28/11/2022 | Yazar: Dicle Çakmak

LGBTİ+’lar ne yaşıyor: Türkiye’de yaşayan LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerinin yoksulluk çerçevesinde değerlendirilmesi.

Ayrımcılıktan yoksulluğa Türkiye’de LGBTİ+’lar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

1.    Yoksulluk nedir ve insan hakları açısından ne ifade eder?

Yoksulluk, uzun yıllar boyunca, belirli bir gelir düzeyinin altında olmak, asgari yaşam standartlarına erişememek veya temel ihtiyaçları karşılayamamak gibi durumlarla açıklanmaya çalışıldı. Ne var ki, özellikle son otuz yılda bu geleneksel tanımın yoksulluğu açıklamakta yetersiz kaldığı anlaşıldı ve yoksulluğun yalnızca gelir eksikliği ile ilgili bir konu olmadığı kabul edildi. Yoksulluğun sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerle sınırlı olmaması ve gelişmiş ülkelerde de görülen küresel bir sorun haline gelmesi, meselenin servete ve gelire erişememekten ibaret olmadığını ortaya çıkardı. Buna göre, yoksulluğu tanımlarken asgari geçim standartları yerine onurlu bir yaşam için gerekli temel koşulların dikkate alınması gerekir. Ayrımcılığın ve dışlanmanın olmadığı elverişli bir insan hakları ortamı bu koşulların başında gelir.

BM Yoksulluk ve İnsan Hakları Bağımsız Uzmanı Magdalena Sepúlveda Carmona, 2010 yılında yayımladığı raporda insan hakları ve yoksulluğun birbiriyle en az üç şekilde bağlantılı olduğunu belirtmiştir: a) yoksulluk, insan hakları ihlallerinin hem nedeni hem de sonucu olabilir; b) insan haklarının gerçekleştirilmesine ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik çabalar karşılıklı olarak birbirini güçlendirir; c) insan hakları normları ve ilkeleri, yoksulluğun azaltılması ve/veya ortadan kaldırılması için çerçeve sunar. Benzer şekilde, Amartya Sen de siyasi ve medeni hakların özgürlükçü rolüne vurgu yapar ve bu rolün ekonomik bunalımların önlenmesinde büyük önem taşıdığını belirtir. Bu hakların tanındığı ve kullanıldığı demokratik bir sistemin gelişmesi ve güçlenmesi, kalkınma sürecinin, kaynakların eşit paylaşımının ve yoksulluğun giderilmesinin temel bir bileşenidir.

2.    Türkiye’de yoksulluk

Yoksulluk, 1980’lerden beri yürütülen neoliberal politikalar, ülke ekonomisinin değişen yapısı ve küreselleşme nedeniyle Türkiye’de daima önemli bir gündem maddesiydi. Son 20 yılda hız kazanan kamu kaynaklarının özelleştirilmesi ve ekonomik kaynakların sürdürülebilir alanlar yerine sınırlı bir kesimin kazanç sağladığı sektörlere kaydırılması, bir yandan istihdam üretmeyen bir ekonomi ile sonuçlanırken diğer yandan da beklenmeyen ekonomik kriz ve şok dalgalarına karşı toplumu korumasız bıraktı. Bunun en somut örneğini 2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19) salgınıyla birlikte gördük. Türk Lirasının 2018 Ağustos’ta başlayan aşırı değer kaybından kaynaklanan ekonomik kriz, işsizlik, gelir kaybı ve fiyat artışları, ülke içindeki gelir dağılımı adaletsizliğinin artması ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasıyla sonuçlanarak ülkede şimdiye kadar görmediğimiz bir yoksullukla karşı karşıya bırakıyor bizi.

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı resmi verilere göre 2022 yılının Haziran ayında aylık enflasyon yüzde 4,95 ve yıllık enflasyon yüzde 78,62 olarak gerçekleşirken[1], bağımsız araştırma kuruluşu Enflasyon Araştırma Grubunun (ENAG) hesaplarına göre ise bu oranlar sırasıyla yüzde 8,31 ve yüzde 175,55.[2] Ayrıca, yine TÜİK’e göre bir önceki yıla göre fiyat artışının en fazla yaşandığı gruplar ulaştırma (%123,37) ile gıda ve alkolsüz içecekler (%93,93). Yani herkesin ihtiyaç duyduğu en temel mal ve hizmetler. Fiyatlardaki bu artışın hanelere yansımasını sendikaların TÜİK verilerinden yola çıkarak belirlediği açlık ve yoksulluk sınırlarına bakarak anlayabiliriz. TÜRK-İŞ’in Temmuz 2022 Haber Bülteni’ne göre[3] dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) 6893,64 TL’ye yükseldi. Gıda harcamasına giyim, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılan zorunlu diğer harcamalar eklenerek hesaplanan yoksulluk sınırı ise 22.278,98 TL’dir. Ayrıca, yine TÜRK-İŞ’e göre yalnız yaşayan bir çalışanın yaşama maliyeti aylık 8.929,14 TL, yani asgari ücretin bir buçuk katından fazla. Gelinen noktada, maaşlı bir çalışan olmanın yoksulluktan korunmak için yeterli olmadığı anlaşılıyor.

Ülkede bunca artan yoksulluğun içinde LGBTİ+’ların nerede durduğunu merak ederek başladığımız bu çalışmada gerek okuduklarımız, gerekse süreç boyunca yaptığımız toplantılarda duyduklarımız, yoksulluğun LGBTİ+ toplumu için pek yabancı bir kavram olmadığını gösterdi. Öncelikle, LGBTİ+’lar homojen ve tamamen açık bir grup olmadığı için gelir düzeyleri ve bunun yaşam pratiklerine etkisine dair net bir veri olmadığını söylemek gerekir. Ancak, son dönemde LGBTİ+ örgütlerinin yürüttüğü anketler bize bu konuda bazı ipuçları veriyor. Örneğin, 2020 tarihli “Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi” araştırmasına katılanların yüzde 63.5’u gelir getirici bir işte çalışmadığını, yarısı da hiç gelirinin olmadığını ifade etmişti.[4] Katılımcıların ortalama gelirleri 3780,62 TL olarak hesaplanmıştı.17 Mayıs Derneği’nin Nisan 2022’de yayımladığı “Yaşlanıyoruz Lubunya” raporu için yürüttüğü araştırmaya katılan 509 kişinin sadece yüzde 18,75’i 10.000 TL ve üzeri aylık gelirinin olduğunu belirtmişti. Ankete katılanların yaklaşık yarısı ayda 4254 TL ile 10.000 TL arası kazandığını söylerken, yaklaşık yüzde 19’u gelirinin olmadığını veya 0-2000 TL arası kazandığını ifade etmişti.[5] Anketi yanıtlayan lubunyaların yüzde 85’inin farklı istihdam türleriyle çalıştığı dikkate alındığında, işgücünde aktif bir şekilde yer almalarına rağmen yeterince kazanamadıkları açıktır. Nitekim aynı anketteki “çalışma ve gelir durumunuz dikkate alındığında, benzer eğitim düzeyine sahip kişilerle eşit oranda refaha sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?” sorusuna yalnızca yüzde 20 oranında olumlu yanıt alınabilmiştir.

Şubat 2022’de yoksullukla mücadele alanında çalışan örgütlerle yaptığımız toplantıya katılanlar, artık daha fazla LGBTİ+’nın kendilerine destek başvurusu yaptığını ifade etti. Benzer şekilde, LGBTİ+ örgütleri de kendilerine başvuran LGBTİ+’ların taleplerinin artık temel ihtiyaçlar düzeyinde olduğunu ve yaşamlarını idame ettirmek için yardım istediklerini belirtti. Çok açık ki, LGBTİ+’ların tarihsel olarak uğradığı ayrımcılığın etkilerinin, son dönemdeki ekonomik krizle birlikte daha fazla derinleşmesinin bu karşılaşmaların artmasında payı var.

