20/09/2011 | Yazar: Dağhan Irak

Ben kadınların kendi önderliğindeki bir hak arama mücadelesine bir erkek olarak ancak destek verebilirim.

Türkiye Futbol Federasyonu, son şike soruşturmasıyla beraber tamamen kroke olmuş durumda. Alınan hiçbir kararın mantığı yok; yalnızca sermaye, sponsorlar, siyaset, kulüpler ve kızgın taraftar kitleleleriyle olan o karmaşık ilişkileri el yordamıyla dengelemeyi hedefliyor. Atılan her adımın tek motivasyonu “ne yaparız da şu işten postu deldirmeden yırtarız” sorusu. Durum böyle olunca, alınan kararlarda mantık aramak çok da anlamlı olmuyor.
 
Seyircisiz maçlara kadın seyirci alınma kararı da böylesi mantıksız, anlamsız bir karar. Ve her içgüdüsel karar gibi o kararı alanların konu hakkındaki önyargılarını ele veriyor.
 
Her şeyden önce seyircisiz maçlara yalnızca kadın seyircilerin alınması “kadınlar olay çıkar(a)maz” gibi bir yargıdan çıkıyor. Bu ilk bakışta olumlu gözükebilir ama içinde gözlemlenebilir bir “yetersizlik” iması olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerek. Buna özellikle maçlara düzenli giden ve kendini o tribünün normal bir üyesi olarak gören kadınların oldukça bozulduğunu etrafımdaki kadınlarda şahit oldum. “Aslında gidip şöyle mikrofona mikrofona sağlam bir küfür etsek de görseler” tepkisini vermelerinin temel nedeni, her hafta beraber maça gittikleri erkek taraftarlar “tehlikeli” görülüp maça alınmazken, kendilerine farklı muamele yapılması. Bir de tabii bunun tuttukları kulübe ceza olarak verilmesi var, “bakın adam gibi davranın, yoksa maçınıza yalnız kadınlar gelir, görürsünüz” tavrı yani.
 
Bu olayın bir yönü. Benim asıl takıldığım kısım ise milli sporumuz sayılabilecek “erkeklerin kadınların yerine karar vermesi” pratiği. Bu karar tek bir kadın üyesi bile olmayan bir yönetim kurulu tarafından, yani tamamen erkek gözüyle verildi. Dolayısıyla kadınları futbol camiasının eşit bir parçası sayma ihtimali zaten pek yok. Tıpkı hükümet gibi, kadını korunması gereken, aciz bir varlık olarak algılıyor ve sonuç olarak onun toplumsal hayata katılması için bulabildiği en iyi niyetli fikir ancak “haremlik-selamlık” ya da “kadınlar matinesi” olabiliyor. Olayın temelinde yine futbol dünyasında pek aşina olduğumuz o erkek egemen “karılarımızı, kızlarımızı maça götüremiyoruz” algısı var. Yani iyi niyetli dursa da, TFF kendisine o meşhur “Türk aile yapısı”nda “mal sahibi”ne denk düşen “baba” ve “koca” rolünü biçiyor ve kadınlarla sahiplik ilişkisi kuruyor. “Erkeklerin giremediği maçlara kadınlar girebilir”in bir meali de “erkeklerin geldiği maçlar kadınlar için uygun ortamlar değildir/olmayabilir.” İşte böyle okuyunca işin rengi değişiyor.
 
Evet, bu uygulama belki de pek çok kadın futbolseveri ilk kez maça çekecek. Bunu yadsımıyorum. Ama TFF’nin görevi kadınları futbol ortamının kalıcı ve eşit parçası hâline getirmek, onların futbol toplumunda eşit yer kaplaması için çalışmak, yoksa onlara erkeklerden, yani toplumun geri kalanından izole ortamlar yaratmak değil. TFF bu işe önce kendi yönetim kurulundan başlayıp, aşamalı olarak %50’ye yükselecek bir kadın kotası koyabilir. Daha sonra da ikinci iş olarak, UEFA’dan “Grassroots” projeleri için kadın futboluna özel olarak gönderilen kaynakları bile erkeklere aktarmayı kesip, kadınlar futboluyla erkekler futboluna eşit (evet beyler, eşit) para ayırabilir. Böylelikle mesela Kadınlar Ligi Allah’ın unuttuğu yerlerdeki kelleşmiş çamurlu sahalardan kurtulur, takımlar haftada iki antrenmandan fazlasını da yapabilir, oyuncuların eli ekmek tutar. Biz de TFF yöneticilerinin samimiyetini görürüz.
 
Ben kadınların kendi önderliğindeki bir hak arama mücadelesine bir erkek olarak ancak destek verebilirim. Dolayısıyla bu konuyla ilgili “kadınlar şöyle yapsın” ahkamı kesip yazıda eleştirdiğim pozisyona düşmek istemiyorum. Ama TFF’nin yarattığı bu “haremlik” tribünlerin kadınların hak arama örgütlenmesi için de son derece elverişli ortamlar olduğunu düşünüyorum. Kadınların eşitliği için mücadele verenlere naçizane tavsiyemdir.
 

Etiketler: yaşam, spor
Dijital