18/02/2008 | Yazar: Fikret İlkiz

‘Başbakan; herkesin ‘izin verdiği’ kadar düşünmesini, yazmasını istiyor. Benim ahlak değerlerime siz karışmayın. Neyin ters, neyin düz olduğuna ben kendim karar veririm.

‘Başbakan; herkesin ‘izin verdiği’ kadar düşünmesini, yazmasını istiyor. Benim ahlak değerlerime siz karışmayın. Neyin ters, neyin düz olduğuna ben kendim karar veririm. Asıl siz hakkınızdaki eleştirilere tahammüllü olun.’ Fikret İlkiz‘in kaleminden.

Haber verme hakkı, olayların anlatılması kadar olaylarla ilgili ‘görüş’, ‘eleştiri’, ’yorum’ ve yaratma haklarını da kapsar. Gazeteci, halkın doğruları öğrenmesini, bilgilenmesini sağlamaya yönelik ‘görev’ üstlenmiştir. Onun için, ‘haber verme hakkına’ sahiptir.
Gazetecinin gerçekleştirdiği ‘yayın’, ‘hakkın icrası’dır. Diğer bir deyişle, ‘olayları haberleştirmesi’, ‘yorum yapması’ ve ‘eleştiri hakkını’ kullanması suç oluşturmaz. Bu hukuksal gerçek, demokratik siyasal yapının özünü oluşturan ‘çokseslilik’ kuralının vazgeçilmez sonucudur. Aksi uygulanırsa, ‘tekseslilik’ ve/veya ‘resmi görüş’ sisteminin kabul edilmesi demektir. Böyle bir sistem ‘demokratik siyasal yaşam’ ile uzlaşmaz, çelişki yaratır. Muhalefet, demokrasinin varlığı için vardır.

Başbakan "tekseslilik" istiyor

Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Türkiye’de ‘tekseslilik’ istiyor. Yöneltilen eleştirilere tahammülsüzlük gösteriyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘bir kısım medya’ olarak nitelendirdiği medyaya çok kızgındır, çünkü hakkındaki yazılar ve eleştiriler aleyhinedir. Başbakan, aleyhe yazı ve eleştiri istemiyor. O nedenle her şeyde medyayı suçluyor. Öfkeyle siyaset yapmayı sanat sanıyor.

Eğer hakkınızdaki eleştirilerden dolayı gazetecileri suçlarsanız ‘özgür, doğru, yaygın, çok yönlü bilgi dolaşımını’ reddetmiş olursunuz. İzin verilen düşünce/izin verilmeyen düşünce alanları yaratırsınız. Asıl kızdığınız medyanın bu anlayışa tahammülü yoktur.

Başbakan; herkesin ‘izin verdiği’ kadar düşünmesini, yazmasını istiyor. Kendi istediği biçimde ‘düşünülmesini’ ve medyanın da kendi düşündüğü gibi ‘yazmasını’ istemektedir. Başbakan’ın medyayı böylece biçimlendirme isteğiyle izne bağlı bu düşünce sisteminde; Başbakan hakkında ‘eleştiri’ yasaktır.

Eleştiri hakkı, anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine göre korunur. Herkesin hakkıdır. Kamuoyunun gözü, kulağı ve bekçisi olan gazetecilerin eleştiri hakkı, başbakanlara göre daha geniştir. Eleştirileri çok sert olabilir ve hatta provokatiftir. Başbakanlar bu eleştirilere katlanmalıdır.

AİHM kararı örneği

Profil dergisinin basımcısı Peter Michael Lingens, Almanya Başbakanı’nı eleştirdiği yazısında ‘en adi türden fırsatçılık’, ‘ahlaksızca’, ‘utanç verici’, sözcüklerini kullanınca hüküm giymişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) konu hakkındaki ‘Peter Michael Lingens v. Avusturya’, 8 Temmuz 1986 tarihli kararında, bu tür bir siyasi eleştirinin ifade özgürlüğünün sonucu olduğuna karar vermiştir. Kararda; basının, ‘tıpkı kamunun yararına olan diğer alanlarda olduğu gibi, siyasal meseleler hakkında bilgi ve düşünceleri yaymakla ödevli’ olduğunu ve ‘bilgi ve düşünceleri yaymanın yalnızca basının ödevi olmakla kalmadığı ve fakat, kamunun bunları edinme hakkının da olduğu’nu vurgulamıştır.

Mahkeme; ‘muhalif, şok edici ve rahatsız edici türden bilgi ve düşüncenin, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği olduğunu ve bunlar olmaksızın ise bir ‘demokratik toplum’un söz konusu edilemeyeceğini’ belirtmiştir. Mahkemeye göre, ‘basın özgürlüğü, halkın, siyasal liderlerin düşünceleri ve tavırları hakkında bir görüş edinebilmesi ve oluşturabilmesi için en uygun yollardan biridir. Daha genel olarak, özgür siyasal tartışma, sözleşmenin bütününe egemen olan ‘demokratik toplum’ kavramının tam özünü biçimlendirir. Politikacıları eleştirmenin kabul edilebilir sınırları, özel bireyleri eleştirmenin sınırlarına göre daha geniştir.’

Başbakanın sözleri

13 Şubat 2008 günü Erdoğan, 43. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada yine ‘medyaya’ çattı. ‘Yahu insaf!’ dedi. Sözlerine devamla ‘Affedersiniz gazetelerinizin baş köşelerinde bu toplumun ahlak değerleriyle tamamen ters düşen çırılçıplak kadın resimlerini siz basıyorsunuz…’ dedi ve buna müdahale edilmediğini söyledi. Sözleri çok alkışlandı.

Medya; gazetelerinin baş köşelerine bu toplumun ahlak değerlerine tamamen ters düşen ‘çırılçıplak kadın’ resimleri basıyor.

Ben de bakıyorum. Başbakan’a göre bu resimleri basanlarla, bu resimlere bakan kişi olarak benim ahlak değerlerim çırılçıplak… Herhalde bu sözlerinden dolayı alkış tutanların ahlaki değerleri; benimki gibi çırılçıplak değil.. Örtülü mü acaba? Onlar da bakmıyorlar mı bu kadın resimlerine? Bakınca ahlak bozulur mu? Yoksa bir resim sergisinde sergilenen ‘nü’ resimlerin üzeri tülbentle kapatılınca, benim ahlakım üzerine tülbentle örtülerek korunmuş mu oluyor?
Böylece benim ahlakım çırılçıplak kadın resimlerinden korunarak, ben toplumun ahlak değerleriyle ters değil de düz düşen kişi mi oluyorum? Belki de bundan sonra ‘resmi ahlaka’ uygun düşen kadın resimlerinin açıklığı ya da örtülülüğü, heykellerin ‘müstehcen’ olup olmadığı ve çekilen fotoğrafların nasıl yayınlanacağı resmen tayin ve takdir edilecek ve ondan sonra basılıp basılmamasına karar verilecektir… Olur mu olur!..

Karışmayın

Sayın Başbakan eleştirilerimizi ifade etmek için, sizin sözlerinizle söze şöyle başlamak gerekiyor: ‘Yahu insaf!..’ Hakkınızdaki eleştirilere ve medyaya kızdığınız için gazetelerin baş köşelerindeki ‘çırılçıplak kadın resimlerine’ baktığımdan dolayı benim ahlakımı korumak sizin göreviniz midir? Benim ahlak değerlerime siz karışmayın. Neyin ters, neyin düz olduğuna ben kendim karar veririm. Asıl siz hakkınızdaki eleştirilere tahammüllü olun. Kızgınlık göstermeyin. Medya ve muhalefet demokrasinin gereğidir. Ben kendi ahlaki değerlerimi kendim korurum. Benim ahlakım, benim… Lütfen kendi işinize bakınız!..

Etiketler: insan hakları
Nefret