3.    LGBTİ+’lar ne yaşıyor: Türkiye’de yaşayan LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerinin yoksulluk çerçevesinde değerlendirilmesi

Örgütlenme özgürlüğü, barışçıl toplanma özgürlüğü, katılım hakkı, adalete erişim, ayrımcılık yasağı, yeterli yaşam standardı hakkı (yeterli gıda hakkı ve barınma hakkı), eğitim hakkı, çalışma hakkı, sağlık hakkı ile sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırı ve engellemeleri, taşıdıkları yoksulluk riski bakımından değerlendirerek “Hak ihlalleri ve ayrımcılık LGBTİ+’ları yoksullaştırıyor mu?” sorusunu yanıtlamaya çalıştık. Bu sorunun yanıtını ararken üç temel araçtan faydalandık:

  1. Yoksulluk analizinin temel bilgi kaynağını yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak ele alan kuruluşların ve mekanizmaların yayınları ile Türkiye’deki LGBTİ+’ların uğradığı ayrımcılık ve hak ihlallerini ortaya koyan raporlar oluşturuyor. Bu yayınlar, yoksulluğa ilişkin genel bir çerçeve çizmemize yardımcı oldu.
  2. Şubat 2022’de LGBTİ+ hakları ve yoksulluk alanında çalışan örgütlerle iki çevrimiçi toplantı yaptık.[6] Bu toplantılarda, bizim için çok yeni bir alan olan yoksullukla ilgili yapılan çalışmaları, bizzat yürütenlerden dinleme şansını yakaladık ve LGBTİ+’ların artan ihtiyaçları ile örgütlerin yoksulluğu ele alırken karşılaştığı sorunları konuştuk.
  3. İnterseksler, HIV'le yaşayan LGBTİ+’lar ve translarla birlikte çalışan aktivistlerle odak grup görüşmeleri yaptık. 11 Mayıs 2022 ve 18 Mayıs 2022 tarihlerinde yapılan bu toplantılarda katılımcılar hem kendi kişisel deneyimlerinden hem de alandaki deneyim ve gözlemlerinden hareketle intersekslerin, HIV'le yaşayan LGBTİ+’ların ve transların özellikle eğitim, sağlık ve çalışma haklarına erişirken yaşadıkları ihlal ve ayrımcılıkları, bunların barındırdığı yoksulluk riskini de göz önünde bulundurarak anlattı. 

Yukarıda sayılan bilgi toplama süreçleri sonunda açığa çıkan, LGBTİ+’ların haklarına yönelik saldırı ve engellemelerin barındırdığı yoksulluk riskleri aşağıda özetlenmektedir.

3.1 Örgütlenme özgürlüğü

LGBTİ+ örgütlerinin yoksullukla mücadelesini doğrudan etkileyebilecek alanlardan biri, kaynaklara erişimdir. Bilindiği üzere, devletlerin örgütlenme özgürlüğü ile ilgili pozitif yükümlülüğü, sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini yürütebildiği elverişli bir ortam yaratmayı, kaynak sağlamayı ve örgütlerin kaynak aramasına, almasına ve kullanmasına izin vermeyi gerektirir.[7] BM Barışçıl Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü Özel Raportörü, STÖ’lerin kaynaklara erişimini engelleyen düzenlemelerin onların yoksul ve dışlanmış gruplarla çalışma kapasitesini sınırlandırdığına, bu grupların haklarını ilgilendiren karar ve politikaları etkileme güçlerini azalttığına dikkat çeker.[8]

Aralık 2020’de yasalaşan 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Kanun ile Yardım Toplama Kanunu’nda değişiklik yapılmış, internet üzerinden yürütülen yardım toplama faaliyetleri için de izin zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, izinsiz yardım toplama faaliyetleri için öngörülen idari para cezaları arttırılmış ve sivil toplum örgütleri için ödenmesi güç meblağlar belirlenmiştir. 7262 sayılı kanunun STÖ’lerin kaynaklara erişimini ilgilendiren bir başka düzenlemesi, derneklere yönelik yapılacak risk değerlendirmesi ile ilgiliydi. Buna göre dernekler, yüksek, orta ve düşük risk gruplarına göre sınıflandırılacak ve her risk grubuna özel denetim programları hazırlanacaktır. Risk analizinin kriterleri açıkça belirtilmemekle birlikte, son 1,5 yıl içinde denetlenen insan hakları örgütlerinden aldığımız bilgilere göre, insan hakları alanında çalışan ve yurt dışından fon alan STÖ’ler yüksek riskli olarak sınıflandırılmaktadır. Bu da örgütlerin yurtdışı merkezli kaynaklardan yararlanmasının bir tür suç olarak görüldüğü anlamına gelmektedir. LGBTİ+ örgütlerinin kaynaklara erişimini kısıtlayan yasal engellerin dışında, başta İçişleri Bakanı olmak üzere devletin üst düzey yöneticilerinin bu örgütlerin yurtdışı fonlardan yararlanmasını suç olarak göstermesi ve terörün finansmanı ile ilişkilendirmesi de örgütlenme özgürlüğünü baltalayan önemli faktörlerdendir.

Tüm bu düzenlemeler, nihai olarak LGBTİ+ örgütlerinin yoksul ve dışlanmış gruplara fayda sağlayacak hizmetlerinde kesintilere yol açma potansiyeline sahiptir. Şöyle ki, LGBTİ+ örgütleri ve girişimleri, özellikle trans uyum süreci ve hapisteki LGBTİ+’lar olmak üzere birçok farklı ihtiyaç için düzenli olarak çevrimiçi ve çevrimdışı yardım toplama faaliyeti yürütür. Ancak Yardım Toplama Kanunu’nda yapılan değişiklikle internet üzerinden yapılan yardım faaliyetlerinin izne tabi olması ve izin alınmadığı durumda yüksek para cezalarının öngörülmesi, LGBTİ+ topluluğunun temel dayanışma pratiklerinden birini neredeyse imkansız hale getirebilmektedir. Nitekim 25 Şubat 2022’de LGBTİ+ hakları alanında çalışan örgütlerle yaptığımız toplantıya katılanlar, bu hukuki sınırlılığa dikkat çekerek LGBTİ+ örgütlerinin kişilerden gelen maddi ve ayni destek taleplerine mevzuat nedeniyle olumlu yanıt veremediğini ifade etti.

3.2 Barışçıl toplanma özgürlüğü

Kamusal alanları kullanmanın cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık ve şiddet konusunda farkındalık yaratmada ve bunlarla mücadelede etkili bir araç olduğunu düşündüğümüzde, atılabilecek ilk adım LGBTİ+’ların kamusal alanlarda güvenli ve açık bir şekilde yer alabilmeleri, yani barışçıl toplanma özgürlüklerini kullanabilmeleridir. Ne var ki, Türkiye’de LGBTİ+’ların barışçıl toplanma özgürlüklerini kullanarak kamusal alanlarda seslerini yükseltebilmeleri 2015’ten beri engellenmektedir. Bu tarihten beri, başta Onur Yürüyüşleri olmak üzere, farklı illerde LGBTİ+ hakları ile ilgili düzenlenmek istenen etkinlikler keyfi gerekçelerle yasaklanmaktadır.

BM Barışçıl Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü Özel Raportörü’ne göre, örgütlenme özgürlüğü ile birlikte barışçıl toplanma özgürlüğü, bireylerin kendilerini yardım götürülen pasif topluluklar olarak değil de toplumun aktif ve bağımsız üyeleri olarak görmelerine imkan verir.[9] Öte yandan, bu özgürlüğün ihlali “...toplumsal birliği aşındırarak, genel bir korkuya, kayıtsızlık ve değersizlik duygularına ve toplumsal gruplara katılımın azalmasına neden olarak sosyal sermayeyi yok eder.” Ayrıca, protesto ve gösterilerin dağıtılması ve suç olarak gösterilmesi LGBTİ+’ların ve yürüttükleri mücadelenin daha fazla damgalanmasına ve dışlanmalarına yol açar. Tüm bunlar, LGBTİ+’ların uğradığı ayrımcılığın toplum ve hizmet verenler düzeyinde normalleştirilmesine neden olmakla kalmaz, bu ihlal ve ayrımcılığa itiraz edip karar vericiler üzerinde baskı kurmalarını da engeller. Sonuç olarak, kişiler kendi refahları ve yaşam koşullarıyla ilgili konularda aktif bir şekilde yer alamadığı için toplumsal dışlanma devam eder. 

3.3 Katılım hakkı

Yoksul ve dışlanmış grupların ihtiyaçlarının saptanması için insanların kendilerini özgürce ifade edebileceği kamusal katılım ve diyaloğa ihtiyaç vardır. Yoksulluk dinamiklerinin nasıl kırılacağı ve sürdürülebilir ve eşit bir kalkınma sürecinin nasıl sağlanacağına dair ortak bir anlayış ancak anlamlı bir katılımla mümkündür.[10] Türkiye’de özellikle son beş yılda istişare süreçlerinin yürütülmediği, bazı kamu kuruluşlarının sivil toplum örgütlerine belirli projeler kapsamında danışsa bile bu örgütlerin arasında LGBTİ+ örgütlerinin yer almadığı çok açık. Ancak uğradıkları hak ihlalleri ve ayrımcılığın günlük yaşamlarına etkilerini ifade edebilmeleri, dolayısıyla yoksulluk riskinin önüne geçilebilmesi için LGBTİ+’ların kamusal tartışmalarda dışarıda bırakılmaması oldukça önemli. Yerel düzeydeki katılım olanakları incelendiğinde, Ankara, İstanbul ve İzmir’deki belediyelerle LGBTİ+ örgütler arasında kurulan ilişkilerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar sürdürülebilirlik ve sahiplenme konusunda hala eksikleri olsa da bu ilişkiler sayesinde bu şehirlerde yaşayan LGBTİ+’lar yerel düzeydeki karar mekanizmalarına katılabiliyor, sunulan hizmetlerden nispeten daha rahat bir şekilde yararlanabiliyor. Ancak bu katılım ve ortak çalışma pratiğinin diğer şehirlere yayılması gerektiğini belirtmek gerekir.

3.4 Adalete erişim

Adalete erişimin olmadığı yerde, insan hakları ihlallerinin üzerine gitmek ve bunlardan şikayetçi olmak çok daha zordur. Öncelikle, dava açmak, avukat ücreti, dosya ücreti ve davanın kaybedilmesi durumunda karşı tarafın masraflarının ödenmesi anlamına gelir. Tüm bunlar, özellikle düzenli veya olağanüstü masraflar için ayıracak yeterli geliri olmayan kişileri haklarını aramaya başlamadan caydırma potansiyeline sahiptir. Baroların adli yardım sistemleri, ekonomik koşulları sınırlı olan kişilerin hak arama olanaklarından yoksun kalmamasını sağlar. Ancak LGBTİ+’ların bu hizmetlerden eşit şekilde yararlandığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Şöyle ki, adli yardım dosyasına atanan avukatların LGBTİ+’lara karşı önyargılı tutumları, LGBTİ+’ların adli yardım talep etmelerinin ve bu programlardan yararlanmalarının zaman zaman önüne geçebilmektedir.

LGBTİ+ örgütlerinin sağladığı hukuki destekler bu bakımdan yoksulluğu hafifletmeye yönelik hizmetler olarak değerlendirilmeli. LGBTİ+’ların yoksulluğunu gidermek için doğrudan hiçbir şey yapılamasa bile ayrımcılığın etkilerini azaltacak bu hizmetler, nihayetinde avukatla ücretli çalışacak parası olmayan LGBTİ+’ların adalete erişimini kolaylaştırıyor. Öte yandan, adli yardım ve hukuki destek alınsa bile ayrımcılığa uğrama ve misilleme kaygısı, LGBTİ+’ları şikayetçi olmaktan ve adalet aramaktan alıkoyabiliyor. Kaos GL’nin yayımladığı raporlar, özellikle translar ve mülteci LGBTİ+’ların ayrımcı uygulamalar ve maddi güvencesizlik nedeniyle adalete erişim konusunda dezavantajlı durumda olduklarına dikkat çekmektedir.[11]

3.5 Ayrımcılık yasağı

Ekonomik eşitsizlik, genellikle ayrımcılığın olduğu, yani insanların haklarını eşitçe kullanamadığı koşullarla yakından bağlantılıdır. İnsan haklarının genelinde olduğu gibi, dışlanma ve ayrımcılık ile ekonomik ve sosyal hakların hayata geçmesi, dolayısıyla yoksulluk arasında da neden sonuç ilişkisi vardır. Sistematik olarak ayrımcılığa uğrayan gruplar – mülteciler, azınlıklar, kadınlar, engelliler, yaşlılar, LGBTİ+’lar, HIV’le yaşayanlar, vd. – düzenli gelire, kaynaklara ve hizmetlere erişimde çeşitli engellerle karşılaşır. Dolayısıyla yoksullaşma riskleri diğer insanlara göre daha yüksektir ki tüm dünyadaki yoksul insanların büyük çoğunluğunu bu gruplar oluşturuyor. Öte yandan, bu gruplar yoksullaştıklarında da yoksulluğa bağlı damgalanma ve ayrımcılık devam eder. Çoğunlukla bu döngü, onları daha yoksul, daha yoksun ve her türlü hak ihlaline karşı daha savunmasız yapacak şekilde devam eder.[12]

Gelir düzeyinin yoksulluğun tek açıklayıcı etkeni olmaması, ayrımcılık söz konusu olduğunda daha fazla önem kazanıyor. Gelir düzeyi yüksek olsa da LGBTİ+lara yönelik ayrımcılığın, onları birçok fırsattan yine mahrum bırakabildiği çokça örnek mevcut. Bu eşitsizlik, eğitim, sağlık, barınma gibi kamu sektörü ve özel sektör tarafından sunulan hizmetlere erişimde kendini yoğun bir şekilde gösteriyor. Gelir ve harcama düzeyi ile yoksulluk değerlendirmesi yaparken, LGBTİ+’ların özel mal ve hizmetlere yönelmesinin onları yüksek gelirli kişiler olarak göstermeyebileceğini hatırlamak gerekiyor. Hatta sürekli özel hizmetlere yönelmenin doğurduğu maddi yük onları yoksulluğa daha açık hale de getirebilir. Birçok kişi mecbur bırakıldıkları için bu hizmetleri tercih ediyor. Örneğin, açık kimlikli bir trans, şiddet riskini en aza indirmek için toplu taşıma yerine taksiyle seyahat etmeyi tercih eder. Ancak bunu salt bir tercih gibi değil de ayrımcılık ve dışlanma ile birlikte gelen bir zorunluluk gibi düşünmek lazım.

LGBTİ+’ların sistematik olarak uğradığı ayrımcılığın yoksullukla bir başka etkisi, onları kamu kurumlarından uzaklaştırması ve bu kurumlara güven duymalarını engellemesiyle ilgilidir. Bu güvensizlik, onları ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri yardımı talep etmekten alıkoyar.

Tüm bu örnekler, yoksulluğu ele alırken eşitsizlikleri de düşünmeyi bir zorunluluk haline getiriyor. LGBTİ+’ların deneyimleri, bir hizmetin mevcut olmasının ondan herkesin eşitçe yararlanabildiği anlamına gelmediğinin en önemli göstergesi. Dolayısıyla, yoksulluğa karşı üretilen politikaların, genel tedbirlerin ötesine geçmesi, dışlanan grupları tespit ederek ve onlara öncelik vererek ayrımcılıkla da mücadele etmesi beklenir.[13] Ancak bunu yaparken, hiçbir grubun homojen olmadığını ve kendisini oluşturan bileşenlerin politikalardan farklı şekillerde etkilenebileceğini hatırlamak gerekir.

3.6 Yeterli yaşam standardı hakkı (Yeterli gıda hakkı ve barınma hakkı)

Yeterli beslenme dediğimizde, insanların mevcut olan gıdalara hem ekonomik hem de fiziksel erişimi önem taşır. Yani dengeli ve sağlıklı beslenme herkesçe erişilebilir olmalıdır. Ancak son dönemde yükselen enflasyonla birlikte gıda ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki büyük artış, sivil toplum örgütleri tarafından da hissediliyor. Şubat 2022’de yaptığımız toplantılara katılan STÖ temsilcileri, özellikle COVID-19 salgınıyla birlikte gıda ve temel ihtiyaç maddeleri ile ilgili destek başvurularında artış olduğunu ifade etti. Bu örgütlerin tamamının yardım sağlayan örgütler olmadığı ve kişilere desteğinin hukuki ve psikososyal destekle sınırlı olduğu düşünüldüğünde, gıda ve temel ihtiyaç desteği taleplerine olumsuz yanıt vermek, STÖ’de yetersizlik hissine neden olurken talep eden kişide de STÖ’nün çalışmalarına karşı güvensizlikle sonuçlanabilmektedir.

COVID-19 ve sonrasındaki finansal dalgalanmayla birlikte derinleşen ekonomik kriz, yoksulluğu ülke geneline yaysa da LGBTİ+’ların sistematik olarak uğradığı ayrımcılığın onları yoksulluktan çıkış bakımından dezavantajlı kıldığını söylemek mümkün. LGBTİ+’lar içindeki her grup artan fiyatlardan farklı şekillerde etkileniyor. Örneğin, hapishane kantinlerinde yiyeceklerin kısıtlı ve pahalı olduğunu belirten Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, LGBTİ+’lar genel popülasyondan uzak tutulduğu için çalışmalarının kısıtlandığına, dolayısıyla da LGBTİ+ mahpusların “hapsedilmenin maliyetini” karşılayacak ve kendilerini ekonomik olarak devam ettirecek koşullarının olmadığına dikkat çekiyor. Aile desteğinden yoksun LGBTİ+’ların bu durumu daha derinden hissettiğini söylemek gerekir.

Trans öğrencilere hem burs sağlayan hem de acil ihtiyacı olan translara tek seferlik yardım yapan Hande Kader Dayanışması, yaptığımız toplantıda öğrencilere burs vermeye devam etseler de son zamanlarda transların burstan çok erzak, kıyafet, kira ihtiyaçları için başvurduğunu ifade etti. Pozitif Alan’dan aktivistlerin işaret ettiğine göre, HIV tanısı alan kişilerin beslenme alışkanlıkları sağlıklı yaşam sürmenin en önemli belirleyicilerinden biri. Ancak alım gücündeki düşüş, istikrarlı bir çalışma yaşamı ve düzenli geliri olmayanların sağlıklı ve dengeli beslenmelerini gitgide zorlaştırmaktadır.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, 4 no’lu Genel Yorumunda[14] barınma hakkının kişinin başını sokabileceği bir yere sahip olmaktan çok daha fazlasını içerdiğini belirtir. Gelir düzeyi veya ekonomik kaynaklara erişim gücü dikkate alınmaksızın herkesin altyapı ve sosyal imkanlar bakımından yeterli ve güvenli bir yerde, barış içinde ve insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi barınma hakkının temel göstergelerindendir. Barınma hakkı, zorla tahliye edilmeye karşı korunmasını sağlayan konut güvenliğini ve barınma imkanlarına erişimde ayrımcılık yasağını da kapsar. Bu açıdan bakıldığında, LGBTİ+’ların barınma hakkına tam olarak tanındığını söylemek güçtür. Kaos GL’nin yıllık insan hakları raporlarına yansıdığına göre, özellikle trans kadınlar olmak üzere LGBTİ+’lardan hem mülk edinirken hem de mülk kiralarken olağan dışı ve yüksek bedeller talep ediliyor, dolayısıyla da bu grupların barınma hakları kısıtlanıyor.[15] Ayrıca, trans kadınların evlerinin seks işçiliği yaptıkları gerekçesiyle mühürlenmesi kolluk güçlerinin sıklıkla başvurduğu bir uygulama. Seks işçilerinin evlerinin usulsüz ve keyfi bir biçimde mühürlenmesi ve evlerine girişlerinin yasaklanması, onların hem barınma hem de çalışma olanaklarının ellerinden alınması anlamına geliyor.

Aileye açılma sonucunda evsizlik, LGBTİ+ gençlerin tüm dünyada yaşadığı önemli sorunlardan biridir. Türkiye’de her ne kadar evsiz LGBTİ+’lara dair veri olmasa da 17 Mayıs Derneği, psikososyal ve hukuki destek programına gelen başvurular arasında barınma ihtiyacının öne çıktığını, ailesiyle yaşadığı evi terk etmek zorunda kalanlardan acil barınma taleplerinin geldiğini ifade ediyor. Bu tür talepler karşısında maalesef STÖ’lerin yapabilecekleri sınırlı: Barınma desteği sunamadıkları için ya bu hizmeti sunan kuruluşlara yönlendiriyorlar ya da kişilerin ev veya ev arkadaşı arayışlarını yaygınlaştırıyorlar. Ayrıca, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de LGBTİ+’lar için özel barınma tesisleri yok veya mevcut sığınaklar açık kimlikli LGBTİ+’ları kabul etmiyor. Artan yoksulluk ve barınma ihtiyacı karşısında kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, fon verenlerin ve LGBTİ+ örgütlerinin bu tür tesislerin kurulmasını gündemlerine alması gerekir.

Barınma olanaklarından yoksunluk, mültecilerin sıklıkla karşılaştığı sorunlardan biridir. Kaos GL’nin mülteci hakları alanında yaptığı araştırmalara göre, komşular ve ev sahiplerinin hem yabancı düşmanı hem de LGBTİ+ karşıtı tutumları, mültecilere ev verilmemesiyle veya yüksek kiralar talep edilmesiyle sonuçlanıyor. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık nedeniyle hakları olan depozitoyu bile alamadan evlerinden çıkarılmak, sık sık ev taşımak ve yeni ev kiralamak, sınırlı geliri olan ve destek ve dayanışma ağlarından yoksun mülteci LGBTİ+’lar için önemli yoksulluk riskleri barındırmaktadır.

Öğrenimleri sırasında yaşayabilecekleri, ayrımcılık ve kaygıdan uzak, güvenli ve sürekli bir yer bulmak, üniversite öğrencisi LGBTİ+’lar için hayati önem taşır. Hem yurtlarla ilgili mevzuat hem de yurt çalışanlarının ayrımcı tutum ve davranışları, Türkiye’deki LGBTİ+’ların güvenceli ve güvenli barınmaya erişimini engelleyen iki önemli unsurdur. LGBTİ+ öğrencilerin yurtlardan keyfi bir şekilde çıkarılması ve burslarının kesilmesi son yıllarda sıklıkla karşılaştığımız uygulamalar olmuştur. Ayrıca, yurtların ikili cinsiyet sistemini temel alması, kendilerini keskin çizgilerle kadın veya erkek olarak tanımlamayan öğrencilerin dışlanmasına yol açmakta, onları ayrımcılığa ve güvensizliğe maruz bırakmaktadır. Tüm bunlar, ekonomik açıdan ailelerine bağımlı olan, kalacak yer bulmakta zorlanan ve sınırlı gelirle eğitim hayatlarını sürdürmeye çalışan öğrencilerin barınma hakkının ihlal etmekle birlikte, eğitim hakkına erişimlerini de engellediği için öğrencilerin geleceklerini de etkiler niteliktedir.

