15/09/2022 | Yazar: Gizem Yücelen

Bir giysinin artık sadece bir giysi olmaktan çıkıp geçirdiği sürecin tüm sorumluluğunu taşıdığı bir sistemde, her aşamada cevaplanması gereken onlarca soru varken adımların bir tanesini cımbızlayarak daha iyi bir moda sektörü yaratmaktan nasıl söz edilebilir?

Bir giysinin tüm yolculuğu Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Şu an birkaç dakikalığına gözünüzü bu yazıdan ayırmanızı ve üzerinizdeki giysiye çevirmenizi rica edeceğim. Üzerinizde ne var? Giysilerinize bakın, üzerine biraz düşünün. Öncelikle teninize ne kadar yakın olduğunu fark edin. Hayatınızın ne kadar büyük çoğunluğunda bu ikinci teni beraberinizde taşıdığınızı düşünün. Üzerinizdeki giysilerinizi ne zaman, nereden, nasıl aldığınızı hatırlamaya çalışın. Alırken ne kadar ömür biçmiştiniz bu giysilere, ne zamandır sizinle? Sizin için taşıdığı bir anı var mı? Dünya üzerindeki milyonlarca giysi arasından nasıl ve nereden sizin vücudunuza taşındı bu giysi? İlk fikrini kim ortaya attı? Kimler yaptı? Birkaç dakikamızı bu yazıyı okumaya başlamadan giymekte olduğumuz kendi giysilerimiz üzerine düşünmeye ayıralım.

Binlerce yıl önce temel ihtiyaç olarak hayatımıza girerek bugün çıplak gezmeyen her birimizin ayrılmaz bir parçası olan giysilerin hayatımızda kapladığı yerin ve giyinme eylemi için harcadığımız zamanın büyüklüğüne kıyasla giysilerimizin varlığına dair ne kadar az düşündüğümüzü, giysilerimizle ne kadar az bağ kurduğumuzu fark ettiniz mi hiç? Ben küçük yaşlarımdan beri giysilere hayranlık duymama rağmen bu hayranlığımın nereden geldiğini, giysilerin benim için ne ifade ettiğini yeni fark ediyorum. Giysileri, kilolu çocukluğum ve erken gençlik yıllarımda dikkat dağıtıcı olarak kullandığımı, insanların bana bakınca gördüklerinin kilolarım yerine seçtiğim farklı giysiler olması için giysilerime önem verdiğimi, giysilere arkasında kendimi güvende hissettiren koruma kalkanım oldukları için bu kadar vurulduğumu ve onlarla ilk bağımın böyle oluştuğunu daha yeni anlıyorum. Fakat fark etmeden çocukluğumdan itibaren kurduğum bu duygusal bağ, o yıllarda her bir giysimi bugün bile hatırlayacak kadar güçlüyken, üniversite yıllarımda yerini kapılmaktan kendimi alıkoyamadığım kontrolsüz tüketim dürtüsüne bıraktı, giysilerimle kurduğum bağ sürekli değiştirdiğim giysilerimin arasında bir yerlerde kayboldu. Sorgulamadan kapılıp gittiğim bu sürüklenmeye ise yıllar önce aslında tanıştığımı düşündüğüm modanın tanımadığım yüzlerini öğrenmeye başlamamla son verebildim.

Bir giysinin bize vitrinlerde yansıtılandan çok daha karmaşık bir hikâyeye, vitrinden bedenimize geçirdiği kısa yolculuktan çok daha uzun bir yolculuğa sahip olduğunu, hatta tek bir giysiden öte yılda yaklaşık 150 milyar yeni giysiden bahsedildiğini ben yolda öğrendim. Bu yolculuk boyunca modanın doğaya, insana ne kadar zarar verebileceğini, her bir adımında üzerine düşünülmesi gereken ne çok etik ihlal olduğunu fark ettikçe kontrolsüz tüketim dönemim moda sektörünü sorgulama dönemime evirildi. Kâğıda dökmeden takip etmenin çok zor olduğu bu yolculuğu son yıllarda, akademisyen ve tasarımcı Dr. Sue Thomas’ın sürecin kafa karıştırıcılığına nokta koymak için hazırladığı, etik sorunların takibini sorunlu moda sektörünün iyileşmesinin temeline yerleştirdiği ve süreci en temiz haliyle anlatan diyagram çalışması üzerinden takip etmeye başladım.

Thomas, diyagramında bir giysinin yolculuğunu tasarım, üretim, satın alma öncesi ve satın alma sonrası olmak üzere dört aşamaya ayırarak, moda sektörünün herhangi bir aşamada karşılaşabileceği etik dışı yaklaşımları, aşamaların da kendi içinde ayrıldığı alt adımlar üzerinden inceliyor. Bugün sürdürülebilir moda denilince akla sadece çevresel konular, etik moda denilince sadece işçi hakları meselesi gelirken, Thomas konuya fikri mülkiyet, ırkçılık, cinsiyetçilik, vücut ayrımı… gibi diğer etik sorunları da dahil ederek tartışmayı daha kapsayıcı bir bakış açısı ile ele alıyor. Karmaşık moda sisteminin hiçbir adımını gözden kaçırmadan bu şekli ile listelemek ve muhtemel etik ihlalleri listesini olabildiğince kapsayıcı olarak çoğaltıp adım adım takip etmek, aslında bize son yıllarda birçok markanın ağzına doladığı ‘‘daha iyi bir moda sektörü’’ vaatlerinin dürüstlüğünü kontrol edebilme fırsatı tanıyor.

Markaların altını doldurmadan kullandığı, kafamızı çevirdiğimiz her yerde karşılaştığımız sürdürülebilir, doğa dostu, geleceğe saygılı, geleceğimiz için, insan için söylemlerinin arasında düşünmeden edemiyorum, herkesi kapsamadan daha iyi bir moda sektörü nasıl mümkün olur? Bir giysinin artık sadece bir giysi olmaktan çıkıp geçirdiği sürecin tüm sorumluluğunu taşıdığı bir sistemde, her aşamada cevaplanması gereken onlarca soru varken adımların bir tanesini cımbızlayarak daha iyi bir moda sektörü yaratmaktan nasıl söz edilebilir? Vaatlerini sıralayan markalar mesela şu soruları cevaplamaya hazır mı?

-Tasarım aşamasında, bir başkasına ait fikri mülkiyeti ya da bir topluluğa ait bir kültürün mülkiyetini ihlal ettiniz mi?

-Bedenlerin tek tipleştirilemeyeceği gerçeği ile her beden tipini tasarım ve beden seçim aşamanıza dahil ettiniz mi?

-Cinsel yönelimlerin çeşitliliklerine ne kadar saygı duyuyorsunuz? Söylemleriniz onur haftalarındaki pazarlama aktiviteleriniz ile mi sınırlı kalıyor? Etik duruşunuzu önemli gün ve haftalardan öteye götürebiliyor musunuz? Mesela tasarımlarınızda ya da mağazalarınızda cinsiyetleri kadın-erkek ayrımından öteye taşıyabiliyor musunuz?

-Üretiminizde çalışan işçilerinizin haklarını koruyor musunuz? Yoksa hâlâ ucuz iş gücü peşinde mi koşuyorsunuz? Çocuk işçi çalıştırıyor musunuz? İşçilerinizin açlık sınırına sürüklenmeyeceği ücretler almasını garanti ediyor musunuz? Bize sunduğunuz giysileri kimler hangi koşullarda üretti, bizle paylaşmaya hazır mısınız?

-Tüketici olarak odağınıza yerleştirdiğiniz kadınlara verdiğiniz önemi, üretiminizdeki işgücünün yüzde seksenini oluşturan kadınlara da veriyor musunuz?

-Çevre dostu anlayışınızı sadece kumaş seçiminizde mi gösteriyorsunuz; bu dostluğa üretiminizde, dağıtımınızda, satışınızda ve kullanım sonrası planınızda da yer veriyor musunuz?

-Çevreye ve insana verdiği zararın artık gün yüzüne çıktığı üretim miktarlarını azaltmayı planlıyor musunuz?

-Her yeni trende ayak uydurup sürekli ürün değişikliği yaratarak biz tüketicileri kontrolsüz tüketime teşvik ediyor musunuz? 

-Pazarlama kampanyalarınızda önem verdiğinizi söylediğiniz değerleri tüm bu adımların her birine taşıyor musunuz? Yoksa söylemleriniz sadece pazarlama kampanyalarınızla mı sınırlı kalıyor?

Tüketici olarak bize kontrolsüzce tüketmemizi söyleyen sesleri susturmanın, bize söylenenlerden öte bize söylenmeyen neler olduğunu keşfetmenin yolunun türetilebilecek daha onlarca soruda ve verilmesi gereken cevaplarda olduğunu düşünüyorum. Giysilerin miras olarak bırakılacak kadar değerli sayıldığı günlerden tek kullanımdan sonra çöpü boyladığı günlere geldik. Giysilerin kalitesinin azaldığı bir gerçek evet, ama bizim giysilere bakış açımızın da bir o kadar değiştiği gözden kaçırmamamız gereken önemli bir nokta. Ne giyeceğimiz üzerine bu kadar düşündüğümüz bir dünyada giydiğimiz, üzerimizde olan giysiye bir dakikalığına bakıp bu giysinin yolculuğunu düşünmek, giysilerimiz üzerine tüm süreci göz önünde bulundurarak sorgulama macerasına çıkmak, bizim için yarın bir şey ifade etmeyecek giysileri bugün gardırobumuza tıkıştırmaya devam ettiğimiz, kapılıp gittiğimiz tüketim çılgınlığından çıkmamıza vesile olabilir. Belki böylelikle giysilerle kopan bağımızı tekrar onarmak için bir fırsatımız olur.

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Moda dosya konulu 183. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


Etiketler: yaşam, moda, ekoloji
nefret