03/06/2021 | Yazar: İlker Hepkaner

Ay Yapım dizinin İngilizce adını, dekorlarını, hikayelerinin büyük bir kısmını, kostümlerini ve hatta karakterlerin saç modellerini dahi birebir aynı tutarken neden eşcinsel karakterleri ve onların hikâyelerini sildi?

Olmadı baştan: Menajerimi Aramayın Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bu yazı Menajerimi Ara dizisinin ilk 7 bölümü üzerine yazılmıştır.

Fransa yapımı Dix pour cent, ya da Netflix’teki İngilizce adıyla ünlenen Call My Agent, 2020 yazında Ay Yapım tarafından Star TV için uyarlandı. Dizi bir menajerlik ajansında çalışanların ünlü oyuncularla ve yönetmenlerle nasıl başa çıktıklarını anlatıyor. Fransız orijinalinde Juliette Binoche, Isabelle Huppert ve Jean Dujardin gibi dünyaca ünlü oyuncuların kendilerini canlandırdıkları dizinin Türkiye versiyonuna Tuba Büyüküstün, Nükhet Duru ve Edis gibi isimler konuk oldu. Misafir yıldızlara rağmen dizinin reytingleri ilk yedi bölümde istenen seviyeyi yakalayamadı ancak yine de diziyi beğenen çok. Başlıktan da tahmin edeceksinizdir, ben diziyi beğenenlerden değilim. Fransız yapımı diziyi severek takip etmiş bir izleyici olarak Türkiye uyarlamasını izlerken türlü hayal kırıklıkları arasında gittim geldim.

Bu nedenle soruyorum; Ay Yapım dizinin İngilizce adını, dekorlarını, hikayelerinin büyük bir kısmını, kostümlerini ve hatta karakterlerin saç modellerini dahi birebir aynı tutarken neden eşcinsel karakterleri ve onların hikâyelerini sildi?

Türkiye’deki sansür ve otosansür mekanizmalarının buna sebep olduğunu bilmediğim sanılmasın. Ülkedeki queer hayat ve kültür üzerine düşünen herkes gibi ben de yapımcıların karşılaştıkları zorluklardan haberdarım. Netflix’in Aşk 101’deki Osman karakterini önce eşcinsel olarak yazmasını ve sonrasında RTÜK müdahalesi nedeniyle hikayesiz bir karaktere dönüştürmesini hep birlikte medyada takip ettik. Bu yaz Huysuz Virjin’i, onu son yıllarda televizyonlarda izleyememenin boğazımıza oturttuğu yumruyla son yolculuğuna uğurladık. Yaklaşık bir senedir sosyal medyada LGBTİ+’lara ve hak savunucularına gösterilen sanal şiddet de ortada. Tam da bu yol ayrımında, LGBTİ+’lar sosyal ve kültürel olarak bu derece dışlanmaktayken Star TV ve Ay Yapım’ın aldığı otosansür kararının etkilerinin uzun uzadıya tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Uyarlama bize ne anlatır?

Yabancı bir dizinin veya televizyon programının bir başka ülkede uyarlanmasının çok türlü hali olabilir. Medya ve Kültürel Çalışmalar teorisyeni Michele Hilmes’e göre kimi diziler ithal edilir, kimileri uyarlanır. Programın orijinalini yapmış olan şirket bazen uyarlama üzerinde kontrole sahipken, bazen de bu haktan feragat eder. Orijinal yapımcı bu haktan feragat ettiğinde, uyarlamayı yapanların önüne kocaman bir yaratıcı alan açılır ve bazen bu alan dizinin yeni bağlamı için sıra dışı şeyler anlatmasının önünü açar. Biz kültürel yorumcular için de iki versiyonu karşılaştırmak önemlidir, zira eski bir hikâyenin televizyonda yeniden anlatılması, hikâyenin yeni bağlamının sosyokültürel, politik ve yaratıcılık evreni hakkında yeni bir okuma yapmamıza fırsat verir.

Örneğimiz üzerinden bunu anlatmam gerekirse, Dix pour cent hikayesiyle, kostümüyle, dekoruyla ve saç kesimleriyle Türkiye’de Menajerimi Ara olduğunda, biz yeni versiyondan Türkiye üzerine yeni şeyler öğreniriz. Ama buna ek olarak bu diziyi uyarlayanların, yani Ay Yapım’ın, ülkemizdeki gerçeklere dair neler söylemek istediğini, neleri değiştirip neleri aynı bırakmak istediğini de anlarız. Bu niyet okumak değil, aynı hikâyenin farklı versiyonlarını karşılaştırıp neyin yeniden anlatıldığını ve neyin anlatılmaya değer bulunmadığını analiz etmektir. Menajerimi Ara özellikle eşcinsel karakterlere yaptıkları nedeniyle önüne açılan yaratıcı alanı elinin tersiyle itmiş ve günümüz Türkiye’sinin LGBTİ+’lara yaptığı baskının bir parçası haline gelmiştir. 

