17/01/2022 | Yazar: Hatice Kapusuz

İnsanlığın doğaya karşı giriştiği yıkıcı trene karşı doğayla yan yana kalarak umudu, yaşamı filizlendirmenin yolu da o trenden inip yavaşlamakta, sakinleşmekte ve doğanın öğrencisi olmakta yatıyor.

Bir mücadele biçimi olarak umudu beslemek ve doğadan öğrenmek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Kunduz

“Bizim zamanımızda şöyleydi” sözlerinin yetişemeyeceği kadar zor ve çok şey dar zamanlarda yaşandı. Yaşadığımız şehirlerde patlayan bombalar, bodrumlar, sokağın kaybı derken üstüne pandemiyle hanelere kapandık ki o haneler çoğu zaman güvenli mekânlar değildi. Kötülük ve karanlığa övgünün ne çok ve her yerde olduğu bir zaman etkisini her canlı ve cansızın üzerinde gösterdi.

Kötü eylemden ne hayvanlar ne dağlar taşlar kurtulamadı. Ancak “İnsan mucize işçisidir” demiş Arendt. Yani beklenmedik olan iyiyi kurmaya muktedirdir. Karanlığın içinde ateş böceklerinin de olduğunu bilir ve aydınlığa doğru yol bulabilir. Kötüyü, harap ediciyi seçmek kadar iyiyi seçmeye de yetilidir. Ama iyiyi seçmek aynı zamanda umudu beslemekle mümkündür. İyinin, adil ve eşit olanın, dayanışmacı olanın da mümkün olduğuna dair umut, seçim yapma becerisini besler. Bu bakımdan umut bir çiçeğin can suyu gibidir, yaşamsaldır ve beslenmesi gerekir.

Büyük kadrajın yaklaşmakta olan yıkıma işaret ettiği veya bizi fırtınanın içinde hissettirdiği çaresiz anlarda sığınabileceğimiz ve fırtınanın ardından yeniyi inşa etmek için güçlenmeyi bekleyeceğimiz ağaç kulübe gibidir. Bakımını ihmal etmemek gerekir.

Peki nasıl beslenir umut veya nasıl bakımlı tutulur o kulübe derseniz, benim cevabımı hep doğa verdi. Zira tabiat öğretmekten usanmayan bir öğretmendir. Ona dikkatinizi sunduğunuzda size yaşama dair çok şey öğretir, aktardığı milyon yıllık yer kürenin bilgileridir.

Tohumların Anlattığı

Tohum bir başlangıç ve bitiştir. Küllerinden doğan Simurg gibi. Bir çiçek, bir ağaç yaşamına tohumla başlar ve sonunda bir tohuma dönüşerek ölür. Tohum tüm bu döngülerce süren yaşamın bilgisini içinde saklar, kuraklığa dayanmayı, haşerelere karşı renk değiştirmeyi kuşaktan kuşağa aktarır. Öğretisinin temelinde gelecek yaşamın filizini içinde taşımak ve sonsuzluk vardır. Ölümün asla bir son olmadığını en iyi tohum bilir.

Ağaçlardan Öğrenmek

Doğanın emektarları ağaçlar. Kim bilir kaç türü vardır ve kendimizi inşa ederken bize yol gösterir. İlk öğüt; kendinde kök salmak. Bir ağaç yeterince köklenmeden büyümez, önce kendinde köklenir sonra göğe doğru süzülür. Yeterince derine kök salmayan bir ağaç soğuklardan daha çok etkilenir. Kendinde köklenmek dışarda dallanmaktan önce gelir bu yüzden. Ağaçların diğer bir öğüdü mevsimlere eşlik etmek üstünedir. Sonbaharda yüklerden kurtulmak, kışın derin bir uykuya dalmak, bahar da filizlenmek ve yazın meyvelenmek. Olgunlaşmasına rağmen vedalaşmadığımız yükler, kışa rağmen dinlenmeye zaman ayırmamak, vaktinden önce filizlenmek hep dallarımızın kırılmasına, çiçeklerin dökülmesiyle sonuçlanır. Bu sebeple bir ağaç nasıl ki mevsimi kökleriyle ve dallarıyla takip ediyorsa bizim de yorgunluğumuz, umudumuzu ve kendi ihtiyaçlarımızı aynı sezgiyle takip etmemiz ve cevap vermemiz gerekir.

