13/09/2021 | Yazar: Sa Bahattin

Bu sahnelerde Bartu’nun bakışı ve tavırları yönetmenin cehaletini açıkça küçümsüyor. Yani dizi homofobik olmayan bir tutum sergilemekle kalmıyor, homofobiyi eleştiriyor da.

Beş dijitalin beşi bir değil Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

[Spoiler Alert: Bartu Ben dizisi]

Belki hatırlayanlarınız vardır. Geçtiğimiz Haziran ayı, “Eşcinseller Komik Olmaya Devam Ediyor Hâlâ” başlıklı bir yazı yazmış ve özel bir internet kanalının içeriğindeki LGBTİ+ temsillerini irdelemiştim. Maalesef ki, ülkemizdeki LGBTİ+ algısı henüz ‘GÖTVEREN’in ötesine pek geçemediğinden, değindiğim programlardaki temsiller eşcinsel erkek karikatürlerinden başka bir şey değildi. O yazıda, ilgili kanalın birkaç içeriğindeki temsilleri yerden yere vurmuş, sonrasında bu kanala daha fazla para kazandırmayacağımı ilan ederek, kel kafamı sağa sola savurmak sûretiyle odayı terk etmiştim.

Gelin görün ki, bu havam fazla uzun süremedi. Tükürdüğümü yalamak, pişmiş aşa su katmak ve hatta leb demeden leblebiyi anlamak zorunda kaldım.  Çünkü yüksek lisans yıllarımdan tanıdığım gey bir arkadaşımın kadın arkadaşı (Banu Sıvacı) doğduğum-büyüdüğüm şehir olan Adana’da, görmezden gelinen bir insan kesimini (güvercin tutkunlarını) anlatan uzun metraj bir film çekmişti (Güvercin) ve bu film yalnızca yukarıda bahsi geçen dijital platformda bulunmaktaydı.

Bol ödüllü bir film olmasının yanı sıra, tanıdığım biri tarafından çekilmiş bu filmi görmezsem olamazdı! O yüzden, telif/melif korkusundan adını zikredemediğim o dijital çukura tekrar düşmem gerekiyordu. Nitekim düştüm de. Kredi kartı bilgilerimi girip üyelik bilgilerimi tazeledikten sonra, hemen aynı gün, filmi izledim. Fena bir film değildi. Bazı sahneleri oldukça etkileyiciydi. Ayrıca kuşlar ile başrol oyuncu arasında etkileşim inanılmazdı. Ama, takdir edersiniz ki, izlediğim şey, o filmle sınırlı kalmadı.

Madem parasını ödedim, olur olmadık her şeye tıklarım ayol, anlayışıyla bir süre “ipini koparan danalar” gibi (ki her Kurban Bayramı tarafımız bellidir) dolandıktan sonra, daha makul bir insan oldum ve önceki üyeliğimde yarım bıraktığım bazı dizilere göz atma kararı aldım.

Bu dizilerden biri, hem senaristliğini hem de baş rol oyunculuğunu Bartu Küçükçağlayan’ın üstlendiği BARTU BEN’di. Dizi, Bartu’nun kendi hayatından bir kesit gibi. Bir süre ünlü olduktan sonra işsiz kalmış ve bu nedenle parasızlıktan mustarip bir aktörün hikayesini anlatıyor. Eğer benim gibi Küçükçağlayan’ı samimi bulanlardansanız diziyi deneyebilirsiniz.

Dediğim gibi, bir önceki üyeliğimde diziyi birkaç bölüm izlemiş, sonra kanal tepemi attırınca “lanet olsun” diyerek üyeliğimi durdurmuştum. Bu durdurmadan ilgili dizi de nasibini almıştı. Ancak, meğer, diziyi en önemli yerinde bırakmışım... İzlediğim son bölümde diziye “Mercimek” lakaplı bir gey dahil olmuştu. Tek bölümlük bir “çeşni” sanmıştım. Meğerse, bu Mercimek, dizinin geri kalanı için oldukça önemli bir rol haline geliyormuş da haberim yokmuş.

Hatta o kadar yokmuş ki 2018 yılında Aslı Alpar’ın, tam da burada, kaosgl.org üzerinde bu karakterle ilgili bir yazı paylaştığını fark etmemişim. O yazıya da buradan ulaşabilirsiniz.