olmadi-bastan-menajerimi-aramayin-1

Dix pour cent

Andréa’dan Feris’e uzanırken düzleşen yol

Dix pour cent ile Menajerimi Ara arasındaki en büyük fark orijinaldeki lezbiyen karakter Andréa’nın Türkiye’de heteroseksüel Feris’e çevrilmiş olması. Dizinin ilk bölümlerinde Andréa gibi butch tavırları olan, işte ve günlük hayatında blazer ceket giyen Feris, 7. Bölüme doğru git gide konuşmasını değiştiriyor, kostümlerinin de androjenliği azalıyor. Ayrıca dizinin orijinalinde konu edilen ajansın üç menajeri arasında dramatik bir denge var, hepsinin hikâyesi eşit işleniyor. Ancak Türkiye uyarlamasında bu denge ajansın diğer menajerlerinden Kıraç lehine bozulmuş durumda. Andréa orijinal hikâyede iki heteroseksüel iş arkadaşıyla eşit süre alırken, Türkiye versiyonunda Feris’in hakkı olan ekran zamanı, Kıraç’ın ailesinin sakız gibi uzayan çatışmalarına kurban edilmiş durumda.

Buna ek olarak dizinin orijinalinde Andréa profesyonel olarak işinin ehli olmasına rağmen kişisel ilişkilerde biraz sorunlu. İnternette tanıştığı kadınlara kaba davranıyor ve genel bir duygusal bağlanmama hali var. Hayattaki esas amacının çok sevdiği işini ve ajansı korumak olduğunu özellikle ajansın muhasebesini denetlemeye gelen Colette ile yaşadığı dağınık ilişkiden okuyabiliyoruz. Dizinin sonraki sezonlarında ajansı satın alan Hicham ile yaşadığı tek gecelik ilişki sonucunda hamile kalması, çocuğu Colette ile büyütmeye karar vermesi ve lezbiyen bir çiftin çocuk üzerinde sperm sağlayan kadar hakkının olmaması dizide bol bol işleniyor. Bu karmaşık hikâyenin Feris’in hikayesinde neredeyse hiçbir izdüşümü yok.

Ama ne var? Türkiye versiyonunda Feris’in aşk yaşadığı vergi kontrolörü liseden arkadaşı Nejat var. Nejat ona jestler yaptıkça, mesela konsere gideceklerinde ona abiye bir elbise aldığında, Feris’in ayakları yerden kesiliyor. Hikâyede ajansı satın alan Hicham’ın Türkiye’deki karşılığı değil de bambaşka birisi olduğu için dizinin orijinalinde kurulmuş olan dramatik denge 7. bölüm itibariyle tamamen bozulmuş durumda. Yani Feris gitgide dizinin temelinden çevreye itilen, heteroseksüel bir kadın karakterine evrilmekte

Ay Yapım, başarılı, hikâyenin temelinde duran ve karmaşık konuları her insan gibi karmaşık şekilde yaşayan lezbiyen bir karakteri artık ezberlediğimiz heteroseksüel bir kadına dönüştürdüğünde, yani bir nevi otosansür uyguladığında, Türkiye’deki politik ortamın kurbanı olmuyor. Aksine, Ay Yapım burada poetik bir kurban rolü yerine, bu umarsız silme ve yeniden yazma pratiğiyle, LGBTİ+’ları dışlayanların saflarına katılan bir saldırgan rolünde. Dix Pour Cent’ın en ilginç yönlerinden birini silerek her iki diziyi izleyenlere çok net bir mesaj vermiş oluyor: Lezbiyenlerin toplumda ve dizi sektöründe yeri yok.

Performans sanatları teorisyeni Brian Eugenio Herrera Latin Numbers: Playing Latino in the Twentieth Century US Popular Performance kitabında der ki popüler kültür toplumun geneli için bir prova alanıdır. Kültürel ürünlerde toplumda sıklıkla yer almayan bir durumu izleyiciye gösterdiğinizde, ona normal hayatında deneyimlemediği bir durumu prova etme şansı verirsiniz. Bu nedenle toplumda kenara itilmiş kimliklerin popüler kültürde gösterilmesi o kimlikteki insanların toplumdaki kabulleri için çok önemlidir. Bu noktada Türkiye’nin önde gelen yapım şirketlerinden olan Ay Yapım, iyisiyle kötüsüyle film ve dizi sektörünü anlattığı bir diziden lezbiyen karakteri tamamen silerek izleyicilerine lezbiyen ve başarılı bir menajer nasıl olur sorusuna kültür üzerinden bir cevap bulmalarının önünü tıkıyor. Buna ek olarak, bir gün bu sektörde iş bulmak ve Andréa /Feris’in pozisyonuna yükselmenin planını yapan lezbiyenlere de kapıyı, en azından kültürel alanda, kapatıyor.