Atanmış ailelerinden destek görmemek, LGBTİ+’ları yalnızca gençken değil, yaşlılık dönemlerinde de etkileyebilmektedir. İlerleyen yaşlarda bakım ihtiyacı duyan LGBTİ+’lar için güvenli barınma olanakları çok sınırlı. 17 Mayıs Derneğinin “Yaşlanıyoruz Lubunya” raporu, emlak sektörü ve bakım evi süreçleri kapsayıcı olmadığı için LGBTİ+’ların barınma hakkı ile ilgili en önemli kaygılarından birinin, gelecekte yaşayacak bir yer bulmaya çalışırken kendilerini gizlemek zorunda kalmak olduğunu gösteriyor.[16] Aynı rapor, ülkede tek tip aile ve birliktelikler kabul gördüğü için yaşlı LGBTİ+’ların kendi imkanlarıyla ev bulmakta da zorlandığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de LGBTİ+’ların günlük hayatta yaşadıkları ayrımcılık sonucunda barınma konusunda yapmak zorunda kaldıkları tercihler, yoksulluk tespitinin gelir ve harcamayla sınırlı tutulmaması gerektiğini ispatlar niteliktedir. Evlerinde kendilerini güvenli hissetmek ve ayrımcılığa uğrama riskini azaltmak için gelir ve eğitim düzeyinin yüksek olduğu, toplu taşımaya ihtiyaç duyulmayan, LGBTİ+’ların görünür olduğu bölgelerde ve şehir merkezinde oturma eğilimi yüksek. Ya da ev sahipleri LGBTİ+’lardan daha yüksek kiralar talep edebiliyor. Sonuç olarak, yaşayacak yeri ararken başlayan LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık, barınmanın tüm safhalarında devam ediyor. Pek çok alanda olduğu gibi, güvenliği ve nispeten ‘özgür’ yaşamayı daha yüksek maliyetlerle satın almaya çalışmak konut kiralarken de geçerliliğini koruyor.

3.7 Eğitim hakkı

Hem Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesinin hem de BM İnsan Hakları ve Yoksulluk Özel Raportörünün vurguladığı gibi, eğitim, daha iyi istihdam fırsatları ile doğru orantılı olduğu için ekonomik ve sosyal bakımdan dışlanmış insanları yoksulluktan kurtarabilecek araçların başında gelir.[17]

LGBTİ+ öğrenciler, okul öncesi ve ilköğretimden başlayarak eğitim ortamlarında çeşitli cinsiyetçi tutum ve davranışlara maruz kalıyor. Eğitim ortamında şiddete ve ayrımcılığa maruz kalmak, öğrencilerde güvensizlik duygusuna, aidiyet duygusunun azalmasına, okuldan kaçmaya ve hatta okulu tamamen terk etmeye ve dolayısıyla akademik başarı şansının azalmasına yol açar.

Eğitim sisteminde hem biçimsel anlamda hem de içerik bakımından ikili cinsiyet sisteminin hakim olması, LGBTİ+’ların genelinde olduğu gibi okulları interseksler ve translar için güvenli kılmaktan uzaklaştırıyor. Okulun fiziksel koşulları, öğretmenlerin, öğretim görevlilerin, diğer eğitim personelinin tutumları, akran zorbalığını önleyecek mekanizmaların olmaması, ders içeriklerinin kapsayıcı olmaması eğitim ve öğretim hayatında yaşanan sorunların bazıları.

Eğitim hakkını yalnızca örgün eğitim ile sınırlı tutmamak gerekir. Çocuklukta ayrımcılığa maruz kaldığı için eğitim hayatı kesintiye uğrayan LGBTİ+’lar da uygun mesleki eğitim programlarıyla bu boşluğu doldurabilir, daha iyi bir çalışma yaşamını hedefleyebilir ve yoksulluk döngüsünü kırabilir.[18] Özellikle translar olmak üzere LGBTİ+’ların eğitim masraflarını karşılayarak ortaöğretime dönmelerini sağlamak, eğitim programlarında yer alanlara nakit desteği vermek veya sürekli/yaşam boyu eğitim programlarına katılımlarını teşvik etmek BM Bağımsız Uzmanının bu konudaki önerileri arasındadır. Trans aktivistlerle yaptığımız toplantıda da meslek edindirme eğitimleri konusunda benzer talepler dile getirildi ve özellikle LGBTİ+ topluluğunun ve örgütlerin bu alanda çalışmaya başlaması önerildi. Bu önerinin arkasında yatan sebeplerden biri ise transların mevcut meslek edindirme kurslarından eşit bir şekilde yararlanamamasıydı.

Başka bir katılımcı, yeterli denetim ve hukuki yaptırım olmadığı için LGBTİ+’lar için en kolay ve en çabuk gözden çıkarılan alanın eğitim olduğunu hatırlattı: “Hemen okuldan alınıyorlar”. Hayatın daha başında yaşanan bu dışarıda bırakılma ve geri kalma, zincirleme bir etki doğuruyor. İnsanlar eğitimde geri kaldığında ileriki hayatında daha iyi bir meslek edinme, daha iyi bir gelir elde etme şansı da azalıyor.

3.8 Çalışma hakkı

Türkiye’de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler olmadığı için taraf olunan bunca sözleşme, LGBTİ+’ların çalışma hakkından eşit faydalanması konusunda yetersiz kalmaktadır. Öncelikle, eğitim ve istihdam arasındaki güçlü bağı hatırlarsak, LGBTİ+’ların eğitimden geri kalması, ileriki hayatlarında daha iyi bir meslek edinme, daha iyi bir gelir elde etme şansını azaltıyor. Bunun yanında, LGBTİ+’lar, istihdamın tüm aşamalarında (işe alım, yükselme, eğitim, tazminat ve fesih) ve kazanç dahil çalışmayla elde edilen haklar söz konusu olduğunda ayrımcılığa uğruyor.

İşyerinde ayrımcılığa ve nefret söylemine uğrama ile işini kaybetme kaygısı, birçok LGBTİ+’yı kimliklerini gizlemeye zorluyor. Kaos GL’nin Türkiye’de kamu sektörü ve özel sektör çalışanı olan LGBTİ+’larla ilgili yürüttüğü araştırmaları, bu sektörlerde çalışan LGBTİ+ların çoğunun, çalıştıkları kurumlarda cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsiyet özellikleri yönünden tamamen kapalı olduğunu ortaya koyuyor.[19]

Başta interseksler ve translar olmak üzere LGBTİ+’ların yaşadığı ayrımcılığın bir boyutu, görünür işlerde değil, geri plandaki ve güvencesiz işlerde çalıştırılmak ve dış görünüşe müdahale edilmesi olabiliyor. Ayrıca, çocukken maruz bırakıldıkları normalleştirme ameliyatlarından kaynaklanan sağlık sorunları nedeniyle düzenli veya düzensiz doktor kontrolüne ihtiyaç duyan interseksler ile düzenli sağlık kontrolüne gitmesi gereken HIV’le yaşayanların işyerinden izin alması gerekebiliyor. Kişi açık kimlikli değilse sağlık kontrollerinin sebebini söylemek istemiyor. Bu durum, işyerinde kapalı olanların kimliklerinin açığa çıkmasına, bunun sonucunda işsiz kalmalarına veya “en iyi ihtimalle” işyerinde dışlanmalarına yol açabilir.

