27/04/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Sıradan beğeniyi, özgün olanın sıradanlaşmasını, yüksek sanatın eğlenceye dönüşmesini temsil eden kiç’in (kitsch) yaygınlaştığı kültürel bir dö

Sıradan beğeniyi, özgün olanın sıradanlaşmasını, yüksek sanatın eğlenceye dönüşmesini temsil eden kiç’in (kitsch) yaygınlaştığı kültürel bir dönemde yaşıyoruz. Ortaya çıktığı tarihsel koşullar tartışılsa da, başka dillerde farklı farklı terimlerle ifade edilse de kiç duyarlılığı günümüzde popüler kültür bağlamında yaygınlık kazanmış ve neredeyse başat bir kültürel form halini almıştır.

Kiç duyarlılığının kökeni tartışılıyor. 19 yüzyıl sonunda Almanya’da ortaya çıkan bu terim, bir sanat eserinin zevksiz, düşük nitelikli bir kopyasını ya da değersiz bir taklidini ima etmek üzere kullanılmıştı ilk kez. Özgün olmayan, kitleler için üretilmiş ucuz nesneleri kapsıyordu. Kimi yazarlar kiçin kökenlerini Fransa’daki İkinci İmparatorluk (19. yüzyıl) döneminde buluyor.

Bu Çağın İcatları
Flaubert ve Baudelaire gibi edebiyatçılar yetiştirmiş olan İkinci İmparatorluk aynı zamanda pespayeliğin ve en adisinden kiçin başladığı dönem sayılıyor. Kötü yazarlar ve kötü ressamların eskiden de mevcut olmalarına rağmen, bunların bir etki yaratmadıklarını vurguluyorlar. Ancak İkinci İmparatorluk döneminde rezilliğin bir norm, sığlık ve gösterişin ise bir kural haline geldiğini belirtiyorlar. Dolayısıyla sanatçının ve kamunun seviyesizliğe batmalarına yol açan, sanatın bir eğlence mecrasına dönüşmesi bu çağın icadıdır (aktaran: Ali Artun, ‘Modern Hayatın Ressamı’, İletişim Yayınları).

Oysa Bryan Turner, Body and Society (1996) adlı kitabında kiç’in tarihini daha da eskilere çekiyor: 16. ve 17. yüzyılın barok dönem, zevk verici tenselliği ve gösteriş kültürü bakımından yüksek ve aşağı kültürlerin bir karışımıydı.

Kitleleri taklide ve yapmacıklığa dayalı bir ortamda tutmak için tasarlanmıştı bu kültür ve dolayısıyla kiç duyarlılığının erken bir formunu temsil ediyordu Turner’a göre. Aynı zamanda yüksek ve aşağı kültürlerin bir karışımı olması nedeniyle barok kültür, günümüzün kültür endüstrisinin yine erken bir formunu oluşturuyor.

Almanca bir sözcük olan kiç, başka dillerde farklı sözcüklerle ifade ediliyor.  ‘Modern Hayatın Ressamı’ adlı kitabında Baudelaire, Ali Artun’a göre kiç anlamına gelebilecek iki terim kullanıyor: ‘Chic’ ve ‘poncif’. ‘Chic’ ezbere, el alışkanlığına dayalı bir hüner anlamına gelirken, ‘poncif’ ise ‘chic’ ile aynı anlamı paylaşmakla birlikte daha çok dramatik bir resmin bayağı klişelerine, stereotiplerine gönderme yapıyor.

Kiç’in Rusça’daki muadili ise ‘poşnot’; var olmuş, artık miyadını doldurmuş şey anlamındaki ‘poşlo’dan kökenleniyor bu sözcük. Viladimir Nobokova göre  poşnot, yapmacıklık anlamını taşımasının yanısıra, sadece bayağı olmayan, aynı zamanda sahte bir önemi, sahte bir güzelliği, sahte bir çekiciliği olan şeydir. Sovyet Bilimler Akademisi sözlüğünde ise ‘poşnot’ şöyle tanımlanıyor: “Manevi niteliklerden yoksun, sıradan, önemsiz, değersiz, adi. Özgün olmayan, yıpranmış, banal. Edepsiz, müstehcen ve maneviyat yoksunluğu (Susan Buck-Morss, ‘Rüya Âlemi ve Felaket’, Metis).

Kiç ile avangard arasında tarihsel bir bağ var. Her ikisi de moderniteye özgü parçalanma, bölünme deneyimine bir tepki olarak doğmuştur. Modernitenin yol açtığı geleneksel değerlerde ve yaşam koşullarında yaşanan hızlı değişimler nedeniyle iç dünyaları ile toplumun onlardan talep ettiği davranış örüntüleri arasında sıkışıp kalan bireyler haliyle bir bölünme, parçalanma duygusu yaşamışlardır. Köklerinden, geleneğe dayalı alışıldık referans çevrelerinden koparılıp kentlerde köksüzlüğü deneyimleyen bireyler, bu bölünmeyi aşmaya çabaladılar.

Avangard Bir İkon Kırıcıydı
Kiç keyif vericiydi, eğlenceliydi. Kiç, mekanikti ve klişelerle doluydu. Dolayısıyla modern yaşamın parçalanma, bölünme deneyimini örtbas ediyordu. Kiç, bireylerin yaşadığı iç çatışmaları unutturuyor ve bir bütünlük yanılsaması yaratıyordu. Kiç’in sahte değerlerine avangard, saflık ve sahicilik idealleriyle karşı çıktı. Avangard mevcut bölünmeleri ve kopuşları gözardı etmiyor, çatışmaları görünür kılmaya çalışıyordu. Doğrudan saldırıyı bir taktik olarak benimseyen avangard, dış formların artık iç duygulara tekabül etmediğini sezmiş, içlerinin boş olduklarını teşhir etmek için bu formları yıkmaya çalışmıştı. Dolayısıyla avangard bir ikon kırıcıydı. Marinetti’nin “Mehtabı öldürelim!” çağrısı avangardın yadsıma mantığını ifşa ediyor: Tüm normların, formların ve uzlaşımların parçalanması, istikrarlı olan her şeyin reddedilmesi, her değerin yadsınması.

Aslında avangard modernitenin temel ilkesini radikalleştiriyor: Sürekli değişime ve gelişmeye yönelik şiddetli arzu, eski olanın reddedilmesi ve yeniye karşı duyulan özlem. Öte yandan bir zamanların özgün, yenilikçi (avangard) ürünleri çok geçmeden kitle kültürü içinde kiçleşiyor. Kaçınılmaz bir döngü içinde yaşıyoruz. Kısacası, avangard modernitenin önde gideniyken, kiç ise geriden gelenidir.

Etiketler: kültür sanat