Ay Yapım’ın feminen erkeklerle problemi ne?

Andréa, uyarlamada üzeri çizilen tek eşcinsel karakter değil. Orijinalin gey karakteri Hervé, Menajerimi Ara’da cinsel yönelimine, aşk hayatına ve hatta karakterine dair ilk 7 bölümde bize pek bir şey söylenmeyen Emrah’a çevrilmiş. Emrah’ın kişisel hikayesini öğrenemiyoruz, Emrah bu hayatta neyi, kimi sever, bilmiyoruz. Ama iki boyutlu bir karakter olarak görünüşü ve davranışları toplumdaki ideal erkek algısının dışında, stereotipleşmiş kötü karakterlere dayalı olarak kurgulanmış: Emrah genelde aynı gömleği giyiyor, renkli, uçları ponponlu kalemlerini masasında tutuyor, toplumun feminen olarak adlandıracağı bir konuşma tarzı var ve patronuyla arası iyi olsa da aynı seviyede olduğu iş arkadaşlarına biraz mesafeli. İlk 7 bölümde bu karakter hâlâ gelişmediği için henüz Hervé’nin orijinaldeki gitgellerini yaşamadı. Ancak dizinin şimdiye kadar hem Feris’e hem de diğer toplumun feminen olarak gördüğü konuşma ve hareket tarzına sahip erkeklere yaptıklarını düşündüğümüzde Emrah’ın dizideki geleceği pek iç açıcı değil.

Dizinin, sadece 7. bölümde gördüğümüz ve toplumun feminen olarak kabul ettiği tavırlara sahip olan bir fotoğrafçıyı alenen intihalci olarak betimlediğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Bir fotoğraf çekimi için Ahmet Rıfat Şungar’a pembe peruk giydirip, hafif bir makyaj yaptırmaya çalışırken aslında Japon bir sanatçının konseptini kopya eden bu fotoğraf sanatçısı yakalanınca yaptığı hatayı da kabul etmiyor. Hem Emrah’ın hem de bu fotoğrafçının negatif özellikleriyle öne çıkan karakterler olması hakkında biraz düşünmemiz gerek. Bu derinleşmeyen, yeteri kadar işlenmeyen iki karakterin toplumun feminen kabul ettiği şekilde konuşup davranan erkekler olması, toplumda kabul görmüş toplumsal cinsiyet kodlarının dışına çıkanların “kötü” olarak algılanmalarına çanak tutuyor. Yukarıda Feris karakterinin eğilip bükülmesinde tanımladığım ve bir nebze edilgen olarak yorumlanabilecek saldırganlık, burada etkin bir halde. Ay Yapım’ın bu dizisinde toplumun cinsiyet kodlarının dışına çıkan ve toplumun takdir etmeyeceği bir sürü başka şeyler yapan erkek sayısı ikiyken, toplumsal cinsiyet kodlarının dışında yer alıp iyi şeyler yapan erkek sayısı sıfır.

Uyarlayamamanın düşündürdükleri

Menajerimi Ara eşcinsel karakterleri yok saymada daha önceki uyarlama örnekleri olan Kavak Yelleri veya İntikam’dan farklı bir çizgi çizmiyor. Yurtdışında ünlenmiş diziler Türkiye’ye geldiklerinde bir anda eşcinsel karakterlerini kaybediveriyorlar. Artık bu tip kayıplara “ülke böyle” deyip geçmemek gerek. Bu noktada dizi yapımcıları kendilerini ülkedeki sansürün aldığı hal ile rahatlatmak yerine, aynaya bakıp bu otosansür durumlarında ne yaptıklarını kendilerine sormaları gerekiyor. Uyarlamalarda üzerlerini hunharca çizdikleri karakterlerin aslında gerçek hayatta, Türkiye’de, ofislerinde, bindikleri otobüste, her gün gittikleri spor salonlarında, hatta bazen evlerinde, yanıbaşlarında yansımaları var. Bu uyarla(yama)malarda sildikleri, eğip büküp negatif gösterdikleri Ferislerin, Emrahların sadece kalplerini kırmıyorlar, ayrıca onların toplumda oldukları gibi kabul görmelerine, silinme korkusundan uzak özgürce yaşamalarına açılacak yolu da tıkamış oluyorlar.

Bunu onlara kim söyler? Menajerlerini arayalım mı? 

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Biseksüel+ dosya konulu 175. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler ise dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat