08/12/2021 | Yazar: Tankut Atuk

HİV’in kara bulutlar tarafından temsil edilmesinden hepimiz öğreniriz ki üreme odaklı ve tek eşli heteroseksüel ilişki kendimizi ve en önemlisi ailemizi ve çocuğumuzu korumanın tek yoludur.

Bir muhafazakar toplum sağlığı stratejisi olarak tek eşlilik Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Cinsel aktiviteden tamamen kaçınarak veya sadece enfekte olmayan partnerle monogamik ilişki sürdürülerek HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebilmektedir.’

Yukarıdaki görsel 1 Aralık Dünya AİDS Gününde sık sık hortlayan, Sağlık Bakanlığının HİV’e dair yayınladığı (ve yine HİV negatiflere yönelik olan) ender görsellerden biridir. Belki de hiçbir söylem bu görsel kadar güzel açıklayamaz Türkiye’de HİV temelli sağlık politikalarının ideolojisini. Güya toplum sağlığını korumak için hazırlanan ve her zamanki gibi savaş metaforlarını harekete geçiren bu görsel, bir HİV geçiş önlemi olarak tek eşliliği dayatmaktadır. HİV’in kara bulutlar tarafından temsil edilmesinden hepimiz öğreniriz ki üreme odaklı ve tek eşli heteroseksüel ilişki kendimizi ve en önemlisi ailemizi ve çocuğumuzu korumanın tek yoludur. Buradan ayrıca çıkarabiliriz ki aile kurumunun profilaktik yani önleyici korumasından faydalanmıyorsak eğer tedbiri elden bırakmışız demektir. Görselin hemen altında paylaştığım ve bakanlığın HİV Kontrol Programı’ndan alınan alıntıda da görüldüğü gibi monogamik ilişki kadar koruyucu başka bir yöntem ise cinsellikten tamamen kaçınmak veya ‘enfekte olmayan kişilerle’ ilişkiye girmektir. Toplumu ‘enfekte olan/olmayan kişiler’ olarak ayırmanın son derece tehlikeli, damgalayıcı, ötekileştirici ve patolojize edici etkilerinden bihaber olan veya bunları umursamayan bir devlet kurumunun yaptığı bu açıklama açıkça dile getirmektedir ki HİV negatif kişilerin hem kendi sağlıklarını hem de toplum sağlığını korumaları için HİV’le yaşayan kişilerden uzak durmaları gerekir. Gelişen önlem mekanizmalarından ve tedavi altındaki kişilerin viral yüklerinin baskılanmasından dolayı geçiş ihtimalinin sıfır olmasından bahsetmek yerine toplumu ‘HİV’le enfekte’ kişilere karşı uyarmak ve onlarla cinsellik yaşanmaması için çağrıda bulunmak muhafazakâr toplum sağlığı ve HİV politikalarının merkezinde yatan HİVfobinin en somut kanıtıdır.

Lütfen muhafazakarlık açısından kendinizi riskte hissediyorsanız, test yaptırmak için en yakın HİV aktivistine başvurun.

Fransız filozof Foucault’ya göre hem biyopolitikalar aracılığıyla toplumun biyolojik ve demografik trendlerinin kontrolü, hem de disipliner mekanizmalarla toplumun fertlerinin davranışlarının denetimi için seks ve cinsellik kadar uygun alanlar bulamaz modern devletler.[1] Makbul vatandaş yaratma çabalarının en önemli adımları bu sebeple genellikle cinselliğin yeniden inşası adına atılır. Çünkü cinsellik üzerinden bir yandan toplumun topyekûn inşası mümkün kılınırken, bir yandan da insanların hayatlarının en mahrem alanlarına girebilme ve dönüşümün tohumlarını oralarda atabilme ihtimali vardır. Bugün Türkiye’de konu HİV’e geldiğinde halk sağlığı adı altında verilen ve güya bilimsel temellere dayanması gereken en zararlı ve yanıltıcı mesaj tek eşlilikle alakalıdır. Hem devlet kurumları hem de devletle yakından çalışan sağlık kurumları hala ‘HİV’den korunmanın tek yolu tek eşliliktir’ ve ‘cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmamanın en iyi yolu cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlarla ilişkiye girmemektir’ gibi açıklamalar yapabilmektedir. Sorunun HİV veya HİV’le yaşayanlar olmadığını görmeyi başaramayan muhafazakâr halk sağlığı 80’lerde Amerika’daki son derece tutucu ve neoliberal Reagan hükümetinin benimsediği, artık toplum sağlığı açısından kabul görmeyen ve ünlü sosyolog Patton’un ölümcül tavsiye diye tanımladığı totolojik mesajlardan hala uzaklaşmamıştır. Sağlık Bakanlığı her yıl 1 Aralık’ta ‘tek çare tek eşlilik’ mesajları vermeye devam ederken, global veriler ikna edici bir biçimde kanıtlamaktadır ki monogaminin bir önlem yöntemi olarak dayatılması toplumun belli kesimlerinin (ki dünyada bunun yaygın olarak evli kadınlar olduğu izlenmekte) kendilerini HİV’den muaf saymasına sebep olmuştur ve bu da hala süregelen ciddi epidemiyolojik sonuçlar doğurur.

Cindy Patton Kuzey Amerika’daki HİV epidemisi kapsamında bedenlerin, kimliklerin, hazların ve pratiklerin kontrol edilmesi için devlet, sivil toplum ve benzer aktörlerin yaymaya çalıştığı mesajlar bütününe ‘ulusal AİDS pedagojisi’ adını vermiştir.[2] Makbul vatandaşlar resmi öğretileri benimseyenler olarak atfedilirken, sapkın vatandaşların da aynı öğretileri benimsemeleri adına inzibat altına alınmalarını öngörür ulusal AİDS pedagojisi. Türkiye’de resmi HİV & AİDS pedagojisi hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tek bir mesaj vermektedir: seks yapmayın, yapıyorsanız da sadece üreme amacıyla nikahlı partnerinizle yapın. Bu mesajın ardında yatan niyet ise katiyen toplum sağlığını korumak değil, muhafazakâr değerlerin zarar görmelerini engellemektir—ne de olsa HİV’in T hüclerinden daha çok sevdiği bir şey varsa o da bireyleri sapkınlığa iterek toplumsal yıkılmanın önünü açmaktır. Bu yıkılmayı önlemek için olsa gerek ki Türkiye’de HİV’in tek çaresinin tek eşlilik olduğu ilk kez 1996’da Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Aktuna açıklamasında günah keçisi olarak eski Sovyet ülkelerinden gelenleri suçlarken, bu tehlikeyi önlemenin tek yolunun monogami olduğunu belirtmiştir. Ve o gün bugündür de her yıl 1 Aralık’ta kulaklarımız bu akla ve çağa sığmayan mesajla tırmalanmaktadır.

*

Burada altını çizmem gereken iki önemli nokta var: birincisi, keşke toplum sağlığından sorumlu kamu otoriteleri ve sağlık çalışanları artık kimsenin onlardan HİV’e bir çare bulmalarını beklemediğini anlasalar. Ha, eğer HİVfobiye ve sağlıkta ayrımcılığa ve damgalamaya bir çare bulmak gibi bir niyetleri varsa, o zaman tek yapmaları gereken kulaklarını açıp HİV’le yaşayan özneleri dinlemeye başlamaları. İkincisi de eğer toplum sağlığını asıl riske atan bir şey varsa Türkiye’de bu HİV’le yaşayan kişiler değil Sağlık Bakanlığı gibi bilimsel ve politik otoritenin arkasına sığınan bir devlet kurumunun HİV’in tek çaresi tek eşliliktir demekte bir beis görmemesidir. Tek eşliliğin bir önlem yöntemi olarak dayatılması toplumun sağlığını güçlendirmeyi değil muhafazakâr toplumsal normların yeniden inşasını hedefler. İnsan hayatının seks ve cinsellikle alakalı gerçekliklerini yok sayan bu gibi mesajların toplum sağlığı açısından ne gibi zararlar yarattığı ve toplumu gerçekten önlem mekanizmaları hakkında bilgilendirmek yerine daha çok risk altında bıraktığı 1980’lerin ikinci yarısından beri küresel alanda konuşulmakta. Bu da demek oluyor ki bir şeye çare bulunacaksa, HİV’den daha tehlikeli ve bulaşıcı olan sağlıkta muhafazakarlığa bir çare bulunmalı önce, zira toplum sağlığının önündeki en büyük engel o. Bu yüzden de HİV’in epidemiyolojisini çıkarmaktansa muhafazakârlığın epidemiyolojisine ve ‘bulaş yollarına’ bakmak lazım diyorum ben.

Muhafazakâr sağlık politikalarıyla savaşmanın en etkili yolu, onlardan korunmaktır.

Peki muhafazakarlık nasıl bulaşıyor, kim bu risk altındaki gruplar ve nasıl tehlikeli pratikler içerinde bulunuyorlar diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Sağlık bakanlığının çok yüksek saptanan ve belirlenemeyen seviyeye indirilmesi mümkün olmayan muhafazakarlık viral yükü en başta sivil toplumu ve ilaç firmalarını pençesine almış durumda. HİV alanında çalışan bazı sivil toplum örgütlerinin bakanlıkla aralarını iyi tutabilmek adına politika üretemiyor olmaları, LGBTİ+’lara değil hizmet götürmek bazen adlarını bile ağızlarına alamamaları, alanda çok aktif olmaya çalışan global ilaç firması Gilead’ın sosyal medya hesaplarında bakanlık yönetmeliklerini bahane ederek bilimsel olmayan ve ayrımcı ifadeler kullanması ve bugüne dek ‘politik ortam yüzünden elimiz kolumuz bağlı’ deyip Türkiye’de PrEP ile ilgili bir adım atmamış olması bizlere muhafazakarlığın nasıl bulaştığı konusunda bazı fikirler verebilir diye düşünüyorum. Sağlık bakanlığı, sivil toplum ve Gilead’ın temel epidemiyolojik aktörlerini oluşturduğu bu bulaş tablosunu bahsettiğim ulusal AİDS pedagojisi üzerinden de düşünmek mümkün aslında. Toplum sağlığı mesajları aracılığıyla makbul vatandaşlık inşasını üstlenen ulusal AİDS pedagojisinin tek aktörü monogamiyi öneren bakanlık değil. Sivil toplum kondom üzerine yaptığı baskıyla, ilaç firmaları da agresif test ve tedavi beklentileriyle ulusal pedagojinin diğer ayaklarını oluşturuyor. Böylece seksin ve cinselliğin açıkça ve haz temelli konuşulmadığı bir bağlam yaratan monogami-kondom-test üçlüsü HİV’i muhafazakâr, biyomedikal ve farmasötik bir kapana sıkıştırıyor. Ve bu sıkışmışlık halinin yarattığı en zararlı sonuçlardan biri konu HİV olunca akla ilk gelenin önlem ve test olması ve bu vesileyle toplum sağlının gündemine HİV+’lerden korunmaya çalışılan HİV negatiflerin alınıyor olması.