Bir grup halinde yaşayan ağaçlar birbirlerine zincirin halkaları gibi bağlıdır, birbirleriyle besin paylaşır ve birbirlerini hayatta tutarlar. Aralarından zayıf olan ağacın diğerlerine alan açmak için kesilmesi bu bağı koparır ve tüm ağaçların zarar görmesine neden olur. Bu kaynakları hep birlikte kullanmak ve dayanışmayı hatırlamaya dair önemli bir bilgidir. Aralarından birinin ayrılması kaynak oranını artırmaz aksine aradaki bağı kopararak hepsine yaşamsal zarar verir. Dayanışmanın güçlendiriciliğine, çoklaştırıcılığına dair bu öğüt bireyselleşmenin, bireysel yarışların yarattığı kırılganlığı da hatırlatır.

Yaşam Ölüm Yaşam Döngüsü

İnsanların en büyük laneti ölümsüzlüğün peşinde olmaktı. Yahut hiç ölmeyecekmişçesine yaşamak, çalışmak, kazanmak, tüketmek. Oysa hayat asla doğrusal değildir. Hep döngüler halinde ilerler. Filizlenmek, büyümek kadar ölüm yeni yaşamlar için şarttır. Fiziki bir ölüm değil elbette, bir düşüncenin, bir kurumun, ilişkinin, arkadaşlığın daha toy halimizin ölmesi ve yeni olanın doğması, zamanı dolanın yeni gelen için yer açması. Bu döngüyü kabul edebilmek insanın ruhunu pek çok sistemsel, ilişkisel bağdan özgürleştirir. Ve ilk kuralı şudur ölmesi gerekene izin ver. İzin ver ki özgürleşebilesin yeni olana doğru. Ölüme izin vermenin diğer yoldaşı ise yastır elbette, yas bedenin kışıdır, bahara alan açmak için yasa, hüzne izin vermek gerekir ki ölü ruhlar hayatımızda hayalet gibi gezmesinler.

Kuşların Şarkısı

Kuşlar doğanın şarkıcıları, kentlerin güzel ev sahipleri. Sezgileriyle kıtalarca göç etmek için ipuçlarını takip ederler ve buradaki öğüt şudur sezgine güven, sezgini besle ve şarkı söylemekten asla vazgeçme. Bahar kuşlar için de yeni yaşamın başlangıcıdır, bu yüzden kuşlar bahar geldiğinde tüylerini değiştirir. Tüylerini değiştirme vakti dolandan kurtulma anlamındaki mesajın yinelenmesidir.

Karanlık: Yıldızları Görmenin Yolu

Işık insanlığın büyük icadı. Karanlıkta görmemizi sağladı ama her ışık gölgesini de yaratır. Gölge görünmeyenler yaratır. Işığa alışan göz, karanlıkta göremez olur. Oysa karanlığı içinde ateş böcekleri, yıldızlar, şiirlerin dizesine düşmüş ay var. Parıltı şehirlerin yarattığı aydınlıkta gökyüzünde yıldızları göremeden yaşamaya razı olmak insanların kendine ettikleri büyük haksızlık. Yıldızlı bir gecede göğe bakmak, kapitalizmin dev aynasında parlatılmış egomuza sakinleşmeyi olduğu kadar kendini kabul etmeyi, evrenin büyüklüğünü, onunla uyum içinde olmanın önemini hatırlatır.

Sonuç: Asfaltı Delen Çiçekten Öğreneceğimiz Var 

Doğa bugün insanlık tarafından saldırı altında. Doğadan kopan insan doğayı bir meta olarak yok ediyor. Doğayla kurduğumuz bağ doğa için ve onunla birlikte var oluş mücadelemizin de anahtarı, umudu, can suyu. Biz iyi birer öğrenci olmazsak doğanın yok oluşu insanlığın da sonu olacak. Bu büyük tablo bizi çaresizliğe itse de tohumlar kaldırımı delip boy vererek direnişin, umudun mümkünlüğünü hatırlatıyor. Doğa bir kaldırımda açan çiçekle, teneke kutuda hayata tutunan bir sardunyasıyla yangın sonrasında yeniden filizlenen ve nasıl yeniden orman olabileceklerini bilen ağaçlarıyla sadece kendi olarak bir ders veriyor.

Sistemin hızına eşlik etmek, 200 km hızla giden bir araçta yolu izlemek gibidir. Oysa doğadan öğrenmek için en çok sessizliğe ihtiyacımız var. Gürültüden azade sakinleşmek ve sessizleşmek duymak ve görmenin anahtarı. Doğa yürümeyi ve durup bakmayı gerektirir. İnsanlığın doğaya karşı giriştiği yıkıcı trene karşı doğayla yan yana kalarak umudu, yaşamı filizlendirmenin yolu da o trenden inip yavaşlamakta, sakinleşmekte ve doğanın öğrencisi olmakta yatıyor. Yok olan doğa için mücadele etmenin anahtarı da öğretisi de yine hoyratça davrandığımız doğada.

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Zor Zamanlar dosya konulu 179. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 

 


Etiketler: yaşam, ekoloji
nefret