08/03/2009 | Yazar: Ali Baydaş

SP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, "72 milyonun partisiyiz, çarşaflısı da, Alevi’si de, Sünni’si de bu cumhuriyetin eşit ve özgür vatandaşlarıdır" demiş ama gey ve lezbiyenlere partisinin kapılarını

Ali Baydaş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Baydaş

SP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, "72 milyonun partisiyiz, çarşaflısı da, Alevi’si de, Sünni’si de bu cumhuriyetin eşit ve özgür vatandaşlarıdır" demiş ama gey ve lezbiyenlere partisinin kapılarını kapatarak, gey-lezbiyen evlilikleri gibi insan doğasına aykırı gelişmelerin aile değerlerinde çözülmeye yol açtığını söylemiş. Bildiğim kadarıyla eşcinsellerin de ‘aman n’olur bizi Saadet Partisine alın’ diye kapınızda beklemesi gibi bir durum söz konusu değil.

Yine de, bir siyasi partinin alenen ayrımcılığı savunması durumunda, şunu sormak gerekiyor: Bugün partinize almadığınız eşcinsel bireyler hakkında, bir gün iktidar olmanız durumunda ne yapmak niyetindesiniz? O zaman nerelere giremeyecek eşcinseller? En başta, özgür ve eşit yaşama haklarına saygı gösterilecek mi? Çoğunun şimdi yaptığı gibi, gizlenmeye mi zorlanacaklar? Partinizde şu anda hiç eşcinsel olmadığını mı sanıyorsunuz? Fazilet Partisi olduğunuz zamanlarda, mecliste eşcinsellere esip, gürleyen bir milletvekiliniz vardı hani, sonra travesti bir metresi olduğu ortaya çıkmıştı. Böyle çarpıcı örneklere de gerek yok. Bir grup insanın olduğu her yerde mutlaka birilerinin eşcinsel olması söz konusudur. Bütün dünyada geçerli bir istatistiksel gerçektir bu. Onların kendilerini gizlemeleri, olmadıkları anlamına gelmez. Demek ki, partinizin adındaki Saadet, birileri için mutluluk ama bizim için bahtsızlık anlamı taşıyor.
 
Kurtulmuş, şöyle devam etmiş: "Toplumlar çözülüyor, dağılma sürecinin içine giriyor. Ortak değerler, toplumsal erdem bütün dünyada azalıyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Batı dünyasında da akil olan insanlar bu konuda ciddi tartışma yürütüyor. Aileler çözülüyor. Boşanmalar, evlilik dışı ilişkiler, gey-lezbiyen evlilikleri gibi insan doğasına aykırı birtakım gelişmeler aileyi ve aile değerlerini çözüyor" sözleriyle ortaya koymuş.
 
İyi de, bu çözülmenin sorumlusu eşcinseller mi? Bu, yaşadığımız çağın, kapitalizmin getirdiği bir çözülme. Ailenin ne kadar doğal, sağlıklı ve gerekli bir kurum olduğu tartışmasını şimdilik bir yana bırakalım. Antalya’nın köylerinden şehir merkezindeki cami avlusuna dedelerin bırakıldığı bir dönemde yaşıyoruz. 80’lerde, ANAP hükümeti zamanında, Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı kurulmuş, gazetelere ailenin önemini vurgulayan büyük bir aile fotoğrafının yer aldığı ilanlar verilmişti. Sonra, o fotoğraftaki dede ve ninelerin yaşlılar yurdundan bulunduğu anlaşılmıştı. Birkaç yıl önce de, Fransa’da bir yaz aşırı sıcaklar nedeniyle ölen pek çok yaşlı insanın çocuklarına belediyeler durumu haber verdiğinde, tatilde olan çocukların, ‘tatilimizi yarıda kesemeyiz, siz gömüverin’ dediğini okumuştuk. Çözülen sadece aile değil, insanlığın tüm ortak değerleri. Güney Asya’daki büyük tsunami felaketinden sonra, Endonezya sahillerinde görevliler ceset toplarken, yanı başlarındaki Batılı turistler şezlonglarında güneşlenmeye devam ediyorlardı. Gazze’deki vahşete karşı olanca gücüyle tepki veren Müslümanların, Darfur’daki hem sayısal olarak hem de çocuk ve kadınlara sistematik tecavüzler nedeniyle daha da vahim vahşete ses çıkarmayışları yetmez gibi, bir de Müslüman hükümetin soykırımcıya sahip çıkmasıyla iki yüzlülük mide bulandırıcı hale geldi.
 
Bir takım değerleri korumak istiyorsanız, önce insanların yaratıldıkları hallerine saygı duymayı, gerçekleri inkâr etmemeyi öğrenmelisiniz. Sonra, o değerleri zorla kabul ettirmeye çalışmak yerine, neden çözüldüklerini düşünün. Hep beraber düşünelim ama bunu, içimizden birilerini cebirle yok sayarak yapmaya kalkarsanız, onun adı muhafazakârlık değil, faşizm olur. Burada, Vatikan’ın bir temsilciliği gibi hareket eden birilerine ihtiyacımız yok.
 
Bakın, Vatikan’ın sübyancı rahiplerini koruduğu için mahkemelerle başının dertte olduğu bu günlerde, burada da 14 yaşındaki kızı tacizden yargılanan İslamcı birini kendi cemaati korumakta beis görmüyor. Sonra, başka bir İslam ülkesinde biri, 9 – 10 yaşındaki kızların evlenebileceğine (elbette dedesi yaşındakilerle) dair fetva veriyor. Bütün bunlardaki iki yüzlülük canınızı sıkmıyor mu? Yine Vatikan ile birlikte Müslüman AKP hükümeti, eşcinselleri öldüren, hapseden ülkelere yaptırım yapılmasını engellemek için BM'de kulis yapıyor. Belki de bu erdem çözülmesinin nedenlerinden biri, bazı dindar insanların bu denli ikiyüzlü tavırlarıdır diye düşünmüyor musunuz hiç? Sanmıyorum. Günah keçisi yapmak için eşcinseller varken, samimi olmaya, özeleştiri yapmaya ne hacet efendim!
 
Aslında, Saadet Partisi’nin bu açıklaması, kendi çizgisiyle uyumlu, dürüst bir açıklama olarak da görülebilir. Diğer düzen partilerinin bu konuda açıklama yapmıyor olmaları, onların tavrının farklı olduğunu göstermez. İnternette oylama yapıp, CHP’yi destekleyen eşcinsellerin üzerinde düşünmedikleri mesele şu ki, bir eşcinsel olarak, o CHP’nin de kapısından içeri giremezsiniz.
Beni bu yazıyı yazmaya iten, filanca parti tarafından istenmiyor olmak değil, erdem çözülmesinin sorumlusu olarak gösterilmemizdi. Erdem, cinselliği yok sayan bir devekuşluğu hali değildir. Her şeyden önce, dürüst olmalıdır erdemden söz eden ve diğer insanların varoluşlarına saygı göstermelidir.


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret