21/07/2021 | Yazar: Hatice Demir

Şimdilik burada susuyorum; hakikatimi(zi) sesli söylemekten hiç vazgeçmeyeceğime söz vererek: LGBTİ+ çocuklar vardır ve ben de lubunya bir çocuktum!

Bir hakikat kırıcılığa karşı: LGBTİ+ çocuklar vardır! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çizim: Arel Talu

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk

Hiçbir yere gitmiyor”

Edip Cansever/Manastırlı Hilmi Bey’e İkinci Mektup

Bir hakikatin bükülmesi tek başına o an o hakikatin içerisinde bulunanları mı yaralar? “LGBTİ+ çocuklar diye bir şey yoktur” demenin, ya da hadi biraz daha kristalize edelim, “LGBTİ+ çocuklar vardır” diyememenin yarattığı tahribat, sadece şu an çocuk olan LGBTİ+’ların uğradıkları zorbalığı mı pekiştirir?

Son zamanlarda sosyal medyada -bir türlü ve çok şükür- anaakımlaşamasa da sürekli kendine yer bulan, LGBTİ+ ve çocuk hakları savunucularının, LGBTİ+ derneklerinin ve tabi ki tek tek bir sürü lubunyanın, LGBTİ+ çocuklar meselesi üzerinden maruz bırakıldıkları hedef gösterilme hali, kafama bir sürü tilki doluşturuyor. Tilkilerim ve ben 1 haftadır bütün Ayvalık’ı parsel parsel gezdik, havlumuzu serecek şezlong aradık, denize girdik, sahilde göz göze geldiğimiz lubunyalara göz kırptık… En son yine kürkçü dükkanımıza, Kaos GL’ye döndük.

Sonda diyeceğimi başta yazayım: “LGBTİ+ çocuklar diye bir şey yoktur” demek ve hak savunucularına saldırmak, salt bir hedef gösterme girişimi değil, aynı zamanda ve hatta en çok, bir hafızasızlaştırma projesidir.

Bu hafızasızlaştırma projecilerinin ataklarına karşı, tilkilerimden biri yüreğimde kurumuş bir çiçeğe su veriyor.

İlkokul ikinci sınıftayım.

Babamın kaçaklığı ve yoksulluk sebebiyle bir türlü yerleşik hayata geçemeyişimiz, çekirdek ailem artı ananeciğimi yine İstanbul’un “köyiçi” diye bahsedilen, yerlerinde asfaltın olmadığı bir mahalleye atmış. O zamana değin zaten 2 okul değiştirmişim. Bu üçüncüsü… Sıralarında 3 çocuğun dip dibe oturduğu, her sınıfa 60 kafa düşen bir mahalle okulu. Bu göçebelik beni çekingen kılmamış; aksine hızlıca arkadaşlık kuran, kıpır kıpır bir çocuğum. Özgüvenim tam, kitaplarla ve okulla aram iyi… Ama biliyorum, çok sürmeyecek, o zamanlar sebebini anlayamadığım, şimdiyse paragrafın ilk cümlesinde açıkladığım haller yüzünden yine taşınacağız ve ben tanıştığım bu diğer çocukların hiçbirinin ismini hatırlayamayacağım.

Yanılmıyorum. Bu okul maceram da 1,5 yıl kadar sürüyor, biz yine maaile taşınıyoruz. Ne kadar hafızamı zorlasam da ne öğretmenimin, ne o sınıftan herhangi birinin adını hatırlıyorum. Biri hariç…

Kahverengi, gürül gürül saçları beline kadar uzanan; kocaman gözleri ve onları çevreleyen upuzun kirpikleriyle mıh gibi aklımda bir sıra arkadaşım. Yasemin. Sınıf başkanı. Sınıf birincisi. Önce rakip belliyor beni, okumayı ne zaman söktüğümü; çarpım tablosunun ne kadarını bildiğimi sorup duruyor. Sonra nedendir bilinmez, hafifliyor kaygısı. Hep yanımda yöremde dolanmaya başlıyor. Kocaman ağzı, kocaman dişleri var. Güldüğünde bütün sınıf da onunla gülüyor. Saçının sürekli önüne düşen tutamını, alt dudağını öne doğru çıkarıp nefesini yukarı doğru üfleyerek yüzünden uzaklaştırmaya çalışıyor. İki saniye sonra o tutam yine yüzünde. Bu bitmeyen seremoniyi, bu beyhude çabayı, elim çenemde gülümseyerek dakikalarca izliyorum. Benim saçlarım hep sımsıkı toplu… Eve gelip anane’ye saatlerce Yasemin’i anlatıyorum. Saçlarını toka tutmadığını, kirpiklerinin ne kadar uzun olduğunu… Anane sanıyor ki kıskanıyorum; benim saçlarım az, ince; kirpiklerim düz… “Sen de çok güzelsin annem, senin de saçların çok güzel, gözlerin çok güzel…”

Küsüyorum anlamamasına…

Yaz olunca, Yasemin’in okula yakın bana uzak evinin oraya gitmek için anane’yi darlayıp duruyorum. Okulun orda kurulan pazara sürüklüyorum kadını. Ya da sadece okulun oradaki kırtasiyede satılan kitapları “acilen almam gerekiyor.” Huzursuzluk çıkarıyorum…

O asfaltsız mahallenin ortasında, yazın sıcağına rağmen sokakta yakılan tandırın dumanı beni boğmasın ve sinekler beni yemesin diye yüzüme serili bir tülbentle balkonda uzanırken, sürekli anane’yi Yasemin’in evinin oraya götürmenin planlarını yapıyorum.

Nihayet yaz bitiyor. Hızlıca 3. sınıfın ilk dönemi de… Taşınmamız gerekiyor. Yasemin çok ağlıyor. Ben hiç öyle ağlayamam, ben ağlarsam sümüklerim de akar, önlüğün koluna silersem evde fırça yerim. Ben susuyorum. O, filmlerdeki güzel kızlar gibi ağlıyor. Önce bulutlar iniyor gözlerine, sonra pıtır pıtır akıyor yaşları… “İnşallah” diyor, “evlenince birbirimizin yakınına taşınabiliriz.” Başkalarıyla evlenmemizden bahsettiğini o zaman anlıyorum.

Yolda bütün sümüklerimi koluma siliyorum.

Çocuklar ve kimlikleri, eziliş biçimleri, hayatı öğreniş ve algılayış biçimleri üzerine verilen kavganın çok çetin bir ideolojik mücadele olduğunu; bir çocuğun hakikatinin karşılığını gerçek hayatta göremeyince gerçek’ten saymayacağını sandıklarını, bu yüzden LGBTİ+’ların görünürlüğünden bu kadar rahatsız olduklarını; bu yüzden LGBTİ+ çocuklara sürekli yalnız ve yanlış hissettirmek istediklerini biliyorum. Birbirlerine yakın olmak için tek akıllarına gelen çözümün büyüdüklerinde kocalarını birbirine yakın oturtmaya ikna etmek olduğu sanan o iki küçük kız çocuğunu tanıyorum.

Şimdilik burada susuyorum; hakikatimi(zi) sesli söylemekten hiç vazgeçmeyeceğime söz vererek: LGBTİ+ çocuklar vardır ve ben de lubunya bir çocuktum!

“Gerçekler çoğul ve değişken, hakikat tekil ve sabittir. O yüzden bir hakikate dair farklı görüşler, kanaatler bildiremezsiniz. O hakikati olduğu haliyle dile getirmiyorsanız, düşeceğiniz küme işbirlikçiliktir. Keza suskunluğunuz da faillere hizmet eder. Hakikat hepimize kendimiz olma fırsatı sunar. Es geçildiğinde topluca silinirsiniz.”(Kayıp Adalet, Cezasızlık ve Korunan Failler- Derleyen: Gökçer Tahincioğlu; Vartinis’le Bulalım Allah’tan Cezamızı, Karin Karakaşlı)

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, yaşam, aile