HIV’le yaşayanların en çok hak ihlaline maruz bırakıldığı alanlardan biri istihdam. HIV’le yaşamak, doğası gereği herhangi bir işi yapmaya engel değil ancak Türkiye’de HIV statünüzün öğrenilmesi zaman zaman mesleğinizin elinizden alınmasıyla sonuçlanıyor.

Lezbiyen, biseksüel ve trans kadınlar cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın yanında kadınlarla erkekler arasındaki ücret farklarından da genellikle olumsuz etkilenir. Daha az maaş almaları, hem çalıştıkları dönemde hem de emeklilikte daha yoksul kalabilecekleri anlamına gelir.[20]

Sivil birlikteliklerin tanınmaması, işyerlerinin evli çalışanlarına sağladığı kolaylık ve yardımlardan LGBTİ+’ların yararlanamaması anlamına gelir. Ayrıca, yaptığımız toplantıda, LGBTİ+’ların evli ya da çocuklu olmadıkları için kriz anlarında ilk işten çıkarılan, maaşları aksatılan veya fazla mesaiye kalması beklenen gruplar arasında yer aldıkları ifade edildi.

Çalışanların ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin istihdamdan elde edilen gelirle ihtiyaç duydukları mal ve hizmetlere erişebilmesi, istihdamın yoksulluğun ortadan kaldırılmasındaki temel işlevini ifade eder. Dolayısıyla, işgücü piyasasında düzgün ve güvenceli işlerin yaratılması yoksulluğu azaltma stratejilerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ne var ki, ülkede yaygın olan ayrımcılık nedeniyle seçenekleri fazla olmayan LGBTİ+’ların da genellikle kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalıştığı bilinmektedir. Ayrıca, ekonomik kriz ortamlarında işsizliğin yüksek olması, insanları ayrımcılığın ve istismarın yaşandığı güvensiz iş ortamlarında kalmaya zorlar.

LGBTİ+’ların yaşamları boyunca eğitim ve istihdamda yaşadıkları ayrımcılık, ilerleyen yaşlarında etkisini daha fazla gösterir. İş bulamamamak, kayıt dışı ve düşük ücretli işleri kabul etmek, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarını etkilediği için yaşlı LGBTİ+’lar, heteroseksüellere göre yoksulluğa daha açıktır. Bunu önleyebilmek için, yaşlılara uygun çalışma fırsatları ile diğer gelir getirici olanaklar yaratılmalı ve iş ve meslek edinmede yaşa dayalı ayrımcılık engelleyecek tedbirler alınmalıdır.[21]

3.9 Sağlık hakkı

Tıpkı eğitime erişim gibi, sağlık hizmetlerine erişim hem kişinin yaşam kalitesini arttırır hem de gelir edinme kapasitesini arttırarak yoksulluğun üstesinden gelmesini sağlayabilir.[22] Ne var ki, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık, sağlık hizmetlerini onlar için çoğunlukla erişilemez kılmaktadır. 

Türkiye’de mevzuatın, sağlık hakkına erişme konusunda LGBTİ+’ları korumamasının, sağlık kuruluşlarında LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ve damgalamanın önünü açtığı söylenebilir. Sağlık çalışanlarının ayrımcı muamele ve söylemleri, aşağılayıcı ve küçümseyici tavırları, mahremiyeti ihlal etmesi LGBTİ+’ların sıklıkla karşılaştığı ihlallerdendir. İhlal ve ayrımcılığa uğrama kaygısı, zamanla LGBTİ+’ları düzenli sağlık kontrollerinden ve tedaviden uzaklaştırmaktadır. LGBTİ+’ların ayrımcılığa uğrama kaygısıyla sağlık kontrollerini aksatmaları ve bakım ve tedavilerini ertelemeleri, hastalıkların erken teşhisini güçleştirerek daha ciddi sağlık sorunlarına, dolayısıyla da ciddi sağlık sorunlarının getirdiği maddi yüklere yol açmakta, yoksulluk riskini arttırmaktadır. Bu durum özellikle sosyal güvenceden yoksun, seçilmiş aile gibi kişisel destek ve dayanışma mekanizmalarını kuramamış yaşlı LGBTİ+’ları daha fazla etkilemektedir.

Mahremiyet konusunda kamu kurumlarına olan güvensizlik ve ayrımcılıktan kaçınma çabası, LGBTİ+’ların özel sağlık hizmeti sunan kuruluşlara yönelmesiyle sonuçlanıyor. Bu, LGBTİ+’lar için ekstra maliyet anlamına gelmekle birlikte, kişilerin ayrımcılıktan korunacağını da ne yazık ki garanti etmiyor

LGBTİ+’ların sağlık hakkına erişimlerinin yoksullaşmaya olan etkisini konuşurken, transların cinsiyet uyum sürecinde yaşadıklarından özellikle bahsetmek gerekir. Trans aktivistlerle yaptığımız toplantıda bir katılımcı, cinsiyet uyum sürecinin mali boyutunu şu cümleyle anlatıyor: “Türkiye’de dönmek çok masraflı”. Ameliyat yapan doktorların sayısı çok az ve bu nedenle ücretler çok pahalı. Cinsiyet uyum süreciyle bağlantılı usuller bütün hastanelerde yürütülmediği için şehir değiştirmek zorunda kalan translar var. Bu durum, özellikle ulaşım ve barınma konusunda ek maliyet anlamına geldiği için hem yoksulluğa yol açıyor hem de yoksul olanın erişimini engelliyor.

Sağlık hakkı söz konusu olduğunda özel olarak odaklanılması gereken gruplardan bir diğeri de LGBTİ+ mahpuslar. Cinsiyet uyum süreci ile ilgili sağlık giderleri, devlet tarafından çok sınırlı kapsamda karşılanıyor. Ek olarak, hapishanelerde temizlik malzemelerinin idare tarafından karşılanmaması, yoksul mahpusların hem COVID-19 hem de diğer bulaşıcı hastalıklar karşısında savunmasız bırakılması anlamına geliyor. Ped ve tampon gibi temel sağlık malzemelerine erişim de regl olan LGBTİ+’lar için ayrı bir maliyet anlamına geliyor.

Hem HIV hem de cinsel sağlık bakımından LGBTİ+’ların artan yoksulluğu ilk olarak testle başlıyor. Kişiler, testler masraflı olduğu için hem HIV hem de diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlarla ilgili statülerini öğrenemiyor. Tıbbi bilgilerin ve özel hayatın gizliliği konusunda kamu hastanelerine güvenmeyenler için geride kalan tek seçenek ise özel sağlık kuruluşları ve laboratuvarlar. Ayrıca, küçük şehirde yaşayanlar anonimlikten ve güvenlikten emin olmak için test ve tedavi için başka şehirlere gidebiliyor. Maddi yük anlamına gelen bu zorunlu tercih, HIV’le yaşayanları yoksulluğa açık hale getiriyor.

Sistematik ve kalıplaşmış ayrımcılık ile COVID-19 salgınının yanı sıra, ekonomik kriz ve döviz kurundaki dalgalanmalar sonucu ilaçların eczanelerden ve depolardan temin edilememesi ve ilaç fiyatlarına zam yapılması da LGBTİ+’ların sağlık hakkına erişimini güçleştiriyor. Cinsiyet uyum sürecindeki transların kullanmak zorunda olduğu hormonlar devlet tarafından karşılanmıyor. Hormona Erişim Kampanyası’nın yayımladığı ve 2019-2022 yılları arasında hormon ilaçlarının fiyatlarındaki değişimi gösteren listeye göre, son dört yılda en ucuz hormon ilacının fiyatı bile en az 2-3 katına çıktı ve en keskin artış 2022 yılında yaşandı.[23] Bu yıl hormon ilaçlarına üç defa zam yapıldı. Fiyatlardaki bu artış, LGBTİ+’ların dayanışma pratiklerini de etkiledi. Örneğin, toplantımıza Hande Kader Dayanışması adına katılan bir temsilci, fiyatlardaki artış nedeniyle artık kendilerine başvuran transların hormon masraflarına destek olamadıklarını belirtti. Bu durum, her şeye yüksek paralar ödemek zorunda olduğumuz şu dönemde yoksul transların hormona ulaşamaması ve cinsiyet uyum süreçlerini tamamlayamaması anlamına geliyor.