Mercimek (Okan Urun), başrol oyuncusunun bir arkadaşı olarak türlü duygu durumlarında karşımıza çıkan bir yan karakter. Bazen çılgın partilerde, bazen iş görüşmesi gerginliğinde bazen de selfie çekilme telaşında izliyoruz onu. Hatta bir noktada Bartu ile bu karakter (ki kendisini lubunya olarak açıkça ve gururla beyan ediyor) aynı evde yaşıyor. Bartu, bu süreçte bir erkek apartman görevlisi tarafından uzun flörtlere maruz kalıyor, ve inanamayacaksınız, heteroseksüel bir karakter olmasına rağmen, vahşileşmeden bu flörtleri savuşturabiliyor. 

İşin güzel yanı, özelde Mercimek, genelde erkek-erkeğe erotik etkileşimler üzerine bu sahneleri izlerken yazarın, yönetenin ya da oyuncunun herhangi bir homofobisine tanık olmamanız.  Mercimek, dizideki diğer karakterler gibi “samimi” bir şekilde yazılmış. Ara sıra küfrüne, saygısızlığına, kibrine tanık olsanız da Bartu için diğer arkadaşlarından ÖTE bir mana yüklenmiyor bu kişiye.

Dahası ilerleyen bölümlerde Bartu’nun da geyleştiğine tanık oluyoruz. Dizide Bartu’nun iş arayan bir oyuncu rolünde olduğunu söylemiştim. Açlık ve sefaletle ile terbiye edilen Bartu, sonunda teklif edilecek her rolü kabul edecek duruma geliyor ve daha önce Mercimek’in seçmelerine katıldığı Kız Hüseyin karakterini kapıyor.

Bu rol üzerinden Türk televizyonlarında erkek eşcinsellerin temsiline ilişkin eleştirel bir parodi oluşturulduğunu düşünüyorum. Çünkü, örneğin, bir sahnenin çekiminde yönetmen Bartu’ya Kız Hüseyin’in kadınsılığını abartması ve konuşmasında bolca ‘Ayol!’ kullanması konusunda baskı kuruyor. Bu sahnelerde Bartu’nun bakışı ve tavırları yönetmenin cehaletini açıkça küçümsüyor. Yani dizi homofobik olmayan bir tutum sergilemekle kalmıyor, homofobiyi eleştiriyor da.

Öte yandan, maalesef ki ikircikli bir durum da söz konusu oluyor dizide. Onu da ortaya koyup yazıyı bitireyim: Bartu’ya işi kabul etmesi için role ilişkin ayrıntılar verilirken; Kız Hüseyin karakterinin çok önemli olduğu, sadece esas kızın arkadaşı olduğu için değil, dizideki tüm espriler kendi üzerinden yürüyeceği için “kendini göstermesi” için iyi bir fırsat doğuracağı bilgisi veriliyor.

Bu bilgiyi aldıktan sonra Bartu’nun cevabı şu oluyor:

“Tabii ki. Hiç şaşırmadım. Türk televizyonlarında geyler sahte ve mutludurlar. Gerçek ve mutsuz olanlarını jüri yapıyorlar çünkü genelde.”

Bu cümle, acı bir gerçeği ortaya koyar gibi görünse de aslında geyliği edilgenleştirdiği için biraz rahatsız etti beni. Fark edersiniz, bu cümleye göre geyler jüri olmuyorlar çünkü, jüri yapılıyorlar.

Dizi, önceki birçok sahnede rahatsızlık vermemeyi başarmış olduğundan bu ikircikliği sineye çektim. Nitekim, giriş paragrafında işaret ettiğim yazıyı okuyanlar aynı platformda NE KÖTÜ temsillerin bulunduğu bilgisine de sahipler. Onlara kıyasla bu küçük kusur affedilebilir sanırım.

Dolayısıyla, bu yazıyı, benim ilgili dijital platforma karşı tavrımdaki L dönüşün (henüz U olmadı) temsiliyeti ya da o kanala karşı bir özür dileme metni olarak okuyabilirsiniz. 

Sonuçta, dijital platform dediğimiz şey bir sürü farklı şeyi barındıran karma bir veri yığını. Nasıl ki Youtube’da en homofobik cümleleri de en LGBTİ+ kapsayıcı sözleri de duyabiliyoruz, demek ki özel platformlarda da işler benzer şekilde yürüyor. Bunları öğrenmek, internette karşılaşacağımız zorbalıkları da azaltmamıza yardımcı olabilir.

Ben bu dizide böyle bir karaktere rast gelmiş olduğum için hayli memnunum. Umarım ki, fazla uzak olmayan bir gelecekte bize iyi duygular verecek Will&Grace gibi, Angels in America gibi, Sense8 hatta Q-Force gibi LGBTİ+’ları doğru şekilde temsil etmeyi başarabilmiş nice şovumuz olur.

Rengarenk ve dayanışma dolu günler dilerim,

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: medya, kültür sanat
Telegram