolaşan kıvrak ve sevimli. İlkin yüzde başladı çözülme. O savaşkan hüznün yerini, kendini kabul ettirmiş birinin rahatlığı aldı. Makyajlar silindi ya da parodik bir biçimde şöyle birazcık gözün altına sürülüverildi. Söylem artık tamamen yaşamaya dairdi; hayat kadınlarının yerini, aşık olunan kadınlar aldı. Uyuşturucu ise ölümün yankılarından biri yerine, bir parti tamamlayıcısıydı. Güvendiğimiz dağlara daha ne karlar yağacaktı; Molko, biraz daha ün için girdiği anlaşmada daha fazlasını vermeye hazırdı.
 
Tabii ki ilk hareketlerinden biri David Bowie ile kirli ittifakı oldu. Bowie, her ne kadar gökteki en büyük yıldızlardan biri olsa da, aynı zamanda, daha doğrusu artık enerjisini tükettiği 80’lerden itibaren, Mephisto gibi ruh talep eden bir iktidardı ve en sevdiği şey, kendi yansıması olan çocukların bir yükselirken, bir de tam düşerken yanında olmaktı. Brett Anderson’ın kendi karanlığında iyice mitleştiği yıllarda, Bowie, kendi çocuğu olarak Brian Molko’yu öne sürecekti, hem de Molko’nun HERKESİN ÇOCUĞU olabileceği yıllarda. Bir önceki jenerasyonda Bowie’ye rakip olabilecek tüm tekil yetenekler, yani Klaus Nomi, David Sylvian, Marc Bolan, Jobriath, Adam Ant ve dahası, Bowie tarafından betona gömülürken, bu gömütün üzerinde bir de Brian Molko tepindi. Molko, talep olduğu mirasa artık su katıp bulandırıyordu. Heteroseksist düzene uyarladığı yeni kişiliğinin bir diğer eksiği de, müzik üretememesiydi. Bir zamanlar her albümü merakla beklenen Placebo, artık bir iki şarkı iyi çıkarabildiğine şükreder hale geldi.
 
Kimileri içinse Brian Molko ve Placebo ta en başından beri bir balondu. Patlatmaya kıyamadığımız ve elden ele gezdirdiğimiz bir balon. Bu balon şişti, şişti, şişti ve grubun son “ortalama” albümü “Meds” ile gürültülü bir biçimde patladı. Molko ve Placebo, kendilerini müziğin çöplüğüne gönderecek anlaşmayı bile isteye imzalamıştı sanki. Keza “Meds”den sonra çıkan albümlerde şöyle hani bir tane bile eli yüzü düzgün şarkı bulunamayacaktı. Molko ise bir iki yıllık hükümdarlık için geleceğini feda etmiş bir kaybedendi. Onu ne Bowie, ne de diğer ünlü arkadaşları kurtarabildi. Bir fotoğrafçıdan peydahladığı oğlunun özel okul masrafları çıksın diye şarkı söylüyordu. İhanet ettiği yüzü, artık reklam kampanyalarını ve imaj çalışmalarını kabul edemiyordu.  Molko altı üstü bir emo yıldızı kadar ilgi çekiciydi.
 
Brian Molko ve Placebo, geçenlerde yeni bir albüm daha çıkardı. Eleştirmenlerden en fazla iki yıldız, eski hayranlarından ise  lanet topladı. Ha bu arada, Molko’nun uğruna kendini feda ettiği milenyum fanları zaten çoktan bir başka grubun içini boşaltmak üzere Placebo’yu terk etmişti. Peki, bunca fırtınadan geriye ne kaldı? Brian Molko’nun kızlı erkekli herkesin içini hoplattığı o geçmiş görüntüleri kaldı. Koyu feminen haliyle uzlaşmaz şarkılar söyleyen ve ya efsane ya da rezil olacak kadar cesarete bulanmış bir figür.
 
Eminim Molko’da bu figürün eski parıltılarını arıyor, her gece kendisine ihanet etmenin bedeliyle eskiyordur. 

Etiketler: kültür sanat
Nefret