Hem çocukluktan itibaren yaşadıkları travmalar hem de yaşamları boyunca maruz kaldıkları önyargı, ayrımcılık ve dışlanma, LGBTİ+’larda sıklıkla yalnızlık, yalıtılmışlık ve buna bağlı olarak gelişen anksiyete ve depresyon ile sonuçlanır. Ruh sağlığı hizmetlerinin eşit, erişilebilir, maddi olarak karşılanabilir bir biçimde sunulması, LGBTİ+’ların yaygın ve sistematik ayrımcılıkla baş etme kapasitelerini güçlendirmek bakımından oldukça önemlidir. LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığın, ilerleyen dönemde kişinin istihdama erişimini kısıtlayacağı ihtimali ve buna bağlı yoksulluk riski düşünüldüğünde, ücretsiz ve kapsayıcı psikososyal destek programları sağlık sisteminin en az diğer alanları kadar önemli bir unsuru olmalıdır. Ne var ki, bir araya geldiğimiz sivil toplum örgütlerinin ve aktivistlerinin bu konudaki ortak görüşü, Türkiye’de bu programların yeterli olmadığı yönündeydi. Kamu kurumlarında psikolojik danışmanlık hizmeti sunulsa dahi her psikolog veya her psikososyal destek programı LGBTİ+’lar için uygun ve kapsayıcı olmuyor, aksine ayrımcı bir süreç yaşanabiliyor. Dolayısıyla, LGBTİ+’lar ya ruh sağlığı hizmetleri için de özel sektöre yönelerek ek kaynak ayırmak zorunda kalıyor ya da bu hizmetlerden kesinlikle faydalanamıyor. 

3.10 Sosyal koruma

Devletler, sosyal güvenlik hakkına erişimi ayrımcılık gözetmeksizin herkes için mümkün kılmakla birlikte, haklara erişim bakımından dezavantajlı ve dışlanmış gruplar (örneğin, işsizler, kayıt dışı çalışanlar, mülteciler, kronik hastalıkları olanlar, mahpuslar, engelliler, yaşlılar...) için özel koruma tedbirleri almalıdır. LGBTİ+’lar tüm dünyada yoksullar, evsizler ve sağlık güvencesi olmayanlar arasında geniş yer kaplar. Bu durum, hem geleneksel sosyal koruma tedbirlerinin yetersizliğine hem de bu programların LGBTİ+’ları hedeflemesi gerektiğine işaret eder. LGBTİ+’ların yoksul gruplar arasında yer almasının arkasında yatan temel neden, devletlerin destek programlarını tasarlarken, LGBTİ+’ların yaşam pratikleri ve ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen geleneksel aile modelini esas almasıdır. Türkiye’de de sosyal yardımlar, temel olarak haneye giren gelir değerlendirilerek sunulur. Kimliğini açıkladığı için atanmış aileyle bağların kopması, seçilmiş ailesini de kuramamış LGBTİ+’lar için çeşitli güvencelerden yoksunluk ve yoksullukla yalnız başa çıkmak anlamına geliyor. Ayrıca, Türkiye’de sosyal yardımlar en muhtaç olanı hedeflediği için de kişi, ailesiyle bağlarını koparmış olmasına rağmen, atanmış ailesinin koşulları yardım kriterlerini sağlamıyorsa söz konusu yardımdan mahrum kalabiliyor. Aynı durum yoksulların sağlığa erişiminde önemli bir araç olan Yeşil Kart için de geçerli. Kişinin hane ve aile odaklı yapılan gelir testi sonucunda genel sağlık sigortasını karşılayabileceği düşünülürse Yeşil Kart alması mümkün değil. Bu nedenle, sosyal politikaların atanmış ve geleneksel aileler yerine öncelikle bireylerin ihtiyaçları gözetilerek planlanması ve uygulanması gerekir.

LGBTİ+’ların istihdamda yaşadıkları ayrımcılık, onların emeklilik planlarına daha az katkı yapmaları, dolayısıyla da hayatlarının ilerleyen dönemlerinde daha az gelir elde etmeleri ile sonuçlanır.[24] Kaos GL’nin insan hakları raporları, “başta translar olmak üzere LGBTİ+’lar cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle iş bulamadıkları, dolayısıyla kayıt dışı ve güvencesiz seks işçiliğine itildikleri veya düşük ücretle çalıştırıldıkları için sosyal güvenlik haklarından hiç veya yeterince yararlanamadıklarını ortaya koyar.[25]

Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve sosyal güvenlik ağından yoksun insanlar, onları ani değişimlere karşı koruyacak mekanizmalara (temel ihtiyaçlarını karşılamak için gelir güvencesi ve temel sağlık hizmetleri gibi) erişemediği için afet, salgın, ekonomik kriz gibi olaylardan en fazla etkilenen gruplar arasında yer alır. Bu tür kriz anlarında nereye başvurulabileceğiyle ilgili bilgi eksikliği, kişileri yararlanmayı hak ettikleri mevcut sosyal yardımlardan mahrum bırakır. Öyle ki, SPOD’un 2020 yılında yürüttüğü araştırmaya göre, LGBTİ+’ların büyük çoğunluğunun pandemi sürecinde nereye hangi şekilde sosyal yardım başvurusu yapabilecekleri hakkında bilgileri yok. Hem zaten sınırlı olan mevcut yardımlara başvuramamaları hem de temel yurttaşlık geliri uygulamasının olmaması, LGBTİ+’ları salgın sırasında yaşadıkları gelir kaybının etkisini hafifletebilecek olanaklardan yoksun bıraktı.

LGBTİ+’ların yaşamları boyunca maruz kaldıkları ayrımcılık, yaşlılık dönemlerinde bu sorunların katlanması ve daha derinden hissedilmesi anlamına geliyor. Öte yandan, yaşlılara yönelik sosyal hizmetler, onları söz konusu sorunlardan korumaktan oldukça uzaktır: Ya tahsis edilen kamu kaynaklarının yetersiz ya da özel sektörün sunduğu hizmetler mali açıdan karşılanabilir değildir. Türkiye için konuştuğumuzda, zaten yetersiz olan bu hizmetlerde cinsiyet çeşitliliği gözetilmediği için yaşlı LGBTİ+’ların yararlanması, ancak kimliklerini gizlemeleriyle mümkündür. Türkiye’de yaşlılık ve bakım politikalarının yetersizliği ile bakım yükünün atanmış ailelere yüklendiği düşünüldüğünde, toplumsal dışlanma ve yoksulluk, LGBTİ+’ları yaşlılıklarında bekleyen önemli riskler arasındadır.

