21/09/2010 | Yazar: Sarphan Uzunoğlu

Osman Sınav'ı nasıl bilirsiniz?

Sarphan Uzunoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Sarphan Uzunoğlu
Osman Sınav'ı nasıl bilirsiniz? Türkiye'deki baskın, erkek, maço, illa ki heteroseksüel, gülüp eğlenmeyi sevmeyen, "ana" "bacı" sözcüklerini ağzından düşürmeyen karakterleriyle bilirim örneğin ben. Bir de şu ekşi sözlük'te zat-ı şahanelerini araştırırken öğrendiğim "silah koleksiyonculuğu" konusu var ki Sınav hakkındaki gözlemlerimi doğruluyor. O başarısızlık korkusuyla bir ömür geçirmiş, hayatı boyunca kendi ön yargılarını başkalarına yüklemekten başka bir emek vermemiş bir Türk erkeği. O aramızda çok yaygın olan bir hikayenin, bilinen kahramanı.
 
Biri ne zaman Osman Sınav dese aklıma kirli sakallı maçolar ya da Devlet Bahçeli'nin sevdiği modelde sakalsız ülkücü yeni model maçolar gelir. Bu iki tür birbirinin tamamlayıcısı olmakla beraber, her daim devletle barışık, bugüne dek çevrilmiş tüm Kadir İnanır filmlerinde zaten bin beş yüz kez işlenmiş olan kötü işlere bulaşmış; ama "vatanı satmayan", "uyuşturucu işine girmeyen", gireni de zaten sevmeyen figürlerin torun ya da yeğenleridir. Bu tanrı kompleksli karakterler, Türkiye'nin sokaklarında fink atmakta, Akın Birdal'a kafa atmakta, Türk-İslam-Heteroseksizm üçgeninde oynadıkları garip oyuna ise "delikanlılık" adı vermektedirler.
 
Osman Sınav'ı etrafındaki diğer benzerlerine göre samimi bulduğum konu ise yarattığı bu karakterlere hakimiyetini ve anlatmak istediğini asla saklamıyor oluşu. Kendisinin basına malum dizideki eşcinsel çiftin sabah yatakta birlikte uyanışına dair verdiği beyan da bu samimiyeti (!) gözler önüne seriyor:
 
"Bu sahneleri provoke amaçlı kullanmadık. Böyle bir amacımız olsaydı daha önceden görselleri basına verirdik. Hikâyemizde Firavun’un sarayından bahsediyoruz. Firavun’un sarayında böyle şeyler vardır. Bunlar gerçektir. Karakter tanımlaması yapıyoruz. İyiliği, bütün güzelliğiyle gösterebilmek için karanlığı da bütün çıplaklığıyla göstermek lazım. Yoksa ‘iyi’ hissedilemez. Sığ kalır. Biz kimsenin cesaret edemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Ahlâksızlık propagandası yapmıyor, aksine o tip insanların profilini sergiliyoruz. Bu kişiler ve ahlâksızlıklarını gösterebilmek için ahlak sınırları dışına çıkmadan bir şeyler yapmak zorundayız”.

Açıkçası ahlâk tanımıyla ilgili olarak binlerce sorusu olan birisi olarak  Osman Sınav'a sorulacak çok sorum var; ancak ben bir konuya takıldım. Bir ifadeye. İyilik ve kötülük ya da karanlık ve aydınlık tanımlamasını yapan Sınav'ın medyanın iyi ve kötü konusundaki ben bilirimci tavrının ne denli tehlikeli olduğunu gösterdiğini söylemek çok mu hızlı bir sonuca varmak olur? Hayır. Aksine Sınav ve Türkiye medyasındaki prodüksiyon zihniyeti, baştan sona kendini eğitmen konumuna koymuştur. İzleyicisini tanır, hapını koyar ve iyi ve kötüyü onlar belirlerler. Onlar için ahlâk ve üstyapının tüm kurumları zaten medyanın bilirkişileri tarafından belirlenen şeylerdir. Onlar basit hayatlara tanımlar sunmak için üst makamlarda bulunan, toplum mühendisleridir.
 
Peki ne yapmıştır Osman Sınav? Türkçü heteroseksizminin en uç noktalarından Kurtlar Vadisi'nin yönetmenliği de dahil olmak üzere geleneksel seksist Türkiye sinemasının en keskin örneklerine de Sınav'ın eserlerinde rastlarız. Kadınların sahnelere "lazım olmadıkça" dahil olmadığı, dahil olduklarında ise ana bacı ya da metres olarak var edildiği Osman Sınav sinemasını yıllardır izliyoruz.
 
Kendisinin ardından çekilen tüm filmler ve dizilerde Osman Sınav'ın terminolojisini kullanmadık mı? Peki Osman Sınav'ın ortaya koyduğu bu sinema biçemi ve yarattığı anlayışı sokaklarda her gün bire bir tekrar eden biz değil miyiz? Osman Sınav'ın "aydınlığına", "heteroseksizmin" tarikatına dahil olmayıp tüm günahlara kucak açan, tarihin karanlık odalarında unutulması ya da boğulması gereken, kanı akıtılamadan öldürülen sultan çocukları bizim aramızdan çıkmadı mı? Tarih, tüm o mert (!) ve sert yapısıyla bizi "karanlık", "geceye ait" ve öteki kılmadı mı?
 
Osman Sınav sinemaya da el atmış olan İbrahim Tatlıses'in bir benzeridir. O'nun Fatih Ürek'i sadece bir eğlence nesnesi olarak gören, eşcinsellerle o çirkin bıyıkları altından dalga geçen hali ile Osman Sınav'ın aydınlık-karanlık metaforu arasında ürünleştirilen eşcinselliğin halini düşünmek ise bize düşüyor?
 
Türkiye'de LBTTQ temsili Osman Sınav'ın "aydınlıkçı" beynine teslim edilebilecek kadar ucuz mudur? Sanmıyorum...
 


Etiketler: medya
Nefret