04/05/2011 | Yazar: Özgür Güçlü

Pencereden bakıyorum. Dışarıda lapa lapa kar. Unutmuşum bu mevsimi. Hayatımı uzun süredir ılıman iklimlerde geçirdikten sonra Toronto’da ufacık bir apartman dairesindeyim.

Özgür Güçlü | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Özgür Güçlü
Pencereden bakıyorum. Dışarıda lapa lapa kar. Unutmuşum bu mevsimi. Hayatımı uzun süredir ılıman iklimlerde geçirdikten sonra Toronto’da ufacık bir apartman dairesindeyim. Kar kış kıstırmış beni bir köşeye. Mevsimin ilk karı çok güzeldi, çocuk gibi attım kendimi sokaklara. İkincisinde heyecanım biraz azalmış olsa da, kartopu oynamaya koştum hemen. Şimdi artık sayısını unuttuğum karlı günlerde ve bunların arasındaki boşluğu dolduran gri, kasvetli zamanlarda içimi birşeyler kemiriyor. Ne işim var benim bu şehirde? Ne yapıyorum burda? Öbek öbek, karanlık sorular kaplamış zihnimi. San Francisco’yu, ordaki işimi, arkadaşlarımı bir yıllığına askıya alıp gelmişim Toronto’ya. Neden? Ocaktan taze demlenmiş çay kokusu geliyor. Eşyalarımın çoğunu Kaliforniya’da bir depoda bırakmışım. Neyseki emektar çaydanlığım benimle. Dur kendime bir ince belli doldurayım. Bir de müzik açalım. Avni Anıl besteleri dinleyesim var…
“Aşk için” demişti çoğu arkadaşım, Kanada’ya doktora yapmaya gelen dört yıllık erkek arkadaşımla beraber bu şehre taşınmaya karar verdiğimi duyunca. “Aşk için neler yapıyor insan, değil mi?” diye bakınmışlardı birbirlerine. Kimi ucuz romanlara kendini kaptıran sevdalıların melankolisiyle, kimi az alaycı gözlerle. Aşk için mi burdayım gerçekten? Tam olarak bilmiyorum. Düşündükçe, aradıkça sarpa sarıyorum. Cevapsız her soru boynunu büküp gitmek şöyle dursun, bir iki de yandaşını topluyor. Koro halindeler. Aşk nedir? Kime nasip olur? Ne kadar sürer?
 
Çayım bitiyor, Avni Anıl şarkıları da. Dışarıda kar epey birikmiş, içimde de sorular. Bari biraz çıkayım evden, belki açılırım bembeyazlarda. Yürüyorum günün ortasında, insanı az caddelerde. Her yerde sessizlik; bir genişlik içime usulca yayılıyor. İki sincap görüyorum küçük bir parkın ortasında. Yapraklarını dökmeyip kışa dil çıkaran bir çam ağacının etrafında dönüyorlar. Aşıklar mı acaba? Soruyu içimde duyar duymaz gülüyorum halime. Lafı dönüp dolaştırıp aynı yere getirmeyi başaran deli, inatçı aklıma. Derin bir soluk alıp veriyorum. Duman duman çıkışını izliyorum nefesimin ağzımdan. Yürümeye devam…
 
Üç uzun cadde, bir park daha geçiyorum. Isınmak için bir kahve alayım mı buralardan derken, bir köşede iki genç. Oğlan sarışın uzun boylu. Kız kısaca, simsiyah uzun saçları var. Sırtlarındaki çantalara bakılırsa üniversite öğrencileri. Sokulmuşlar, yüzleri birbirinin içinde. Sıkıca sarılmışlar, öpüşüyorlar. Soğuk umurlarında degil. Aşkın o pek bilindik, ateşli günlerinde olsalar gerek. Onlara sorsam mı acaba? Siz aşkı nasıl bilirsiniz? Sevginin neresindesiniz? Bitmiyor bu sorular. İyice üşütmeden eve dönmeli… Koştur koştur giriyorum eve. Fırın gibi içerisi. Oh! Azcık da inceden çay kokusu takılı kalmış havada.
 
Babam mutfaktan elinde demlik geliyor, bardaklarımıza çay dolduruyor. Bir Cuma akşamı, ailecek televizyonun karşısına kurulmuşuz. Okuldan eve birkac saat önce dönmüşüm. Hep beraber akşam yemeği yemişiz; dumanı üstünde yoğurt çorbası. Yemek üstüne bir de banyo sefası yapmışım, geçirdiğim haftadan arınmaya. O zamanlar evimiz sobayla ısınırdı. Oturma odası gayet sıcak olurdu ama diğer odalar zehir gibi. Yatma vakti yaklaşırken kızkardeşimle benim yattığım odada bir tüplü soba yakardık, odanın soğuğunu kırsın diye. Annemlerin odası ise ısıtılmaz. Tüm gün, öğleden sonra güneşi görüyor ya, gerek yok ısıtıcıya. Gece saat onbir civarları Avni Anıl’ın sunduğu bir müzik programı başlardı TRTde. Yine öyle bir gece. Kardeşim çoktan yatmış.
 
Babam ilk birkaç şarkıyı izliyor bizimle, sonra ayaklanıyor. “Hadi ben yatıyorum” deyip öpüyor beni ve annemi yanaklarımızdan. Annemle ben mest olmuş halde dinlemekteyiz TVdeki şarkıyı.

Odadan çıkmak üzere olan babama annem sesleniyor:“Hayatım, benim tarafımı yatıp ısıtır mısın ben gelene kadar?”. “Olur canım!” diyor babam; göremesem de yüzünü, sesinde bir gülümseme duyuyorum.
 
Bu mu aradığım?
 
Video linki: http://dai.ly/hXIc3r
 

Etiketler: kültür sanat
Nefret