*

Ulusal AIDS Komisyonun da bir üyesi olan Diyanet’in yakın zamanda yaptığı hedef gösterici ve nefret söylemi minvalindeki HİVfobik açıklamaları ve cinsel sağlık eğitiminin gittikçe üreme sağlığına evrilmesi gibi gerçekler bize Türkiye’de HİV politikalarının gün geçtikçe nasıl muhafazakarlığın veya Savcı’nın dediği gibi neoliberal İslam’ın[3], kıskacına girdiğini açıkça göstermektedir. Ve muhafazakarlığın epidemiyolojisini yapacaksak eğer niye cinselliğin toplum sağlığı için bir tabu olduğu ve yayılımının en yaygın şeklinin cinsel temas olduğu bir virüsten bahsederken cinselliğin neden bu kadar yok sayıldığı sorularını cevaplamamız gerekir. Ve bunu yaparken de HİV’in sosyal ve politik boyutları üzerine yazılmış ve en sevdiğim kitaplardan biri olan Erotik İyilik Hali’ne (Erotic Welfare) dönmenin çok faydalı olacağına inanıyorum. 1992’de basılmış bu eserde Linda Singer ‘epideminin ve paniğin mantığı’ olarak adlandırdığı bir epistemik çerçeveden bahseder. Kültürel, bilimsel ve politik alana hâkim olan bu mantığa göre sadece vücut sıvılarının bedenler arasındaki geçişi değil cinselliğe dair akla gelebilecek her şey riskli, aynı zamanda bireye ve topluma zararlıdır. 90’larda Kuzey Amerika’ya bakarak yapılan bu değerlendirme bence günümüz Türkiye’si için de son derece yerindedir. Cinselliğin topyekün patolojize ve kriminalize edilmesi belki Türkiye’de önlem mekanizmalarının kullanılmasının yarattığı panik ve korku dalgasını da açıklayabilir. Kamu alanında kondom dağıtımının kabahatler kanunu kapsamında veya fuhuşa teşvikten suç sayılabileceği bir bağlamda rahatça söyleyebiliriz ki Türkiye’de muhafazakâr sağlık politikalarının ‘HİV bulaşını önlemek’ adı altında izlediği asıl strateji cinselliğin ‘yayılmasını’ engellemektir. Ve bazen kondom ve PrEP gibi önlem mekanizmaları cinselliği özendirdikleri ve teşvik ettikleri varsayıldığından HİV politikalarını bir çıkmaza sokar: çünkü HİV geçişini önlemek ve cinselliğin yayılmasını engellemek gayeleri birbirlerine ters düşebilir. Bu iki amacı da destekleyen tek önlem mekanizmasının ise haliyle tek eşlilik olduğuna inanılır.

Son olarak, muhafazakâr epidemi mantığını aynı zamanda Türkiye’deki HİV epidemisinin ve HİV’le yaşayanların inkârı üzerinden okuyabiliriz. Veri toplamada yaşanan eksikliler ve aksaklıklar sebebiyle HİV’e dair toplanan ulusal veriler o kadar zayıf ve yetersiz ki UNAİDS ile bile herhangi bir veri paylaşamamakta Sağlık Bakanlığı. Bu durum HİV’in Türkiye’de bir toplum sağlığı hususundan ziyade moral bir tehlike olarak görüldüğünün kanıtlarından biri olabilir pekâlâ. Çünkü hem ulusal hem de uluslararası alanda sözde toplumsal değerlerin muhafaza edildiği imajını korumaya çalışan devlet için HİV’le yaşayanların giderek artan sayıdaki varlığını tanımak aynı zamanda ülkede bir ‘sapkınlık’ epidemisinin varlığını da kabullenmek anlamına gelebilir. Ayrıca, Pınar Öktem’in de bahsetmiş olduğu gibi, HİV’le yaşayanların varlığını açıkça tanımak devleti onlara bir hizmet götürmekle de yükümlü kılabilir.[4] Bunun yerine, devlet ve kurumları kendilerini sembolik bir biçimde HİV’den ve HİV ile yaşayanlardan imün kılmaya çalışır. Bunun için yeterli veri toplanmaz, toplanan veri kamuyla paylaşılmaz, bakanlık logosu HİV temalı etkinliklerde asla kullanılmaz ve hiçbir kamu kurumu veya figürü HİV’le yaşayanları görünür kılmak veya onların yanında görünür olmak için bir çaba sarf etmez. Cahillik, bilmeme hali stratejik bir hal alır yani muhafazakâr toplum sağlığı politikaları için. Sosyolog Linsey McGoey’e göre de ‘sarsıcı gerçekleri inkâr etmek ve olabilecek en az bilgiye sahip olmak’ aslında önemli bir politik yönetim stratejisidir ve kişi ve kurumların kendilerini olası bir kriz durumunda sorumluluk almaktan kurtarmalarına yarar.[5]



[1] Foucault, M. (2003). Society must be defended: Lectures at the Collège de France, 1975-76.

[2] Patton, C. (1996). Fatal Advice: How Safe-Sex Education Went Wrong.

[3] Savci, E. (2021). Queer in Translation: Sexual Politics under Neoliberal Islam.

[4] Singer, L. (1992). Erotic Welfare: Sexual Theory and Politics in the Age of Epidemic

[5] McGoey, L. (2012). Strategic unknowns: Towards a sociology of ignorance.


Etiketler: insan hakları, yaşam, aile, sağlık, din/inanç, siyaset, hiv
Dijital