LGBTİ+’ların yaşam pratiklerini etkileyen taşra-kent ayrımı, sosyal koruma söz konusu olduğunda daha fazla belirleyici olabilmektedir. Örneğin, büyükşehirlerde LGBTİ+’ların topluluk içi destek ve dayanışma mekanizmalarını kurması ve bunlara erişimi, taşrada ve kırsal bölgelerde yaşayanlara göre çok daha kolaydır. Bu durum, küçük şehirlerdeki sosyal hizmetlerin yetersizliğiyle birleşince, buralardaki LGBTİ+’ları koruma mekanizmalarından mahrum bırakmaktadır.[26]

4. Sonuç

Yürürlükteki sosyal politikaların LGBTİ+’ları görmezden gelmesinin karşısında, LGBTİ+’lar hem bireysel hem de örgütsel dayanışma mekanizmaları oluşturarak ayrımcılık ve yoksullaştırmayla mücadele etmeye çalışıyor. Örneğin, atanmış ailelerinden dışlandıkları için mahrum kaldıkları destek mekanizmalarını güvenilir arkadaşlarından oluşan seçilmiş aileleriyle yeniden yaratmaya çalışıyorlar. Ayrıca, yardıma ihtiyacı olan LGBTİ+’lar için hızlıca örgütlenip dayanışma grupları kurabiliyorlar. STÖ’lerse örgütlenme özgürlüğüne yapılan müdahalelere ve kısıtlı araçlara rağmen artan yoksulluğa karşı ellerinden geleni yapmak için çabalıyor.

Bu süreçte farklı örgütler ve gruplarla yaptığımız görüşmeler ve incelediğimiz kaynaklar gösterdi ki, her gün uğradıkları ayrımcılık hem LGBTİ+’ları yoksulluğa yaklaştırıyor hem de yoksul olan LGBTİ+’ların bu yoksulluktan kurtulmak için gerekli araçlara erişimini engelliyor. Bunun önüne geçmek için yapılacakların başında eşitlikçi, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı yasaklayan ve LGBTİ+’ları gören bir ayrımcılıkla mücadele yasası geliyor. İnsan hakları ihlallerini yoksullukla bağlantılı bir kavram olarak ele almak LGBTİ+ örgütleri için yeni bir şey; bu konuda daha fazla çalışmaya ve öğrenmeye ihtiyaç var. Öte yandan, ihtiyaçlar o kadar hızla artıyor ve yoksulluk o kadar hızlı bir şekilde gündemimize giriyor ki bunları öğrenmek için çok da fazla vakit kaybetmemek gerektiğini, çeşitli araçlar oluşturmak, çeşitli iş birlikleri kurmak gerektiğini, bunları ertelememek gerektiğini de öğrendik. Bu konuda hibe veren kuruluşlara da rol düşüyor. Hibeleri planlarken medeni ve siyasal haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklar arasındaki dengeyi gözetmeli ve LGBTİ+ örgütlerinin bireylerin yoksulluğunu gidermeye yönelik girişimlerini desteklemeliler. LGBTİ+ hareketi içinde güçlü bir destek ve dayanışma sistemi olsa da STÖ’lerin yapabilecekleri sınırlı. Bu sınırlılık içinde yapılabilecek öncelikli işler, araştırmalarımızda ve hak savunuculuğu faaliyetlerimizde medeni ve siyasal hakların yanında ekonomik, sosyal ve kültürel haklara, yani yoksullukla ilgili konulara da yer vermek, LGBTİ+’ları yoksulluktan koruyacak stratejileri düşünmek ve kamu kurumlarına bu yönde çağrı yapmaktır.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[2] https://enagrup.org/bulten/202206.pdf?v1 (Erişim tarihi: 29.07.2022).

[4] SPOD, Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi, 2020.

[5] 17 Mayıs Derneği, Yaşlanıyoruz Lubunya: Anket/Görüşmeler ve Çalışma Raporu, 2022, https://www.17mayis.org/images/publish/pdf/yaslaniyoruz-lubunya-anket-gorusmeler-ve-calisma-raporu-16-05-2022.pdf (Erişim tarihi: 29.06.2022).

[6] Toplantılara katılan örgütler şunlardır: İhtiyaç Haritası, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Çorbada Tuzun Olsun Derneği, Senex Yaşlanma Çalışmaları Derneği, Açık Alan Derneği/Derin Yoksulluk Ağı, Kadın Dayanışma Vakfı, Pozitif Alan, 40+ Lubunya, Kaos GL Derneği, 17 Mayıs Derneği, Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, Hande Kader Dayanışması, İstanbul Pride, Genç LGBTİ+ Derneği, Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Muamma LGBTİ+ Derneği, Özgür Renkler Derneği.

[7] AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu, Guidelines on Freedom of Association, 2015, https://www.osce.org/files/f/documents/3/b/132371.pdf (Erişim tarihi: 29.06.2022).

[8] Report of the Special Rapporteur on the rights to freedom of peaceful assembly and of association on the rights to freedom of peaceful assembly and of association: Civic space, poverty and exclusion, A/HRC/74/349.

[9] A/74/349. 

[10] Report of the Independent Expert on protection against violence and discrimination based on sexual orientation and gender identity, A/74/181. Kaos GL’nin yaptığı çeviri için bkz: https://kaosgldernegi.org/images/library/2019birlesmis-milletler-cinsel-yonelim-ve-cinsiyet-kimligine-dayali-siddet-ve-ayrimciliga-karsi-koruma.pdf (Erişim tarihi: 30.06.2022).

[11] Kaos GL Derneği, Türkiye’nin LGBTİ Mülteciler ile İmtihanı, 2019, https://kaosgldernegi.org/images/library/2019lgbti-multeciler-ile-imtihani-web.pdf (Erişim tarihi: 13.06.2022) ve LGBTİ+’ların İnsan Hakları Raporları.

[12] Köylü, M (2020), “Sosyal İçerme”, Heteronormatif Olmayan bir Sosyal Hizmet Mümkün, Kaos GL.

[13] Report of the independent expert on the question of human rights and extreme poverty, Magdalena Sepúlveda Carmona, on the draft guiding principles on extreme poverty and human rights, A/HRC/15/41.

[15] Örneğin, bakınız LGBTİ+’ların insan hakları 2018 ve 2019 raporları.

[16] 17 Mayıs Derneği, Yaşlanıyoruz Lubunya: Anket/Görüşmeler ve Çalışma Raporu, 2022, https://www.17mayis.org/images/publish/pdf/yaslaniyoruz-lubunya-anket-gorusmeler-ve-calisma-raporu-16-05-2022.pdf (Erişim tarihi: 16.07.2022).

[17] BM ESKH Komitesinin eğitim hakkı üzerine 13 No’lu Genel Yorumu ve A/HRC/15/41.

[18] Report of the Independent Expert on protection against violence and discrimination based on sexual orientation and gender identity, A/74/181. Kaos GL’nin yaptığı çeviri için bkz: https://kaosgldernegi.org/images/library/2019birlesmis-milletler-cinsel-yonelim-ve-cinsiyet-kimligine-dayali-siddet-ve-ayrimciliga-karsi-koruma.pdf (Erişim tarihi: 30.06.2022).

[19] Kaos GL Derneği, Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı LGBTİ+’ların Durumu - 2021 Araştırması, 2021, https://kaosgldernegi.org/images/library/ozelsektor21.pdf (Erişim tarihi: 26.07.2022) ve Kaos GL Derneği, Türkiye’de Kamu Sektörü Çalışanı LGBTİ+’ların Durumu - 2021 Araştırması, 2021, https://kaosgldernegi.org/images/library/kamu21.pdf (Erişim tarihi: 26.07.2022).

[20] A/74/181.

[21] BM ESKH Komitesinin Yaşlıların Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakları üzerine 6 No’lu Genel Yorumu ve BM Yaşlılık İlkeleri.

[22] Sen, A (2004), Özgürlükle Kalkınma, Çev: Yavuz Alogan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

[24]  A/74/181.

[25] LGBTİ+’ların insan hakları 2018 ve 2019 raporları.

[26] 17 Mayıs Derneği, Yaşlı LGBTİ+’ların Hakları ve Sorunları ile Dünyadan Örnekler, 2021, https://www.17mayis.org/images/publish/pdf/yasli-lgbti-larin-haklari-ve-sorunlari-ile-dunyadan-ornekler-15-02-2021.pdf (Erişim tarihi: 21.07.2022).

 


Etiketler: insan hakları
nefret